Oğuz ÇETİNOĞLU

Oğuz ÇETİNOĞLU

Ekonomist, Araştırmacı-Yazar -

ocetinoglu1@gmail.com

Yüzüncü Yılında 1915 Olaylarını Anlamaya Doğru (Bildiklerimiz ve Bilmediklerimiz Üzerine Söyleşi)

Nisan ayı ve özellikle 24 Nisan'ı içerisine alan hafta, Ermeni yaygaralarının ayyuka çıktığı dönemdir. Bu sebeple geçen sene olduğu gibi bu sene de Nisan ayı içerisinde yayınlanacak olan KİTÂBİYAT sayfalarında, ERMENİ MESELESİ hakkındaki kitaplara ağırlık verilecektir.

Kitabın yazarı Dr. Necati Saygılı, Kimya Yüksek Mühendisidir. Fransızca ve İngilizceyi iyi derecede bilmiş olmasının avantajını kullanarak Ermeni Meselesini yabancı kaynakları da incelemek suretiyle ve farklı bir üslupla, güzel ve faydalı bir eser meydana getirmiş.

Köklü bir târih şuuruna sâhip olan yazar, Ermeni Meselesi'ni, Ermenilerle birlikte ve onlar gibi 1915 olayları ile başlatanların suratına âdetâ bir 'Osmanlı tokadı' patlatıyor ve olayları incelemeye, 1915'in 80-90 yıl öncesinden başlıyor. Bilindiği gibi Çarlık Rusya'sının istila ettiği topraklarda Ermeniler vardı. Ruslar, 1800'lü yıllara kadar Ermenilerin belli bir bölgede toplanmalarına sıcak bakmamıştı. 1828 yılında Rusya 'Ermeni Vilâyeti'ni kurdu... Ve Ermeniler, asırlardır 'en sâdık millet' olarak kendilerini huzur içerisinde yaşatan, aralarından yüzlerce, binlerce kişiyi devletin kilit noktalarında vazifelendiren Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklanmalar tertip etmeye başladılar.

Niçin?

Meseleye bu sorunun cevabını, inandırıcı açıklamalarla vererek başlamak, doğru neticeye ulaşmak için atılan isâbetli bir ilk adımdır. Diğer sorular ve cevapları, takviye güçler olarak yeri geldikçe cepheye sürülmektedir.

Ermenileri bir araya toplayan, onların siyasî teşkilatlanmasına destek veren Ruslar; aynı yıllarda Kırım Türklerini, Çerkezleri, Karaçayları, Kabartayları, Nogayları, Dağıstanlıları, Musevî olmalarına rağmen Karaimleri, Müslüman Gürcüleri, Çeçenleri ve Türk kültürüne yakın diğer milletleri soykırım sayılacak işkencelerle, ata yurtlarından kovuyor, sürgüne gönderiyordu. Gerekçe olarak ileri sürdükleri bahâneler belli idi: Bu unsurlar, Rusya'nın güvenliğini tehdit ediyor muş...

Osmanlı ise, güvenliğini değil, alenen saldırıya geçip, varlığını tehdit de değil, yok etmeye çalışan,  savunma imkânı bulunmayan ihtiyarları, çocukları, kadınları ve hatta ana rahmindeki bebekleri öldüren Ermenilere ilişmemeli imiş...

Mesele elbette; 'onlar öldürdü, biz de öldürdük...' noktasına indirgenemez. Ancak, Ermenilerin Türklere yaptığı katliam da yok farz edilemez. Mesele, nefs-i müdafaa meselesidir. Türkler müdafaa meselesini 'kana kan, cana can!' hırsıyla değil, en yumuşak, en âdil ve insancıl metodlarla çözmeye çalışmıştır.   Dr. Saygılı bu hususu,  yabancı kaynaklardan derlediği delillerle, belgelerle, hiçbir şüpheye yer kalmayacak şekilde bütün açıklığıyla ortaya koyuyor.

