Oğuz ÇETİNOĞLU

Oğuz ÇETİNOĞLU

Ekonomist, Araştırmacı-Yazar -

ocetinoglu1@gmail.com

Türkçemizde ‘Doğru’ Zannedilen Yanlışlar (Dil Yanlışları Bulaşıcı Hastalık Gibidir.)

İddia: Obalarda konuşulan Türkçeyi, yazı dilinde işlekleştirmişiz; hepsi bu! Dolayısıyla bir devrimden söz etmek doğru değildir. "Alfabe Devrimi" vardır; Arap alfabesinden (elifbasından) Latin'lerindekine geçmişiz. Bu yüzden sözü edilen dönemi "özleştirme süreci" olarak ele almak daha doğru olacaktır. Özleştirme sürecinde bulunan dilcilerde büyük bir buşku (heyecan) vardı. Bu buşku da bir sevgilinin gözünün kör olması gibi, var olan yanlışları bile görmeyecek denli kör etmiştir dilcilerimizi. Gönül isterdi daha özenli davransınlar, ancak ne yazık ki bu yanlış durumları da kabul etmemiz gerekiyor. "Tarihî " yerine "tarihsel " demek büsbütün yanlış bir tutumdur. "Dilimize zarar veren bunlar değil mi?" diye soruyorsunuz; evet bu gibi tutumlar zarar vermiştir.

Cevap: Obalarda konuşulan dil meselesi... Köy edebiyatı, köy filminin moda olduğu günlerde de, sol kültür zemininde çaba sarfeden ekinciler-filmciler, köy ağzını İstanbul'a taşıma hevesindeydiler. Neden köy ağzı İstanbul'a da, İstanbul ağzı köye değil?  'Köy' kelimesinin yerine 'oba'yı koysak ne değişir ki?

İddia: 'Kumsal ' ve 'uysal ' kelimelerinden başka, dilimizden atılmış olan 'sarsal ' ve 'arsal ' kelimeleri vardır. Türk Dil Kurumu'nun (TDK) 'Tarama Sözlükleri'nde görülebilir.

Cevap: 'Sarsal' ve 'arsal' kelimeleri neden dilimizden atılmış, öldürülmüş? Ölü kelimeyi nasıl ve hangi sebep ve gerekçelerle diriltmeye çalışıyoruz? Sormuştum galiba...

TDK millî bir kurumumuzdur. Fakat hiç yanlış yapmadığı iddia edilemez. Buna karşılık, binlerce yanlışı, konunun uzmanları tarafından defalarca söylenmiş, cilt-cilt kitaplar yazılmıştır.

Azerbaycan'daki 'ersel' kelimesi... 'koca' kelimesine ne oldu? HİV virüsü mü kaptı? Kırım'da da 'akay' diyorlar. Hanımlar için de 'apay'... Azerbaycan'da 'torun'a 'neve' diyorlar... Desinler, bize bir zararı olmaz ki... Her gördüğümüzü, duyduğumuzu alacak kadar arsız mıyız? Hem 'koca' kelimesi, 'karı' kelimesi çok kaba değil mi? 'Zevcim'  veya 'zevcem' demeyi beceremeyenler, 'eşim' demeyi de mi bilmiyorlar? Köyden veya şuradan buradan 'koca - ersel' kelimelerini alacağımıza, oralara 'eşim' kelimesini teklif edersek; daha nezih, daha kibar daha ince bir davranış olmaz mı?

 

Azerbaycan Türkçesi:

Azerbaycan İlimler Akademisi Üyesi Prof. Dr. Ali Şâmil Hüseyinoğlu'na aşağıdaki soruları sordum. Dostum Ali Bey soruların altında yazılı cevapları gönderdi.

1- Azerbaycan Türkçesinde Türkiye Türkçesindeki 'kelime ' yerine 'söz ' kelimesi mi kullanılıyor?'Kelime ' hiç kullanılmıyor mu, Bu kelimeyi kullanan ve bilen kişi yok mu?

Cevap: Azerbaycan Türkçesinde 'kelime' ve 'söz' kelimelerinin her ikisi de kullanılır. Fakat farklı anlamlarda kullanılır. Masala 'söz kesmek' normal halda konuşanın fikrini yarıda koymak sözünü ağzında yarıda saklamaya zorlamak anlamındadır. Bir başka 'söz kesmek' ise iyi anlamdadır. Masala deyilir: 'Ahmed gile gitmişdik. Sözkesdi ittik.' Yanı Ahmet'in kızını oğluma alacam. Onlara getdik ve dügünün ne vakt olacağını tarafların her birinin hansı mesrefleri ödeyecegini kararlaştırdık.

