IMG-LOGO
Röportaj

Entelektüel İlim Adamı, Nükleer, Biyolojik ve Kimyevî Silahlarla Savaş Uzmanı Prof. Dr. TOLGA YARMAN ile KORONA Sohbeti (BİRİNCİ BÖLÜM)

18 04 2020

     Oğuz Çetinoğlu: Günümüzde Korona üzerine sohbetler revaçta. Sizinle Korona’nın ardını ve geleceğini konuşalım istiyorum. Ne dersiniz?

     Prof. Dr. Tolga Yarman: Belli bir konuda âlim olmak demek, öteki bütün konularda câhil olmamak demek değildir. O da, Allah için, o belli konuda, ne kadar âlimsinizdir, tartışmalı olarak, haliyleJ)…

     Olayın, tıbbî ve toplum sağlığı boyutlarına çok fazla giremeyeceğim, çünkü o konularda gerçekten yetkili değilim.

     Şu ki, ortada belli bir virüs salgını varsa ve siz de NBC (yâni, Nükleer, Biyolojik ve Kimyevî Silahlarla Savaş) konularında, bir hayat boyu strateji dersleri vermişseniz, ister istemez, hatırınıza, içinde olduğumuz sürecin, bilhassa bir biyolojik savaş, belki daha hassas ve titiz bir ifâdeyle, bir biyolojik savaş ön denemesi olup olmadığı, sorusu, tabii düşer. Öyle oldu: “Acaba bu bir biyolojik savaş denemesi mi?”, sorusu zihnimde bir süre, çengel gibi asılı kaldı. Cevabım, gitti gitti, geri geldi… Şu ki, ezberden konuşamayız, yâni özellikle biz konuşamayız. Haa, strateji egzersizi bağlamında çeşitli ihtimalleri tabii, dikkate alırız, ancak vardığımız sonuçların, bir biçimde ve muhakkak tahkik edilebiliyor olması gerekir. Öteki türlü “palavra” olur… Bu, bir biçimde gerçekten bir biyolojik savaş ise, Karargâhı, bayağı mahir olmalı ki, uzmanlar, öyle mi, değil mi, hâlâ daha tam kestirebiliyor, değiller…

     Çetinoğlu: Kesin bilgi olmadığında tahminlerle bizi doğruya götürebilecek ihtimaller arayışı yapılamaz mı?

     Prof. Yarman: Çoğu zaman, sıfır istihbarî veriyle dahi, bazı tahminlerde bulunmak mümkündür… Yalnız bunu düstur zemininde, yapmakla kısıtlıyızdır. Yâni vardığımız sonuçları, bir biçimde tahkik edebiliyor olmamız gerekir…

     Bu defa, şahsen, çok arada kaldım. Bu bir biyolojik savaş denemesi mi, yoksa değil mi? Bu safhada olsun, inanın, bilemiyorum… Emareler, biyolojik savaşı somut olarak işaret etmiyor… Ama bu böyle demek, ortada akla gelen melanet, yok demek, değildir.

      Ama şunu hemen söyleyebilirim: Şu olup bitene bakan süper strateji odakları, belli amaçlar doğrultusunda, benzer bir süreci, bilerek ve isteyerek harekete geçirmek üzere, planlar yapmaya çoktan başlamış olmalılardır. Başlamamışlarsa, zaten “iyi strateji”, çatabiliyor olmazlar.

     İlk söyleyeceğim budur.

     Çetinoğlu: İkincisi?

     Prof. Yarman: Bir aşı vurgunu bekliyorum...

     Çetinoğlu: Ciddî ve emin misiniz?

