IMG-LOGO
Röportaj

Meselelerimizi İlâhiyatçı ve Felsefeci Prof. Dr. Niyazi Kahveci ile Konuştuk.

Oğuz ÇETİNOĞLU; - 2/17/2019 ocetinoglu1@gmail.com;
IMG

Oğuz Çetinoğlu: Türkiye'de din eğitiminin yetersiz olduğu, İslâmiyet'i anlatmakta zorlandığımız düşüncesinde olanlar var. Ne dersiniz?

Prof. Dr. Niyazi Kahveci: Türkiye'de her alanda eğitim yetersiz olduğu gibi, yanlış da verilmektedir. Çünkü çağdaş bilgiler, çağdışı tekniklerle ve metotlarla öğretilmektedir. Sadece din eğitimi değil, matematik ve yabancı dil de öğretemiyoruz. Bunların hepsinin ilmî sebepleri bellidir. Ama yapması zordur ve biz hep zor işlerden kaçıyoruz ve onları ihmal ediyoruz. Kaçıyoruz ama zor işlerin kazanımlarını istiyoruz. Unutmayalım ki ucuz etin yahnisi acı olur.  Sözün Özü: 'İhmal ettiğin şey, seni imha edebilir.'

Çetinoğlu: Çözüm tekliflerinizi lütfeder misiniz?

Prof. Kahveci: Her şeyden önce ahlâk eğitiminin din ile yapılıyor olması, ülkemizin çağımız öncesinde kaldığını gösteriyor. Çağımızda artık ahlâklılık din ile sağlanmıyor. Bu konuda söyleyebileceğim çok şey vardır ama bu sayfalar yetersizdir. Bu konuları daha sonra tek tek detaylarıyla yazabilirim. 'En zor iş, çağdışı insan malzemesiyle çağdaş işler yapmaktır.'

Çetinoğlu: Osmanlı'dan günümüze... sıradan insanlarımızda, seçilmiş ve tâyin edilmiş yöneticilerimizde had safhada israf var. Dinimiz, israfın haram olduğunu belirtiyor. İsraf düşkünlüğü, İslâmiyet'le nasıl bağdaştırılabiliyor?

Prof. Kahveci: İslâmiyet'in israf kavramı ile çağımızın ekonomik sistemi kapitalizmin israf kavramlarının içerikleri çok farklıdır. İslâm'ın israf kavramı, geçimlik ekonomideki israfa hitap eder. Geçimlik ekonomide meyve ve sebze israfı vardır. Günümüz piyasa ekonomisinde para israfı olabilirse de o da olmaz.

Kapitalizmdeki israfı ayrıca öğrenmek gerekir. Geçimlik ekonomide israf kapital kaybına sebep olurdu, kapitalizmde ise israf ekonomik sirkülasyona sebep olur. Hatta bütün işlerin maaşlı olduğu bu sistemde bütün ekonomik sistem israf üzerine döner. Çünkü sürekli üretmek ve sürekli tüketmek gerekir. İsraf edilen para buharlaşıp atmosferin dışına çıkmıyor, ekonomiyi döndürüyor. Burada problem olan şudur, ithal mallarıyla israf etmek ve haksız kazançla harcama yapmaktır. Çünkü bunların hepsi ülkenin sermayesini eritir.

Bu soru vesilesiyle insanımızın bir karakteristik yapısını ortaya koymak gerekiyor. Bu da, çağımızın yeni ürünlerini eski algı kalıplarına dökerek algılamasıdır. Meselâ kapitalizm. Çağımızda ekonomik alanda da geçmişe nazaran çok radikal bir değişim yaşanmıştır. Yani liberal ekonomik sistemden kurumlaşmış ekonomik sisteme geçilmiştir. Ferdî ekonomik sistemde şahısların zengin olması vardır.

Çetinoğlu: Sözünü ettiğiniz geçiş ekonomiyi nasıl etkiliyor?

Prof. Kahveci: Kapitalist sistemde kişi zenginliği değil, kurum büyümesi vardır. Bu ekonomik işletmeler kişilerin değil toplumundur. Kapitalizm nasyonal bir sistemdir. Bu nedenle ülkenin yeni iş gücüne istihdam sağlamak onların görevidir, devletlerin ve hükümetlerin değil. Bu sebeple her yıl büyümeleri gerekir. Yine bu sebeple kapitalizmin ahlâk sistemi şunlar üzerinde kuruludur: Çok çalışacak, kazanacak ve kazandığını yatırıma dönüştürecek, harcamada müsrif olmayacaktır. Şimdi Türkiye, kapitalist sistemi, kişi olarak zengin olmak sistemi olarak algılamakta ve uygulamaktadır. Nitekim Türkiye'de 'kapitalist' kelimesi, 'zengin' mânâsında kullanılır. Bu, yanlış ve anlam kaymasına uğratılan bir kullanımdır. Ama Türkiye, yeni sistemi eski algı kalıplarına dökerek algılandığından bu yanlışı yapmaktadır. Halbuki kapital; sermaye, kapitalist; sermayeci demektir. Kapital, şahsî servet veya para demek değildir.

