IMG-LOGO
Güncel

Türk Ekonomisine Dair Çözüm Önerileri

Gürkan Uysal; - 2/18/2019 gurkan.uysal83@gmail.com;
IMG

Ekonomi her şey demek değil, ama çok şey demek. Ekonominin öyle büyük bir gücü var ki, yeri geldiğinde insanların kendi canlarına kıymalarına, yeri geldiğinde yuvaların dağılmasına, yeri geldiğinde devasa toplumsal olayların patlamasına, yeri geldiğinde hükümetlerin yıkılmasına sebep oluyor. O meşhur "at-avrat-silah" üçlemesinde, silahın yerini para almış durumda. Devletlerarası arenada bile ekonomisi güçlü olanın borusu ötüyor. Savaşlar ekonomi nedeniyle çıkıyor.

Bir devletin öncelikle kendi vatandaşının mutluluğunu sağlaması, ikincil olarak da devletlerarası arenada söz hakkına sahip olabilmesi için öncelikle ekonomisinin güçlü olması gerekiyor. Yani bir devlet hem para kazanacak hem bu parayı vatandaşına adil bir şekilde dağıtacak hem de bu parasal gücünü başka devletlere bir tahakküm vasıtası olarak kullanacak. Zira ancak böyle güçlü devlet olunabiliyor. Tam da bu nedenle, bu yazının konusunu Türk ekonomisine dair çözüm önerileri oluşturmaktadır.

Dünyanın En Büyük 10 Ekonomisinden Biri (!)

Ekonomistler, dünya devletlerini gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler olarak iki kategoriye ayırırlar. Türkiye bu sınıflandırmada gelişmekte olan ülkeler arasında zikredilir. Ülkelerin ekonomik büyüklüklerine göre sıralaması yapıldığında da Türkiye'nin tarihsel süreç içinde 17'ncilikle 25'incilik arasında gidip geldiğini görürüz. Hükümetimiz önümüzdeki yıllarda Türkiye'yi dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri (!) yapacağını iddia etmekteyse de hükümetin şu ana kadar ki icraatlarının bu iddianın gerçekleşeceği konusunda güven vermediğini söylemek yanlış olmasa gerek.

Dar Kapıdan Geçin

Elbette eleştirmek kolay, çözüm önerisi sunmak zordur. Hz. İsa'ya atfedilen bir söz var; "Dar kapıdan geçin" der. Biz de dar kapıyı seçecek ve zor olanı yapmaya çalışacağız.

Türk ekonomisinin düzelebilmesi öyle 1-2 senede gerçekleşebilecek bir hadise değildir. Ak Parti hükümeti 17 yıldır ülke ekonomisini öyle bir baltaladı ki, bu 17 yılda kaybedileni yerine koymak hiç de kolay olmayacaktır. Bu işin zor olması, imkânsız olduğu manasına gelmemektedir. Gelse bile mottomuz şu olacaktır; "zor diye bir şey yoktur, imkânsız sadece zaman alır".

Her Şeyin Başı Eğitim

Türkiye, zengin yer altı kaynakları olan bir ülke değil. Lozan'ın gizli maddeleri gereği 2023 yılında petrol, bor, uranyum gibi yer altı kaynaklarımızı çıkartıp çok zengin olacağımızı bekliyorsanız size kötü haberlerim var. Daha çok beklersiniz ! Fakat Türkiye'nin öyle zengin bir kaynağı var ki, o kaynağı doğru işleyebilirse sadece ekonomisini düzeltmekle kalmaz, dünyanın söz sahibi ülkelerinden biri haline bile gelir. O kaynak ülkenin genç nüfusudur. Fakat biz bu zengin kaynağı doğru dürüst işleyemiyor, o zehir gibi gençlerin lümpenleşmesini veya saçma sapan ideolojik kavgaların içinde yok olup gitmelerini izliyoruz.

Her şeyin başı eğitim. O nedenle eğitim sistemimizi saçma sapan ideolojilere alet etmekten kurtarıp, çağın şartlarına uygun bir hale getirmeli ve dünyanın en iyi akademisyenlerini, en iyi mühendislerini, en iyi yazılımcılarını, en iyi öğretmenlerini, en iyi hâkimlerini, en iyi işletmecilerini, en iyi ekonomistlerini, en iyi askerlerini, en iyi polislerini, en iyi pilotlarını vb. yetiştirmeliyiz. Bunu gerçekleştirebilirsek dünya ekonomisini Türkiye tek başına domine eder.

Sivil Teşebbüs

Türk ekonomisini iyileştirmenin ilk adımı düşünceyi serbest bırakma ve kamunun koruması altına almakla atılmalıdır. Böylelikle sivil teşebbüsün önü açılır. Tarihçiler Sanayi Devrimi'nin neden İngiltere'de başladığının cevabını verirken iki hususun altını çizerler. İlki İngiltere'de düşünce hürriyetinin çok güçlü olması, ikincisi de bu serbest düşüncenin neticesi olarak ortaya çıkan icatların patent haklarının hükümet tarafından korunması.