     Prof. Yarman: Keşke yanılsam… Yine de, strateji egzersizlerinde, sonuçlar sebepleri öğretir, bize… Aşı, şu anda birilerinin elinde var mı? Bu, hemen bütün spekülasyonlara dönük önemli bir ölçüdür. Var mı yok mu bilemiyoruz… Varsa, piyasaya ne zaman sürülecek? Kim tarafından sürülecek? Bu soruların cevapları ise, bir biyolojik savaş içinde olup olmadığımız konusunda gelecekten geçmişe dönük tahminler yapmamıza yardımcı olabilecektir. Her hal-u kârda, yakın zamanda veya değil, bir aşı gündeme gelebilecektir. İnsan, “keşke” demeden edemiyor… “Gelse de kurtulalım şu beladan”, demeyenimiz var mı? Aynı derecede, aşı, vurgun olarak mı gelecek, yoksa bedelini ödemeye amade olacağımız, insancıl bir çare, olarak mı?

     Süreç her hal-u kârda, dediğim gibi, bir biyolojik savaş içinde olsak da olmasak da, bazı hinliklere maatteessüf gebedir ve malzeme yapılıyor olmalıdır.  

      Devamında, bir diyeceğim, içinde olduğumuz süreç, kurgulanmış olsun veya olmasın, en başta, ağızdan yel alsın, ölümler olmak üzere, yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen, Dünyamız derin bir nefes aldı. Salgının ilk ateş hattının gerisinde olanlar, durduk, düşünüyoruz:

     Çetinoğlu: Ne düşünüyoruz?

     Prof. Yarman: O kadar koşturmacayı, onca insan ve tabiat sömürüsünü, mezalimi, bu dünya kaldırmıyor.

     Bu belirginleşti…

     Biliyor musunuz, kimi hayalperestlerin söylediklerinin tersine, insanoğlunun gideceği başka bir dünya yoktur! Bize en yakın yıldız, bir ışık yılı mertebesinde kadar uzak. Işık buradan Ay’a, bir saniyede gider. Güneş’ten buraya sekiz dakikada gelir. Güneş sistemini dört saatte kat eder. Demek, ışık sırtında gitseniz bile, en yakın yıldıza bir yılda gidersiniz. Ay’a Apollo seyahati yuvarlak bir hafta çeker, Mars’a uzay aracı, buradan altı ayda ancak gider…Git gel, bir yıldan fazla çeker yâni… En yakın yıldıza dahi, nasıl gideceksiniz?.. At martini, de Bre Hasan J) …

     Gittiniz diyelim… Orada yaşanabilir bir gezegen bulunabilir mi? Orası ayrı… Çok muhtemelen, yok öyle bir şey!..

     Bütün bunlara rağmen insanoğlu, Gezegenimiz’ deki hayatının kendisine, nasıl istisnaî, nasıl eşsiz bir armağan olduğunu, hâlâ daha idrak edemedi. Birbirinin gözünü çıkarmakla meşgul… Bunu söylerken, mazlumla zalimi aynı kefeye elbette, koymam… Zalime karşı ve mazlumun yanında, her daim, tavırlı olmak, değişmez buyruğumuz, doğrultumuzdur…

     Şunu eklemeliyim… Güneşimiz orada olduğu sürece ki, ortalamasından şöyle bir 5 milyar yılımız var, şu cennet dünyayı ve bütün şu nüfusla dahi, git gide, daha da cennet bir mekâna dönüştürme şansımız var…

     İnsanoğlu bunu hiç idrak edemiyor. Kimi ilim insanları ise, “sistem kapalı” olduğu için, şehirleşmede görüldüğü şekliyle, eski deyişle, tefessühün, yâni çürümenin, yâni kirlenmenin, yâni (Latincesiyle) “dekadansın”, yâni tangur tungur yuvarlanmanın ve yok olmanın,  kaçınılmaz olduğunu, ileri sürebiliyorlar… Dünyamızı tam da şimdi yaptığımız gibi, evet horluyor olsak da… Evren’in uçsuz bucaksız karanlıklarına “nazar boncuğu” bu “Yegâne Yuvamıza, Güneş orada durduğu sürece, akılcı yaklaşımlarla, daha da yüksek bir düzenlilik getirmemiz mümkündür.

