IMG-LOGO
Güncel

Sevenler Öldüğünde, Yüreklerindeki Sevda Nereye Gider?

10 April 2020

Özellikle her konunun Korona salgını ile anıldığı bu günlerde, zihnimizi biraz da farklı konulara yoğunlaştırmanın önemli olduğuna inanıyorum.

         Çünkü bu ölümcül salgını; bilimsel tedavilerle olduğu kadar; eve kapandığımız bu günlerde acılara odaklanarak değil tam aksine duygu ve düşünce yoğunluğumuzu türlü güzelliklerle doldurarak, geçmiş günlerde yaşadığımız mutluluklardan güç alarak yeneceğiz.

         Bu nedenledir ki, yazı başlığımı belki de düşünmediğimiz, düşünemediğimiz bir konuya odakladım!

         Hiç düşündünüz mü?

         Gerçekten de sevenler öldüğünde, yüreklerindeki sevda nereye gider?

         Bu çok anlamlı soruya verilebilecek pek çok cevap bulunabilir tabii ki!

         Ya sevgiyle dolu bakışlarda, kalplerde yaşar kimi sevdalar… Ya, kimi zaman aşk dolu, sevgi dolu şiirlerin dizeleri olur, sevdalı yürekleri anlatırlar.  Ya da, yazılara dökülür kitapların sayfalarında klasikleşir unutulmaz olurlar.

          Anna Karanina’da, Kerem ile Aslı’da, Leyla ile Mecnun’da, Aşk-ı Memnu’da, olduğu gibi daha pek çok kitaplarda yaşamaya devam ederler…

         Çünkü gerçek sevdalar ölümsüzdürler…

         Tıpkı birbirini tamamlayan iki gönlün, coşku dolu sevgisiyle oluşan, son nefese kadar süren sevdalarını anlatan, ömür boyu aynı duygu yumaklarını taşıyan hayat arkadaşlıkları gibi…

          Tıpkı ilk aşkı tadan gönüllerde açan sevgi tomurcuklarıyla zenginleşen sevdaların unutulamadığı, kimi zaman ortak şarkılarda, kimi zaman ortak renklerde, kimi zaman gönül tellerinde her daim canlı kaldığı, kalacağı gibi…

          Bazen de uzak diyarlarda yitip giden canların,  vatan topraklarına hasretliğini anlatan sevdalar gibi…

          Bir Kızılderili Ata Sözü derki:  

       ‘’Ölüler güç ve bilgilerini beraberinde götürmez; yaşayanlara ilave ederler…’’ (Cheyenne kabilesi…)

          Evet, sevdalar ölülerle birlikte gitmez!

          Kimisi gönlümüze, kimisi şiirlere, kimisi kitaplara, kimisi vatan topraklarımıza kazınırlar. Yaşayanlarla, yaşanan her şeyle kaynaşır, kaynak olur bu sevdalar…

          Aslında insanoğlu yüreğindeki sevgiler kadar yücelir, etrafıyla paylaştıkça çoğalır sevgi yumaklarımız.

          Sevginin gücüne hiçbir engel set çekemez, sevgiyle çarpan yürekler hiçbir engeli tanımaz. Yeter ki sevgiyle çarpan yürekler, hoşgörü ile buluşabilsin!

           Ülkemizin son dönemine baktığımızda; sevgiyi, hoşgörüyü unutan gönüller, gönüllerimiz o kadar çoğaldı ki!

           Sevgiyle bakan gözler, hoşgörüyle çarpan yürekler, bu güzellikleri anlatan sözler karşımıza çıktığında; neye uğradığımızı şaşırıyoruz adeta!

           Ama böylesine duyguları bize hatırlatan, ancak göremediğimiz, yazılmayan, yazılamayan o kadar çok olay var ki çevremizde…

            Sevgi ve hoşgörü!

            Bu iki sihirli kelimeyi, günlük yaşamımıza uyarlasak; ülkemizde çözülmeyen, çözülemeyen hangi sorun olabilir ki?

           Sevgiyi ve hoş görüyü öne çıkararak;  kimseyi ötekileştirmeden, inanç özgürlüğüne saygılı, kimlikler üzerinden insanlara ayrımcılık yapmadan, hukuku siyasallaştırmadan, ‘dindar nesil, kindar nesil’ ayrımcılığına sapmadan, inançlar üzerinden siyaset yapmadan, demokratik özgürlüklere saygılı kalarak, cumartesi annelerinin feryadına da, şehit analarının yanık yüreklerine de duyarlı, dürüstlüğün, hak ve hukukun öne çıktığı, adaletli vicdanların sesinin yansıdığı bir ülke ortamı yaratmak çok mu zordur?

             Çok zor mudur, sevmek ve hoş görmek?

             Yunus Emre’nin ilahi aşkla söylediği:

          ’’ Yaratılanı severim, Yaradan’dan ötürü…’’ sözünde olduğu;

             Yüce Peygamberimiz Hz. Muhammet’in (S.A.V);

           ‘’Hoşgörülü Ol ki Sana da Öyle Davranılsın.’’ Hadisi Şerifinde buyurdukları gibi; birbirimize hoş görüyle davranmak, sevgi dolu gözlerle bakmak, gerçekten de zor mudur?

             Hiç sanmıyorum. Çünkü Türk Milletinin yapısal nitelikleri, duygusal özellikleri; bu iki güzel kelimeyle yoğrulmuştur. Bizler; sevgiyi ve hoşgörüyü, bu güzellikleri, tarih sayfalarına nakış gibi işleyen atalarımızdan devir almış, özümsemiş nesilleriz.

             Yıllar önce büyük usta Kayahan’ın cenaze töreninde hazır bulunan cemaate hitap eden imamın, yapmış olduğu konuşmasında; aşağıdaki cümle özellikle o günlerde sosyal medyayı adeta sallamış, çok dikkat çekmişti…

             Neydi o cümle?

          ‘’Koca kalelerin içine korumalarınızla saklansanız da ölüm bir gün sizi bulacak…’’ Çok anlamlı olan bu cümle aslında bir ayet, bir hakikat…

             Bu mesaj; ‘’Her canlı ölümü tadacaktır.’’ (Al-i İmran Suresi, Ayet 185) gerçeği ile tam olarak örtüşmektedir.

             O halde, sevgiyi, hoşgörüyü öne çıkarmak varken; günümüzün Türkiye’sinde yaşanan onca sevgisizlikler, hoşgörüsüzlükler nedendir? Sadece yaptıklarımız kalmayacak mıdır ardımızda? Sevgiyle, hoşgörüyle anılmak varken; tam tersiyle anılmak niye?

             Ama yine de;

          ‘’Vicdan gecikmiş olsa da bir gün sevgiye dönüşebiliyorsa, bir gün borcunu ödemeye amade hale gelebiliyorsa, bu dünyada hala umut vardır.’’ (Danny Collins, filminden…)