IMG-LOGO
Kültür - Sanat

Yardımseverlik

18 March 2020

Yardımseverlik

Vatan ve Hürriyet şâirimiz Nâmık Kemal, (1840-1888) Hürriyet Kasidesi’nde:

Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten 

Mürüvvet-mend olan mazlûma el çekmez i’ânetten

Diyor. Mısra-ı Berceste olan bu beyit, günümüz Türkçesi ile; ‘Kendini insan bilenler halka hizmet etmekten usanmaz, mürüvvet (mertlik) sâhibi olanlar, mazlumlara, zavallılara yardım etmekten kaçınmaz.’ Şeklinde ifâde edilebilir.

Asil ve necip Türk milletinin yardımseverlikle bağlantısını, daha eski yıllardaki sözlü ve yazılı edebiyat metinlerinde de görmek mümkündür. Dede Korkut Hikâyelerinin ana teması, mertlik, yiğitlik, vatan-millet sevgisi, büyüklere saygı, mazlumlara yardım gibi üstün hasletlerdir.

Denilebilir ki ‘Dede Korkut Hikâyeleri, 1600’lü yılların sonu ile 1700’lü yılların başında, sözlü edebiyattan yazılı edebiyata aktarılmıştır. Aktarma yapılırken masal ve destan unsurları hikâyeleştirilmiştir. Bu arada, yardımseverlik meselesi metne dâhil edilmiş olabilir.’ Bu iddianın aksini ispat etmek, doğruluğunu ispat etmekten daha zordur.

Daha eskilere, meselâ 7. yüzyılın sonları ile 8. yüzyılın ortalarına doğru yazılan Orhun Kitâbeleri’ne bakıldığında Türklerde bulunan hasletler şöyle sıralanmıştır: 1-Âdil olmak, 2-Aile birliğine önem vermek, 3-Güçlü bir devlete sâhip olmak, 4-Bağımsız-hür yaşamak, 5-Barış içerisinde yaşamak, 6-Bilgi sâhibi olmak, 7-Çalışkanlık, 8-Dayanışma, 9-Türk’e ait değerlerin korunması, 10-Dürüstlük, 11-Hoşgörülü olmak, 12-Büyüklere saygı, küçüklere sevgi ile davranmak, 13-Sorumluluk, 14-Vatanseverlik, 15-Yardımseverlik, 16-Öğrenmek, 17-Gerektiğinde savaşmak… (1)

***

Necdet Bayraktaroğlu, 13,5 X 21 santim ölçülerindeki 357 sayfalık eserine; Yardımseverliğin insanı üstün kılan, mükâfat kazandıran bir haslet olduğunu âyetler ve hadisler desteğinde açıklıyor. Okuyucunun, bilhassa şu satırları kendisine rehber edinmesi temenni ve tavsiye edilir: ‘Yardıma sebep olmak, teşvik etmek de bir yardımdır.’  Okuyucu, kitapta yazılı bilgilerin bir kısmını olsun, konunun uzağında bulunan kişilere tavsiye edip, gereğinin yapılmasını sağlarsa, yardım yapmış gibi mükâfata hak kazanmış olur. Yardımı yapanın da mükâfatında hiçbir eksiklik olmaz. Yoldaki bir dikenli dalı veya taşı alıp, kimsenin ayağının takılmayacağı bir kenara koymak bile yardımdır. Bunu yapan da mükâfatı hak eder.                                                                     

Bizler, ‘İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır’ prensibini ön plânda tutan bir kültürün mensuplarıyız. Türk-İslâm kültüründe insanlara faydalı olmanın binlerce-milyonlarca yolu-yöntemi vardır. Sayın Bayraktaroğlu bunları: Zekât, fitre sadakası, kefaret, fidye, fitre, kurban, adak, nafaka, vasiyet, ikram, ihsan, bağış, affetmek, sadaka, sevgi ve şefkat, merhamet, hoşgörü, tevâzu, sadakat, sabır, güleryüz, gönül alıcı söz söylemek, iyilik yapmak, kötülükten alıkoymak, dargınları barıştırmak, ferâgat ve fedâkârlık, bildiklerini bilmeyenlere öğretmek, dürüst olmak, âdil olmak, kul hakkına riâyet etmek, hakkın tecellisi için gönüllü şâhitlik, hediyeleşmek, yetime yardım etmek, hiç değilse güzel davranmak, saçını okşamak,  selâm vermek, sıla-i rahimde bulunmak, israf etmemek, görgü kurallarına ve trafik kaidelerine uymak… olarak sıralıyor ve her birini, efrâdını câmi, ağyarını mâni cümlelerle açıklıyor.