     Çetinoğlu: Çürüme kaçınılmaz değildir’ mi diyorsunuz?

     Prof. Yarman: Evet! kimi ilim insanlarının iddia ettiklerinin tersine, çürüme kat’iyken  kaçınılmaz değildir!..

     Çetinoğlu: Tabiatı bu kadar hor kullanmamıza rağmen mi?

     Prof. Yarman: Dünya bir defa Güneş’ten enerji aldığı için, kapalı olamaz. Haa, Güneş ve Dünya bir arada, evet “kapalı bir sistem” oluşturuyor, varsayılabilir. Ama Dünya tek başına kapalı bir sistem değildir!

     Biz buna rağmen, eğer Dünyamızı, havayı, suyu, toprağı, denizleri, yahut hatta uzayı, kirletiyorsak, valla çok canavarız, daha da önemlisi çok gabiyiz, demektir.

     Çetinoğlu: Korona’ya dönersek efendim…

     Prof. Yarman: Korona, öyle veya böyle, Dünya’yı durdurdu…

     Ortaya gelen mesajlar, bilhassa emperyaller için çok öğretici:

     -Beni horlama ahmak, yakarım yoksa çıranı!

     -Otur oturduğun yerde, bu kadar didinerek, didişerek, gideceğin hiç bir yer yok. Tutkun;  Dünyayı, buradaki hayatı, giderek insanoğlunu, çocukları, çocuklarımızı, korumak, kollamak olmalı. Gerekeni çok daha az ıkınarak, bak, pekâlâ yapabiliyorsun… Otur, şu “güzelim gezegen evini”, evreni, anlamaya çalış. Yaradılışı anlamaya çalış. İnsan ol!

     Çetinoğlu: Zor görünüyor…    

     Prof. Yarman. Zor fakat imkânsız değil. Kullandığımız enerjinin hepsi hepsi yarısını kullanarak, yaptığımız her işi yapabileceğimizi, daha 1980’lerde, öğrenmiştik… şimdi ise, “zaman verimliliğini” öğrenecek, insanlık…   

     Daha, daha da fazla, enerji üretimi için durmadan yırtınanlara, daha 1980’lerde şunu söylemeye başlamıştım:

     -Avrupa’dan başlayarak, ülkelerin kendilerini, ABD ile Sovyetler Birliği arasında yükselen Soğuk Savaş çekişmesinin göbeğindeki Orta Doğu petrollerinden sıyırmak üzere başlattıkları çabalar, bize “yepyeni bir enerji kaynağı” bahşetti… “Tasarruf enerjisi”, daha doğrusu, işte,“enerji verimliliği”…Arabalar, kocaman kocaman Amerikan Arabalarından başlayarak, küçüldü. Binalar yalıtıldı. Isı kaybı azaltıldı… Yük kamyonları, yükleri olmadığı zaman, ilave tekerleklerini, sürtünmeyi azaltmak üzere, sırtlarına almayı öğrendiler. “Yakıt yakma teknolojisi” geliştirildi. Daha uzak mesafelere daha az yakıt yakarak gitmeyi öğrendik. Güneş ve rüzgâr gibi, yakıtı bedava enerji kaynakları, gitgide daha çok devreye sokuldu. Sonuçta bakın ne öğrenildi: Kullandığımız enerjinin hepsi hepsi yarısını kullanarak, meğerse yaptığımız her işi yapabiliyormuşuz… Bunu öğrendik…

     Çetinoğlu: Bu öğrendiklerimizle Korona arasında bir bağlantı olabilir mi?

     Prof. Yarman: Korona bize aynı çizgide, bir şey öğretiyor:

     -Yavaşla… Helâk olurcasına koşmak, koşturmak para etmiyor… Hele salak salak koşmak, zır hastalık… Durdur, sömürüyü… Mânâsız canavar savaşları… Mezalimi, tasfiye et… Gönüldaş ol… Gönüldaş kal… Akılcı ol… Akılcı üret… Akılcı tüket… O zaman, al sana tasarruf edilmiş zaman… Tadını çıkart…

     İşte şimdi ve Korona sayesinde, “zaman verimliliğini” öğreniyor, insanlık.

