Oğuz ÇETİNOĞLU

Oğuz ÇETİNOĞLU

Ekonomist, Araştırmacı-Yazar -

ocetinoglu1@gmail.com

Medine Müdafaası ve Fahreddin Paşa

Yeniçağ Târihi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Beyoğlu, şanlı tarihimizde önemli bir yeri olan Medîne Müdafaası'nı ve Fahreddin Paşa'yı anlatıyor.  Fahreddin Paşa, Mukaddes mekânı teslim etmemek için gösterdiği olağanüstü mücadele sebebiyle 'Çöl Kaplanı' unvânı ile anılmıktadır.

Medîne'nin adı, câhiliyye döneminde 'Yesrib' idi. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) Efendimiz, 622 yılında buraya hicret edince 'Medînet'n-Nebi / Peygamber Şehri' olarak anılmaya başlandı. Peygamberimizin türbesi Razva-i Mutahhara bu şehirde olduğu için Kâbenin bulunduğu Mekke'den sonraki en mukaddes İslâm şehridir. 622'den 656 yılına kadar 34 yıl, İslâm Devleti'nin başşehri idi. Hz. Ali (kav) döneminde başşehir Kûfe'ye1 nakledildi. Şehir değişik dönemlerde Fâtımîlerin2, Eyyûbîlerin3 ve Memlûklerin4 yönetiminde kaldı. Yavuz Sultan Selim Han'ın 22 Ocak 1517 târihindeki Ridâniye Savaşı5 zaferinden sonra 6 Temmuz 1517'den 13 Ocak 1919 târihine kadar 401 yıl, 6 ay, 8 gün Osmanlı Devleti yönetiminde oldu. 1916 yılının sonlarına doğru Osmanlı Devleti'nin emir olarak tâyin ettiği Şerif Hüseyin6 isyan edip Mekke'yi ele geçirdi ve Medîne'ye doğru harekete geçecekken, Medîne'yi, Ferik (Korgeneral) Fahreddin Paşa müdafaa etti. Birçok taarruzu, tesirsiz hâle getirdi.

Profesör Beyoğlu'nun eserinde Şerif Hüseyin'le işbirliği yapan İngilizlere karşı Fahreddin Paşa'nın askerî dehâsını kullanarak gerçekleştirdiği Medîne Savunması ele alınan asıl konudur.

Prof. Beyoğlu eserine; Osmanlı Devleti'nin Hicaz'ı7 hâkimiyeti altına alması hâdisesi ile başlıyor. İlk bölümünde; Fahreddin Paşa'nın hayat hikâyesi ve Hicaz Kuvve-i Seferiyesi Kumandanlığına tâyini, ikinci bölümde 1917-1918 yıllarında Medîne Müdafaası anlatılıyor.

Mondros Mütârekesi8 sonunda İstanbul hükümetinin9 Fahreddin Paşa'ya şehri terk emri vermesine rağmen Paşanın direnmeye devam edişi, üçüncü bölümde yer alıyor.  Dördüncü bölümde; Fahreddin Paşa'nın İngilizler tarafından esir alınması, Sakarya Meydan Savaşı'ndan10 sonra yurda dönüşü ve Afganistan'a sefir olarak tâyin edilmesi, sonraki bölümde vefatına kadar olan hayatı anlatılıyor.

13,5 X 21 santim ölçülerinde, 416 sayfalık kitap, Ocak 2018'de yayımlandı.

1Kûfe: Güney Irak'da, Fırat Nehri'nin batı kıyısındadır. Bağdat'a uzaklığı 170 kilometredir. 635-640 yılları arasında kuruldu. Ticârî güzergâh üzerindedir, zengin tarım alanlarna sâhiptir.