Hangi dine, hangi millete, hangi kültüre mensup olursa olsun; akıl, mantık ve vicdan sâhibi hiçbir insanın mâkul ve mantıklı cevaplarla reddetmesi mümkün olmayan gerçeklerin dile getirdiği yüzlerce sayfadan kısa bir bölüm:

'Ermenilerin, 19. yüzyılın (ırka dayalı) milliyetçilik akımlarına kapılıp özerk/bağımsız bir devlet kurmak istemeleri anlaşılır bir durumdur. Yanlış olan, istekleri ile gerçeklerin örtüşmediğine önem vermemiş olmalarıdır. Yetmiyormuş gibi bir de terörü araç olarak kullanmayı seçmeleridir. İki yanlış, bir doğru etmiyor. Taşnak Milliyetçileri sonuçta; geniş bir coğrafyada dağınık/seyrek yerleşimli bir halkı, dilleri/dinleri ve kültürlerini koruyarak yaşama hakkına sâhipken; üstelik Müslümanlarla sıcak komşuluk ilişkisi içinde bir arada yaşarlarken; bağımsız devlet sâhibi yapma ve kahraman olma heveslerine kurban etmişlerdir.

Daha net söylersek, Ermenilerin nüfus dağılımı otonom bir oluşuma izin vermiyordu. Keza büyük güçlerin Osmanlı Devleti'ni zayıflatmaya yönelik tahriklerine uyarak, Müslümanlarla Ermenileri birbirlerine düşman edecek bir yolu, terörizmi seçmelerinin de ters sonuç almalarında rolü büyük olmuştur. Birilerinin bunu Ermeni halkına açık yüreklilikle anlatması gerekiyor!..

Hınçak ve Taşnak önderleri, 1880'li yıllarda kuruldukları günlerden itibaren terörü/şiddeti araç olarak kullanmayı terk etmek istememişlerdir. O yüzden 1. Dünya Savaşında, kendi devletine ihanete sevk ettikleri soydaşlarını düşmanla aynı safta savaştırarak iki halk arasındaki barışçılığın son kalıntılarını da yok etmişlerdir. Bu suretle taraflar arasında sarsılmaz şekilde yer eden kin ve nefretle dolu, intikamcı kör düşmanlık, yüz binlerce masum insanın hayatına mal olmuştur. İşte o sebeple isyanlarda yaptıkları katliamlarla, göçlere, açlık ve sefalete yol açmakla; açıkça suç işlemişlerdir.

Yerinden yurdundan, canından edilen Müslümanlarınki gibi Ermenilerin hesabı da, Taşnaklar ile işbirlikçilerinden sorulmalıydı; sorulmadı. Açıkça bir riyakârlık örneği olarak, kendi suçlarını Türklere yüklemeye çalışmışlardır. Bu çalışmalarını yüzsüzce hâlâ devam ettirmektedirler.

Aslında Demokratik Ermeni Cumhuriyetinin ilk Başbakanı Kacaznuni, 1923'te Taşnak Parti Kongresinde, tâkip edilen yolu çeşitli yönleriyle eleştirirken kendilerini sorgulamayı başlatmış idi. Ama arkasından gelenler, o itirafların yazılı kayıtlarını, kütüphanelerden yok etmek de dâhil gözlerden saklamakla suçlarının ne kadar büyük olduğunu kabul etmiş oluyorlar.

Dünyanın dört bucağına göçüp-parçalanmış Ermenilerin ulusal kimliklerini yitirme tehlikesi var. Gerçekçi bir sorgulama başlarsa Kilise, Taşnak elebaşları ve onları destekleyenlerin de suçlanması ihtimal dâhilindedir! Şeytanî bir tuzak keşfederler: Ermeni halkı önünde güvenilirliklerini sorgulatmamak için suçlarını Türklere yüklemek! Kendilerini temize çıkarmakla kalmayıp, bir de bundan kazanç sağlama oyununu icat ettiler.'

Dr. Necati Saygılı, bütün bu gerçeklere rağmen, 1915 yılında yanlış ve çürük temellere oturtulan Ermeni iddiaları ile meydana gelen problemin, nasıl olup da 2015 yılına kadar çözülemediği sorusunun da cevabını veriyor.

Siyah-beyaz ve renkli fotoğraflarla, belge fotokopileriyle ve haritalarla zenginleştirilen kitap, mesele hakkında fikri olmayanları doğruya yönlendirecek, Ermeni tezine destek veren kendi insanlarımızı da düşünmeye sevk edecek güce sâhiptir. Yeter ki, 13,5 X 21 santim ölçülerinde, 286 sayfa olarak Aralık 2015'te basılan, kolay anlaşılması için söyleşi formunda hazırlanan eseri okusunlar...

