Musa ORDU

Musa ORDU

İktisatçı - Danışman -

ordumusa@gmail.com

Ders kitaplarının Lisan Meselesi

Orta Öğretim 9. Sınıfta (lise 1'de)  okutulan Tarih kitabı, Behçet Önder tarafından yazılmış olup, Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu'nun 09.12.2013 tarih ve 228 sayılı kararı ile de 2014  - 2015 öğretim yılından itibaren beş yıl süreyle okutulmak üzere kabul edilmiş olduğundan, halen bu kitap ders kitabı olarak okutulmaktadır.

Lise 1. Sınıfta bulunan torunumun okuduğu bahsi geçen bu kitabı, geçen gün merak saikiyle karıştırırken 40. sahifesinde bulunan bir paragraf dikkatimi çekti. Bu paragrafı aynen aşağıya yazıyorum.

Tarih Bilimi

"Bölgenin yüzeysel şekillerini, iklimin, yer altı kaynaklarının araştırılarak dönemin yaşam koşulları hakkında bize bilgiler verirler. Etnograflar, ortaya çıkan giysileri, süslemeleri inceleyerek hala yaşamakta olan insanların nasıl bir kültüre sahip olduğunu; sosyologlar da eldeki verileri kullanarak bu eski toplumun toplumsal özelliklerini saptamaya çalışırlar. Kadınlarla erkekler arasındaki ilişkiler nasıldı,  nasıl bir yönetim şekli uygulanırdı, aile kurumu önemli miydi, değil miydi?

Bütün araştırmalar yapıldıktan sonra tarihçi, ortaya çıkan malzemeyi ele alır ve bu eski gezegende yaşayan hiç tanımadığımız uygarlığın tarihini yazar, bizde okuruz."

Bu paragrafı okuyunca, vakti zamanında Ecevit Hükümeti'nin Milli Eğitim Bakanı olan Metin Bostancıoğlu'na büyük haksızlık yaptığımızı düşündüm. Zira o zamanki ders kitaplarında yukarıdakilere benzer kelimelerin çok miktarda kullanıldığını gördükçe çok kızar, öfkelenir ve büyük tepki koyardık.

Aradan uzun bir zaman geçmiş olmasına rağmen, hiçbir şekilde değişiklik yapılmadan aynı uyduruk kelimeler, 15 yıldır milliyetçi ve muhafazakâr olarak bilinen AK PARTİ'nin iktidar olduğu bir dönemde de ders kitaplarında yer almaya devam etmektedir. Ben şahsen bu durumu bir türlü kabullenemiyorum.

Bir kitap, yazarı tarafından yazıldıktan sonra Milli Eğitim Bakanlığı mensupları tarafından kontrole tabi tutulması icap etmez mi? Bu bakanlığın müsteşarı, müşavirleri Talim Terbiye Kurulu üyeleri,  Şube Müdürleri bu iş ile alakadar olmazlar mı bilemiyorum. Talim Terbiye Kurulu üyeleri önlerine gelen bir kitabın neresini kontrol ediyorlar çok merak ediyorum. Yoksa bunlar eski devirden kalma bürokratlar mıdır? Burada vazife yapanların "lisan meselesi" diye bir dertleri yok her halde. Bu uyduruk kelimelerin halen ders kitaplarında yer alması bu bürokratları hiç rahatsız etmez mi acaba? Yoksa lisan ile alakalı olarak herhangi bir dertleri, meseleleri mi yok?  Zannediyorum ki,  o tarihlerde, Milli Eğitim Bakanı da bu hususlarda çok hassas ve şuurlu birisi olduğunu bildiğim Muhterem Nabi Avcı Bey idi.

Şimdi, bu ders kitabını okuyan benim torun yarın karşıma geçip,  gayet tabii bir şekilde "Dede, giysilerimi giyemedim,  yaşam koşullarımı saptayamadım" diyecek. Bunları düşündükçe ne kadar hiddetlendiğimi ve üzüldüğümü tahmin edemezsiniz

Bu cümleden olarak, üzülerek ifada edeyim ki, bugün, lisanımızın temel taşı olarak bilinen birçok kelime dilimizden atılmış bulunmaktadır. Unutturulmaya çalışılan yüzlerce kelime olmasına rağmen, burada sadece dört tanesinden bahsetmek istiyorum. Hayat, sebep, cevap, tedbir. Malumlarınız olduğu üzere, bugün artık bu kelimeleri kullanana pek rastlanmıyor, Siyaset adamlarının tamamına yakını dahi bu güzelim kelimelerin yerine çok rahatlıkla yaşam, neden, yanıt, önlem kelimelerini kullanıyorlar ve bundan hiç de rahatsızlık duymuyorlar. İşin üzücü olan tarafı da şudur ki, bu kelimeler bugün artık kanun maddelerine dahi girmiş bulunmaktadır. Belki, yarın Anayasaya da pek ala girebilir. Devlete ait TV kanallarında da dahi bu hususta herhangi bir hassasiyet gösterilmemektedir. Yukarıda da bahsettiğim üzere, geçmiş yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı yapmış olan DSP' li Metin Bostancıoğlu'na çok kızıyorduk. Şimdi ise, kime ne diyelim ki? 15 yıldır AK PARTİ Hükümeti bizim hükümetimiz, TV kanallarının başında bulunan bürokratların da bizim gibi düşünen bürokratlardan meydana geldiğini zannediyorum.

Bilindiği üzere, Millet olabilmenin ilk şartı, fertlerin ortak bir lisana sahip olmalarıdır. Ayrıca bir topluluğu Devlet yapan unsurların başında da dil birliği, din birliği, bayrak birliği gelmektedir. Millet mevhumu tarif edilirken de ortaya çıkan muhtelif görüşlerin hepsinde dil birliği ilk temel unsur olarak daima en başta gelmektedir.

Konfüçyüs'e sormuşlar, bir ülkeyi idare etmek üzere davet edilseydiniz, ilk iş olarak ne yapardınız?  Konfüçyüs, şöyle cevap vermiş;

"Önce lisanı düzeltirdim. Çünkü lisan düzgün olmazsa, kelimeler, düşünceler iyi ifade edilemez. Düşünceler iyi anlatılamaz ise, yapılması icap eden işler iyi yapılamaz. Gereken yapılmazsa, ahlak ve kültür bozulur. Ahlak ve kültür bozulunca adalet yolunu şaşırır. Adalet yanlış yola saparsa, halk güçsüzlük ve şaşkınlık içine düşer, ne yapacağını ve işin nereye varacağını bilemez. Bu sebeple söylenilen sözü doğru söylemelidir. Bu itibarla, hiç bir şey lisan kadar önemli değildir."

Netice itibariyle lisan, insanların birbirleriyle kolayca anlaşabilmesi için cemiyet hayatında ehemmiyetli bir unsur olarak görülmektedir. Bu bakımdan, yeni nesillerin iyi yetiştirilmesini temin için Milli Eğitim Bakanlığı'nın ders kitaplarını en kısa zamanda ele alıp, lüzumlu düzenlemeleri yapmasında mutlak bir zaruret bulunmaktadır. Ayrıca TV kanalları ile basın yayım organlarının da lisan hususunda gerekli hassasiyeti göstermeleri en halisane temennimizdir.

 

 

1/3/2017 -

HABER LİSTEMİZE KATILIN

To Top