IMG-LOGO
Röportaj

Sosyolog Dr. Abdülkadir Sezgin ile Türkiye’nin Alevî Meselesini Konuştuk.

26 April 2020

Oğuz Çetinoğlu: Türkiye’ye patinaj yaptırmak isteyen Hıristiyan batı, sunî bir Alevî Meselesi oluşturmaya, geliştirmeye ve gaile hâline getirmeye çalışıyor.  Alevî-Sünni bütünleşmesi için çalışan bir din adamı olarak gelişmeleri yakından takip ettiğiniz biliniyor. Nedir, neler oluyor anlatır mısınız?

Dr. Abdülkadir Sezgin: Ülkemizde yaşayan ve kendisini ‘Alevî’ olarak tanımlayan halk aynen Âşık Veysel gibi, ‘Türküm, Müslümanım’ demekte, kendisini ‘Türk Milleti’nin özü’ olarak kabul etmektedir.

Alevî dernek ve vakıflarının çoğunluğu ise, Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrasında, Avrupa ülkelerinde dağınık ve teşkilatsız kalan eski sosyalistlere -Almanya başta olmak üzere- AB ülkelerinde kurdurulan derneklerin uzantısı olan gruplar gibi görünmektedir.

Bu dernekleri kuranların tamamına yakını yıllar önce Alevîlikle bağını koparmış, Sovyetlerin çöküşü ile yaşadıkları şoktan uyandıklarında kendilerini Alevî teşkilatı yöneticisi olarak gören Marksist ideolojiyi dünya görüşü olarak benimsemiş kimselerdir.

Bu sebeple de Alevîlik konusu incelenip değerlendirilirken halk ile kuruluşların ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.

Bu yapılmadığında problem anlaşılamaz ve/ya çözülemez.

Çetinoğlu: Alevî olmayanlar Alevîliği nasıl yorumluyorlar?

Dr. Sezgin: Üzülerek ifade etmeliyim ki, başta Diyanet İşleri Başkanlığı çalışanları olmak üzere Alevî olmayan veya kendisini ‘Alevî’ olarak adlandırmayan kesimde son derece olumsuz ve Aleviliği dışlayan yerleşmiş bir anlayış vardır.

Çetinoğlu: Ülke nüfusunu çoğunluğunu oluşturan bu kesimde Alevîlik nasıl algılanıyor?

Dr. Sezgin: Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığı yönetici ve çalışanları arasındaki algılamalar halkın da algılamalarına örnek olacağı için bu kurum çalışanları arasındaki algılama biçimlerini cümleler halinde sıralamak uygun olacaktır:

 

-Alevîlik ayrı bir dindir.

-Alevîlik sapık bir din anlayışıdır.

-Alevîlik İslam dışıdır.

-Alevîlik ateizmdir.

-Alevîlik Müslümanlığın içindedir.

-Alevîlik bir kültürdür.

-Alevîlik bir alt kültürdür.

-Alevîlik bir mezheptir.

-Alevîlik diğer tarikatlar gibi bir tarikattır.

Çetinoğlu: Hiçbirinin aklına ‘Alevîlik din değildir, Alevîlik mezhep değildir, Alevîlik meşreptir.’ Demek gelmiyor mu?

Dr. Sezgin: Şüphesiz bu doğru düşünceye sâhip olanlar vardır. Fakat maalesef azınlıktadır. Tamamına yakını din eğitim ve öğretimi gören ve doğrudan din konusu ile meşgul olanlardaki algılama bile bu kadar yanlışlıklar, çelişkiler içermektedir.

İlahiyat fakültelerinde yapılmış master ve doktora çalışmalarında da ‘Alevîlerin Şiî / Caferî olduğuna dair tezler olması bu şaşkınlığın eseri olmalıdır.

Toplumun Alevî olmayan katmanlarında da ‘kestiği yenmez’, ‘kendileriyle evlenilmez’  şeklindeki algılamanın yaygın olduğu da bilinmektedir.

Din ile ciddî ilişkileri olup olmadığı tartışılan sanatkâr, programcı gibi insanların rastgele söyledikleri ‘mumsöndü’ sözleri bu alandaki anlamaların ne kadar yanlış olduğunu göstermesi bakımından çok önemlidir.

Belirtilen sebeplerle öncelikle Alevî olmayanların tamamının ‘Alevî algılama’larını düzeltecek ‘toplumun din konusunda doğru olarak aydınlatılması’ meselesi bulunduğu kabul edilmelidir.

Çetinoğlu: Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu meseleye olan ilgisi, câmi cemaatinin alâkasının çok gerisinde. Yavuz Bülent Bâkiler, bir din görevlisi olmadığı halde, İstanbul’daki bir câmide, Cuma sohbeti olarak, Alevîlik hakkında konuştu. Namazdan sonra çok büyük bir kalabalık etrafını sardı. Sorular sordu, teşekkürler edildi, gençler yanında yaşlı insanlarda elini öpmeye teşebbüs etti.

