IMG-LOGO
Röportaj

Entelektüel İlim Adamı, Nükleer, Biyolojik ve Kimyevî Silahlarla Savaş Uzmanı Prof. Dr. TOLGA YARMAN ile KORONA Sohbeti (İKİNCİ BÖLÜM)

19 April 2020

Oğuz Çetinoğlu: Korona ile mücâdelede ‘Fanatizmaya yer olmamalı, fanatizma’yla mücadele, Cumhuriyet’i ve O’nun inanca bakışını, anlamaktan geçer… Demiştiniz. Bu sözünüzü açıklar mısınız?

     Prof. Yarman: Yalnızca bu sözün hakkını vermek, ciltlerle kitap çalışmasına baliğ olacaktır.

     Oysa burada; Korona, veya herhangi başka bir olumsuzluk karşısında; veballerini göz ardı etmek üzere, önümüze, kaderi, yazgıyı, Allah’a, hâşâ, günah ciro ede ede, koyanlarla mücâdele ederken; inanan kitleleri yanımızdan uzaklaştırmamaya özen göstermek üzere,  Cumhuriyet’in kuruluş tılsımlarına tutunmanın önemini belirtmek, istiyorum.

     Bu bağlamda en önce şu hususu hatırlamamız gerekiyor:

     Cumhuriyet’in, inanlarla değil, bağnazlıkla sorunu vardır.

     Diyanet İşleri Başkanlığı, bir defa -günümüzdeki yönetim unsurları, Kuruluş İlkeleri’nden ne kadar uzaklaşmış olurlarsa olsunlar-  bir Cumhuriyet Kurumu’dur. “İnanç hürriyetinin”, “inanç barışının” olduğu kadar, “inançta aklın”, bayraktarlığını üstlenmiş bir Cumhuriyet Kurumu... “Mezhebî taassubun” giderek “hurafenin”, mazallah, kalkanı bir kurum, değil…

     Çetinoğlu: Sizce Cumhuriyet Nedir?

     Prof. Yarman: Kestirmeden şöyle derim…

     -Yönetimde akıldır”, ki, bu düstur TBMM’nin alnında “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir”, diye yazılıdır. Bu aklın olmazsa olmazı, “laikliktir”, yönetimde aklîliktir... Bu bir…

     İkincisi, “İnançta akıldır”, ki, bunun, demin işaret ettiğim boyutlarıyla temin ve tâkibi, işte Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görev çerçevesini, oluşturur. Bu bağlamda, “laiklik”, “inanç özgürlüğü”, “inanç barışı” olduğu kadar, “inançta aklîliktir”…“Nakilden” önce, bir defa, “aklîliktir”…[“Laik” ve “aklî” sözcüklerinin, kolay aklıda kalması açısından, aynı harflerden oluştuğuna, dikkatinizi çekerim… Rahmetli Prof. Mümtaz Soysal; bir televizyon programında; “laiklik” dedikçe; liseden küçüğü olmama sığınıp, O’nu, “Şunun Türkçesi’ni söylememek, sizin gibi bir hocaların hocasına” yakışıyor mu”J) , diye sıkıştırınca, önce hafiften olsun, öfkelenmiş; sonraysa,“Pekiyi onun yerine, ne diyeceğiz?”, şeklinde bana yönelttiği soruyu, demin dediklerimi anlatarak cevaplandırmakla beraber; ustura gibi zekâsıyla; “Aa, çok haklısın, Laik, l, a i, k, aklî, a, k, l, i, meğer aynı harflerden oluşuyormuş, bu sözcükler, esasen!” deyiverip, meseleyi tatlıya bağlayıvermiştiJ) …]

     Bize; her türlü melaneti, “kader”; her türlü edepsiz ihmalin, kusurun, taksirin, sebebiyet verdiği, cinayetten farksız kazalarla vukua gelen ölümleri, “Allah’ın takdiri” gibi, gösteren patolojik zihniyetin müdafileriyle mücadele ederken; onlara, onların anlayacağı dilden, Cumhuriyet Diyaneti’nin Kuruluş İlkeleri’yle cevap vermemekle, çok yanlış yapıyoruz. Hatta o ilkelere, her nasıl oldu ise, sırtımızı dönerek, cevap yetiştirmeye, girişiyoruz… Hatta, “Siyasî İslam” diyebiliyoruz, söz konusu “illetli saptırmayı” dinleyenlerin hayâlinde canlandırabilmek için…

     Çetinoğlu: Korono Allah’ın takdiridir’ diyenlerden söz ediyorsunuz…

     Prof. Yarman: Evet!