2Fâtımîler: Kuzey Afrika'ya İran'dan gelmiş Arap kökenli, Şiî inancına mensup bir hânedandır. 910 yılında Tunus'a hâkim olduktan sonra Atlantik'ten Mısır'a kadar uzanan bütün Kuzey Afrika'yı ve Sicilya, Sardunya, Korsika adalarını, Fransa ve İtalya kıyılarını hâkimiyetleri altına aldılar. Fatımî Devleti'ni, 1171 yılında Selâhaddin Eyyübi sona erdirdi.

3Eyyübiler: Tanınmış Türk komutan ve siyâset adamı Selâhaddin Eyyübi tarafından 1171 yılında; Suriye, Filistin, Mısır ve Yemen toprakları üzerinde kuruldu. Selâhaddin Eyyübî, Kudüs'ü Haçlıların elinden aldı. Eyyübîler Türk Devleti; Moğolların, Timurluların, Akkoyunluların ve Mısır Memlüklerinin saldırıları ile 1252 yılında târih sahnesinden silindi. 4Memlükler: Kafkasya'dan gelen paralı askerlerin ordu komutanlığına yükselmesi ve devlet başkanlığına getirilmesi suretiyle Mısırda hüküm süren devlet. 1250 - 1517 yılları arasında Mısır ve Suriye'de hüküm sürdüler. En önemli komutanları: Birinci Baybars, Berkuk, Kutuz ve Yavuz Sultan Selim Han'ın emri ile idam edilen Tumanbay'dır. 5Ridâniye Savaşı: Osmanlı Devleti ile Mısır Türk Memlük Devleti arasında, 22 Ocak 1517  târihinde oldu. Yavuz Sultan Selim Han'ın zaferi ile sonuçlanan bu savaştan sonra Halifelik, Osmanlı pâdişahlarına geçti. Memlük Ordusu'nu Sultan Tomanbay yönetiyordu. Zaferi kazanan Sultan Selim Han, muhteşem bir törenle Kahire'ye girdi. Mukaddes Emânetler'i alarak Osmanlı Devleti'nin Halife unvanlı ilk pâdişahı oldu.

6Şerif Hüseyin: 1854'de İstanbul'da dünyaya geldi. İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra Sultan İkinci Abdülhâmid Han tarafından Mekke Şerifi olarak Arabistan'a gönderildi. İngilizlerle işbirliği yaparak Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklandı. 1916'da bağımsızlığını ilân etti. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra İtilâf Devletleriyle arası açıldı. Kıbrıs'a sürgün edildi. Daha sonra Ürdün Kralı olan oğlu Birinci Abdullah'ın sarayına yerleşti. 1931 yılında öldü.                                     7Hicaz: Arap yarımadasında târihî bir bölgedir. Mekke, Medine ve Taif şehirleri bu bölgededir.

8Mondros Mütârekesi: Ege Denizi'ndeki Limni Adası'nda bulunan Mondros Şehri'nde, 30 Ekim 1918 târihinde imzalandı. Anlaşma, 1914 - 1918 yılları arasında devam eden Birinci Dünya Savaşı sonunda, İttifak Devletleri ile birlikte mağlup olan Osmanlı Devleti ile İtilâf Devletleri'ni temsil edilen İngiltere arasında imzalandı. Yirmi beş maddelik ateşkes sözleşmesine göre Çanakkale ve İstanbul Boğazları'ndaki istihkâmlar, İtilâf Devletleri tarafından işgal edilecekti. İşgal kuvvetlerinin güvenliğini tehlikeye düşüren olaylar olursa, başka yerleri de işgal etme hakkına sâhiptiler. Osmanlı Ordusu terhis edilecek, limanlar ve demiryolları, İtilâf Devletleri'nin kontrolüne bırakılacaktı.

9İstanbul Hükümeti:  Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara'da yeni bir hükümet kurulduktan sonra İstanbul'daki hükümeti belirtmek için kullanılmaya başlanan isimlendirme. İstanbul Hükümeti 1919 ile 1922 yılları arasındaki Osmanlı hükûmetine verilen isimdir.

