Gürkan Uysal

Gürkan Uysal

Hukuk Müşaviri - Av.

gurkan.uysal83@gmail.com

Fifty Shades of Coup yahut Darbenin Elli Tonu

Tartışma programlarının bugünkü kadar yavan olmadığı, gerçekten son derece heyecanla izlendiği yıllarda her programda en az bir kere dile getirilen bir takım klişeler vardı. Bu klişelerden bir kısmı "yetmiş milyon bizi izliyor!", "ispatlamazsan müfterisin!" gibi daha çok tartışılan muhatabı hedef alma özelliğine sahipti. Bir kısmı ise hem stüdyodaki konukları hem de ekran başındaki milyonları muhatap alıyordu. "Efendim, Türkiye muz cumhuriyeti değildir!" klişesi bunlardan biridir mesela. İlk defa 10-11 yaşlarında duyduğum bu son derece derin ve felsefi (!) sözün ne manaya geldiğini ilk başlarda anlamamış ve uzun süre hikmetini merak etmiştim. Türkiye yakın tarihine az çok vakıf olunca, Afrika kıtası hakkında da üç-beş malumat edinince taşlar kendiliğinden yerine oturmuş, "muz cumhuriyeti" klişesinin tırtlığı da su yüzüne çıkmıştı. Türkiye bal gibi de muz cumhuriyetiydi.

 

Türk Tarihi Darbeler Tarihidir

Uzun uzun darbeler kronolojisi yazacak değilim ancak kısa bir tarih yolculuğu yapmakta fayda var. Darbe, sadece Türkiye Cumhuriyeti'ne has bir gelenek değildir. Türk tarihindeki darbelerin izini sürmeye kalktığınızda o yol sizi "Kutlu Başkent" Ötüken'e kadar götürür. Türk tarihi darbeler tarihidir. Çünkü darbe, iktidara namzet olanın iktidarı elinde bulundurana karşı giriştiği "silahlı" bir iktidar mücadelesidir. Bu mücadele uğruna yeğen amcaya, kardeş kardeşe, hatta oğul babaya bile silah çekmiştir. Darbe, Türkler için hayatın ata binmek kımız içmek kadar olağan bir parçasıdır. Bu iddiamızı Osmanlı tarihinden örneklerle ispatlama yoluna gidelim.

1. Kosova Zaferi'nin sonunda Miloş Obiliç, Murad Hüdavendigar'ı şehit edince Osmanlı tahtı Yıldırım Bayazid'e kaldı. Çünkü Yıldırım Bayazid o sırada o ortamda hazır bulunuyordu ancak diğer kardeşi Yakup Çelebi kendi birlikleriyle Sırp askerlerini kovalamaya devam ediyordu. Yıldırım'ı padişah ilan eden rical-i devlet hemen alel acele bir karar vererek Yakup Çelebi'nin de idam fermanını Yıldırım'a imzalattılar. Çünkü Yakup Çelebi taht kavgasına girişebilir ve bu da "nizam-ı alem içün ve dahi devletin bekası içün" (!) bir tehdit oluşturabilirdi. Hiçbir şeyden haberi olmayan Yakup Çelebi babasına rapor sunmak için otağa girdiği anda katledildi. Böylece bir darbe girişimi ihtimali daha doğmadan engellenmişti.

Mazlum ve mağdur olan Yakup Çelebi'nin ahı tutmuş olacak ki, Yıldırım Bayazid Ankara Savaşı'nı kaybedip Timur'a esir düşer ve dört oğlu Anadolu'da kalıp birbirleriyle taht mücadelesine girişirler. (Fetret Devri)

 

II. Bayazid'e Karşı İki Darbe Girişimi ve Bir Darbe

Fetret Devri'nde yaşananların etkisiyle olsa gerek Fatih Sultan Mehmet tahta geçtiği zaman yaptığı ilk iş "devletin bekası içün karındaşın katli vaciptir" diyerek darbe teşebbüslerinin pek de İslami olmayan bir yolla önüne geçmek için ferman çıkarmak oldu. Ancak bu fermana rağmen O da dedesi Yıldırım'ın kaderini yaşadı. Oğlu Cem Sultan, II. Bayazid'e karşı darbe girişiminde bulundu. Başarısız olunca canını kurtarabilmek için önce Rodos Şövalyeleri'ne, oradan da Papalığa sığındı.

II. Bayazid'e karşı ikinci darbe girişimi bu defa oğlundan geldi. Yavuz Sultan Selim babasına karşı bir darbe girişiminde bulundu ama kaybederek canını kurtarabilmek için kayınpederi olan Kırım Hanı'na sığındı. Aradan bir buçuk-iki sene gibi bir zaman geçtikten sonra nasıl olduysa askerin desteğini tekrar aldı ve askerin baskısıyla ve bu defa "kansız" bir darbeyle babasını devirerek tahta geçti.

Osmanlı tarihinin geri kalanını zaten biliyorsunuz. Sürekli saray entrikaları, sürekli bir iktidar ve güç mücadelesi. Bu iktidar ve güç mücadelesinde askeri kendi yanına çeken taraf mevcut padişahı tahttan indirip kendine yakın olanı tahta çıkardı. Böylelikle de eski padişahın "kadrosu" devletten tasfiye edilip yeni padişahın adamları devlette kadrolaştılar.

 

Cumhuriyette Döneminde Darbenin Farklı Tonları

 

Cumhuriyet tarihinde de değişen bir şey olmadı. Devlet yönetimine talip olan gruplar, cumhuriyete her on yılda bir "balans ayarı" çektiler. Cumhuriyet dönemindeki darbeler şekil ve muhteva yönünden farklılık göstermeleriyle dikkat çekiyorlar.

