IMG-LOGO
Güncel

Bebeğine Mama İsteyen Anneye Hücre Cezası

Gürkan Uysal; - 6/6/2019 gurkan.uysal83@gmail.com;
IMG

Tekirdağ Cezaevi'nde bebeğiyle birlikte kalan Aynur Gazioğlu bebeği için mama siparişi veriyor. Ancak istediği mama yerine bebeğinin yaşına uygun olmayan mama veriliyor. Bundan dolayı görevliye istediği mamanın bu olmadığını söylüyor. Ancak görevli, "Dır dır etme, tekrar gidemem!" diyerek Aynur Gazioğlu'nu tersliyor. Aralarında tartışma çıkıyor. Bu tartışmadan dolayı cezaevi yönetimi Gazioğlu'na 10 gün hücre cezası veriyor. Bebekli bir anneye, hücrede "bebeğiyle birlikte" 10 gün...

Esra Işık, Balıkesir L Tipi Cezaevi'nde hükümlü olarak 1,5 yaşındaki bebeği Zümra ile birlikte kalıyor. Bebeğinin bezinin bittiği için bebek bezi talep etmesine rağmen 1 hafta boyunca bebek bezi vermiyorlar. Bir haftanın sonunda sadece 14 tane bez veriyorlar, o da 1 numara küçük. Verilen bezler 1 numara küçük olduğu için bebeği rahatsız ediyor. Esra Işık, bu durumu yetkililere ilettiğinde bu defa bez için verilen ödenek kesiliyor. "Dilekçe verip kendi paranızla almanız lazım" diyorlar. Bu defa dilekçe vermesine rağmen parasıyla bile bez alamıyor. Bebek bezi satışı yasaklanıyor. Sürecin devamında bebek maması yapabilmek için nişasta, irmik gibi gıdaları bile temin edemez duruma geliyorlar. Bebeklerine kendilerine verilen "yağlı ve baharatlı" yemeklerden vermek zorunda kalıyorlar.

Tokat Cezaevi'nde bir anne, bebeğini besleyebilmek için kendisine verilen yemekleri "yıkayarak" bebeğine vermek zorunda kalıyor.

743 Çocuk

Bugün itibariyle cezaevlerinde kaç tutuklu ve hükümlü anne olduğu bilinmiyor. Bu konudaki son veri 31 Ekim 2018 tarihine ait. 31 Ekim 2018 tarihi itibariyle cezaevlerindeki 0-6 yaş grubu çocuk sayısı 743. Bu çocukların 343'ü 0-3 yaş arası. Bu sayıları da, 14 Kasım 2018 tarihinde TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyelerinin sorularını cevaplayan Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Şaban Yılmaz vermiş.

743 çocuk 743 anne demek. Bu 743 anneden 519'u hükümlü, yani mahkemelerce hakkında bir karar verilmiş kişiler. 224'ü ise tutuklu.

Bugün itibariyle bu sayıların çok daha fazla olduğunu tahmin ediyoruz. Çünkü 743 sayısının açıklandığı tarihten bu zamana kadar 1,5 yıl gibi bir süre geçti.

Annesiyle Birlikte Cezaevinde

Kayseri Bünyan Cezaevi'nde annesiyle birlikte koğuşta kalan 14 aylık Seniha Hafsa. Seniha Hafsa'nın ayakları toprağa hiç basmadı ve hayatı boyunca güneşi hiç görmedi. Ağaçları da...

İkinci örneğimiz; her ikisi de Mersin Tarsus C Tipi Cezaevi'nde tutuklu olan Ersin ve Fatma Urungu çifti. Çiftin 2,6 ve 8 yaşlarında üç çocuğu var. En küçük çocukları olan 2 yaşındaki Betül, geçtiğimiz ay annesiyle birlikte cezaevine girdi.

Bir diğer örneğimiz; gebeyken hakkında tutuklama kararı verilen ve Antalya L Tipi Cezaevi'nde 9 ay boyunca gebe olarak tutuklu kalan Hatice Şahnaz. Hakkında mahkemece henüz bir karar verilmemiş olan, "tutuklu" Hatice Şahnaz yaklaşık 2 hafta önce "cezaevinde" bebeğini dünyaya getirdi. Şu an 15 günlük olan Safiye bebek, annesiyle birlikte cezaevinde kalıyor.

Başka bir örnek daha; Meliha Bişgin, Tarsus Cezaevi'nde 5 yaşındaki oğluyla birlikte 35 aydır tutuklu. Oğlu, cezaevine girdiğinde 2 yaşındaydı, şu an 5 yaşında. 10 kişilik koğuşta 21 kişi kalıyorlar ve bu 21 kişinin 3'ü çocuk.

Son örnek, Fuat ve Nazlı Çatpınar çifti Düzce Ceza İnfaz Kurumu'nda tutuklular. Çiftin, 1, 3 ve 5 yaşlarında 3 çocuğu var. 3 çocuk da anneleriyle birlikte cezaevinde tutuklu.

Ve varlıklarından haberdar olmadığımız, haberdar olsak bile bu satırlara sığmayacak yüzlerce çocuk...

Milletçe Yaptığımız En Büyük Hata

Yukarıda yazdıklarımızı ve daha fazlasını aktaran kişi Kocaeli milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu'dur. Gergerlioğlu, mensubu olduğu partiden dolayı kendisine ön yargıyla yaklaşıldığı ve görmezden gelindiği için şu izahın yapılmasında fayda var; Bizim milletçe yaptığımız en büyük hata, duyduğumuz bir hadise karşısında "ne söylendiğine değil kimin söylediğine" göre tavır almamızdır. İkincisi de -benim için bir anlam ifade etmemekle birlikte- Gergerlioğlu Kürtçü çizgiden gelen birisi değil. Kendisi -maalesef- ülkede yaşanan devasa hukuksuzlukları başka partilerde dile getirebilme imkânı bulamadığından mücadelesini HDP çatısı altında vermek zorunda kaldı. HDP'de siyaset yapmak bir kusursa şayet, bu kusur Gergerlioğlu'na değil hukuksuzlukları açık yüreklilikle dile getirme cesaretinden mahrum olan bütün diğer siyasi partilere aittir.