Birisi hızlı konuşanda; 'kelime - kelime de ki yaza bilim...' Söyleyirik. Azerbaycan'ın standart dilinde de ağızlarda da 'kelam' ve 'söz' ayrı anlamda kullanılır. Bu normal sayılır. 'Söz kestik' yerine 'kelime kestik' deyen söylenmez. 'Kelime - kelime konuş' yerine de 'söz - söz konuş' denilmez.  'Sözüne güvenilir' veya 'kelamına güvenilir' denilir de, 'kelimesine güvenilir' denilebilinemez.

2-Azerbaycan Türkçesinde 'rakamsal ' diye bir kelime var mı? Varsa ne mânâya geliyor?

Cevap: Azerbaycan Türkçesinde 'rakamsal' kelimesi 'rakamla alakalı' veya  'rakam olarak' şeklinde yazılır ve kullanılırdı. Son yıllar Türkiye televizyonunun ve gazetelerinin etkisi ile gençler anlayır ve kullanıyor.

3-Azerbaycan'da konuşulan Türkçeye, 'Almanca ' der gibi, 'İngilizce ' der gibi 'Azerbaycanca ' denilmesi sizce ne ifâde ediyor? Böyle denilmesinden memnun olur musunuz?

Cevap: Hayır! Ben ve benim kibiler kızıyorlar. Neden? Azerbaycanda 8'den fazla halk ve etnik gurup yaşayır. Türkler, Talışlar, Tatlar, Lezgiler, Avarlar, Kürdler, Saxurlar, Udinler, Qırızlar, Xınalıqlılar, Buduqlar vs.

1936 yıla gibi bunların her birisi bir halk ve haman halkın dili de Türkçe, Talışça, Lezgiçe, Avarca, vs gibi yazılırdı. Sovyetler İkinci Dünya Savaşına hazırlaşırken Türkiye Cumhuriyeti'nin Almaniya'nın yanında yer alacağında korkarak Azerbaycan'da yaşayan Müsülman halkları 'Azerbaycanlı' adı ile dillerini de 'Azerbaycanca' deye tanıtdı. 1991-yılda Azerbaycan bağımsızlığına kovuşanda bu problem çözüldü. Azerbaycan sözü devlet, bölge coğrafı ad kibi saklandı. Halklar ve onların dilleri eskiden olduğu kibi Türkler, Talışlar, Lezgiler ve s. yazılması hakkında kanun kabul edildi. Bu uzun sürmedi. Haydar Aliyev hakimiyyete gelenden 2-3 yıl sonra Rusıya'nın baskısı ile Türk halk ve dil adı kibi aradan kaldırıldı.

Bizler yazanda Azerbaycan Türkleri ve Azerbaycan Türkçesi yazırık. Bu yazını bizlere hiç kim yasaklamır. Gazetelerde dergilerde kitablarda radıo ve televizyonda Azerbaycan Türkleri ve Azerbaycan Türkçesi kullanılır. Ne yazık ki bazen Moskova taraflısı bürokratlar ona engel olmaya calışır resmi yazışmalarda bizleri Azerbaycanlılar ve Azerbaycanca yazmaya zorlayırlar

Sizlere başarılar dilegirem

Hormetle,

Ali Shamil
Azerbaycan Milli Elmler Akademiyası

 

*   *   *

İddia: 'Cümle ' yerine 'tümce ' denilebilir. Olmazsa 'sözlem ' diyebiliriz. -İstersem 'hür ' derim, istersem 'erkin', istersem de 'özgür '...

Cevap: Denilebilirse de, doğru yapılmış olmaz. Bakınız niçin: 'Erkin' kelimesinden başlayalım:

Lügatler, 'erkin' kelimesinin açıklamasını;  'Her durumda istediği biçimde davranan; serbest.' Karşılığını veriyor. Geniş bir yorum yapıldığında, 'kaide tanımayan kimse' mânâsına ulaşılabilir.

'Kimsenin bana bu konuda karışmak gibi hakkı bulunmamaktadır.' Diklenmesine karşılık da: 'Siz kendinizi lügatteki karşılığı gibi 'erkin' olarak kabul ediyorsanız, kimsenin size karışamayacağını söyleyerek meydan okuyabilirsiniz. Buna rağmen Türkçe severler, Türkçe hassasiyeti olanlar size doğruyu söylemek mecburiyetindedirler. Türkçe kimsenin kendi öz değeri değildir. Kimilerine göre 4.000, kimilerine göre 40.000 yıllık Türklerin malıdır. Kimsenin onu hor kullanmaya yozlaştırmaya, hakkı yoktur. Buna rağmen 'kullanacağım' diyorsanız, siz bilirsiniz. Kimse mâni olmaz.