     Uhreviyet veya ilâhiyat boyutu bir tarafa, “siyasî olmayan İslam” olmaz. Bu eşyanın tabiatına aykırıdır, bir defa… Aslında, demek istediğimiz şudur:

     “Egemene, yalakalaşıp, onunla birlikte, utanmadan, Allah’ı öne sürerek, aldatan, mezhebî taassup…

     Çetinoğlu: Tasvibi mümkün olabilecek bir durum değil…

     Prof. Yarman: Bu mezhebî taassup, Emeviyye ile beraber şımarmanın doruğuna ulaşmıştır. Aklı iptal eder; “Hesap gününü” unutturup, “uydurma bir kader” icat eder. Fakir fakirse, bu onun kaderidir... Zengin zenginse, bu da onun kaderidir… Allah zengine verecektir, zengin fakire… Bu yutturmacayla beyinleri tütsüler…

     Ama ne İslam’ın özüdür, bu… Ne de, o özü öne çekmeye ahdetmiş Cumhuriyet Diyaneti’nin, kuruluş safiyetinin…

     Çetinoğlu: Siz ne diyorsunuz?

     Prof. Yarman: Bütün şu sayıp döktüğün melanet, Allah’tan sâdır oluyorsa, o zaman “Hesap Günü” niye var? “Mahkeme-i Kübra” neden var? Her şey Allah’tansa; kapatalım mahkemeleri; bırakalım bir kenara, soruşturmaları; adliyelerin kapılarına, kilit vuralım…

     Maden göçüğü altında kalanlardan başlayarak, bozuk yemekten zehirlenenler dâhil, her türlü can kurbanımızı, ayrıca, “gıda şehidi” gibi, orijinalitede Oscar ödüllülere taş çıkartacak, “en eksantrik, şehitlik mertebeleriyle” güya ödüllendirip, acılarımızın müsebbiplerini, “Takdir-i ilahî” diyerek aklamaya yeltenenlere karşı, diyeceğimiz, oysa şundan başka bir şey değildir: 

     -Allah günah yaratmaz!.. Her şey Allah’tansa, o zaman, “Mahkeme-i Kübra” neden var?

     Bunları, Diyanet Görevlileri’nin söylemesi gerekir… Söylemiyorlarsa, o zaman biz söyleyeceğiz… En önce de, o görevlilere söyleyeceğiz…

     Bunu yapmaz; ortadaki inanç yozlaşmasına, “Siyasî İslam” dersek, ne denli iyi niyetli ve haklı olursak olalım, siyasî anaforlarda, “ılımlı İslam” tezgâhlayan emperyallerin oyununa geliyor ve inanan kitleleri yanımızdan, hiç istemeden de olsa, uzaklaştırıyor oluyoruz; kaybediyoruz…

     Bu topraklarda, Fanatizmayla, hurafeyle, bağnazlıkla mücâdele; Cumhuriyet’i ve O’nun inanca bakışını, anlamaktan geçiyor.

     Koronayla ve etrafımızı saran her türlü melanetle mücâdele; çünkü en önce “mezhebî taassupla”, bağnazlıkla, inancımızda, görenekte katiyen yeri olmayan, hurafe ile, mücadeleden geçiyor…

     Çetinoğlu: Akılcı ve gerçekçi olmak lâzım’ Diyorsunuz. Zâten Kur’ân-ı Kerim’de 200 yerde ‘Aklınızı kullanın…’, ‘Siz hiç akletmez misiniz?’ Diyor. Konuşan da aklını kullanacak, dinleyen de…  Peki Efendim, Korona  âfeti ne zaman biter?

