IMG-LOGO
Kültür - Sanat

Türkçenin İnkişafı İçin Tercüme

Oğuz ÇETİNOĞLU; - 6/8/2016 ocetinoglu1@gmail.com;
IMG

Türkçe savdalısı Yesevîzâde Alparslan Yasa, 13 X 21 santim ölçülerinde, 225 sayfalık eserinin alt başlığında kitabının özetini, 10 kelime ile veriyor: 'Tanzimat Devrinde ve Sonrasında Türkçeyi Geliştirmenin Başlıca Vasıtası Olarak Tercüme'

Kitap, müellifinin 2004 yılında, Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü tarafından tertip edilen ilmî toplantıda sunduğu 'Fransızcanın Yeni Bir Türkçe Anlayışının Teşekkülüne Katkısı' başlıklı tebliğ ile başlattığı ve 13 yıl boyunca devam ettirdiği çalışmalarının mahsulüdür. Alparslan Yasa, mevzu ile alakalı mütalaasının esasını, eserinin 'Mukaddime' bölümünde şöyle izah ediyor: 'Türkçenin muâsır yazı dili, husûsen Tanzimat devrinden îtibâren, Fransızcadan -başta edebiyat, felsefe ve gazetecilik olmak üzere hemen her sâhada- gayet şuûrlu ve sistemli bir şekilde yapılan tercümelerle teşekkül ve tekâmül etmiştir.' Bu kabil çalışmaların temelinin çok eskilerde atıldığını, yine müellifin beyanlarından anlıyoruz: "Şehîd Selim'den îtibâren bütün Pâdişâhlarımız ile muhtelif Devlet adamlarımız, mütercim ve edîblerimiz, bir taraftan İstanbul'un konuşma dilini yazı dili hâline getirmek, diğer taraftan da bu yazı dilini Fransız nesir tekniğine muvâfık sûrette geliştirmek için büyük bir gayret sarfetmişler ve bir asır içinde buna muvaffak olmuşlardır. Öyle ki Türkçe, 20. asra girerken, Fransızca gibi büyük bir kültür diliyle yarışabilecek bir seviyeye vâsıl olmuştur. Bu tesbîtin objektif delili ise, Türkçeye Fransızcadan asıllarına denk ayarda tercümeler yapılabilmesidir. Tabiî, her dil için de vârid olan 'sahih tercüme' sınırları içinde. Demek istediğimiz, her tercüme metinde, aslına nazaran, hem kayıplar, hem de kazançlar vardır ve bizim tesbîtimiz de bu çerçevede câridir."

Alparslan Yasa, yukarıda zikredilen düşüncelerini ve sonraki sayfalarda yer alan mevzu ile alakalı izahatını, kendilerinden yaptığı iktibaslarla; Fuat Köprülü, Halid Ziya Uşaklıgil, Peyami Safa, Yahya Kemâl Beyatlı ve Hüseyin Cahid Yalçın ile diğer tanınmış ediplere, muharrir ve müelliflere teyid ettiriyor.

Yazarın hedefi, Türkçeyi zenginleştirmektir. Bu hedefe erişmek için yukarıda geçen 'edip', 'muharrir' ve 'müellif' kelimelerinin yerine kuru bir 'yazar' kelimesini ikame etmeye çabalayan uydurmacılara, öztürkçecilere karşı kalemini kılıç gibi kullanıyor.

(Yukarıda 'çabalamak' kelimesi maksatlı olarak kullanılmıştır. Malum olduğu üzere, 'çabalamak' halk arasında; 'boş yere, neticesizce uğraşmak' mânâsında da kullanılmaktadır. )

Türkçenin mebdei, Orhun Kitabeleri'ne dayandırılır. Kitabelerde muhteşem bir zenginlik, üstün bir ifâde kabiliyeti vardır. Bir dilin bu seviyeye erişebilmesi için mutlaka uzun bir evveliyatının olması iktiza eder. O muhteşem Türkçe, tarih boyunca Türklerin temasta bulunduğu milletlerle yapılan kelime alışverişleri sebebiyle 20. yüzyılın başlarına gelindiğinde en mütekâmil seviyeye ulaşmıştı.