Bizde sınaî ve ticari gelişme hep devlet teşebbüsleri sayesinde gerçekleşmiştir. Bizde özel sektörün kamunun desteğini almadan tamamen kendi imkânlarıyla girişimde bulunmasına kolay kolay rastlanmaz. İstisnai olarak rastlansa da bu defa bu sivil teşebbüslere bir dünya bürokratik engellemenin yapıldığını görürüz. Hâlbuki yapılması gereken ilk şey, sivil teşebbüsü teşvik etme ve koruma altına almadır.

Yargı Sistemi

Sivil teşebbüsün korunması yargı sistemi vasıtasıyla gerçekleşir. Burada bahsettiğimiz alelade bir yargı değil bağımsız, adil ve süratli bir yargı sistemidir. Yargı sisteminin sivil teşebbüsü kimden koruyacağı hususunda ise çok yönlülük söz konusudur.

Yargı, sivil teşebbüsü öncelikle diğer sivil teşebbüslerden koruyacaktır. Sivil teşebbüsün tamamen kendi ar-ge çalışmasının ürünü olan buluşların telif ve / veya patent hakları sıkı bir şekilde korunacak, böylelikle emek hırsızlığının önüne geçilecektir.

İkincil olarak sivil teşebbüs devlete karşı korunacaktır. Mülkiyet hakkı başta olmak üzere, sivil teşebbüsün bütün malvarlığı hukuken teminat altında olacaktır. Çünkü devlet eliyle malvarlığına el konulması ihtimali sivil teşebbüsü başka ülkelere kaçıracak ve Türkiye'nin üretim potansiyelini azaltacaktır. Hükümete yakınlığıyla bilinen Ülker gibi, Doğuş Holding gibi hatta neredeyse bütün kamu ihalelerini alan Cengiz İnşaat gibi firmaların varlıklarını yurt dışına kaçırmaları bu durumun en somut ve en canlı örnekleridir.

Bağımsız Yargı

Sivil teşebbüsün gelişebilmesi için yargı sisteminizin bağımsız olması gerekmektedir. Bağımsız yargı demek iktidarın kontrolünde olmayan, iktidardan korkusu olmayan, kararlarını muktedirin iki dudağının arasına bakarak değil, tamamen hukuku nazara alarak veren yargı demektir.

Yargı kurumunun kararlarını bağımsız olarak vermediği bir ülkede, sivil teşebbüs kendini güvende hissetmez. O ülkede yatırım yapmayı çok büyük bir risk olarak görür ve bu riske asla girmez. Yüz milyonlarca dolar paranız olsa ve yatırım yapmak isteseniz Suriye'de, Irak'ta, Mısır'da yatırım yapar mıydınız?

Verginin Vergisi

Türk ekonomisinin düze çıkması için önemli unsurlardan biri de vergi sistemidir. Türk vergi sistemi son derece karmaşık ve bir o kadar da adaletsizdir. Vergi sisteminin öncelikle sadeleştirilmesi gerekmektedir. İkincil olarak vergi oranlarının düşürülmesi elzemdir. Çünkü yüksek vergi oranları hem sivil teşebbüsü yatırım yapma düşüncesinden vazgeçirmekte hem de yatırım yapmış olanları vergi ödememeye itmektedir.

Türk vergi sisteminin en büyük sorunu ise adil olmamasıdır. Bugün ülkenin vergi yükü ücretli çalışanların sırtındadır. Türkiye'de geliri daha az olanlar daha fazla vergi ödemektedir. Bunun yanı sıra harcamalar üzerinden alınan vergiler ve bu vergi oranlarının yüksekliği insanların daha kaliteli harcama yapmasını zorlaştırmaktadır. Vergi adaletsizliğindeki bir diğer husus da uygulamada "verginin vergisi" gibi saçmalıkların yer almasıdır.

Kamuda İsraf

Saraylar, lüks uçak filoları, ejder meyveli smoothyler, gayrimenkul rantı sağlamak için yapılan Kanal İstanbul'lar, binlerce kişilik koruma ordusuyla ve yüzlerce arabalık kafilelerle dolaşmalar, kamu iktisadi teşebbüslerinin yandaşlara peşkeş çekilmesi, yandaşlar için devasa maaşlarla kadrolar açılması, seçim kazanmak için dağıtılan seçim rüşvetleri ve buraya sığmayacak büyüklükte diğer her şey. Kısaca kamuda israf biterse, ekonomi rahatlar.

Kamuda israfı önlemeden, gelir dağılımında adaleti tesis edemezsiniz.

Sonuç Olarak

Sonuç olarak; dikkat ettiyseniz Türk ekonomisini geliştirmek için saydığımız çözüm önerilerinin büyük kısmı ekonomi biliminin kendi argümanlarıyla alakalı değil. Bu saydığımız her şey ekonominin sacayakları hatta temel taşları. İthalat-ihracat dengesi, cari açık, para politikaları gibi kavramlar bu saydığımız çarelerin yanında daha ikincil planda kalıyor.

Elbette Türk ekonomisinin geliştirmenin çareleri bunlarla sınırlı değil. Ama işin temelini yukarıda saydığım hususlar teşkil ediyor. Tüm bu saydığım önerileri hayata geçirebilirsek üreten ülke olmayı ancak o zaman başarabiliriz. Üreten bir ülke haline geldikten sonra gerisi zaten çorap söküğü gibi gelecektir.