IMG-LOGO
Röportaj

Sigorta Sektörünün Yumuşak Karnı..! Özel Sigorta Dedektifi Attila Çilingir Anlatıyor

05 April 2020

 ‘İnsanların yaptığı sahte paralar kadar, sahte insanlar vardır…’

                                                                         ( S.J.Harris )

 

Oğuz Çetinoğlu: Klasik tarife göre; ‘Sigorta, beklenmedik kayıplara karşı sigortalıyı koruma prensibine dayalıdır. Belli bir prim karşılığında istedikleri teminatı sigorta kapsamına aldıran ve bunun karşılığında sigorta poliçesi satın alan sigortalılar; oluşan hasarlarını sigorta şirketlerinden tazmin ederler.’ Sigorta sektörü bu prensipler dairesinde sağlıklı işliyor mu?

Atilla Çilingir: Her zaman böyle işlemeyebilir! Bazı insanlar veya kurumlar; olmamış hasarı olmuş gibi göstererek, ‘suiistimal’ diye tabir edebileceğimiz bazı usulsüzlüklere başvurarak, haksız kazançlar elde etmektedirler.

Çetinoğlu: Neler oluyor?

Çilingir: Sigorta suiistimalleri, gerçek kayıpları karşılamak üzere birçok dürüst sigortalı tarafından ödenen primlerle oluşan fonların; sahte hasar başvuruları ile tüketilmesi sonucunda sisteme büyük zararlar vermektedir.

Çetinoğlu: Hangi sigorta dallarında suiistimallere rastlanıyor?

Çilingir: Sigorta suiistimalleri hayat, hayat dışı ve sağlık sigortası ayırt etmeksizin her türlü sigorta dalını etkilemektedir.

Çetinoğlu: Neler yapıyorlar, nasıl yapıyorlar?

Çilingir: 1-Sigorta teminatı almak için yapılan başvurularda; asılsız ve eksik bilgi vermek veya sigorta teklifinde sorulan sorulara asılsız veya eksik cevaplar vermek;

2-Gerçek bir talebin abartılması da dâhil, yanıltıcı veya asılsız kayıpların öne sürülerek, tazminat başvurusunda bulunmak;

3-Sigorta sözleşmesine dayanarak, bu sözleşmeden fayda sağlamak için sigortacı ile yapılan anlaşmada; yanıltıcı ve gerçek olmayan tavırlar sergilemek!

 

Çetinoğlu: Bütün bu hareketler suç unsuru değil mi?

 

Çilingir: Sigorta suiistimalleri, birçok dürüst sigortalının mağdur olmasına sebebiyet veren ve dikkatle incelenmesi gereken bir suçtur. Bu suç, 1 Haziran 2011 tarihinde yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu’nun 158’nci maddesine göre, ‘nitelikli dolandırıcılık’ olarak sayılmış olup; ‘bu suçu işleyenlere, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ve beş bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılırlar’ hükmü getirilmiştir.

 

Çetinoğlu: Genel olarak bu suçu kimler işliyor? 

Çilingir: Sigorta suiistimalleri, poliçe sâhibi veya tazminat talebinde bulunan üçüncü bir şahıs tarafından yapılabilmektedir. Sigorta suiistimalleri, hayalî yolcu hasarları, gerçek olmayan trafik kazaları ile birlikte fırsatçı tazminat taleplerinden, beyan edilmeyen kritik hastalıklara ve profesyonelce planlanmış organize suç zincirlerine kadar geniş bir alana yayılabiliyor.

Çetinoğlu: Eskiden beri var mıydı?

 Çilingir: Tarihin ilk sigorta suiistimali hakkında şu bilgilere ulaşılmıştır: ‘Yunanlı tüccar Hegestratos’un M. Ö. 300 yılında gemi ipoteği diye adlandırılabilecek, geminin ve içindeki mısırın sigorta teminatı kapsamındayken yapılmıştır! Olayın özü; tüccarın borç ile almış olduğu mısırın gemi ile taşınması ve kargo-mısırın müşterisine teslimatı yapıldığında, paranın faizi ile birlikte geri ödenmesiydi. Borcun ödenmemesi durumunda alacaklı gemiye kargosuyla birlikte el koyabilecekti. Hegestratos’un suiistimal planı; boş gemiyi batırarak, aldığı borcu ödememek ve mısırı da satarak, haksız kazanç sağlamak üzerine kurulmuştu! Fakat bu planı yürümemiş. Geminin diğer yolcuları onu iş başında yakaladığında, kaçmaya çalışırken boğularak ölmüştür…’

 Ticaretin doğuşundan itibaren hilenin de başladığını bize gösteren ve bilinen bu ilk olay gibi buna benzer, şeytanın dahi aklına gelmeyecek, pek çok suiistimal olayları yaşanmış, yaşanmaya da devam edecektir. (‘Sigortalı Hayatın Gerçekleri’ isimli kitabımda bune benzer pek çok olayın hikâyesi vardır.)