BEYAZ NOKTA GELİŞİM VAKFI İKTİSÂDÎ İŞLETMESİ: Sedat Simavi Sokağı Çankaya Sitesi Nu: 29 Dâire: 63 Çankaya, Ankara. Telefon: 0.312-442 07 60                                                          Belge Geçer: 0.312-442 07 76 e-posta: bilgi@beyaznokta.org.tr www.beyaznokta.org.tr

 

Dr. NECATİ SAYGILI

1944 Polatlı doğumlu; Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi'nden Kimya Yüksek Mühendisi olarak mezun oldu ve oradan Doktora Derecesine sahip. Fransızca ve İngilizce bilir; evli; biri erkek, biri kız iki çocuk babası ve üç torun dedesidir.

Meslek hayatına 1966 yılında Ankara Nükleer Araştırma Merkezinde araştırmacı olarak başladı. On yıllık araştırmacılık kariyerinde Nükleer Tekniklerin İlmî ve Endüstriyel Uygulamaları ile ilgili çalışmalar yaptı.

1975 Yılında Özel Sektöre intisap etti. 25 yıl süreyle aynı sanayi şirketinin değişik kademelerinde, görev aldı ve yönetti. 2000 yılında, Şirketin Genel Müdürlüğü görevindeyken emekli oldu ve profesyonel iş hayatından ayrıldı.

2006 yılına kadar, serbest piyasada yönetim ve enerji yatırım danışmanlıklarında bulundu; ürün geliştirme çalışmaları yaptı.

40 Yıllık meslek hayatını noktaladıktan sonra vaktini,  İstanbul Çağdaş Çözüm Beyaz Nokta Gelişim Derneği ve Beyaz Nokta® Gelişim Vakfı'nın müşterek Sosyal Sorumluluk Projelerinde değerlendirmeye devam ediyor.

 

KUŞBAKIŞI:

TÜRK MÛSİKÎSİ NAZARİYATI VE USULLERİ / Kudüm Velveleleri:

Yayın dünyamızda, Türk mûsikîsi hakkında çok kıymetli eserler bulunmakla olmakla birlikte, sayısı çok azdır. Bunların en önemlilerinden biri, Merhum Yılmaz Öztuna tarafından hazırlandı. Bu çalışma, 1949 yılında Mûsikî Mecmuası'nın 15. sayısından itibâren 'Türk Mûsikîsi Ansiklopedisi ' adı ile ve fasiküller hâlinde okuyucuya sunuldu. Eser, 1969 yılında Millî Eğitim Bakanlığı Yayınevi tarafından 'Türk Mûsikîsi Ansiklopedisi ' olarak,  2006 yılında ise Orient Yayınevi tarafından iki cilt hâlinde, bu defa 'Türk Mûsikîsi Ansiklopedik Sözlüğü ' adı ile yayınlandı.

Suphi Ezgi, Hüseyin Sâdeddin Arel, Râuf Yektâ Bey, Şefik Gürmeriç, Gavsi Baykara, Mahmut Râgıp Gazimihal, bu sahâda eser vermiş diğer mühim şahsiyetlerdir.

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Türk Mûsikîsi Bölümü Öğretim Görevlisi İsmail Hakkı Özkan'ın muhteşem eseri 'Türk Mûsikîsi Nazariyatı ve Usulleri / Kudüm Velveleleri ' 2015 yılında tashih edilmiş genişletilmiş sekizinci baskı olarak okuyucuya sunuldu.  16,5 X 23,5 santim ölçülerinde, 816 sayfalık eser, büyük bir boşluğu dirâyetle dolduracak, Türk mmîsikîşinasların çok mühim ihtiyacını karşılayacak vasıftadır.

1941-2010 yılları arasında yaşayan İsmail Hakkı Özkan'ın kitabının isminde geçen 'Kudüm', bir çift küçük davuldan oluşan vurmalı bir çalgı âletidir. Dinî müziğin önemli âletlerinden biridir. Ney ile klasik bir çift oluşturur. Dindışı ve mehter müziğinde 'nakkare ' adıyla anılır. Velvele ise Türk mûsikîsinde, usûlün darp parçacıklarına ayrılarak vurulması demektir.

Mûsikîmizin dehâ ismi Prof. Dr. Nevzad Atlığ'ın takdirlerine mazhar olan eser; Temel Bilgiler, Basit Makamlar, Göçürülmüş Makamlar, Birleşik Makamlar, Türk Mûsikîsi Usulleri başlıkları altında 5 bölümle tamamlanıyor.

