Atilla Cilingir

Atilla Cilingir

E. Sb. Kıbrıs Gazisi-Yazar -

www.atillacilingir.com

Mazide Kalan Türkiye (2)

- Akşam Gazeteleri:

60'lı ve 70'li yıllarda radyo yayınları kısıtlı olduğu ve televiz­yon da olmadığı için gazeteler çok önemliydi. Gündüz satılan ga­zetelere alternatif olarak akşama doğru 15.00 - 16.00 saatlerinden sonra 'Akşam' gazetesi adıyla bazı gazeteler basılır ve gün içerisinde yaşanan bazı önemli olaylar, ertesi güne sarkmadan sıcağı, sıcağına be akşam gazetelerinde yer alırdı.

Benim de anımsadığım kadarıyla, 'Son Havadis' gazetesi bunlardan bir tanesiydi. Bu gazeteler, özellikle günün bitiminde ve iş çıkış saatlerinde daha çok vapur iskelelerinde, otobüs duraklarında ve tren istasyonlarında satılır, böylece meraklısına 12 saatlik taze haberler sunulurdu...

- Burda Model Dergisi:

O yıllarda çok kaliteli, parlak renkli ofset baskılı, incecik yap­rakları olan bu moda dergisi; kadınlar için biraz da statü sembolü olarak görülürdü. Ayrıca doktorların, kuaförlerin de bekleme sa­lonlarında, Burdaların eski sayıları atılmayarak, sehpaların üzerin­de biriktirilirdi. (bu adet aynen günümüzde de uygulanmıyor mu? Yine dr. ve diş hekimi muayenehanelerinde, avukat bekleme salon­larında, kuaförlerde, benzer iş yerlerinde görüşeceğimiz kişileri bek­lerken, bu tür dergilerin eski sayılarını okuyarak randevu saatimizi beklemiyor muyuz?)

Özellikle moda dergilerine bakarken, içinde bulunduğumuz mevsime göre Avrupa modasını vurgulayan manken resimleri ve alt­larında Almanca açıklamaları olan bu dergilerde ne yazıldığı anlaşıl­masa bile! Biz Türklerin pratik zekâsı sonucunda, mankenin üzerin­de taşıdığı elbisenin aynısı ivedi bir şekilde dikiliverilirdi!

- Okunmuş Gazete Toplayanlar:

Her akşam, Karaköy ve Kadıköy vapur iskelelerinin yolcu çıkış kapılarının iki yanında sıralanan bir takım çocuk ve gençler: "Okunmuş gazetelerinizi alırız!"nidalarıyla, vapurdan çıkan yolcu­ların ellerindeki gazeteleri isterler, bu talepleri de genelde karşılıksız kalmazdı.

Benim çocukluk dönemimi de kapsayan, gördüğüm, bildi­ğim bu uygulama; genelde okul harçlığını çıkarmak için ihtiyacı olan öğrenciler tarafından yapılıyordu. Toplanan bu gazeteler, bazı öğrenciler tarafından 'torba kâğıdı' haline getiriliyor ve semt bak­kallarına satılıyordu... (Bu uygulamayı ben de yapmıştım. Gazete kâğıtlarından hazırladığım ve un hamuru ile yapışmasını sağladığım torba kâğıtlarını okul harçlığıma katkısı olsun diyerek, kilosu 25 ku­ruşa semt bakkalına sattığımı çok iyi hatırlıyorum. Bu arada kimi ar­kadaşlarımın; sattıkları torba kâğıdı destelerinin ağırlığı fazla olsun diyerek, hazırladıkları torba kâğıtlarının alt tarafını bolca un hamuru ile yapıştırdıklarını da hiç unutamam...)

- Cep Fotoromanları:

60'lı ve 70'li yıllarda özellikle genç kızlar tarafından çok oku­nan ve orta boy bir cebe sığabildikleri için 'Cep Fotoromanı' olarak isimlendirilen resimli aşk kitapçıkları vardı! Günümüzde TV'lerden sıkçasına izlediğimiz Brezilya dizilerinin kitaplaştırılmış hali olan bu fotoromanlar; çoğunlukla İtalyan ve Fransız artistleri tarafından se­naryolaştırılmış konuları içerirdi. İçerisinde kavga sahneleri olmayan, dövüş sahneleri içerme­yen bu pembe diziler, genellikle Hürriyet ve Tay yayınları tarafın­dan kitapçılarda satılırdı. O dönemlerde geçliğini yaşayan bizim kuşaklarımız bu kitaplara çok rağbet eder ve bu kitapları aramızda değiş, tokuş ederdik...

- Ayşegül Çocuk Kitapları:

Türkiye baskılarında adı 'Ayşegül' olan, Fransız yapımı renkli ve resimli A4 ebadında parlak kâğıda basılmış çocuk kitapları vardı. İçindeki çizimler renkli fotoğraf güzelliğindeydi. O dönemde ol­dukça lüks sayılabilecek bu kitaplar, 16 sayfa civarındaydı.

Hayali bir Fransız kız çocuğunun; evde, okulda, piknikte, ta­tilde, uçakta, köyde, tiyatroda, yaş gününde, senaryolaştırılmış seri maceralarının anlatıldığı bu kızın, Türkiye şartlarıyla benzerlik taşı­mayan bir yaşam biçimi vardı. Ailecek bahçeli lüks bir köşkte otu­rurlar, Fındık adında bir köpeği ile köşkün ve kilisenin bahçesinde oynarlardı. Bu kitapta anlatılan hikâyelerin içeriklerinde kullanılan mekânlar, yaşam tarzı; o günün Türkiye şartları hiçbir benzerlik ta­şımazdı!

Ve Babıâli:

O yıllarda yayınlanan gazete ve birçok derginin matbaaları ve yazı işlerinin yer aldığı, Çemberlitaş Türbe'den, Sirkeci Meyda­nına kadar kıvrıla, kıvrıla inen meşhur Cağaloğlu yokuşuna o yıl­larda 'Babıâli' denirdi. Cağaloğlu yokuşuna açılan sokaklar dâhil olmak üzere, bu bölge tamamen yayıncılık hizmeti vermekteydi. 1980'lerin sonlarından itibaren buradaki gazeteler birer-ikişer iki telli civarında yeni yaptırdıkları modern tesislerine taşındıktan son­ra, Babıâli'nin günümüzde sadece ismi kaldı...

Pekiyi 60'lı yıllarda günlük yaşamımıza yön veren, ko­laylık sağlayan; iletişiminden, temizliğine, yiyeceğimizden, içe­ceğimize, ulaşımımızdan, haberleşmemize kadar bize sunulan hizmetler nelerdi?

Ülkemiz; o günlerden, bu günlere hangi yaşam standart­larını yaşayarak, geliştirerek, aşarak ama aslında aile yapımıza yansıyan ekonomik gücüne doğru orantılı olarak hangi süreç­lerden geçmişti? İşte o dönemde kullandığımız bazı malzemeler ve yaşa­mımıza anlam katan renklerden yansımalar:

Devam edecek

 

12/7/2018 -

HABER LİSTEMİZE KATILIN

To Top