Alparslan Yasa, Göktürk, Uygur, Karahanlı, Hârizm, Kıpçak, Eski Anadolu ve Osmanlı devri Türkçelerinden aldığı numuneler ve tercümelerle Türk dilinin tarihi devirlerdeki inkişafını gözler önüne seriyor. Enderun'u, Türkçede bir kırılma noktası olarak tesbit ediyor.

Hakîkaten 15. yüzyıldan 20. yüzyılın başlarına kadar Erderun'da Arapça ve Farsçaya ağırlık verilmesi sebebiyle Türkçe, ihmale uğramıştır. 'Vahim vaziyet' olarak tavsif edilebilecek olan 'yazı dili ile konuşma dili arasındaki fark', bu ihmalin neticesidir.  Enderunlu devirlerde, Türkçenin Arapça ve Farsçadan alınan kelimelerle zenginleştiği de hatırda tutulmalı. Problem kelimelerde değil terkiplerde idi. 'İnsanlar kelimelerle değil, cümlelerle konuşup anlaşırlar' sözü dikkate değer bir tesbittir.

1911 yılında Ömer Seyfeddin, Ziya Gökalp ve arkadaşlarının Genç Kalemler Mecmuası'nda başlattığı Yeni Lisan Hareketi ile 'vahim durum' sona erdirildi ise de 20. yüzyılın ilk çeyreğinden sonra Kivergiçlerin, Dilmenlerin, Dilaçarların itelemesiyle yeni bir felaketli dönem başladı. Günümüzde, Şakir Alparslan Yasa gibi dil mücahitleri felâketli dönemin hasarlarını tamir etmeye çalışıyorlar.

Türkçenin ıslah ve inkişafı için gayret edenler olduğu gibi, yozlaşması için çalışan gafil ve mâhutlar da olmuştur. Ne hazindir ki, ikinci gruptaki çığırtkan ekalliyet, birinci gruptaki sessiz ekseriyete baskın çıkmıştır.

Türkçe mücahidimiz Türkçenin inkişâfı hakkındaki fikriyatını şöyle hülâsa ediyor:

'Tercüme faaliyetinin, hem dili, hem de millî kültürü inkişaf ettirici (dîğer tâbirle onlar üzerinde yapıcı) bir tesir icrâ edebilmesi için, onun, sistemli (yani hedefleri belli) ve seçmeci bir tavırla, ayrıca millî hassasiyetle yürütülmesi lâzımdır. 19. asrın ikinci yarısı ile 20. asrın ilk yarısındaki usta mütercimlerimiz, umumiyetle, bu şuurla hareket ettikleri için, Türk diline ve kültürüne büyük hizmetlerde bulunabilmişlerdir. Onların -yine umûmiyetle- ne kadar sağlam bir millî şuurla hareket ettikleri şuradan da bellidir ki Fransızcadan onca kesîf tercüme faaliyetine rağmen, umumî dile sadece 600 civarında Fransızca kelime girmiştir. Hâlbuki 1930'lardan sonra, Türkçenin ve Fransızcanın âdeta bir istîlâ hareketine maruz kaldığı, umumî lügatteki Fransızca kelimelerin sayısının 5.000'i aştığı görülmektedir.'

İktibas edilen bu satırlarda anahtar kavram 'millî şuur'dur. Zira nice Türk dili ve edebiyatı uzmanı ile etimolog var ki, millî şuur noksanlığı sebebiyle yazı ve konferanslarıyla güzel Türkçemize zarar veriyorlar. Bilmediklerinden değil, şuur noksanlığı sebebiyle titizlik gösteremediklerinden...

Hitabevi Basım Yayın Dağıtım:

Bayındır Sokağı Nu: 27/28 Kızılay, Çankaya - Ankara. Telefon: 0.312-435 55 66

e-posta: hitabevi@gmail.com

Yrd. Doç. Dr. ŞÂKİR ALPARSLAN YASA:

1949 senesinde Şanlıurfa'nın Bozova kazâsında doğdu. Babası Hokand'lıdır ve Hoca Ahmed Yesevî sülâlesindendir.

1967-1973 senelerinde Millî Eğitim Bakanlığı burslusu olarak ve iktisâd tahsîli maksadıyle Fransa'da bulundu. Tahsîlini tamâmlıyamadan Türkiye'ye döndü. Avdetinde Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne (SBF) kaydolduğu hâlde o anarşi senelerinde yine tahsîlini yarım bırakmak mecburiyetinde kaldı. Bu arada, Yesevîzâde imzâsıyle, mecmûa ve gazetelerde makaleler ve tedkîk yazıları yazdı.