     Çetinoğlu: Bir söylenti var. Korona ile 5G arasındaki bağlantıdan söz ediliyor…

     Prof. Yarman: 5G, mâlûm, yeni nesil baz istasyonlarının adı. Bunlar radyo dalgalar (daha doğrusu, kızıl ötesinden daha az enerjili, mikrodalgalar) aralığında çalışıyor. Mor ötesi, yüksek enerjili radyasyondan, yâni işte X ışınlarından, gamma ışınlarından, bunlarla kıyaslanamayacak kadar düşük enerjiye sâhipler. Benim bilebildiğim, Korona’nın buradan kök almış olması, mümkün görünmüyor. Ama “kesin budur”, diyebilir miyim? Hayır diyemem. Çünkü her şey bir tarafa, ilim insanı öyle konuşmaz, konuşamaz…

     Asıl mesele; Dünya garibanlarının; ki bunların arasına, “çulsuz”, ama “bilge kere bilge” güzel insanlarımızı da, katıyorum, Dünya Lordları karşısında, nasıl örgütleneceği… İkinciler birincileri, her şekilde serfleştirmek istiyorlar… Bu hırtlara karşı, örgütlü olarak kafa tutmayı başarabilmemiz gerekiyor… Bunların ellerinde, bugün 5G, Korona’yı doğurmuş olmayabilir… Ama sırtlarına dikilmiş çiplerle, böcekler bile, casusluk için, uzaktan görüntü nakletmekten başlayarak, akla hayale gelmeyecek melaneti tetikleyecek donanımla, oradan oraya, vızır vızır uçurulabilmektedir.

     Oğuz Çetinoğlu: Korona sâdece bir ölümcül hastalık mı? Ötesinde neler görüyorsunuz?           

     Prof. Yarman: Türkçe konuşurken, yazarken, yabancı kelime kullanmaktan uzak durmaya çalışıyorum… Ama Korona deyince, yanına, “Bağnazlık”, “Taassup / Hurafe Kafalılık” demem, altı “Şişhane üstü Tünel”, der gibi, bir şey olacaktı J) …

     Çetinoğlu: ‘Fanatizma’ diyorsunuz… Açıklar mısınız?

     Prof. Yarman: Fanatizma veya işte bağnazlık, sözcüğü ile şunu kast ediyorum:

     Tartışmayı, sorgulamayı, düşünmeyi reddeden, aslında bilmeyen ve ezberinden, “dediğim dedik öttürdüğüm düdük” dediğini, karşısındakinin beynine, ona, hiç bir söz hakkı tanımadan, üstüne üstlük onu aşağılayarak, “itfaiye hortumu” ile ve hınçla zerk etme saplantısı, giderek cürmü J) …

     “Fanatik” o zaman, o saplantının ve cürmün faili oluyor J) … Öyle…        

     “Fanatik” yalnızca bizde değil, Dünya’nın her tarafında var… İnanın ilim dünyasında da var… Hatta biliyorum benden duyunca çok şaşıracak, büyük ihtimalle de yadırgayacaksınız… Olsun…

     Yine de ifade edeceğim… Pek çoğu da, ilim dünyasında var J) … Ama şimdi oraya girmeyeceğim… Şu kadarını söyleyeyim, yalnız, onlar adam olsalar, millet, bağnaza, taassuba, hurafeye,“Hurafe Koronası”na, teslim olmazdı…

     “Hurafe Koronası”ndan çıkamayınca, “Korona” gibi musibetlerle savaşmak, çok zorlaşıyor…

     Bu çerçevede, Fanatizma’yla mücadele, Cumhuriyet’i ve O’nun inanca bakışını, anlamaktan geçer…