Câmi görevlisinin ifadesine göre hiçbir konuşma, Yavuz Bülent Bakilerin konuşması kadar alâka görmemiş. Demek ki bu mesele, hassasiyet sâhibi insanların gayretleriyle çözüme kavuşturulabilecek…

Dr. Sezgin: İsabetli bir değerlendirme. Tekrarlanmasını faydalı görürüm. Fakat söz konusu konuşmanın Diyanet İşleri Başkanlığı mensuplarına yapılması çok daha faydalı ve hatta elzemdir. Böyle bir çalışma, problemin çözülmesindeki temel sosyal yapıyı oluşturacaktır. Bu son derece önemlidir. Fakat Başkanlığın böyle bir çözüme sıcak bakması mümkün değil gibi görülüyor.

Alevîlik konusunda öncelikle görüş birliğinin sağlanması gereken en önemli alan Diyanet İşleri Başkanlığı alanıdır.

Bu sağlanmadan Alevîlik meselesi çözülemez. Çünkü din konusunda devletin ana hizmet birimi Diyanet İşleri Başkanlığıdır. Bu sıfatla meselenin çözüleceği yer de Diyanet İşleri Başkanlığıdır.

 

 

 

Dr. ABDÜLKADIR SEZGİN

1948 Yılında Yozgat’ta doğdu. İlköğrenimini Yozgat’ta, orta öğrenimini Yozgat, Ankara ve İstanbul’da tamamladı. 1971 yılında İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nü bitirdi. 1970 yılında İstanbul Şehzade Camii Hatibi olarak başladığı memuriyet hayatında, Müftülük, Vaizlik, İl Müftü Yardımcılığı, Din Bilgisi ve Ahlak Öğretmenliği, Diyanet Yayınevi Müdürlüğü, Başkanlık Merkezinde Uzmanlık, Şube Müdürlüğü, Müfettiş Yardımcılığı, Müfettişlik ve Başmüfettişlik yaptı

Kasım 2011 de emekli oldu. İstanbul - Eminönü Din Görevlileri Cemiyeti Başkanlığı yaptı. Cumhuriyetin 50. yılında Müftü olarak bulunduğu Tekirdağ Malkara ilçesinde ‘Cumhuriyet Camii’ adıyla bir cami yaptırdı. Trakya bölgesinde ilçede ilk İmam – Hatip Lisesini bu ilçede açtırdı. Yunanistan, AB ve ABD’nin Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması taleplerine karşı, alternatif olarak, eğitim dili Türkçe ve Türk soylu Hıristiyanlar ve diğerlerine hitabedecek şekilde, 1977 yılında; ‘İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Hıristiyanlık bölümü açılması Projesi’ni geliştirdi ve YÖK tarafından 1999 yılında proje ‘Diğer Dinler Bölümü’ adıyla kabul edilerek, açılmaya karar verildi. İstanbul Üniversitesi ve İlahiyat Fakültesi yönetimlerinin ilgisiz ve isteksizliği sebebiyle öğrenci alınmadı ve 2005 yılında öğrencisizlikten kapandı. Yaklaşık 300 camii bulunan Caferi Türklerin din adamı ihtiyaçlarını karşılamak üzere, Iğdır veya Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde de bir Caferi Bölümü açılmasına dair projenin kabulü için çalışmaları cemaatin ve Diyanet’in muhalefeti sebebiyle açılamadı. 1978 yılında, Seyyid Ahmed Arvasi başkanlığında beş kişi tarafından kurulan Türk Gençlik Vakfı kurucuları arasında yer aldı, hâlen bu vakfın Mütevelli Heyeti üyesidir.                                                                                                                                                

1987-1991 yılları arasında Prof. Dr. Şaban Karataş başkanlığındaki Ankara Aydınlar Ocağı Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundu. 1992-1995 yılları arasında Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de Din Hizmetleri Müşaviri olarak görev yaptı. Bakü Devlet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin açılmasını sağladı ve iki öğretim yılı ‘İlimler Namzedi’ (Doçent) unvanı ile Öğretim üyeliği yaptı. Azerbaycan’da İmam – Hatip Lisesi’ne benzeyen beş adet ‘İlahiyat Temayüllü Lise’nin açılışını sağladı. Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi’nin 1988-2007 yılları arasında Bilim Kurulu Üyesi olarak görev yaptı. Hâlen aynı merkezin danışmanı, İlim Kurulu Üyesi ve ilmî hakem olarak ilişkisi devam ediyor. Emniyet Genel Müdürlüğü hizmet içi eğitim programlarına 1996-2001 yılları arasında beş yıl konferansçı ve öğretim üyesi sıfatıyla katıldı.

Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü’nde, ‘Cumhuriyet Döneminde Dinî Hayatın Meselelerinin Tarihî Kökenleri’ tezi ile Yüksek lisans yaparak ‘Bilim Uzmanı’ oldu. On ilde, yaklaşık on bin Alevî denek üzerinde araştırma yaptı ve yaklaşık iki bin Alevî köyü gezdi. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde ‘Türkiye’de Alevîlik - Bektaşîlik Üzerine Sosyolojik Bir Araştırma ’ konulu tezi ile de ‘Bilim doktoru ’ oldu. Yayımlanmış ilmî içerikli 12 kitabı ve yüzden fazla makalesi bulunmaktadır. Evli, 3 evlât ve 5 torun sâhibidir.