Anarşi mağdûrları için çıkarılan aftan istifâde ederek, 1992-1993 öğretim yılında SBF'ye tekrâr kayıt yaptırdı ve 1998 senesinde İktisâd Bölümünden mêzûn oldu. Hâcettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümünde kabûl edilen tez ile 'Doktor ' unvanı aldı. Aynı üniversitede Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalında Öğretim Görevlisi olarak ders verdi, 2013 senesinde yaş haddinden emekliye sevk edildi.

Tercüme sâhasıyle alâkalı ve muhtelif akademik mecmûalarda neşredilmiş -bâzıları kitap hacminde-  18 makalesi, tercüme kitapları, milletler arası sempozyumlarda sunduğu teblîğleri, değişik tercüme kitaplar hakkında hakem raporları bulunmaktadır.

Şâkir Alparslan Yasa; evli, 2 çocuk babasıdır.

YAYINLANMIŞ ESERLERİ:

Sevgi Peygamberi: (1996), Türk Eğitim Sistemi / Alternatif Perspektif: Türkiye Diyânet Vakfı Yayını. (Heyet azâsı olarak, 1996), Kamu Harcamalarında Etkinlik ve Parlamenter Denetim: (T.C. Sayıştay Başkanlığı Yayınları, 2002), Türkçenin Istılâh Mes'elesi ve İdeolojik Kaynaklı Sapmalar: Kurtuba Yayınları, 2013), Türkçenin İnkişâfı İçin Tercüme: (Hitabevi Yayınları, 2014)

KUŞBAKIŞI:

DÖRDÜNCÜ CEMRE

'Özü köz olmayanın, sözü öz olmazmış...'

Yaşar Toksoy'un yazdıkları, siyasî suçtan hüküm giymiş bir mahkûmun 'Günlüğü' olarak düşünülmemeli. Yüreğiyle, köz olmuş özüyle konuşan bir vatanperverin sessiz çığlıklarıdır.

Okuyanın yüreğini kanatan...

O 'ateşten gömleği' birlikte giymiş gibi olursunuz.  Sekiz yıl güneşe, yeşile, toprağa, çiçeğe, böceğe, kuş sesine hasret kalan, hürriyeti özleyen bir vatanseverin çığlık gibi, feryat gibi sesini duyarsınız.

Siz hiç, sekiz yıl sevdiklerinize, anne-babanızın sesine, onların çileli çehrelerine, mahzun bakışlarına hasret kaldınız mı?

Sekiz yıl boyunca karanlığa alıştınız mı, aydınlığı öğrendiniz ve özlediniz mi?

Sekiz yıl boyunca hiç konuşmadığınız için konuşmayı unutup düşünmeyi, nefis muhasebesi yapmayı öğrendiniz mi?

Sekiz yıl ateşle imtihan edildiniz mi? Soğuk, rutubetli duvarlar arasında yeniden çiçeğe durmayı, hayata merhaba demeyi, yaşama sevincini öğrendiniz mi? Maddeden mânâya geçtiniz mi? Yaradan'a sığınıp şükretmeyi öğrendiniz mi? İhaneti görüp, dostluğu; bencilliği görüp, paylaşmayı öğrendiniz mi?

Dördüncü Cemre bunları anlatıyor. Nasıl insan-ı kâmil olmayı öğretiyor.

13,5 X 21 santim ölçülerinde 270 sayfalık kitap, Nisan 2016'da yayınlandı.

BİLGEOĞUZ YAYINLARI:

Alemdar Mahallesi Molla Fenarî Sokağı Nu: 35/B Cağaloğlu, İstanbul. Telefon: 0.212-527 33 65 Belgegeçer: 0.212-527 33 64  e-posta: bilgi@bilgeoguz.com.tr www.bilgeoguz.com.tr

BENG Ü BÂDE

Mesnevî denilince çok kişi, Mevlânâ'yı hatırlar. Esasen mesnevi, doğu edebiyat sahâsının nazım türlerinden biridir. Leyla ile Mecnun hikâyesi de Mesnevi tarzında yazılmıştır. Fuzûlî'nin de Leyla ile Mecnun Mesnevîsi vardır.