Çetinoğlu: Müsaadenizle, bir başka kavram kargaşasına açıklık getirelim: İslâm'da mündemiç olan 'ahlâk' kavramı, 'etik' kelimesi ile ifâde edilebilir mi?

Prof. Kahveci: Etik ile ahlâk arasında birçok açıdan çok büyük temel farklar vardır. Aslında tamamen birbirlerinin zıddıdırlar. Ahlâk klasik çağ öncesinde kalan bir kurumdur. Kendine özgü nitelikleri vardır. Dinler de bu arkaik hâliyle ahlâkı kullanırlar. Etik ise çağdaş bir şeydir. Ahlâk tek tek davranışlarla ilgilenir, davranışçıdır. Etik davranışların arkasındaki değerlerle ile ilgilenir, değercidir. Ahlâk emredicidir, etik öğreticidir. Ahlâk duygulara hitap eder, etik fikirlere. Ahlâk; Allah, ceza ve mükâfat gibi dış faktörlere dayalıdır, dışla bağlantılıdır. Etik insanın kendisine dayanır içe dönüktür.

Ahlâk grupsaldır, cinsiyetçidir, kaynağı itibâriyle şahıslarla bağlantılıdır. Çifte standarttır. Mesela müminlere başka, kâfirlere başka davranmayı ister. Kuran dahi, 'Peygamberle birlikte olanlar Müminlere karşı merhametli, kâfirlere karşı şiddetlidir,' der. (Fetih, 48/29)

Çetinoğlu: Buradan nasıl bir neticeye ulaşılır?

Prof. Kahveci: İnsanın ahlâkla oluşmasını ve ahlâkı benimsemeyi önler. Sürekli dışa dönük, bir kaporta gibi olmasını sağlıyor. Mesela Tanrı ve peygamber söylediği için, bir şey iyidir veya kötüdür. İyiliği ve kötülüğü cennet ve cehennem gibi bir kazanç ve kayıp sebebiyle yaptırmaya çalışır ki bu durum insanları menfaatçi yapmaktadır. İnsanı, Tanrı ve peygamber demese iyiyi yapmama ve kötüyü yapar hale getirir. Kişi, Tanrı ile meşrulaştırana kadar ahlâklı olabilir. Tanrı ile meşrulaştırınca ahlâksızlığı yapabilir.

Çetinoğlu:Etik kelimesi?

Prof. Kahveci: Etik ise değerlerle alakalıdır, öğreticidir, fikirle bağlantılıdır. Tek standarttır. İnsan olma ölçüsü üzerinde herkese aynı insancıllığı etik olarak görür. Etik davranışları tek tek sıralamaz, davranışların 'iyi' ve 'kötü' olmanın ölçülerini ortaya koyar. İnsan zihnini işleyerek insanı etik yapıya kavuşturur. Kişi kendisini kendisinin yargıcı yapar. Allah'ın emirlerine değil, kendisine yakıştırmayı esas alır. İyi olanı yapmayı, kötü olanı yapmamayı insanın insan olma görevi olarak görür. Herhangi bir dış faktör sebebiyle değil, tamamen iç faktörle etik olmayı öğretir. Herhangi bir çıkar karşılığı yapılmasını önler. İyi ve kötünün ne olduğuna kişinin kendi karar vermesini sağlamayı amaçlar, bir hoca gibi başkasına sorarak kişinin başkası olmayı önler. Kişinin kendisi olmasını sağlar.

İçinde yaşanılan çağda önceki çağların kavramlarıyla ve teknikleriyle yaşamaya çalışmak değersizliktir. Şimdi geleneklere dayalı, ahlâki değerler bugün uygulanamıyor, çağdaşları da biz uygulayamıyoruz. O zaman ortalıkta bir değer boşalması doğuyor. Yüz bin resmî, bir o kadar da gayrı resmî kişi din ve dine dayalı ahlâk satıyor ama ortalıkta ahlâktan eser yok. Sebebini ilmî ve felsefî olarak araştırmıyoruz.