Diğer bölümlerde Türk-İslâm geleneğinde yardımlaşmanın, çok çeşitli, değişik ve zengin yöntemleri anlatılıyor. Ki bunların pek çoğuna Hıristiyan batı kültüründe rastlamak mümkün değildir. Bunlar: Sadaka kutusu, sadaka taşı, yitik taşı, hamal taşı, mola-dinlenme taşı, binek taşı, yemek taşı, misâfir taşı, ezan taşı, seccade taşı, şifa taşı, kapı taşı, bereket taşı, fukara veresiye defteri, ‘sanki yedim’ diye biriktirilen para ile yapılan yardım, yardım kutu ve torbaları, hayır dolapları, askıda ekmek ve simit, kuş yuvaları…

Ve yardım müesseseleri: Vakıflar, karz-ı hasen sandığı, dârüşşifalar, Dârüşşafaka Cemiyeti, Dârülaceze, Kızılay, Müslüman Dilendirmezler Cemiyeti, Dârüleytamlar, Yeşilay, Çocuk Esirgeme Kurumu, Türk Hava Kurumu, Türkiye Yardımsevenler Cemiyeti,  sebiller-hayrat ve çeşmler, aşevleri, hayırevleri, Ahilikteki esnaf sandığı, yâran odaları, köy misâfir konağı, salma, imece ve diğerleri…

Eserin müellifi Necdet Bayraktaroğlu ‘Sonuç Olarak’ başlığı altında diyor ki:  

Türk-İslam kültür ve medeniyeti; insana ilgi ve saygı anlayışı üzerine kurulmuş; paylaşma ve yardımlaşmayı çeşitli kurum ve şekillerle yaygın hâle getirmiş, hâkim olduğu Balkanlardan Orta Asya'ya kadar geniş topraklarda uygulamaya çalışmıştır. Asırlardır din, dil, ırk ve mezhep farkı gözetmeksizin, yönetimi altındaki insanlara barış, hoşgörü ve adalet sağlamış, rahat ve huzur içinde yaşamaları için gayret göstermiştir. Câmiler, şifahâneler, medreseler, hanlar ve kervansaraylar, hamamlar, kütüphâneler, vakıflar, sadaka taşları hep insanlar içindir. Bu anlayışta komşusu aç olan tok yatamazdı. İnsana olduğu kadar diğer canlılara da merhamet gösterilmiş ve sâhiplenilmiş, kuşlara kuş evleri, sokak hayvanlarına hastaneler, korunaklar, su içmeleri için sulaklar, yalaklar yapmıştır. O devirlerde, kalplerine Allah korkusu ve kullardan utanma duygusu yerleşmiş olan Türkler, yaptığı iyilikleri ve hayırları Allah rızası için yapmış, yaptığını da gizlemiş ve karşılığını da sâdece Allahtan beklemiştir.

Dış dünyanın ‘barbar millet’ dediği Türk Milletinin yardımseverlik ve alçak gönüllülük konusundaki asil ve yüce davranışının uygulamaları, belge ve bilgilerle insanlarımıza ve başka milletlere anlatılması gerekmektedir.

(1)Aydan Ustaoğlu Çelik: Akademik Bakış Dergisi, S: 55, s: 48-53, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayını, Kırgızistan, Haziran 2016

PANAMA YAYINCILIK:

Yüksel Caddesi Nu: 7-A/7 Kızılay Ankara. Telefon ve Belgegeçer: 0.312-432 14 80

e-posta: info@panamayayincilik.com internet: www.panamayayincilik.com

 

 

NECDET BAYRAKTAROĞLU:

     Sivas’ın Gemerek kazasında 1952 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Gemerek’te tamamladı. Ankara Kurtuluş Lisesi’nden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Ankara Hukuk Fakültesi’nde yüksek lisansını tamamladı. Fakülte bitiminde askerlik hizmetine başladı. Askerî hâkimlik imtihanını kazanıp muvazzaf askerî hukukçu oldu.

     1996 yılında emekli olarak serbest avukat olarak çalıştı. Bu esnada birçok vakıf, cemiyet ve derneklerde görevler aldı,  konferans, seminer ve faaliyetler düzenledi.