Fuzûli'nin bir başka mesnevisinin adı Beng ü Bâde'dir. Fuzûlî 444 beyitlik bu eserinde,  Beng'i (Esrar) ve Bâde'yi (Şarap) şahıslar hâlinde düşünüp, kendileri ve birbirleri hakkında konuşturuyor. Murat Kaymaz bu muhteşem eseri, Dresden nüshâsından, tertemiz bir Türkçe ile bizlere sunuyor.

14 X 21,7 santim ölçülerinde, 127 sayfalık eser, sert kapak içerisinde, iplik dikişli cilt olarak, çok şık bir görünümle, Şubat 2016'da yayınlandı.

ÖTÜKEN NEŞRİYAT: İstiklal Caddesi Ankara Han Nu: 65/3 Beyoğlu 34433 İstanbul.  Telefon: 0.212-251 03 50  Belgegeçer: 0.212-251 00 12 www.otuken.com.tr e-posta: otuken@otuken.com.tr

BELAGAT İNCİLERİ

Kur'ânın mucizeliğinin bir dizi veçhesinden biri, içerdiği mânâlar deryâsıdır.. Bu mânâlar Kur'an'ın sûreleri arasında görüldüğü gibi, her bir sûrenin âyetleri arasında ve her âyetin cümleleri ve kelimeleri arasında da bize kendisini gösterir. Her bir sûre ve âyet, bu açıdan, kat kat yapraklarla örülü bir gül goncası ve bitimsiz bir mânâ okyanusu niteliğindedir. Metin Karabaşoğlu bu kitabında: Vakıa, Beled, Hadîd, Kamer gibi sûrelerin örnekliğinde bu okyanusu keşfe çıkıyor ve her bir sûrede âyetlerin birer 'Belagat İncisi' olarak bir mânâ bütünlüğü içinde nasıl birbiri ardınca dizildiğini görmeye bizi çağırıyor.

2015 yılında okuyucuya sunulan kitap, 13,5 X 21 santim ölçülerinde 152 sayfadır.

İZ YAYINCILIK:

Çatalçeşme Sokağı Nu: 27/2 Cağaloğlu 34110 Eminönü, İstanbul. Telefon: 0.212-520 72 10

www.iz.com.tr Belgegeçer: 0.212-511 57 91 e-posta: bilgi@iz.com.tr //

KISA KISA... KISA KISA...

1-TÜRK TARİHİNDEN PORTRELER: Yılmaz Öztuna  / Ötüken Neşriyat.

2-MUKADDES BELDE MEKKE: Ziyaüiddin Serdar / Etkileşim Yayınları.

3- CUMHURİYET VE HÜMANİZM ALGISI: Işıl Ç. Hacıibrahimoğlu. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

4-OSMANLILAR ve MEMLUKLAR: Cihan Yüksel Muşlu / Kitap Yayınları - Mehmet Varış.

5-KUMDAN HALAT YAPMAK: Prof. Dr. Ali Osman Özcan / Yesevî Yayıncılık

DERKENAR:

 

GÜZEL VE DOĞRU TÜRKÇE İÇİN NOTLAR...

 

'BİLE ' /  'ÜSTELİK ' / 'DAHİ ' MANÂSINDAKİ 'DE ' / 'DA ' TAKILARI AYRI YAZILIR.

 

Ciddî ve îtibarlı bir dergimizin başyazısında şu cümle dikkat çekiyor:

 

'Güneyde Suriye'de en az dört milyon Türk yaşamaktadır. Bir o kadar Irak'ta, en az otuz beş milyon Türk'te İran'da yaşamaktadır. Diğer komşularımızdaki Türk varlığı da hepimizce mâlumdur.'

 

Fikrî yapı itibâriyle mükemmel bir cümle. Fakat imla hatâsı var.

 

Altı çizili bölümdeki 'te' takısı, yazıda geçen 'varlığı da' yazılışında olduğu gibi ayrı yazılmalıydı.

 

O parlak cümle, kadı kızı mıdır ki 'bu kadar kusur olur' deyip geçelim?

 

'LİNÇ EDİLMİŞ', YAZI YAZMAYA DEVAM EDİYOR... HAYRET Kİ NE HAYRET...