Herkesin sattığı ve herkesin satın aldığı ama hiç kimsenin kullanmadığı tek şey var günümüzde; o da dindir. Maalesef din, kendi toplumunu sömürme aracı yapılmıştır. Ülke din vasıtasıyla dâhili sömürgeciler tarafından sömürülmektedir. Aslında yenen şey, kendi vücudumuzun etidir. Buna 'ekonomik ensest ilişki' denir. Maalesef din, ekonomik ensest ilişki malzemesi yapılmıştır.

Çetinoğlu: Sebebini açıklar mısınız?

Prof Kahveci: Türkiye'de ahlâk, çağımızda kolay yol seçilerek klasik çağdışı yöntemlerle öğretilmeye çalışılmaktadır. Neticede ülkede çok yoğun din ağırlıklı aşılamalara rağmen ortalıkta dindarlığın ve ahlâklılığın eserinin bulunmamasının en temel sebebi budur.

Çetinoğlu: Ne yapmak lâzım?

Prof. Kahveci: Toplumda sosyal ahlâkı hâkim kılmak gerekir. Ahlâk üç çeşittir; ferdî, ictimâî (sosyal) ve siyâsî.

Çetinoğlu: Sorularla sınırlı kaldığınız için veremediğiniz mesajınız var ise (ki mutlaka vardır...) lütfeder misiniz?

Prof. Kahveci: Türkiye, Atatürk'ün Türkiye'ye getirmek istediği sistemi iyice öğrenmelidir. Onu bir an önce uygulamaya koymalıdır. Atatürk bu konuda Türkiye için büyük bir fırsattır. Fakat Atatürk'ten sonra Atatürkçülüğü ve laikçiliği tekellerine alanlar, O'nun sistemini topluma öğretememişlerdir.

Çetinoğlu: 'Atatürk'ün Türkiye'ye getirmek istediği şey' derken neyi söylemek istediğinizi açıklamanız mümkün mü?

Prof. Kahveci: Atatürk'ün getirmek istediği şey, çağımızın düşünüş biçimi olan akılcı ve ilmî düşünmeyi öğrenmek, onunla oluşmak ve mantıklı çözümler üretmektir.

Bu söyleşide söylediklerimin anlaşılabilmesi için benim yazdığım 'Çağımız ve Türkiye, Düşün ve Bilim Alanları' adlı kitabımın okunmasını tavsiye ederim.

Çetinoğlu: 'Değişim'den söz ettiniz. Çağımızda değişenler nelerdir?

Prof. Kahveci: Çağımızda her alan değişmiştir. Birkaç tanesini tek tek ele alalım.

Düşünme Alanı: Çağımıza kadarki devirlerde dînî düşünme var idi. Çağımızda ise insan aklı ile yapılan akılcı ve ilmî düşünme vardır.

Çetinoğlu: 'Dinle bağlantılı düşünme sisteminde Akılcılık ve ilmî taraf yoktu' mu demek istiyorsunuz?

Prof. Kahveci: Hayır. İnsanlar artık seküler (dünyevî) düşünüyorlar.

Çetinoğlu: Diğer değişenler?

Prof. Kahveci: Hukuk Alanı: Çağımıza kadarki dönemlerde cezaların çeşidi fizikî idi. Cezalar insan bedenine uygulanırdı. Meselâ hırsızlığa el kesme, zinaya sopa cezası, dövmek gibi. Çağımızda ise fizikî cezalar yoktur.

Çetinoğlu: O cezalar yazılı olarak var idiyse de Peygamber Efendimiz zamanında, 'şartlar  oluşmamıştır' düşüncesiyle 'yok' denecek kadar az uygulanmıştır. Peki efendim, 'cezalandırmak'tan maksat nedir?

Prof. Kahveci: Daha önce cezalandırmadaki maksat, 'ibret' idi. Ceza, kişi suç işlediği için değil, başkalarını suç işlemekten caydırmak için tatbik edilirdi. Şimdi ise maksat, suç işleme eğilimini gidermek üzere 'ıslah'tır.

Çetinoğlu: Siyaset sahasındaki değişime de bakabilir miyiz Hocam?

Prof. Kahveci: Çağımıza kadarki devirlerde siyasi sistem monarşi idi. Monarşi, iktidarın tek kişiden kaynaklanması ve tek kişinin yönetimidir. Devlet de yöneticinin idi ve genel olarak kurucusunun ya da soyunun adını taşırdı. Roma, Bizans, Osmanlı gibi... Çağımızda ise siyasi sistem demokrasidir. Demokrasi, iktidarın kaynağının ve yönetimin halkın olmasıdır.