     Geçirdiği kalp rahatsızlığı sebebiyle meslekî çalışmalardan çekilip Türk târihini araştırma ve derleme çalışmalarına hız verdi.

     Yayınlanmış eserleri: Târihimizdeki Muhteşem Mektuplar ve Târihimizi Aydınlatan Belgeler. Ayrıca pek çok dergi ve gazetede makaleleri yayınlanmıştır.

     İletişim adresi: necdetbayraktaroglu@hotmail.com 

 

 

 

    

 

 

KUŞBAKIŞI:

KIRKİKİNDİ YAĞMURLARI

Kitabın yazarı Betül Azra, eserini yazıp bitirdiği târihte 20 yaşında olduğunu belirtiyor. O, Prof. Dr. Ali Murat Daryal’(2)ın torunudur.  Kitapta yer alan deneme tarzında 40 adet yazının teşvikçisi, Dede Daryal’dır. Merhum, tatlı sohbetine doyum olmaz, son derece mütevâzı bir ehl-i dil (gönül ehli - gönül dostu) idi. Torun iddialı bir yazar olduğuna, okuyanı inandırıyor. Yakın bir gelecekte ateşli bir hatip hüviyetine bürünmesi kuvvetle muhtemeldir.

Bu kanaati uyandıran ‘Gören Gözlerime’ başlıklı yazısı:

Ruhumuzun tanışıklığına delil aramayan insan, söylediğimden fazlasını anla. Sen bu kuvvete mâliksin. Kendimden biliyorum, mahzun oluyorsun. İnsanların ağızlarından çıkanları, onların adına da sen duyuyorsun. Üzülme demeyeceğim sana, ben bunu denemedim bile. Üzüldüğün şeylerin, ‘sana göründüğüne’ sevin. Dünya, hakikatlerin yetimhanesi...

Sen, ‘Yetimin başını okşa’ diyen peygamberi ne kadar az anlıyorsun? Yetimi yalnızca ‘babadan mahrum’ sanıyorsun, insan tek bir şeyin yetimi değil. Bir yetime bir insanlık yeter değil.

Mahrumluğu sayıklıyorsun, kendine isimler takıyorsun ‘yoksun’. Onca bahttan sana düşene bak, ‘toksun ve çoksun.’

Asılan her boyun için, vefa dedin nefes aldın. ‘Tufan geliyor, ateş de...’ dedin gardını aldın. Sen aç kollarını, kaçtığın şeyler seni kucaklasın.

Bilmiyorsun, bu öğreneceğine işâret, işâreti tâkip et. Gören gözlerine biraz sabret. Bu aziz bir lütuf, bu ağır bir yük sana. Hem tenhâdır dünyan hem de fezâ.

Yalnız kalacaksın’ diyorlar, inanma! Yalnız kalacak olan, kalabalıktakidir.

Sen zaten yalınsın, fuzûli şeyler sana belâdır.

GÖREN GÖZLERİME

Sanatçı değil, sanatım ben. Büyük sanatçının eseriyim. Şaheser olmak için rengime renk, cengime cenk katıyorum.

Her bakan aynı şeyi görmez bende, kızmam beni anlamayana. Kör ise görmemeye, kül ise savrulmaya mahkûm. Ağırlaştırmak istemem kimsenin mahkûmiyetini, süremem kimsenin saltanatını hâkimiyetini...

Yağmurla düşen benim, yeryüzüne. Kuşun kanadında benim yükselen. Bir dürbün göremez, ötenin ötesindeyim. Arama beni uzakta, kimsede değil sendeyim.

Kim olduğunu bil, kimse değilsin sen. Özel olduğunu anla, el değilsin sen. Kaleminle yazdığını, bahtına yazılanla eş tut. Sen seçersin, kim olduğunu. Memnun musun ‘kim’liğinden? Ne istersen Allah’tan O’sun sen.

Ufkun nerede? Güneşin nerede batıyor? Biliyor musun içinde ne cevherler yatıyor! Kimse sana ‘sensin’ diyemez, sen ‘benim’ demeden!

Bu kitap beni yazdı. Ben, yazılanım. Ben, bana yazılanlardan güzelim. Bu ses beni söyler, bu ses benden söyler. Bu ses beni bilmek isteyenlere, yerimi söyler.

Kâinatta neyse ruhuna dokunan, ona dokunandır senin zâtın. Kimi sevdinse, o sevmiştir seni Kalubela’da.