Mûsikî ve dil, kültürümüzün en mühim iki ana direğidir. Hoyrat eller ve zihinler, bâzı dönemlerde devlet desteğinden de güç alarak okul kitaplarına kadar nüfuz ettiler ve Türkçemizde, ana dilimizde büyük tahribata sebebiyet verdiler. Mûsikîmiz ise yasaklı dönemlere rağmen muhteşem yapısından hiçbir şey kaybetmeden; Alaaddin Yavaşça, Münip Utandı, Fatih Salgar ve Mehmet Güntekin'in titiz ve gayretli çalışmalarıyla yarınlara intikal edecek. Türk mûsikîsinin, yarınların ötesinde de bu günkü ihtişamı ile ayakta kalabilmesi için ona gönül vermiş yeni isimlere ihtiyacımız var. 'Türk Mûsikîsi Nazariyatı ve Usulleri ' isimli eser bu ihtiyacın karşılanmasında mükemmel bir kaynaktır.

ÖTÜKEN NEŞRİYAT:

İstiklal Caddesi Ankara Han Nu: 65/3 Beyoğlu 34433 İstanbul.  Telefon: 0.212-251 03 50  Belgegeçer: 0.212-251 00 12 www.otuken.com.tr e-posta: otuken@otuken.com.tr

 

SULTAN ALPARSLAN

Sultan Alparslan, Anadolu'yu muhteşem bir zaferle Bizans işgalinden kurtaran ve ebedÎ yurt yapan büyük Sultan'dır!

O, 'Turan' fikrinin uygulayıcısı, 'Türk birliği' inancının çağlar ötesine sarkan sisteminin yayıcısı,  'Devlet-i Ebed Müeddet' düşüncesinin mimarıdır.

Yunus Oğuz, Azerbaycan'ın son dönemlerdeki hür düşünce ortamından faydalanan en büyük yazarlarından ve tarihçilerinden biridir. O'nun kaleminden okuyacağınız Alparslan eseri ile Selçuklu Devleti'nin nasıl kurulduğunu ve nasıl imparatorluk hâline geldiğini görecek,  hiç bilmediğiniz Oğuz Dedelerini tanıyacak, onların şahsiyetlerinde gizlenen eski 'Oğuz İlmi 'nin ne olduğunu anlayacak, Oğuz töresine vâkıf olacaksınız. Aynı zamanda Hasan Sabbah'ı 'Haşhaşileri' onların düşüncelerini, yapmak istediklerini ve çalışma şekillerini görecek ve anlayacaksınız.

Bir tarihçi titizliği ve bir romancı üslubu ile meydana getirilen bu eseri okurken, Türklerin, dünya siyaset arenasında yer alabilmek ve hayatiyetlerini devam ettirebilmek için ne büyük zorluklarla mücâdele ettiklerini ve bu coğrafyada, hayata tutunmanın hangi güçlükleri beraberinde getirdiğini öğreneceksiniz...

Değişik bir tarzda, halden, yâni içinde yaşanılan zamandan geçmişe dönülerek anlatılan olaylar, bir felsefenin, 'Türklerin Hayat Felsefesi'nin bütünüyle gözler önüne serildiği, karmaşık, fakat anlaşılır şekilde okuyucuya sunulmakta ve okuyucuyu o dönemlere götürmektedir.

Şimdiye kadar 'Türk Tarihine Yeni bir Bakış ', 'Attila ', 'Nadir Şah - Tahmasib Şah ' 'Emir Timur ', 'Türklerin Gizli Tarihi ' 'Eski Türkler ve Gumilev'in Eleştirisi ' isimli kitapları ile tanıdığımız Yunus Oğuz, bu kitabı ile gönülden bağlı olduğu 'Türk Milliyetçiliği' fikrini bu eserinde de ortaya koymakta ve Türk tarihinin yeni bir anlayışla, yeniden yazılması düşüncesini dile getirmektedir.

13,5 X 21 santim ölçülerinde, 191 sayfalık eser, Şubat 2016'da yayınlandı.