Çetinoğlu: Sosyal sahadaki değişiklikler?

Prof. Kahveci: Çağımıza kadarki devirlerde toplum da toplumun kurucusunun idi. Dolayısıyla toplumu kuran kişinin dinini, mezhebini, ırkî soyunun adını alırdı.

Çetinoğlu: Türkleri kast etmiyorsunuz herhalde. Çünkü Göktürklerde, Selçuklularda ve Osmanlılarda çok milletli, çok kültürlü ve çok dinli 'teb'a' veya 'tab'a' denilen vatandaş kavramı vardı. Peki, çağımızda nasıl?

Prof. Kahveci: Çağımızda toplum, toplumun kendisinindir. Toplumu oluşturan insanların hiçbirinin rengini ve zihniyetini ortak alanlarda hâkim kılmak yoktur.

Çetinoğlu: Demek ki bizim sistemimizi bütün dünya devletleri benimsemişler. Ne güzel. Şahıslar arası ilişkilerimizde problemler var gibi...

Prof. Kahveci: Çağımıza kadarki devirlerde kişiler arası ilişkiler 'itaat' üzerine kurulu idi. Çağımızda ise 'saygı' kavramı üzerine kurulu hâle gelmiştir. İtaat sisteminde bir tek kişilik vardır, başka kişilik yoktur. O sebeple hâkim kişi talimat verir, diğer insanlar onu uygulardı. Dolayısıyla diğer kişiler insanlarla ilişkilerini düzenlemek mecburiyetinde kalmazlardı.

Saygı sisteminde herkes eşit kişiliğe sâhiptir. Hiç kimsenin hiç kimseye üstünlüğü yoktur. Dolayısıyla herkes diğerleriyle ilişkisini düzenlemek mecburiyetindedir. . O sebeple iletişim bilgisi öğrenmesi gerekir.

Çetinoğlu: 'Eşitlik' meselesi?

Prof. Kahveci: Çağımıza kadarki devirlerde insanlar arasında; erkek-erkeğe, erkek-kadına, yöneten-yönetilene gibi eşitsizlik üzerine kurulu idi. Çağımızda ise saygı kriteri ile herkesin eşitliği üzerine kuruludur.

Bu çağdaş sistemleri insanlarımıza anlatılan dînî bilgilerde bulmak mümkün değildir. Dolayısıyla bunları, toplumların düşünürleri tarafından toplumları adına yeniden düzenlemeleri gerekir. En kolay iş olan Kur'ân'ı açıp, anlamını tahrif ederek, zorlayarak çağa uydurmaya çalışılmaktadır. Bunu, merdiven altı din adamları yaparlarken ne yazıktır ki ülkenin profesörleri de yapmaktadır. Halbuki Kur'ân'ı değil, insanları çağdaşlaştırmak gerekir. Ama Türkiye'de işlerin ağız boyutu yapılmakta ama kafa boyutu yapılamamaktadır. Düşünme boyutumuz eksiktir.

Çetinoğlu: 'Yapılması gerekenler' hakkındaki görüşünüzü lütfeder misiniz?

Prof. Kahveci: Sayfaya sığdırabilmek için maddeler hâlinde sıralayayım:

1-Günümüzdeki fikrî ve ilmî icat yapma sorumluluğunda olanların bu acizliklerini ve ihmallerini, bin yıl önceki Müslüman âlimlerle tatmin arayarak kamufle etmelerini önlemek ve yüz bin akademisyene sâhip olunmasına rağmen bir tane bile icat yapılamamasından onları sorumlu tutmak gerekir.

2-Çağımıza meydan okumamak. Geçmişe meydan okumak gerekir.

3-18. asırdan sonra üretilen kurum, kavram, sistem, değer, kuralları iyice öğrenmek... Bunlarla çağımıza adapte olmak ve ürün vermek...

4-Toplumu geçmişi ne övmek ne yermekle meşgul edip geçmişe gitmesini sağlamamak...

5-Toplumu ileri götürecek programlara ağırlık vermek.

6-Topluma bir an önce çağımızın akılcı ve ilmî düşünmenin nasıl yapıldığını öğretmek, onunla oluşturmak ve onunla ürünler verebilir hale getirmek şarttır.

7-Sosyal akıl çapını, çağımızın ürünlerini algılayabilecek çapta genişletmek gerekir. Akıl çapı, sadece sistemli düşünme işlemi yaparak genişler.

8-Türkiye, bir an önce her alanda düşünür yetiştirme ve teknoloji üretme-geliştirme yoluna gitmelidir. Bu sebeple bütün alanların felsefesinin yapıldığı bir 'Felsefe Üniversitesi' kurulmalıdır.