 

'En büyük' olduğu iddia edilen gazetenin, 'en çok okunduğu' söylenen yazarı; 'Beni linç ettiler' diye yazmış. Bütün lügatlerde, sözlüklerde 'linç etmek' deyimi şöyle açıklanıyor: 'Galeyana gelen halkın, suçlu saydığı kişiyi, döverek öldürmesi...'

 

Yazar, hem kendi kendisini suçlu yerine koyuyor, hem de yazı yazmaya devam edip ölmediğine göre, 'beni linç ettiler' diyerek yalan söylüyor.

 

Kelimelerin serdarı, mütefekkir, muharrir, edip ve şair Süleyman Nazif hayatta olsaydı, bu şekilde yazan kişiyi, 'kelimeyi yanlış kullandığı için', gerçekten linç edebilirdi.

 

Not: Bir hafta içerisinde bu şahsın adını bildirenlere, bir adet kitap hediye edilecektir.

 

HANGİ 'Kİ' AYRI, HANGİSİ BİTİŞİK YAZILIR?

 

Farsça asıllı olan 'ki' edatı, tek başına bir mana ifade etmez. Mutlaka bir kelimeden sonra gelir. Fakat bitişik mi ayrı mı yazılacağını bilmeyenlerin sayısı her geçen gün biraz daha artıyor. Ne var ki, birçok durum ve bilgiyi, onsuz anlatamıyoruz.

 

O halde hangi durumda bitişik, hangi durumda ayrı yazılacağını bilmekte fayda vardır.

 

1-Durum bildiren '...de', '...da', '...te', '...ta' eklerinden sonra gelen 'ki' bitişik yazılır: '...şehirlerindeki', 'duvardaki', 'sepetteki', 'sokaktaki'

 

2-Aidiyet bildiren kelimelerden sonraki 'ki' bitişik yazılır: 'benimki', 'seninki, 'onunki'

 

3-'Ki' edatı, eklendiği kelimeyi sıfat hâline getiriyorsa, bitişik yazılır: 'Bitişikteki evde oturanlar...'  İpucu 1: Cümledeki 'ki' ekinin kullanılmamış olması, cümlenin manasını bozuyorsa, bilinmeli ki, bitişik yazılmalıdır. Yukarıdaki cümleyi misal olarak yazarsak: 'Bitişikte evde oturanlar...' Mana ile birlikte cümle de bozulmuştur.

İpucu 2: 'Sen gel ki evimiz şenlensin.' Yerine; 'Sen gel evimiz şenlensin' Denilebilir, mana bozulmaz.

 

3-Kendisinden önceki kelimeyi, kendisinden sonra gelen kelimeye bağlayan 'ki' ayrı yazılır: 'Bu ilacı iç ki hastalığın geçsin; farz edelim ki geçmedi, o zaman doktora yeni bir reçete yazdırırız.'

 

4-Açıklamanın ve neticenin muhataba bırakıldığı durumlarda 'ki' ayrı yazılır: 'Öyle sevdim ki...'

 

5-Belirsizlik ifâde eden kelimelerden sonraki 'ki' ayrı yazılır: 'O kadar ki...', 'gitsek mi ki?'

 

6-Hüküm ifâde eden 'ki' de ayrı yazılır: 'Netice alınamaz ki', 'Bu mesele ona anlatılamaz ki'

 

7-Şahıs isimlerinden ve zamirlerinden sonraki 'ki' ayrı yazılır: 'Sen ki...', 'Biz ki...', 'Ahmet ki çok akıllıdır, öyle bir hatâ yapmaz.'

 

7-Deyim olarak kullanılan kelimelerdeki 'ki'ler bazen ayrı, bazen bitişik yazılır:

7.1-Ayrı yazılanlar: 'çık ki...', 'gir ki...',  'demek ki', 'diyelim ki', 'farzet ki...', 'görüldü ki', 'iyi ki', 'kaldı ki',  'ört ki...', 'tut ki', 'yeter ki'...

7.2-Bitişik yazılanlar:  'akşamki', 'gerideki', 'halbuki', 'mademki', 'oysaki', 'önceki', 'sanki', 'yandaki', 'yukarıdaki'...

 

8-Soru ifade eden cümlelerin sonunda 'ki' eki varsa ayrı yazılır: 'Ali geldi mi ki?', 'Daha önce söylemiş miydin ki?