BİLGEOĞUZ YAYINLARI:

Alemdar Mahallesi Molla Fenarî Sokağı Nu: 35/B Cağaloğlu, İstanbul. Telefon: 0.212-527 33 65

Belgegeçer: 0.212-527 33 64  e-posta: bilgi@bilgeoguz.com.tr www.bilgeoguz.com.tr

TÜRK'ÜN KAYIP KİTABI / ULU HAN ATA: Türk Dil Kurumu eski başkanlarından Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun, Türk Dili ve Edebiyatı, Çağdaş Türk Lehçleri ve Edebiyatı uzmanıdır. Uzmanlık alanında yayınlanmış 20 adet kitabı vardır. Roman türünde eserler de vermektedir. Üçüncü romanı 'Türk'ün Kayıp Kitabı / Ulu Han Ata' isimli eseri 2015 yılında yayımlandı.

Öncekilerde olduğu gibi bu romanda da efsânelerden yola çıkılıyor. Roman, 1310'larda Mısırlı Türk tarihçisi Ebûbekir'in naklettiği, Türklerin yaratılış efsânesine dayanıyor. Roman kahramanları, Ebûbekir ve arkadaşlarının 1310 yılında gördüğü kayıp kitabın peşine düşüyorlar. Mısır piramitlerinden başlayan mâcerâ, Ahlat'a ve oradan Hawai'ye uzanıyor. Yüzüklerin Efendisi gibi efsâne arayıcıları, Da Vinci şifresi gibi şifreler ve nefes kesen maceraların içinde Indiana Jones gibi kahramanlar...

Fakat kahramanlarımız Türk ve efsâne de Türklere ait. Ercilasun'un kahramanları, tarih ve efsânenin peşinde koşan, hayatı yaşayan, kendine güvenen, varlıklı gençler. Akı

cı bir macera üslubunun içine yerleştirilmiş destansı anlatımlar ve lirik tasvirler, okuyucuyu esere bağlıyor.   Eserde kayıp bir halk olan Bodalar da var ve Ercilasun'un yarattığı Boda dili de. Romanın sonunda yer alan üç ekte, Boda dilinin özellikleri ve sözlüğü, efsâne hakkında bir araştırma ve Ebûbekir'in naklettiği efsânenin tercümesi de var. Bunlar sâyesinde bir dil ve destan bilimcinin hâfızasına yolculuk edebilirsiniz.

13,5 X 21 santim ölçülerindeki eser, 263 sayfa.

AKÇAĞ BASIM YAYIM PAZARLAMA ANONİM ŞİRKETİ:,

Tuna Caddesi Nu: 8/1 Kızılay-Ankara. Telefon: 0.312-432 17 98 Belgegeçer: 0.312-432 28 52 www.akcag.com.tr

e-posta: akcag@akcag.com

DERKENAR:

DOĞRU VE GÜZEL TÜRKÇE İÇİN İPUÇLARI:

 

'Bütün kelimeler Türkçe asıllı olmalıdır ' görüşü, yüz yıllık geçmişi olan ve bütün tutarsızlığına rağmen bugün de gündemde tutulmaya çalışılan bir görüştür. Bu görüş, Türkçedeki birçok kelime ve deyimin kaybolmasına yol açarak, Türkçeyi ifade gücü bakımından zayıf düşürmüş; bünyesine sokulan yanlış kelime ve terimler yüzünden kaideleri belirsiz bir dil hâline getirmiştir.'

 

Yukarıdaki cümleler, Ziya Gökalp'e aittir. Ziya Gökalp, daha o günlerde dilde oluşturulan keşmekeşi ve doğurduğu menfî neticeleri görerek, 1916 yılında kaleme aldığı ve 'Yeni Hayat' dergisinde yayımlanan Lisan manzumesinin bir dörtlüğünde

 

'Uydurma söz yapmayız

Yapma yola sapmayız

Türkçeleşmiş, Türkçedir

Eski köke tapmayız.'

 

SEZAİ GÜNEŞ: Bizim Külliye Dergisi, 62. Sayı.

 

KISA KISA... KISA KISA...

1-ALLAH'A KOŞUN: Uğur Koşar, Destek Yayınları. ,

2-GÜZEL: Selçuk Orhan, Doğan Kitap.

3-AYASOFYA'NIN GİZLİ TÂRİHİ: Pelin Çift - Erhan Altunay, Beyaz Baykuş Yayınları.

4-SİYAH YASEMİNLER: Hawa Djabali / Çeviren: Pınar Ercan, Güldünya Yayınları.

5-HASTALIKLAR ÖĞRETMENDİR: Elif Güveloğlu, Hayy Kitap.

 

 

 

 

4/6/2016 -

HABER LİSTEMİZE KATILIN

To Top