Sana soracaklar: ‘Kimsin?’ diyecekler. Onlara, inançlara mesnet olacak, zâlimlerin yolunu kesici ve mazlumlara yol gösterici bir şahsiyet göstermelisin. Kendi inşaatına taş taşıyacak olan sensin.

Yüzün, bakana geceyi unuttursun. Öyle bak ki çocuklar güneşin battığına hiç inanmasınlar.

Sen, sen ol... 

Keskinliğini kaybetme, kılıç ol.

Devretsinler atalar seni torunlarına.

Kuşansın seni bıyığı terlememiş şehzâdeler.

Son olarak, sana niçin iki göz bahşedildiğini unutma.                                                                                           Birisi dinlenirken,

 Öbürü uyku nedir bilmesin.

 Biri şaşarsa, öbürü ona savaş açsın. 

Sen, insansın.                                                                                                                                                                                   Sus’ demenin yolu, konuşmaktan geçer.

 Emir verirsin ruhuna, hem boyun eğersin.

Git!’ dersin, kovulan olursun.

‘Kal!’ dersin, misâfir olursun. 

Sen doğdun, sen öleceksin.

Daha büyük zıtlık arama,

Sensin tüm zıtlıklardan bina olan eser.

Kahraman beklersin, seslenirsin.

 Sesi duyarsın, beklenen sensin.

Betül Azra mutlaka biliyordur. Mânevî rahle-i tedrisinden dersler de almış olabilir. Devam etmeli. İleride fikir dünyamızın parlak bir mütefekkiresi olmak istiyorsa Sâmiha Ayverdi (1905-1993) Hanımefendi’nin  zümrüt değerindeki kültür mirâsları ile ünsiyetini artırması faydalı olur. Kendisi için faydalı, toplumumuz için büyük kazanç…

Başlangıç için Sâmiha Ayverdi Ali Murat Daryal mektuplaşması tercih edilebilir. Şâyet başlanmış ve hayli mesâfe alınmışsa -ki, kuvvetle muhtemeldir-, mâlumu ilâm etmiş olmanın mahcubiyeti bu satırların yazarına aittir.

Özellikle Sâmiha Ayverdi’nin Ağabeyi Ekrem Hakkı Ayverdi’nin (1899-1984) eşi İlhan Ayverdi (1926-2009), ‘yazar’lığa tenezzül etmeyip muharrir veya müellif olmak isteyenlerin; rehberliğinden, ışığından herkesin istifâde edeceği kutup yıldızlarıdır. Bu isimlerle sıhrî akraba olan Av. Hicran Göze ve Zeynep Uluant da dâhil edilebilir. 

(2)Ali Murat Daryal: (İstanbul 1931-İstanbul 2017) Babası Azerbaycan’dan gelip Türkiye’ye yerleşmişti. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi ve Psikoloji Bölümü’nden mezun oldu. İslâmî ilimler üzerine özel dersler aldı. Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde Prof. Dr. unvanı ile Din Psikolojisi dersleri veriyordu. Eserlerinden bâzıları: İslâm’ın Doğuşu ve İlk Yayılışının Psiko-Sosyal Tahlili, Kurban Kesmenin Psikolojik Temelleri, Psiko-Sosyal Açıdan Medeniyetler ve Mesajları. 

BİLGEOĞUZ YAYINLARI:

Alemdar Mahallesi Molla Fenarî Sokağı Nu: 35/B Cağaloğlu, İstanbul. Telefon: 0.212-527 33 65

Belgegeçer: 0.212-527 33 64  e-posta: bilgi@bilgeoguz.com.tr  www.bilgeoguz.com.tr

 

NEVROTİK BİR GEZEGENDEN NOTLAR:

Zamanı Durdurmanın Yolları’ isimli kitabın yazarı Matt Haig’in eserini Kıvanç Güney Türkçeye çevirdi, 14 X 24 santim ölçülerinde 320 sayfa olarak okuyucuya sunuldu.

Eserde, ‘Çılgın bir dünyada çıldırmadan nasıl yaşanır?’ Sorusunun cevabı veriliyor.

DOMİNGO YAYINEVİ:

 Şahkulu Mahallesi, Büyükhendek Caddesi Nu: 28/2 Telefon: 0.212-245 08 39

e-posta: Domingo@domingo.com.tr  // www.domungo.com.tr 

SUÇ / BİR CEZA AVUKATINDAN HİKÂYELER:

Itır Arda tarafından Türkçeye çevrilen Ferdinand von Schirach tarafından telif edilen kitap, 12 X 20 santim ölçülerinde, 240 sayfa olarak Aralık 2019’da yayımlandı.