Ceza Sorumluluğunun Şahsiliği

Yukarıda bahsettiğimiz tutuklu veya hükümlü "anneler" ve aslında diğer bütün suç şüphelileri, bir suç işlemişlerse şayet gerek yargılama sürecinin gerekse ceza infaz sürecinin "insan onur ve haysiyetine uygun bir şekilde" gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu da ancak ceza hukukunun temel ilkelerine uymakla gerçekleşir.

Ceza hukukunun en temel ilkelerinden biri, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesidir. Bu ilke uyarınca hiç kimse başkasının işlediği bir suçtan dolayı cezalandırılamaz. Bu ilke mevzuatımızda hem Anayasa'da hem de Türk Ceza Kanununda hüküm altına alınmıştır.

Anayasamızın 38/7'nci maddesinde "Ceza sorumluluğu şahsidir" denilerek bu ilkeye vurgu yapılmıştır.

Yine 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 20/1 maddesinde "Ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz" denilerek ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi bir kez daha vurgulanmıştır. Yukarıda anlatılan olaylarda ise, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi ihlal edilmekte, hiçbir suçu/günahı olmayan masum bebekler / çocuklar anneleriyle birlikte cezalandırılmaktadır.

Cezaevlerinde Doğmak

Yukarıda bahsedilen ve sayıları neredeyse 800'ü bulan çocuk, -hiçbir suçları olmadığı halde- yargı makamlarının yanlış uygulamaları nedeniyle cezaevlerinde doğmak, cezaevlerinde büyümek, cezaevlerinde son derece sağlıksız koşullarda hayatlarını idame ettirmek zorunda bırakılmaktadırlar. Bu çocuklar, yargı makamlarının yanlış uygulamalar nedeniyle sadece özgürlüklerini kaybetmemekte, aynı zamanda gıdasız bırakılmakta, hayatlarının en güze çağını güneş yüzü görmeden geçirmekte ve gerek fiziksel gerek ruhsal gelişimleri sistematik olarak olumsuz etki altında bırakılmaktadır.

Uygun Yerler

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 16/4 maddesinde "Hapis cezasının infazı, gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçmemiş bulunan kadınlar hakkında geri bırakılır." denilmektedir.

Yine aynı maddenin 5'inci fıkrasında "Kapalı ceza infaz kurumuna girdikten sonra gebe kalanlardan koşullu salıverilmesine altı yıldan fazla süre kalanlar ile eylem ve tutumları nedeniyle tehlikeli sayılanlar hakkında dördüncü fıkra hükümleri uygulanmaz." Denilerek koşullu salıverilmesine (şartlı tahliye) 6 yıldan fazla süre kalanlar kapsam dışında bırakılmıştır. Ancak, aynı fıkranın devamında "Bu kişilerin cezasının dördüncü fıkrada öngörülen kısmı, ceza infaz kurumlarında kendileri için düzenlenen uygun yerlerde infaz olunur." denilerek çocuklu mahkûmlar için "uygun yerler" düzenlenmesi gerektiği açıkça ifade edilmektedir.

Yukarıdaki olaylarda ise çocuklarıyla birlikte cezaevinde bulunan annelerin büyük kısmı hükümlü değil tutukludur. Gebe veya küçük çocukları olan kadınlar hakkında tutuklama kararı verilmesi ve bebeklerinin / küçük çocuklarının da dolaylı olarak anneleriyle birlikte tutuklanması açık bir hukuksuzluktur.

Kaldı ki yasada ceza infaz makamları için çocuk sahibi hükümlüler açısından "uygun yer" düzenlenmesi zorunluluğu olmasına rağmen, ceza infaz kurumlarının uygun yer düzenlemesine gitmediği ve çocukların diğer mahkûmlarla beraber koğuşlarda kaldıkları, üstelik bu koğuşlarda kapasitelerinin çok üzerinde tutuklu veya hükümlünün kaldığı anlaşılmaktadır. Bu haliyle ceza infaz kurumları ve dolayısıyla Adalet Bakanlığı kanunu açıkça ihlal etmektedir.

Adil Yargı Devletin Namusudur

Son olarak, ceza infaz kurumlarında -yetkililerin ihmal yahut kasıtlı tutumları nedeniyle- bebeklerin/çocukların gıdasız kaldıkları, bez sorunu yaşadıkları, bez sorunundan kaynaklanan fiziki rahatsızlıklara maruz kaldıkları, bir çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimine uygun olmayan koşullarda yaşadıkları göz önüne alındığında ceza infaz kurumları ve dolayısıyla Adalet Bakanlığınca bu bebeklere / çocuklara karşı sergilenen muamele açıkça bir insanlık suçudur.

Devlet, sahip olduğu yargılama gücünü kullanırken bu gücü insan onuruna yakışır şekilde kullanmalıdır. Çünkü devletin dini adalettir, adil yargı devletin namusudur. Aksi halde, kişiler hakkında verilen kararlar isabetli bile olsa kişilik hakları ihlal edilmiş olur. Bu yönüyle de devletin tesis ettiği şey adalet olmaktan çıkar ve devlet açıkça zulmeden bir mekanizmaya döner. Zulmeden mekanizma ise meşruluğunu kaybeder.

İyi bayramlar diliyorum...