     Prof. Yarman: Allah akıl fikir, başta da Cumhuriyet idraki ve iz’an nasip etsin… Orayı geçiyorum… Ama birincilere dönük olarak bu durumda, şu gözlemimi, eklemem gerekir: Bir “hoca kardeş”, şöyle diyordu (“kardeş” diyorum, çünkü bizim mahallede büyümüş, şu ki, kimse bizden daha fazla bu toprakların ve göreneklerimizin çocuğu olduğunu iddia etmesin, mahçup ederiz, devam ediyorum, Hoca kardeş, mealen şöyle diyordu):

     -Müslümanlar arasındaki “mezhep savaşları” hayırlıdır, çünkü Müslümanların yeri zaten cennettir. Bugün Dünya’da gâvurlar, bize göre çok müreffeh bir hayat yaşıyorlar. Hatta Müslümanlar çoğu yerde, çoğu kez, çile üstüne çile çekiyorlar. Olsun, çünkü gâvurlar kâfirdir ve cehennemde haşre kadar yanacaklardır. Müslümanların yeri ise, cennettir. Ama Müslümanların da günahları vardır.“Mezhep savaşlarıyla”, işte Allah, onları, Dünyamızda cezalandırıp,  doğrudan cennete almaktadır.

     Ey Diyanet görevlileri, duyuyor musunuz? Mezhep savaşları; Müslümanları, günahlarından arındırıyor ve hangi cenahtan olurlarsa olsunlar, mezhep cengâverlerini, bu dünyadan öteki dünyaya göç etmeleriyle beraber, ekspres vasıtayla, cennete taşıyor…

     Yaşasın J) … Koşun, mezhep savaşlarına odun, taşıyın… Erdiniz… Cennete, bir iki…

     Şakası bile ürpertici… Üfürüğe bakın…

     Yazık, vallahi… Günah!..

     Böylesi kafalar, bir de Atatürk Cumhuriyeti’nde, düpedüz,“mezhep savaşı kışkırtıcılığı” yapıyorlar… Bunu zaten körükleyen emperyallerin ekmeğine, bilerek bilmeyerek, yağ sürüyorlar…

     Bugün ülkemizin en büyük problemi; çok açık söyleyeceğim; hâşâ, İslam, veya birçoğumuzun “dincileri” yaftalamak üzere, ama yerinde olmayan bir terkiple telaffuz ettikleri “Siyasî İslam” değildir (demin anlattım)… “Aklı” iptal eden, neyin nesi olduğu katiyen belli olmayan, Kuran’da, görenekte yeri asla bulunmayan, sözde nakilleri, sorgusuz sualsiz, mesnetsiz, desteksiz, hatta atıfsız (kaynaksız) ileri sürebilen, “zifiri bir mezhebî taassuptur”…

     Bunun yanı sıra (pek çok saygıdeğer gayreti elbette tenzih ediyorum, ne ki, işte), bu meseleyi, haykırmaktan âciz, veya korkarım daha doğrusu, o yönde (keşke yanılsam), cendereye alınmış,“muhalefet problemidir”.

     Oğuz Çetinoğlu: Diyânet Teşkilâtımız ‘merdiven altı üretimi yapan câhil sahtekârlarla baş edemiyor. Peki Efendim,  Korona  âfeti ne zaman biter?’  Sorusunu cevapsız bırakmak istemezsiniz herhalde…

     Prof. Dr. Tolga Yarman: Hem iyimser olmak istiyorum, hem ilim namusumdan çıkamıyorum…

     Doğrusu, tam bilemiyorum… Verileri hem dünyada hem de ülkemizde tabii, tâkip ediyorum… Ancak veriler, ne kadar güvenilir söyleyemiyorum…

     Ümidim, Mayıs ortalarında illetin, dizginlenebileceği, yönünde…

     Bu eğer bir biyolojik savaş ise, savaşı çıkartanlar, sonunu, hesap etmiş olmalılar…

     Çetinoğlu: Sizce Korona’nın kalıcı tesirlerinseler olacak?

     Prof. Yarman: Her hal-u kârda, Dünya kesin, dönüşüyor… Kaynaklar, başta finans kaynakları, hesaplı veya hesapsız, el değiştiriyor.

     Şurası bir vakıa ki, mücadele azmimiz bizi iyimser kılmalı… Ne kadar iyimser olursak, çevremizdeki mücâdele azmine, o kadar omuz verebiliriz…

     Bir süre sonra, daha somut tahminler yapabileceğimizi, ümit ediyorum…

     Çetinoğlu: Teşekkür ederim. İnsanlarımıza mesajınız var mı?

     Prof. Yarman: Hepimize, can sevdiklerinize çok çok geçmiş olsun…

     Allah hidayet nasip etsin! Bütün kullarını korusun!..

