IMG-LOGO
Güncel

Ortadoğu Bataklığı

28 02 2020

“Sözlerim bilimle çelişirse, siz benim sözlerimi değil bilimi tercih edin.” Mustafa Kemal Atatürk

Yüzyıllardır imparatorlukların ve devletlerin baş ağrısı olan, kan ve gözyaşının seller gibi aktığı Ortadoğu’ya gelin bir de Falih Rıfkı’nın gözüyle bakalım.

Birinci dünya savaşı yıllarında 4. Ordu Komutanı Cemal paşanın emir subayı olarak görev yapan yedek subay Falih Rıfkı Atay, Filistin ve Ortadoğu’nun sembol şehri Kudüs hakkında bakın neler yazıyor. “Kudüs’ün yerli meselesi, Yahudi-Arap meselesi: bir avuç Yahudi, Altı yüz bin Arap!

Yafa’dan Kudüs’e kadar Yahudi Filistin’i birkaç defa dolaştım. Filistin’in yeni kasabaları ve köyleri, Yahudi eseridir. Bu yeni değil, yepyeni bir Filistin’dir. Köylerinde akşamları smokin giyen İngiliz Yahudi’si muhtarlık eder. Kırmızı yanaklı Alman Yahudi kızları, dilijanslar üzerinde şarkı söyleyerek bağdan köye döner. Müslüman Araplar ise, bu efendilerin hizmetindedirler. Üzümü Arap gündelikçi sıkar ve şarabı, semiz Yahudi içer.

Eski Filistin’de Arap köyü bir toprak yığınıdır. Bahçeler harap, insanlar çıplak, gözler hastalıklıdır. Yahudi Filistin’de, kasabalar, portakal kokuları ile düzgün şoseler, Frenk incirleri ile çevrilmiştir. Şubat ayında göğüsleri ve enseleri açık kadınlar, keskin kokulu gül demetleri ve olmuş portakallarla süsledikleri zengin otel salonlarında, gözleri engine dalmış, harp sonunu beklemektedirler.”(Zeytin Dağı-Falih Rıfkı Atay)

Şimdi bu kısa hikâye bizlere neler anlatıyor, esas biz ona kafa yoralım biraz ve bu gün için dersler çıkaralım.

Osmanlı’nın yüzyıllar süren hâkimiyetini bir tarafa bırakalım, ittihat ve terakkinin üç kudretli paşasının(Enver, Talat ve Cemal Paşalar) kurtarmaya çalıştığı Ortadoğu, daha da içinden çıkılmaz girift bir bataklığa dönüşmüştür. Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden kovularak kaçıp Filistin’e sığınan bir avuç Yahudi, koskoca Arap âlemini esir almıştır. O Araplar ki, yüzyıllardır kendilerini koruyup kollayan, yedirip içiren Türk askerini arkadan vurmuşlardır. Bu kadar yıl Osmanlı hâkimiyeti altında kalmalarına rağmen, asla Osmanlı’laşmamış bunun aksine, ta haçlı seferlerinden beri o topraklarda görev yapan onları koruyup kollayan Türklerin birçoğu ne yazık ki, Araplaşmıştır. İşte Ortadoğu ve Arap âlemi böylesine çetrefilli, böylesine garip bir yerdir.

Burada, geniş topraklara sahip cahil halk topluluklarını, emperyal emellere sahip bir avuç Yahudi, adeta kendilerine köle yapmışlardır ve Suriye, Filistin haricindeki Arap âlemi bu durumdan gayet memnundur. Koyu bir taassubun ve cehaletin kurbanı bu Arap coğrafyasının akıbetini gören Mustafa Kemal Atatürk, Türk milletinin yönünü batıya çevirmiştir.

Aklın, aydınlığın ve müspet ilmin ışığının batıda olduğunu Türk Milletine Mustafa Kemal Atatürk göstermiştir. O batı ki, yüzyıl din savaşlarından sonra Rönesans la ancak bu günkü bilim ve tekniğe ulaşmıştır.

Üç yıl sonra yüzüncü yılını kutlayacağımız cumhuriyetimizin fabrika ayarlarına dönüp, ortak aklı kullanarak, çağlar üzerinden atlayıp bu günkü medeni devletlerin zirvesine çıkmak hedefimiz olmalıdır. Yoksa tek adam zihniyetiyle, yapılan her hatanın sonunda Allah beni affetsin, Milletim beni affetsin pişmanlıklarının bizi götüreceği yer Sadece kâbus ve karanlıklardır. Milletimizin enerjisini, genç yeteneklerimizin yaratıcı gücünü Arap topraklarında heba etmeyelim, ne yapılacaksa kaynaklarımızı memleketimiz ve kendi insanımız için harcayalım.

Kalın sağlıcakla.

Not: Bu yazı 27 02 2020 tarihinden önce yazılmıştır.