Ferdinad von Schirach mesleği gereği, uç şeyler yapmış ve yaşamış sıradan insanlarla ilgileniyor. Suça bulaşıp çizginin öteki tarafına geçen suçsuz insanları savunuyor ve onların nefes kesici hikâyelerini kaleme alıyor.

ALFA YAYINLARI:

 Alemdar Mahallesi Ticârethane Sokağı Nu:15 Eminönü, Fatih, İstanbul. Telefon: 0.212-511 53 03, Belgegeçer: 0.212-519 33 00, e-posta: info@alfakitap.com  //  www.alfakitap.com.tr 

 

KISA KISA… / KISA KISA…                                                                                                         1-YENİ DÜNYA SAVAŞI: S. Bilgehan Eren / Kökler Derneği Yayınları.

 2-EVİMİZDE DÜNYAYI ÖĞRENİYORUM: Anette Nevbauer – Aylin Gergin / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

3-PÎRÎ REİS’İN GEMİLERİ: Oktay Sütçüoğlu / Ötüken Neşriyat.

4-AŞKIMI TAŞLA YAZDIM: Muhsin İlyas Subaşı / Mihrabat Yayınları.

 5-TÜRK-İSLÂM BİLGİNLERİ: Cihan Alkan / Kamer Yayınları.

 

DERKENAR:

LÜTFEN DİKKAT!

OĞUZ ÇETİNOĞLU

     Türk yazı kaidelerine göre;                                                                                                                                       

     2017 târihinde’ denilmez ve yazılmaz. 2017 târih değildir, ‘yıl’dır.

     27 Ağustos 2019 yılında’ denilmez ve yazılmaz. 27 Ağustos 2019 yıl değildir, ‘târih’tir.

     ***

     ‘Serçe kuşu’ denilmez. Çünkü serçe zâten kuştur.  

     ‘Türk insanı’ denilmez. Türk zâten insandır.                                                                                                                                                                                                                                                                                                   

      ‘Ispanak sebzesi’ diyen var mı?                                                                                                             

     ‘Armut meyvesi?

      ***

     Karşıt’ kelimesi, ‘karşı’ kökünden Türkçemizde pek de işlek olmayan ‘t’ eki ile türetilmiştir. Türk dil bilgisi kaidelerine uygun gibi görünüyor. Fakat yine de düşünmek lâzım: Böyle bir kelimeye ihtiyaç var mı? ‘Karşıt görüş’ deniliyor. ‘Karşı görüş’ denilse olmaz mı? Bal gibi olur. ‘Karşı’ kelimesi Türkçe… Bizim öz malımız.

     Bir de ‘zıt’ kelimesi var. Arapçadan dilimize girmiş… Herkes biliyor, anlıyor… Onu, ölmeden niçin mezara koyuyoruz ki? ‘Zıt görüş’ diyebiliriz.  Karşı komşu’ derken, ‘karşıt komşu’ veya ‘zıt komşu’ diyemeyeceğimize göre… ‘karşı’ kelimesine her zaman ihtiyaç var.

     ***

     Umut’ kelimesinde, ‘ümit’ kelimesinin mûsıkîsini, inceliğini zarâfetini bulabiliyor musunuz?

     ***    

     Binmek’ten ‘binit’, ‘ummak’tan ‘umut’ kelimeleri türetilmiştir. Bunlar da Türk dil bilgisi kaidelerine uygun görülebilir. Fakat otomobile, uçağa, helikoptere ‘binit’ dersek komik oluruz.

     Peki, bu kelimeyi nerede kullanacağız? At için merkep için…

At’ desek ayıp mı olur?  ‘Eşek’ demeyelim. Tamam. Merkep kelimesinin, ‘Merkep oğlu merkep’ denilmesine uygun olmayışından başka ne kusuru var?

     Binit’ umûmî mânâda ‘binilecek vâsıta’ demek. ‘Binitine binip gitti.’ Deyişinin dangul-dungulluğuna ihtiyaç var mı?

     Bisiklet de binittir, at da binittir, merkep de… Bu üç kelimeyi de mi çöpe atacağız?

     Merkep kafalılar atabilirler. Türkçe sevdalıları asla…