 Çetinoğlu: Suiistimallerin boyutunun anlaşılabilmesi için suiistimallerinin sigorta şirketlerinde sebebiyet verdiği zararlar hakkında neler söylemek istersiniz?

 

Çilingir: Sigorta suiistimallerinin sigorta şirketlerinde sebebiyet verdiği zararların bir kısmı şöylece sıralanabilir.

-Sigorta şirketlerinin kârlarında azalma olur.

-Hasar prim oranlarının artırılmasına, sigorta şirketlerinde finansal sıkıntıların oluşmasına sebebiyet verir.

-Sigorta primlerinin yükselmesi ve küçük şirketlerin ödeme iş hacimlerinin azalmasına yol açar.

-Tazminat ödemelerinde aksamalar olur.

-Sigorta şirketlerinin kredi derecelendirilmelerinde düşüşler meydana getirebilmesidir.

 

Çetinoğlu: Geniş kapsamlı bir etkilenme söz konusu. Önlenmesi için ne gibi tedbirler alınıyor?

 

Çilingir: Türkiye sigorta sektöründe giderek artan suiistimal artışının, dürüst sigortalılar ve sigorta şirketlerine yüklemiş olduğu olumsuz maliyetin fazlasıyla büyümesini önlemek amacıyla Hazine Müsteşarlığı, Sigorta Bilgi ve Gözlem Merkezinin (SBM) bünyesinde; Sigorta Suiistimalleri Bilgi Sistemi (SİSBİS) projesini hayata geçirmiş, 2011 Haziran’ından itibaren yürürlüğe giren yönetmelikle de desteklemiştir.

 Bu uygulama, sigorta şirketlerinin tespit ettikleri suiistimal olaylarını SİSBİS’E raporlamalarıyla yürütülen bir sistemi içermektedir.

 Ancak sektörde yaşanan sigorta suiistimallerinin tespiti için görev tanımları yasal müeyyidelerle belirlenmiş, ‘sigorta müfettişliği ya da sigorta dedektifliği’ titri olan görevliler ne yazık ki hâlâ sektörümüzde hizmet vermemektedirler.

Çetinoğlu: Sigorta sektörünün ülke ekonomisindeki yerini ve suiistimallerin hacmini rakamlarla belirlemek mümkün mü?

 Çilingir: 2018 yılı Türkiye Sigorta Sektörünün prim üretimi 54,6 milyar TL’dır. Bu meblâğın %10’luk kısmı suiistimal/eksik beyana odaklı hasar meblağı olarak değerlendirilebilir.

Tespit edilemeyen /araştırılması yeterli seviyede yapılamayan suiistimal odaklı hasarları da dikkate aldığımızda; sektörün suiistimal odaklı hasar meblağının yıl bazında %10’luk seviyenin de üzerinde olacağı çok açıktır.

Çetinoğlu: Alınan tedbirler, suiistimalleri önlemekte yeterli olabiliyor mu?

Çilingir: Sigorta sektöründe giderek artan sigorta suiistimallerinin önlenebilmesine yönelik, son dönemde Hazine Müsteşarlığının almış olduğu tedbirler, yayınlamış olduğu SİSBİS yönetmeliği ve SBM (sigorta bilgi merkezi) bünyesinde oluşturulan veri tabanı elbette ki, çok önemli gelişmelerdir. Suiistimalleri belli bir ölçüde enlemek için faydalıdır. Fakat tam olarak önlemek için yeterli değildir.

Çetinoğlu: Neden?

 Çilingir: Çünkü bu sistemde kayıt altına alınan suiistimal olaylarının tespiti için sahada çalışan / çalışacak yetişmiş ve hukuki yetkileri olan sigorta müfettişi / dedektifine ihtiyaç vardır. Bu görev tanımı, hukuki çerçevesiyle bir an önce belirlenmeli ve sektörde faaliyete başlamalıdır.

 Şu hususun altını bir defa daha çizmek gerekirse; sigorta eksper’inin göreviyle, sigorta müfettiş’inin görev tanımını birbirine karıştırmamak gerekir! Zira bir tanesi hasarın teknik analizini, diğeri ise; hasar suiistimalini ortaya koyan uzmandır.

Çetinoğlu: Sigorta şirketlerinin ve yöneticilerinin konumundan söz eder misiniz?