     Sözlerimi bitirmeden; ölümü göze ala ala, canla başla savaşan başta hekimlerimiz, hemşirelerimiz, bütün sağlık çalışanlarına, eczacılarımıza, emniyet görevlilerinden başlayarak, süreç içinde ve çok zor şartlarda her kademede vazifesine devam eden,  görevlilerimize, bin teşekkür. Allah onlardan razı olsun…

                                                                                                                   

Prof. Dr. TOLGA YARMAN

     1963’de Galatasaray Lisesi’ni bitirdi. Üniversite öğrenimini Fransa’da gördü; Institut National des Sciences Appliquées de Lyon Mühendislik Okulu’ndan, 1967’de mezun oldu. Doktora çalışmasını ABD’de yaptı; Massachusetts Institute of Technology’den, 1972’de ‘Bilim Doktoru’ unvanını aldı.

     İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ)’de, 1982’de Profesör oldu. İTÜ, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi, California Institute of Technology, İ.Ü. Mühendislik Fakültesi ve Siyasal Bilgiler Fakültesi, Brüksel Özgür Üniversitesi, Feyziye Mektepleri Vakfı Işık Ünivertsitesi ve Galatasaray Üniversitesi’nde öğretim görevlerinde bulundu. Halen, T.C. Okan Üniversitesi öğretim üyesi.

     Sosyal Demokrasi Partisi (SODEP) (Ankara, 1983), Anadolu Bilim ve Teknoloji Stratejileri Araştırma Enstitüsü (BİLTES) (Eskişehir, 1987), Türkiye Sosyal, Siyasal ve Ekonomik Araştırmalar Vakfı (TÜSES) (İstanbul, 1988), Tarih Vakfı (İstanbul, 1991), Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) (İstanbul, 1994) ve Bilim ve Edebiyat Eseri Sâhipleri Meslek Birliği (BESAM) (İstanbul, 1998), kurucu üyesi oldu. Bir dönem (2009 - 2011 arası) TÜMÖD İstanbul Kolu Başkanı olarak görev yaptı.

     1983’te SODEP MKYK Üyesi olarak çalıştı. 1989-91 arası, Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) İstanbul İl Yöneticisi olarak göreve seçildi. Aynı zaman diliminde, SHP İstanbul İl Kültür ve Eğitim Komisyonu Başkanı olarak pek çok etkinliğin öncülüğünü yaptı. Bu dönemde “Çağdaş Toplumcu Demokrat Düşünceyi” başlattı. Bu çerçevede, ülkemizdeki siyasal oluşumlara, özellikle de, SHP ve CHP içindeki, genelde ülkemizdeki siyasal hareketlere ve bölünmüşlüğe dönük, pek çok makale yazdı, araştırmalar geliştirdi, siyasalar önerdi. O arada “CHP Açılırken Solda İnsan Hareketleri” başlıklı bir kitap yayınladı. (1992)

     “Doğabilim” birikimleri uzantısında, bir bakıma, “toplumcu demokrasi” kuramı ve “toplumcu bir ahlak öğretisi” olarak hazırladığı, “Un Système de Croyance Cosmique” başlıklı kitabı, Belçika’da basıldı (1997).

     2006’dan itibaren, dort yıl boyunca her hafta, konuklarıyla birlikte, “Enerji Savaşları” adını verdiği, Bölgemiz ve Türkiye üzerinde gelişen askerî ve siyasî girdapları, teknik girdiler itibariyle, derinlemesine tahlil eden ve çıkış yolları dokuyan, bir televizyon programı gerçekleştirdi…

     Son on beş yıldır Einstein’ın Görecelik Kuramı ile Modern Atom Kuramı’nı birleştirmek üzere geçekleştirdiği çalışmalar, o arada çağrılı olarak kaleme aldığı iki kitap (“The Quantum Mechanical Framework Behind the End Results of the General Theory of Relativity: Matter is Built on a Universal Matter Architecture”, Nova Publishers, New York, ABD, 2010, “Superluminal Interaction as the Basis of Quantum Mechanics: A Whole New Unification of Micro And Macro Worlds”, Lambert Academic Publishing, Almanya, 2011), çeşitli dünya ilim merkezlerinde yükselen yankılar bulmaktadır.