10Sakarya Meydan Savaşı: Kurtuluş Savaşı'mızın en önemli ve uzun süreli savaşıdır. 23 Ağustos 1921'den 13 Eylül 1921 târihine kadar devam etti. Savaşı Mustafa Kemal Paşa yönetti.  Bu savaştaki üstün başarıları sebebiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi kendisine 'Gazi' unvânı ve mareşal rütbesi verdi.

 

YEDİTEPE BASIM YAYIN DAĞITIM LİMİTED. ŞİRKETİ:

Çatalçeşme Sokağı Nu: 27 Defne Han Daire:12 Cağaloğlu, İstanbul Telefon: 0.212-528 47 53

Belgegeçer: 0212-512 33 78 www.yeditepeyayinevi.com e-posta bilgi@kitapadresi.com

 

FAHREDDİN PAŞA:

Tuna Vilâyeti Posta ve Telgraf Müdürü olan babasının vazifeli bulunduğu Rusçok şehrinde 1868 yılında dünyaya geldi. Tam adı Ömer Fahreddin'dir. Babasının yanındaki mühendislerden Fransızca ve matematik dersleri aldı.  93 Harbi olarak anılan 1876'daki Osmanlı Rus Savaşı'ndan sonra ailesi ile birlikte İstanbul'a gelmişti. 1888'de Harp Okulu'nu, 1891'de o dönemde Erkân-ı Harbiye olarak anılan Harp Akademisi'ni bitirip kurmay yüzbaşı olarak orduya katıldı.  Balkan Savaşı'nda vazife yaptığı Çatalca savunmasındaki başarısıyla Edirne'nin Bulgarlardan alınmasında önemli rol oynadı.  Birinci Dünya Savaşı'nda, Dördüncü Ordu'nun 12. Kolordu Komutanı olarak Musul'da vazife yaptı.  1914'te tuğgeneralliğe terfi etti. Hicaz bölgesinde isyan eden Şerif Hüseyin ile mücâdele etmek için 1916'da Medine'ye gönderilen Türkkan Paşa,  ilk iş olarak Medine'de bulunan Hazret-i Muhammed (sav) Efendimize ait mukaddes emânetleri İstanbul'a gönderdi.  Şehri kuşatan isyancılara karşı 1919'a kadar emrindeki birliklerle  Medine'yi  kahramanca müdâfaa etti.  Kendisi ve emrinde bulunan az sayıda asker, çok zor şartlar içerisinde görev yaptılar.  Gıda ihtiyaçlarını zaman zaman çekirge yiyerek karşıladılar. İstanbul hükümetinden gelen 'Şehri teslim et' emrine, 'Kâbe, gayrimüslimlere teslim edilemez' diyerek müdafaadan vazgeçmedi.  Hiçbir kurtuluş imkânı kalmayınca,  teslim olmak mecburiyetinde kaldı. 27 Ocak 1919'da savaş esiri olarak Mısır'a götürüldü, sonra Malta'ya sürgün edildi.  Sürgün hayatı 2 yıl 33 gün sürdü. Bu süre içerisinde İngilizcesini geliştirdi. Sürgün sırasında, İstanbul'da vazife yapan ve savaş suçlularını yargılamak için işgalci kuvvetlerin kurdurup yönlendirdiği Nemrud Mustafa adındaki satılmış şahsın başkanı bulunduğu mahkeme tarafından ölüme mahkûm edildi.  Ankara hükümetinin gayretleriyle 8 Nisan 1921 târihinde serbest bırakılınca Berlin'e gitti. Burada karşılaştığı Enver Paşa'nın dâveti üzerine Moskova'ya geçti ve İslâm İhtilâl Cemiyetleri Kongresi'ne katıldı. Daha sonra Batum üzerinden Sarp sınır kapısını geçerek 2 Ağustos 1921'de Anadolu'ya girdi. Kâzım Karabekir Paşa tarafından merâsimle karşılandı. 24 Eylül 1921'de Ankara'ya geldi. Ankara Hükümeti kendisini Afganistan elçiliğine tâyin etti. 1926 yılında Türkiye'ye döndü. 31 Aralık 1929'da Askerî Yargıtay Divanı üyeliğinde göreve başladı. 1934 yılında soyadı kanunu çıkınca 'Türkkan' soyadını aldı.  5 Şubat 1936'da emekli oldu.