Çilingir: Türkiye sigorta sektörünü ve sigorta şirketlerini yönetenlerin, ‘sigorta suiistimallerinin’ önlenebilmesine yönelik olarak, bir an önce sigorta müfettişliği / dedektifliği kavramına uygun nitelikli kişileri sektöre kazandırmaları ve birilerinin cebine giren bu haksız kazançların kapısını, bu nitelikli dolandırıcıların suratına çarpmaları şarttır.

 Sigorta suiistimallerinin tespit edilmesi, önlenmesi ve yok edilmesi, sektör ve sigortacılar açısından önemli olduğu gibi dürüst sigortalılar açısından da önemli bir beklenti ve bir haktır.

Çetinoğlu: Umulur ki kanun düzenleyiciler ve sigorta şirketleri ile yöneticileri tavsiyelerinize uygun hareket ederler.

Çilingir: Şimdi, Efendim! Özellikle sağlık sigortasında büyük suiistimaller oluyor. Yakından şâhit olduğum bir hâdise: Sigortalı şahıs, fıtık ameliyatı için özel bir hastaneye gidiyor. Özel sağlık sigortası olup almadığı soruluyor. ‘Evet, var’ cevabı alınınca, aynı hastanede aynı ameliyatı olan SGK’lı hasta için yapılmayan tahliller yapılıyor, röntgenler çekiliyor. Hastaneden 3 günde taburcu edilmesine rağmen, özel sağlık sigortalı 10 gün de taburcu ediliyor. Ayrıca operatör, ‘bıçak parası’ adı altında ek talepte bulunuyor. Hasta yakını fatura karşılığında ödeyebileceği söylüyor. O fatura diğer şişirilmiş fatura ile birleştiriliyor ve netice, SGK’lı hastadan alınanın birkaç misli para, sağlık sigortasından tahsil ediliyor.

Çetinoğlu: Aktüerya gereğince, sigorta şirketi prim ücretlerini yükseltiyor. Şahıslar yüksek prim sebebiyle sağlık sigortası yaptıramıyorlar. Sigorta şirketi müşteri kaybediyor vs. Mutlaka bu tür olaylarla karşılaşmışsınızdır. Bir hâdiseyi örnek olarak anlatır mısınız, Ne oldu, nasıl oldu, Hangi neticeye ulaşıldı?

Çilingir: Haklısınız. Bu tür olaylarla pek çok defa karşılaştım. İsim vermeksizin bir olayı nakledeyim. Hikâyemizin adı ‘Şüphesiz dünyada en büyük hastalık, fazla akıllılıktır!’ olsun

Çetinoğlu: Lütfedersiniz.

Çilingir:  O, çok ünlü bir sanatçıydı Rumeli Hisarı konserlerinin çok popüler olduğu bir yaz günü sahnede düşmüş ve konserini yarıda bıraktığını araştırmalarımız sonucu öğrenmiştik…

 Kazanın olduğu gece ambulansla çok bilinen bir hastaneye götürülmüştü hanımefendi. Acilen ameliyata alınmış ve hasar gören sağ dizine başarılı bir laparoskopik müdahale yapılmıştı!

Sıra yapılan ameliyatın faturasının ödenmesine gelmişti… 

Ünlü solistimizin özel sağlık sigortası vardı!  Hastane muhasebesi; doktor ve hastane işlemlerini içeren faturayı düzenleyerek sigorta şirketine göndermişti…

Ama öyle bir fatura gönderilmişti ki, sigorta şirketi yöneticilerinin gözleri fal taşı gibi açılmıştı!

O dönemde bu operasyonu yine ünlü bir profesör eş değer bir hastanede yapsa bu faturanın üçte biri kadar bedelle bu operasyonu gerçekleştirebilirdi…  Bu olayın içerisinde başka bir iş olabileceğinden hareketle yapılan ameliyatın incelenmesi görevini bizzat ben üstlenmiştim. Yaptığım araştırmalar sonucunda:  O ünlü sanatçımız, çok bilinen ve tercih edilen o hastanede, yine o çok tanınan doktorundan sâdece sağ dizi ile ilgili problemin giderilmesini istememiş; bunun yanı sıra vücudunun çeşitli yerlerindeki estetik düzeltmelerin yapılması isteğinde de bulunmuştu! 

Çetinoğlu: Bunu nasıl ortaya çıkardınız?