27 Mayıs Darbesi elli tane subayın organize ettiği bir cunta faaliyetiydi. Cunta, hükümete el koydu.

Albay Talat Aydemir, 27 Mayısçılara karşı kendi cuntasını kurarak iki defa darbe girişiminde bulundu. İlkinde affedildi, uslanmayacağı görülünce ikinci darbe girişimi sonrasında asıldı.

Cemal Madanoğlu'nun kurduğu sol ağırlıklı cunta 9 Mart 1971'de darbe yapmayı planladı. Planlarının deşifre olduğunu anlayınca darbe girişimini ertelediler. Bu defa 12 Mart 1971'de ordu muhtıra vererek hükümeti düşürdü. Madanoğlu cuntası ve cuntayla birlikte hareket edenler tasfiye edildi. Cuntanın hem asker hem sivil kanattan ileri gelenleri Ziverbey Köşkü'nde ağır işkencelere tabi tutuldular.

12 Eylül 1980'de askerin bir bütün halinde ve emir komuta zinciri içinde gerçekleştirdiği bir darbe gerçekleşti. Onbinlerce insan mağdur edildi. Türkiye hala bu darbenin izlerini taşıyor.

1993 senesinde faili meçhullerle, kalp krizi görünümlü cinayetlerle ve toplumda infial meydana getirecek olaylarla Türkiye'ye perde arkasından bir darbe yapıldı.

28 Şubat 1997'de nispeten daha nahif (!) bir darbe gerçekleştirildi. Hükümete MGK Kararı görünümlü muhtıra verildi.

27 Nisan 2007'de teknolojik olanaklar sonuna kadar kullanıldı. Türkiye e-muhtırayla tanıştı.

30 Nisan 2007'de Anayasa Mahkemesi eliyle bir darbe girişiminde bulunuldu. Anayasa Mahkemesi, 27 Nisan e-muhtırasının etkisi altında kalarak Cumhurbaşkanı seçimlerinde toplantı yeter sayısının sağlanması için 367 milletvekilinin bulunmasının şart olduğu yönünde -Anayasa'ya aykırı- bir karar verdi.

15 Temmuz 2016'da yaşananlar hepimizin malumu.

16 Temmuz 2016 ve sonrasında yaşananlar ise hükümet-yargı-asker üçlüsünün elbirliğiyle gerçekleştirdiği bir darbeye dönüştü.

7 Mayıs 2019'da Türk darbe tarihi ilk defa Yüksek Seçim Kurulu eliyle gerçekleştirilen bir darbeyle karşılaştı. YSK, muhalefetin adayının kazandığı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini -hukuka açıkça aykırı bir şekilde- iptal etti.

19 Ağustos 2019'da ise darbecilik sektörümüz yeni bir darbe metodunu tedavüle çıkardı. Van, Diyarbakır ve Mardin Büyükşehir Belediye Başkanları görevden alınarak yerlerine kayyım atandı.

 

Hukuk Devletten Daha Kıymetlidir

 

Yerel seçimlerde HDP'nin aldığı Van, Diyarbakır ve Mardin Büyükşehir Belediyelerine kayyım atanması açıkça hukuka aykırıdır bir darbedir. Bu belediye başkanlarının görevden alınma gerekçeleri açıkçası çok da inandırıcı gelmemektedir. Ortada elle tutulur delil olduğu kanaatinde de değilim. Çünkü bu belediye başkanlarının görevden alınmalarında "terör örgütüyle iltisaklı" olmaları gerekçe gösterilmektedir. O zaman akla direkt olarak şu soru gelmektedir; madem terör örgütüyle iltisaklılardı en baştan aday olmalarına neden müsaade ettiniz. Hatta bu belediye başkanlarından Ahmet Türk (Mardin) seçimlerden önce cezaevindeydi ve sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilmesine bizzat Devlet Bahçeli ön ayak olmuştu. O zaman Devlet Bahçeli'ye sormak lazım, madem Ahmet Türk terör örgütüyle iltisaklıydı, neden cezaevinden tahliye edilmesine ön ayak oldun?

Bu olay ister istemez şu soruyu sormaya yarıyor? Devlet ne işe yarar? Cevabı basit. Devlet, vatandaşının hayatını kolaylaştırmaya yarar. Vatandaşının hayatını kolaylaştırmayıp, bilakis attığı her adımda vatandaşının kendisine olan güvenini sarsan bir organizasyona devlet denmez. Çünkü o organizasyon artık sahip olduğu gücü keyfi olarak kullanan mafyatik bir yapıya dönüşmüştür.

Buradan ikinci bir soruyu soralım; hukuk neye yarar? Hukuk da vatandaşı güçlüye, en önemlisi de devlete karşı korumaya yarar. Bu yönüyle hukuk çok kıymetli bir varlıktır. Hatta devletin kendisinden bile daha kıymetlidir. İnsan için namus neyse, devlet için de hukuk aynı şeydir. Hukuk, devletin namusudur. Bu nedenle hukuk, vatandaşı güçlüye karşı korurken vatandaşın kimliğine bakmaz. "Ama, fakat, ama onlar da vb.." gibi ifadeler kullanmaz.

Bugün eğer bu hukuksuz darbe karşısında hukuk gereğini yapmazsa, söz sahipleri de bu darbenin muhatabı HDP olduğu için susarsa, yarın Ankara da bu darbeden nasibini alır, İstanbul da alır, İzmir de alır.

Biz bugün bu haksızlığı dile getirerek HDP'ye değil hakka ve hukuka sahip çıkıyoruz. Eğer biz bugün hakka ve hukuka sahip çıkmazsak, yarın ortada sahip çıkacak hiçbir değer kalmaz. Devlet dâhil...

 

 

8/21/2019 -

HABER LİSTEMİZE KATILIN

To Top