Bu vesile ile okuyucularımıza, yararlı olacağını düşünerek web sayfamı duyurmak isterim.

www.ulusaldemokrasienstitutusu.org

Bu röportajın son sözü olarak şunu vurgulayayım:

Bu çağda ve her zaman dindar olunabilir, güzel de olur. Ama geçmişin düşünüş biçimlerinden olan dînî düşünüş ile artık var olunamaz. Çağımızda ve bundan sonra ancak akılcı ve ilmî düşünme ile dindar olunabilir. Nasıl ki geçmiş nesiller, kendilerinden sonra gelen akılcı ve ilmî düşünme ile dindar olmakla mükellef tutulmadıkları gibi, biz de geçmişin düşünüş biçimi olan dînî düşünme ile dindar olmakla mükellef tutulmayız.

***

Fetih, 48/29: Muhammed Allah'ın elçisidir. Onunla birlik olanların, kendini doğrulara kapatanlara karşı sarsılmaz duruşları vardır. Birbirlerine karşı ise merhametlidirler. Allah'ın rızasını ve ikramını kazanmak için rüku ve secde ettiklerini görürsün. Onları tanıtan, secdenin yüzlerinde bıraktığı etkidir. Tevrat'ta da böyle anılırlar. İncil'de ise filiz vermiş ekine benzetilirler. Güçlenmiş, kalınlaşmış, sapı üzerinde dik durmuş, çiftçileri pek hayran bırakan ekin gibidir. Bunlar, kendini doğrulara kapatanları kıskandırmak içindir. Allah, onlardan inanıp güvenen ve iyi işler yapanlara bağışlama ve büyük bir ödül vadetmiştir. (Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır tefsiri)

 

Prof. Dr. NİYAZİ KAHVECİ

Trabzon'a bağlı Köprübaşı ilçesinin tanınmış bir köyü olan Yılmazlar Köyünde doğdu. İstanbul Beşiktaş'ta büyüdü.

Amcaoğlu olan Adnan Kahveci, Merhum Vali Recep Yazıcıoğlu ve Diyanet İşleri Başkanlığı, YÖK üyeliği, milletvekilliği gibi sıfatları bulunan, Devlet Bakanlığı yapan Mustafa Sait Yazıcıoğlu da bu köydendir ve akrabadırlar.

Niyazi Kahveci İlk ve ortaokulu İstanbul'un Beşiktaş ilçesinde okuduktan sonra Fatih İmam Hatip Lisesi'nden mezun oldu. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde lisans eğitimini tamamladı. İhtisasını Haseki Eğitim Merkezi'nde yaptı.

İngiltere Manchester Üniversitesi Sosyal İlimler Fakültesi Felsefe dalında master ve doktora yaptı. TC Londra Büyükelçiliğinde diplomatik görevde bulundu. Öğretim üyesi olarak Kırşehir Ahi Evran ve Adıyaman üniversitelerinde çalıştı. Kırşehir'de İktisâdî ve İdârî İlimler Fakültesi'nde Dekan Yardımcısı, Adıyaman Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesi'nde Dekan ve Rektör Yardımcılığı yaptı. Hâlen Yıldız Teknik Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak akademik hayatını devam ettirmektedir.

Meslek hayatı boyunca verdiği dersler: İnsan ve Toplum Bilimleri, Milletlerarası İlişkiler, Felsefe, Sağlık Sosyolojisi, Ekonomi, Eğitim Felsefesi, Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi, Sosyoloji, Siyâset Bilimi, Siyâsî Düşünceler Târihi, Milletlerarası Politikada Din, Toplumsal Yapılar ve Târihî Dönüşümler, Din Sosyolojisi, Ahlâk Sosyolojisi, Gençlik Sosyolojisi, Bilgi Sosyolojisi.

Millî ve milletlerarası bilgi şölenlerinde sunulmuş çok sayıda Türkçe ve İngilizce tebliği ve ilmî makaleleri bulunan Prof. Kahveci'nin kitap hâlinde yayınlanmış eserlerinden bâzıları: *Mutezile ile Şi'a Arasında Siyasal Tartışma, *Tevrat'ta Sosyal Düşünce, Tevrat'ta Siyasal Düşünce, *İslâm Siyâset Düşüncesi, *İniş Sırası ve Sebeplerine Göre Kur'ân-ı Kerim Tercümesi, *Kuran'ın İngilizce Tercümesi, *Çağımızda Türkiye, *Düşün ve Bilim Alanları.