Çilingir: Sizin anlattığınız hâdiseye benzer bir şekilde oldu:

Aynı senaryo ile hastaneye müracaat etmiş ama ameliyat olmadan önce o ünlü doktorun ameliyat bedelinin ve hastanedeki yatış ücretlerinin ne olduğunu bizzat o ünlü hastanenin muhasebesinden yazılı olarak tespit ettirmiştim…

Bu özel bir hastanın uyguladığı cari fiyatları yönünden en tabii hakkıydı. Ama ameliyathane kayıtlarına dayanarak tespit etmiş olduğumuz bu operasyonu; hastane yöneticilerine açıkladığımda ve bir de kimliğimi belirttiğimde o kadar şaşırmışlardı ki!

Açık kalan ağızlarının bir karışlık görüntüsünü hâlâ hatırlarım…

Çetinoğlu: Çok ilgi çekici ve de eğlenceli… Ümit ederim bir hik3ayeniz daha vardır… Lütfeder misiniz?

Çilingir: Özel Sağlık sigortacılığında suiistimaller iki yönlü olabiliyor. Sigortalının veya hastanenin suiistimali ile…

Anlatacağım hikâyenin fâili sigortalıdır:  Kişiler kendilerinde mevcut olan hastalıklarını beyan etmeyerek, ülkemizde mevcut olan bu yasal boşluktan azamî oranda faydalanıyorlardı… 

‘Eksik Beyan’ diye nitelendirdiğimiz bu durum, sigorta şirketlerinin başını ağrıtan en önemli risk olarak ortaya çıkıyordu. Bu durumu ispat etme mükellefiyeti ise sigortacıya aitti.

Burada da görev araştırma bölümlerine, yani Sigorta Müfettişlerine düşüyordu.

Ülkemizde yeni, yeni gelişen özel sağlık sigortalarında bazen organize suiistimallere de rastlanabiliyordu!

 Ama genelde sigortalılar önceden var olan hastalıklarını beyan etmeyerek, (ülkemizde özel sağlık sigortası poliçeleri beyan mükellefiyeti esasına göre tanzim edilmektedir) sigorta şirketlerini yanıltma yolunu seçiyorlardı!

Ortaya çıkardığımız bazı olaylarda da, teşhis ve tedaviyi üstlenen doktor ve sağlık kuruluşları hastalık ile ilgili eskiye dayanan bilgileri vermeyebiliyorlar veya yeteri kadar kayıt tutmuyorlardı!

Özellikle kişilerin hastalıkları ile ilgili olarak tutulan kayıtların yetersizliği ve özen gösterilmemesi sebebiyle sigortacılar işte bu noktada çok büyük sıkıntılar yaşamakta ve sigortalıları için tutmaya çalıştıkları sağlık dosyaları; maalesef ilgili doktor ya da sağlık kuruluşları tarafından yeteri kadar desteklenememektedir…

Bu hususta özel sağlık kuruluşları ile sigorta şirketlerinin yapmış oldukları anlaşmalarda, müşâhede dosyalarının tutulması ve anamnez* bilgilerinin mutlaka doldurulması; daha anlaşılır bir ifade ile kişilerin sağlık durumları ile geçmişlerindeki mevcut hastalıklarının da belirtilmesi gerekliliği üzerinde durduğumuz en önemli madde olarak öne çıkmaktadır…

Çetinoğlu: Çok teşekkür ederim Attila Bey…

 

*anamnez: Doktorun hastaya teşhis koyma amaçlı olarak hastaya sorduğu sorular sonucu elde ettiği hastanın öyküsüdür. Hastanın mevcut veya geçmiş hastalıkları hakkında, kendisinden veya bir yakınından alınan bilgilerdir. Anemnez, hastalığın teşhisinde en önemli adımlardan biri olmakla birlikte sağlık sigortasında da çok büyük önemi vardır. Anamnez sorularının belirli bir sıra ve düzeni vardır. İyi bir anamnez teşhiste fizik muayeneden daha fazla ipucu verir, hasta ile doktor (tıp öğrencisi) arasında güvenin temelini atar.

Anamnez, fizik muayene ve laboratuvar (kan, görüntüleme vb) üçlüsü ile teşhis için gerekli bilgiler elde edilir. Sağlık sigortası yaptıracak kişinin anamnez raporu kendisinin verdiği bilgilerle değil, sağlık sigortası yapan şirketin doktoru tarafından tanzim edilmesi, suistimalleri büyük ölçüde enleyebilir.

 

ATİLLA ÇİLİNGİR:

1967 yılında Teğmen rütbesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)’da göreve başladığı zaman, Kıbrıs olayları adada bütün hızıyla devam ediyor, Yunanistan'ın da desteğini alan Rumlar; adada yaşayan Kıbns Türklerine her türlü mezâlimi yapıyor, gerçekleştirdikleri toplu katliamlar, uyguladıkları ekonomik ambargolarla Kıbrıs Türklerini adadan göçe zorluyorlardı...