Bir hikâye: Yaşlı bir İstanbul Beyefendisi, İstanbul'un namlı külhanbeylerinden biri ile dar bir geçitte karşılaşırlar. Beyefendi, yaşına hürmet edilerek geçiş önceliğinin kendisine verileceğini düşünerek ilerler. Diğeri karşısına dikilir: 'Ben bir zibidiye yol vermem!' İstanbul Beyefendisi geri çekilir ve 'Ben veririm Efendim, buyurunuz...' Der...

'Özgür' kelimesine gelince: Bu kelime, hem meydana getiriliş, hem de mânâ ve mefhum bakımından yanlıştır. Dilimizde isme eklenen bir 'gür' eki bulunmamaktadır. Kelime, Türkçedeki 'öz' ve 'gür' kelimeleri birleştirilerek yapılmıştır. 'Öz' kelimesi; isim, sıfat ve zamir olarak kullanılmaktadır. 'Gür' kelimesi ise sıfattır. Bizim zamanımızda ilkokul 4. sınıfta iken Türkçe bilen öğretmenlerimiz öğretirlerdi: Türkçede sıfatlar başta bulunur. 'Akkor',  'alvuvar, 'gökdelen', 'kelaynak' gibi... Bu şekilde yüzlerce emsal gösterilebilir. Yâni, 'istisna' değildir. Birleşik kelimelerde sıfatların başta bulunacağı kaidesini kim, ne zaman ve niçin değiştirdi? Açıklanabilir mi?

İddia: 'Mükâfat ' yerine 'ödül ' kelimesi kullanılmalı...

Cevap: 'Mükâfat' kelimesi, pahalı bir kelime. Yeterli kültür seviyesine erişememiş şahıslar bu kelimeyi kullanmayı beceremeyebilirler. Çok görülmemeli, ayıplanmamalı.

Not: Kelimenin doğrusu 'mükâfat'tır. 'mükâfat' yazılışı yanlıştır. O şekilde yazmayınız. Ayıplanırsınız.

İddia: 'Bir dili devirip yerine başka bir dil getirmemişiz.'

Cevap: Evet! Türkçeden vazgeçilip, yerine Fransızca veya Almanca ikame edilmiyor. Fakat bir grup; Arapça ve Farsça kelimeleri, diğer grup batı dillerinden gelen kelimeleri dilden atmaya çalışıyor. Üçüncü bir grup da Türklerin Uluğ Türkistan'da iken kullandıkları kelimeleri tedâvüle sürerek, kelime katliamı yapanlara, 'iyi niyetli' görüntüsü içerisinde destek veriyor. Bir başka grup, Türk dilbilgisi kaidelerine aykırı kelimeler türetiyor. Bu yapılan, 'dil devrimi' değilse mutlaka 'dil katliamı'dır.

Herkesin anladığı bildiği ve kullandığı kelimeleri atıp yerine başlangıçta yalnızca uyduranların ve ikame edenlerin bildiği kelimeler konuluyor. Zamanla câhil özentisi ile özürlü olanların ve daha sonra da sürü psikolojisi ile mâlûl olanların devreye girmesi ile kelime katliamı devam ettiriliyor. Bu, dil katliamı değil de nedir?

Türk dili sahâsında 60 yıllık tecrübesi bulunan Oxford Üniversitesi emekli profesörü Geoffrey Lewis (*) katliamın farkındadır ve araştırmalarının neticesini 'Trajik Başarı / Türk Dil Reformu'(**) adı ile yayınlamıştır.

İddia: Toplumun kendi kendine türetip de obasında yaşattığı sözcüklerimiz de bulunmaktadır; 'ölümsel ' , 'yensel ' gibi...

Cevap: İşte işin püf noktası da buradadır. Türk millî kültürüne gönül vermiş insanlar, dilin sâdeleştirilmesine, millîleştirilmesine çalışmaktadırlar. Dilde gelişme (tekâmül) ve ıslahat (reform) yapılmasını, bu işin, sokaktaki, kahvehânelerdeki, tarlasındaki vatandaşlarımız tarafından değil, ehil kişilerden teşkil edilecek dil akademisi tarafından kontrollü olarak yürütülmesi gerektiğini söylemektedirler. Öz Türkçeciler ise, dil meselesini bilsin-bilmesin herkes tarafından kelime uydurulmasını ve bu kelimelerin herkes tarafından kullanılmasını istiyorlar.