23 Kasım 1948 târihinde tren yolculuğu sırasında, Eskişehir yakınlarında vefât etti.

Prof. Dr. SÜLEYMAN BEYOĞLU:

Çankırı'nın Kızılıbrık Köyü'nde doğdu. İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü'nden 1984'te mezun oldu. İÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Yeniçağ Tarihi Anabilim Dalı'nda Yüksek Lisans, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde Doktora programını tamamladı. Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nde asistan oldu. Aynı üniversitenin Yakınçağ Târihi Anabilim Dalı'nda yardımcı doçentlik kadrosuna tâyin edildi. 1996'da MÜ Türkiye Cumhuriyeti Anabilim Dalı'nda doçentlik unvanını aldı. 1997-2000 yılları arasında Sosyoloji Bölüm başkanlığı yaptı. 2002 yılında Türkiye Cumhuriyeti târihi Anabilim Dalı'nda profesörlük unvanına hak kazandı. 2001-2002 yıllarında dekan yardımcılığı görevinde bulundu. Halen MÜ Tarih Bölümü Başkanlığı görevini yürüten Beyoğlu, Osmanlı Yakınçağ Târihi, Millî Mücadele, Cumhuriyet Târihi ve Kültür Târihi alanlarında çalışmalarına devam etmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Çok sayıda milletlerarası ve millî dergilerde yayımlanmış makalesi, bildirileri ve kitap bölümleri bulunan Beyoğlu'nun telif eserlerinden bâzıları:

Millî Mücadele Kahramanı Giresunlu Osman Ağa, İstanbul, 2009 (2 baskı); İki Devir Bir İnsan Ahmet Faik Günday ve Hâtıraları, İstanbul, 2011; Medine Müdafaası ve Fahreddin Paşa, İstanbul, 2018.

KUŞBAKIŞI:

HAYATINIZI FİŞEKLEYECEK 60+1 DAKİKA

Gazeteci Yazar Hüseyin Gökçe 13,5 X 21 santim ölçülerindeki 155 sayfalık eserini 'İyi birey, kaliteli eleman ve güzel insan ilişkileri anlayışını geliştirmek' maksadıyla yazdığını belirtiyor.

Kitapta yer alan 60 adet konunun başlıkları göz ucuyla okunduğunda bile, kitabın muhtevası ve önemi hakkında yeterli bilgiye sâhip olmak mümkün:

01-Sorunları Büyütmeyin, Küçültmeyin, Uzatmayın

02-Sorunları Zamana Yaymayı Öğrenin

03-Ağzınla Kuş Tutmak O Kadar Zor Değil. Zor Olan Ağzını Tutmak!

04-Peşin Hüküm veya Ön Yargıya Hazır Olmayın, Asil Olun...

05-Kişileri ve Olayları Etiketlerken Acele Etmeyin!

06-Ahlâkî Değerlerin Uzağına Düşmeyin, Kırmızı Kart Görmeyin!

07-En Yeni Ama En Önemli Etik: Cep Telefonu Etiği

08-Mutluluğu Bu Kadar Abartmayın, İlk Görevimiz Mutlu Olmak Değil!

09-Keser Döner, Sap Döner; Gün Gelir Hesap Döner!

10-Empati Kurun, 'Ben Olsaydım' Deyin

11-Fazla Tamahkârlık veya Açıkgözlük Tehlikeli Sulardır...

