IMG-LOGO
Güncel

Atatürk Aşılamaz mı?

23 April 2020

“Devlerin omuzlarına tırmananlar, devlerden daha fazla uzağı görürler.” Newton

Avrupa ve Asya da birçok ünlü esere imza atmış Mimar Ahmet Vefik Alp, ikibinli yılların başında: “ben Mimar Sinan’ı aşmalıyım” dediğinde bu sözünü ilk önce hayretle karşılamıştım, koskoca Mimar Sinan nasıl aşılabilir böyle bir şey olabilir mi diye. Sonra düşündüm ki neden aşılmasın, eğer aşılamıyorsa dünya Sinan’dan bu yana mimari konuda bir adım ileriye gidememiş olmalı kanaatine vardım.

Mademki dünya sürekli kendini yenilemede, fen ve ilimde daima ileri gidiliyor, bir sonra gelen nesil, bir öncekini aşmalıydı.

Ama vefatının üzerinden seksen iki yıl geçmesine rağmen, Mustafa Kemal Atatürk’ü: “ben aşmalıyım arkadaş” diyen bir yiğit hala çıkmadı. Nasıl çıksın ki; kurumlar, her gelen iktidar tarafından darmadağın edilip yıpratıldıkça, makamlar liyakatli insan yerine; kifayetsiz insanlar tarafından dolduruldukça, taraftarlarını arka bahçesi görüp karşısındakileri ötekileştirdikçe hangi insan evladı çıkıp ta bu cesareti gösterebilir?

Osmanlı döneminin özellikle son yıllarında Anadolu’nun aydın-vatansever gençleri birazda işgalci İngilizlerin baskısıyla, İstanbul’a yanaştırılmıyorlardı. Tekirdağlı Namık Kemal, Diyarbakırlı Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul, Süleyman Nazif gibi isimler, Malta sürgünleri olarak isim yapmışlardı. İstanbul da saray ve padişahın çevresine bu gün olduğu gibi yanaşma düzenine methiyeler düzenlerden başka kimseler yanaşamıyordu. Tevfik Fikret bu durumu gördükçe: “Yiyin efendiler yiyin, aksırıncaya, tıksırıncaya kadar yiyin!” diye feryat ediyordu.

Aydınlar Ocaklarının her yıl düzenli olarak yaptığı ŞURA toplantılarının sonuncusu geçtiğimiz yıl ekim ayında Amasya da gerçekleşti. Şehir gezimizde Kocaeli ekibinden Dr. İbrahim Kahraman ile tarihi bir camiinin külliyesine takıldı gözlerimiz. Başlarında takkeleriyle yüzlerce çocuk, taş duvarların oyuklarına diz çökmüş, Kuran ezberliyorlardı. Anladık ki, vakıflara ait bu tarihi eser, bir kuran kursuna verilmişti. Yanımızdan geçen bir çocuğa seslenen İbrahim Bey sordu: “evladım siz burada ne yapıyorsunuz, burayı bitirdikten sonra ne olacaksınız?” dediğinde çocuk utangaç ve mahcup bir tavırla: “Kuran öğreniyoruz hafız olacağız efendim.” Diye cevap verdi. İbrahim Bey devamla: “evladım hepiniz de hafız ‘mı olacaksınız, doktor, mühendis, öğretmen olmak istemez misiniz?” diye sorduğunda, çocuktaki yüz ifadesini görmek gerekirdi. İbrahim Bey’in bu saydığı meslek dalları çocuk için o kadar yabancı ve uzağındaydı ki.

İşte yazımın başlığını “Atatürk aşılamaz mı” diye yukarıda saydığım sebeplerden dolayı koydum. Nevton’nun şu sözü çok önemliydi, “devlerin omuzuna tırmananlar, uzağı devlerden daha fazla görürler.” Atatürk’ün önünde omuzuna tırmanıp daha uzağı görmek için bir dev yok tu ama volkan gibi tutuşan bir yüreğe sahipti: “manevi yönden benim iki babam var, vatanseverlik konusunda Namık Kemal, Türkçülük konusunda ise Ziya Gökalp” demiştir. 

Yıllardır Türk gençliğinin önü, imam hatip okullarıyla, kuran kursları ve özel yurtlarda millet ve milliyetçilik ruhundan bihaber sürü mantığıyla yetiştirilen gençlerle Atatürk’ü aşmanın imkânı olabilir miydi?

Hâlbuki yıllar önce rahmetli Arif Nihat Asya yazdığı şiirinin bir beytinde:

 “Yürü halâ ne diye oyunda oynaştasın,

Kızım sende fatihler doğuracak yaştasın!”

Mısralarıyla işaret fişeğini çakmıştı.

 

Türk çocuğuna, Türklüğünün verdiği gurur ve şuurla “andımızın” okunmasını dahi yasaklayan böyle bir eğitim sisteminden çıksa çıksa siyasilerin arka bahçesi çıkar ve gelmiş geçmiş hükümetlerin yetmiş yıldır uygulaya geldikleri eğitim politikası ile geldiğimiz nokta ve seviye işte buraya kadardır.

Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramınız kutlu olsun!

Kalın sağlıcakla.