 

O dönemde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 1960 yılında imzalamış olduğu, Birleşmiş Milletler Teşkilatı tarafından da onaylanmış garantörlük anlaşması gereğince, Ada’da buluan 'Şanlı Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayında' görev almak için defalarca dilekçe veren Teğmen Çilingir; 1974 yılının 20 Temmuz Cumartesi sabahı kendisini Kıbrıs'ta savaşın içinde buldu. Bölük komutanı olarak Kıbrıs Savaşlarının her iki safhasında da bu görevine başarıyla devam etti, 'Gazi' unvanı ile nurlandırılarak Türkiye'ye döndü.

 

1974-1975 ve 1985-1987 yıllarında Kıbns'ta görevli olduğu yıllardan sonra da, adada yaşanan olayları yakinen tâkip eden Çilingir; 2004-2011 yılları arasında Kıbns Türk Kültür Demeği’nin İstanbul Şubesi yönetim Kurulunda da görev yaptı.

 

Bu uzun süreçte 'millî dâvâmız' olarak bilinen Kıbns konusuna sâhip çıkarak, Kıbrıs Türklerinin kazanılmış tarihî ve hukûkî haklarını savunmak maksadıyla değişik platformlarda görev aldı. Sempozyumlara, panellere, televizyon programlarına konuşmacı olarak katıldı, makaleler yayınladı. Yakinen takip ettiği Kıbns konusu başta olmak üzere, ülke meseleleriyle ilgili güncel yazılarına, konferanslarına devam etmektedir.

 

T.S.K.’dan 1990 yılında, kendi isteği ile emekli olduktan soma; Kıbrıs konusuyla ilgili kaleme almış olduğu; Özgürlük Nefesi (K.K.T.C Cumhurbaşkanlığı yayını 1995), Girne'den Doğan Güneş (1997), Unutanlar, Unutturulanlar ya da Hatırlayamadıklarımız (2004), Elveda Kıbrıs Ama Bir Gün Mutlaka (2006), Andımız Olsun ki Bu Topraklar Bizim (2007), Tarihten Gelen Çığlık (2010), Kıbrıs / Yes Be Annem (2002-2016) ve O Gece (2019) isimli kitaplarıyla;

 

Ülkemizin son 65 yılında öne çıkan, yaşanmış önemli olayları anlatan: 10’ların İzleriyle Türkiye (2014), Kırılmadık Ne Kaldı?-Zaman Asla Kaybolmaz (2015)  isimli kitapları da bulunmaktadır...

 

Sivil iş hayatına Türkiye Sigorta Sektöründe başlayan Atilla Çilingir Koç YKS bünyesinde uzun yıllar görev yaptıktan sonra, halen dünyanın 18 ülkesinde hizmet veren, sağlık bilişim şirketlerinden birisi olarak ülkemizde de faaliyet gösteren; CompuGroup Medical Bilgi Sistemleri A.Ş bünyesinde, görevine devam etmektedir.

 

Pek çok üniversitenin Bankacılık-Sigortacılık Fakültelerinde, Yüksek Okullarında, vermiş olduğu seminerler, konferanslar ile sektöre bu yönde de hizmet vermeye devam eden Çilingirin: Sigorta sektöründe 26 yıldan beri vermiş olduğu hizmetlerini anlatan; Sigortalı Hayatın Gerçekleri (2012) isimli bir kitabı daha bulunmaktadır.

 

Atilla Çilingir; bugüne kadar kitaplarından elde etmiş olduğu telif gelirleriyle; Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında: 2010 yılında K.K.T.C. Lefkoşa Şehit Aileleri ve Malul Gazileri Demeğine ‘Tarihten Gelen Çığlık’ isimli kitabının telif gelirini bağışlamış, 19 Şubat 2013'de Van'da yaşanan büyük depremden sonra Van'ın Muradiye İlçesi Akbulak Köyü İ.M.K.B (İstanbul Menkul Kıymetler Borsası) Yatılı Bölge İlk Öğretim Okulunda CGM'nin de katkılarıyla; içinde 20 adet bilgisayarı bulunan, adını taşıyan bir BT (bilgi teknolojisi) sınıfı açmış. 02 Haziran 2017 tarihinde de, Mapuder-A.D.D Samsun Şubesi Başkanlığı’nın İşbirliği ve CGM'nin de katkılarıyla; adını taşıyan, içinde 2500 kitabı, 2 adet bilgisayarı bulunan bir kütüphânenin açılışını yapmıştır.