12-Karşınızdakine Bir Şey Anlatırken, Ona Esir Muamelesi Yapmayın

13-Kültürümüze Sâhip Çıkmak, Namusumuza Sahip Çıkmaktır

14-Güzellikler Selâmlaşmayla Başlar

15-Şu Altın Kelimeler ya Dilinizde veya Cebinizde Bulunsun

16-Anahtar Cümleler, İş Bitiren Örnek Mesajlar

17-Hayat Yüksek Tempo İstiyor, Boş Durmak Yok!

18-Büyüklerin Tavsiyelerini Küçümsemeyin! Bazen Hayat Kurtarır

19-Şakalaşma Sanatı

20-Hayatınıza, İş Yerinize Zevk Katın... Enerjinizle Işık Saçın... Keyif Alın

21-Çevrenizi Gayretinize Ortak Edin!

22-Farklı Olmaktan, Yeni Renkler, Yeni Çizgiler Denemekten Korkmayın

23-İyi Gibi Görünmek Değil, İyi Olmak Lâzım!

24-Yazışma Kültürü

25-İş Sâhiplerinin Dünyası ve Bir Tutam Nezâket 26-Küçük Satıcıları Küçük Görmeyin ve Anlayın!

27-Verimli Toplantılar İçin

28-Stres: Azı Yarar, Çoğu Zarar.

29-Abartılmış Beden Dili

30-Algı Yönetimi

31-Ahmet Vefik Paşa'nın '15 M Kuralı' Nedir?

32-Kişisel Başarının 3 Atlısı: 1) Ziyâret 2) Ziyâfet 3) Kıyâfet

33-Tanışmak ve Kartvizit

34-Ego Yüzyılındayız... Ego Tuzağına Düşmeyelim!

35-Kişisel Bakım ve Giyim

36-Mesleklerine Göre Kim Ne Giymeli?

37-İyi Giyinmenin Temel Kuralları

38-Önemli Konu: Giyim Aksesuarları ve Kravatname

39-Bayanların Giyim Kuşamı

40-Susmak, Konuşmaktan Daha Çok Kazandırır Kimi Zaman....

41-Her Elini Sıkan Dost, Her Canını Sıkan Düşman Değildir! Dikkat!

42-İş Yerinde Yemekte, Yemekhanede

43-Çiçek Vermek, Sadece Çiçek Göndermek Değildir

44-Sosyal Akrabalık: Komşuluk

45-Hediye Almak, Hediye Vermek

46-Çalışın... Kazanın, Kazandırın... Yaşayın, Yaşatın

47-İnsana Yatırım En Önemlisidir!

48-Farketmenin ve Konsantre Olmanın Sihrine İnanın.

49-İşten Atılıyorsunuz Ama Panik Yok!

50-İş Almaya Giderken

51-İletişim, Hitabet, Sohbet

52-Soru Sormak, İlmin Yarısıdır

53-'Vardır Bir Hayır' Deyin, Olandan Hayır Umun

54-Yolculuklarda ve Kalabalıkta Karakteriniz Ortaya Dökülür

55-Yeni Mâbetler Avm'lerde ve Toplu Yerlerde Siz

56-Güzel Alışkanlıklar Kazanın, Hayatı Kazanın

57-Birey Olarak İyi Yaşama Sanatı

58-İyi Yazarlar Beyninizi Cilâlar, Hayatınıza Güzellik Katar...

59-Toplu Seyahat, Birlikte Hareket

60-Spor İhtiyacı ve Nezâketi

60+1-Yavaş

52 ülkeyi ziyâret eden, uzun yıllar Fransa, Suudi Arabistan, Japonya, Moldova ve Özbekistan'da yaşayan ve iş yapan, incelemelerde bulunan, 14 adet eser telif eden Hüseyin Gökçe'nin 60 + 1'de verdiği ip uçlarının açıklamalarını okuyanlar ve okuduklarını tatbik edenlerin sağlıklı, huzurlu ve başarılı olmaları, bulundukları çevrenin sevilen, sayılan aranan insanları olmaları mümkün, hatta muhakkaktır.

ÇIRA YAYINLARI: Ali Kuşçu Mahallesi, Kıztaşı Caddesi, Nalbant Demir Sokağı Nu: 10/3 Fatih, İstanbul. Telefon: 0.212-635 99 19 Belgegeçer: 0.212-534 81 83 e-posta: cinaryayinlari@gmail.com //  www.cirayayinlari.com.tr

DERKENAR:

'SORUN' KELİMESİ...

OĞUZ ÇETİNOĞLU

'Sorun' kelimesi, Türk diline müdâhaleleri 'trajik başarı ' olarak kabul edilen Nurullah Ataç tarafından uydurulup 'mesele', 'problem', 'sıkıntı', 'güçlük' gibi kelimelerin yerine kullanılması istenilen bir ucubedir.

Türk dilbilgisi profesörü Tahsin Banguoğlu kelimenin yanlış ve zorlama bir türetme olduğunu belirtmiştir. İsmâil Hâmi Danişmend, tasfiyecilerin kelimenin yalnız Arapçası'na düşman olduğunu, batıdan gelen kelimelere Türkçenin kapılarını ardına kadar açtıklarını, dilbilgisi kaidelerine aykırı olarak türettikleri kelimeleri tercih ettiklerini, 'sorun' kelimesinin, bu zihniyetin ürünü olduğunu yazıyor.  Türk Dili ve Edebiyatı Profesörü Fâruk Kadri Timurtaş da kelimenin yanlış olduğu görüşündedir. Kelime hazinesinde 254.000 kelimenin bulunduğu güzel ve zengin Türkçemiz için ancak 3548 kelimelik bir 'Öztürkçe ?!' Sözlük hazırlayabilen Ali  Püsküllüoğlu da kelimenin başlangıçta yanlış kabul edildiğini, ancak zaman içerisinde benimsenip kullanıldığını dile getirmiştir. Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu "bizim, 'mesele' dediğimize uydurmacıların 'sorun' dediğini" ileri sürerek kelimeyi reddetmiştir. Adnan Ötüken ve Prof. Dr. Muharrem Ergin de kelimenin yanlış olduğunu, Türkçede -un diye işlek bir ekin bulunmadığı, ekin yanlış olduğu kanaatindedir. 'Misalli Büyük Türkçe Sözlük' isimli eseri hazırlayan İlhan Ayverdi ise 'sorun' kelimesi için 'yeni' demekle yetinmiştir. 'Yeni'den kasıt, Dil devriminden sonra Türkçemize giren kelimelerdir. Bilinmektedir ki 'devrim' kelimesi 'âni değişiklik' demektir. Dilde âni değişiklik olmaz. Rus Devrimi'nde A'dan Z'ye her şey değiştirilmiş fakat Rus diline dokunulmamıştır.

'Sorun' kelimesini tercih edenler, dilimizden bu yazının ilk cümlesinde belirtilen dört kelimeyi sokağa atmak suretiyle dilimizi fakirleştiriyorlar. Onlar, kendilerinin fakirleşmesini kabullenebilirler mi?

KISA KISA / KISA KISA...

 

 

1- VAKIF ÜNİVERSİTELERİ HUKUKU: H. Fehim Üçışık / Ötüken Neşriyat. 

2- ÜSKÜPTEN KOSOVA'YA: Yavuz Bülent Bâkiler / Yakın Plan Yayınları.

3- HANGİ ORTADOĞU: Zachary Lockman-Burcu Birinci / Küre Yayınları.

4- MEDDAH KİTABI: Hazırlayan Ünver Oral / Kitabevi Yayınları / Mehmet Varış

5- LÂ: Nazan Bekiroğlu / Timaş Yayınları.

 

 

 

8/21/2019 -

HABER LİSTEMİZE KATILIN

To Top