Dil bahsindeki çalışmalar hatırlanacak olursa, 1911 yılında, Genç Kalemler Dergisi'nde, Ömer Seyfettin ve Cenap Şahabettin tarafından başlatıldı. Ziya Gökalp de bu hareketi destekledi. Fâruk Nâfiz (Çamlıbel), Hâlid Fahri (Ozansoy), Orhan Seyfi (Orhon), Yusuf Ziya (Ortaç), Refik Hâlid (Karay), Reşat Nuri (Güntekin), Yahya Kemal (Beyatlı), Mehmet Âkif (Ersoy), Süleyman Nazif gibi dönemin şair, yazar ve fikir adamları kısa zamanda dil inkılabına uygun eserler vermeye başladılar. Böylece yazı dili ile konuşma dili arasındaki fark, giderilmiş oldu. Dil inkılabı gerçekleşmiş; güzel, zevkli ve herkesin anlayabileceği bir dil, hem konuşma hem de edebiyat dili hâline gelmişti.  Cumhuriyetin ilk 10 yılında bu dil kullanıldı. 1930 yılında, tasfiye hareketi başlatıldı ve bu yolda, Geoffrey Lewis'in söyleyişi ile 'Trajik Başarı'ya ulaşıldı. 'Devamlı Devrim' taraftarları doymadılar, daha trajik başarılar için var güçleriyle kıyım hareketlerine devam ettiler.

Yaptıkları ve yapmaya devam ettikleri işin adı 'Dil katliamı'dır.

Şimdi iddia sâhibi tarafından kullanılan uydurma kelimelere bakalım:     

'Ölümsel': herhalde 'ölümcül' diyecekti, dili / kalemi sürçtü.

'Ölümsel' ve 'yensel' kelimeleri, özleştirmeci dil devrimbazlarının hazırladığı 'Türkçe Sözlük'te yok.  Neden acaba? Yeterince özleştirmeci olmadıkları için mi?

'Kereksel / gereksel' diye bir kelime bile varmış! Vardır zâhir... Hatta onların bilmedikleri başkaca 'sel'li, 'sal'lı kelimeler de vardır: kahvaltısal, giysisel, gereksinimsel, sütsel, ekmeksel, evsel, çöpsel, uyduruksal, kıytırıksal... gibi...

Mâdem ki her kök kelimenin ardına her türlü ek getirilebiliyor, 'sel' ve 'sal' maymuncuk takıları neden getirilmesin ki?

 

 

(*)Geoffrey Lewis: 19 Haziran 1920 tarihinde Londra'da doğdu. Oxford Üniversitesi'nden mezun oldu. 1950 yılında 'Doktor' unvanını aldı. 1961 yılında 'profesör' oldu. İngilizce konuşulan ülkelerde 'Türkçe Öğretmeni' olarak isim yapmıştır. 1959 - 1968 yılları arasında Robert Kolej'e misâfir profesör olarak dersler verdi. 1986 yılından itibâren Oxford Üniversitesi'nde Türkçe Profesörü olarak vazife yaptı.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Oxford Üniversitesi'nde Türkiye hakkında çalışmalarına başlayan Lewis Türkiye ve Türk dili hakkında birçok önemli eser yazmış ve tercümeler yapmıştır. 1998 yılında, Türkoloji ilmine üstün hizmetleri sebebiyle kendisine, 'Türkiye Cumhuriyeti Liyakat Nişanı' sunulmuştur.

'Trajik Bir Başarı' isimli kitabında dil devriminin ilim dışı tarafları üzerinde durmuştur.

Prof. Dr. Geoffrey Lewis, 9 Şubat 2008'de Londra'da vefat etti.

(**)Trajik Başarı / Türk Dil Reformu: İngilizce adı 'The Turkish Language' olan kitap,16 X 24 santim ölçülerinde, 260 sayfadır. İstanbul Şehir Üniversitesi'nde İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mehmet Fatih Uslu tarafından Türkçeye çevrilmiş, Mart 2007'de, Paradigma Yayıncılık tarafından yayınlanmıştır. Kitabın en önemli hususiyetlerinden biri Prof. Lewis'in renkli, yeri geldiğinde alaycı, yeri geldiğinde ciddî ve hüzünlü, zaman zaman da keyifli, baştan sona kadar akıcı üslubudur. Yazar, taraflılık ve tarafsızlık endişesinden uzak olarak Türkçenin başına getirilen felâketi, bütün yönleriyle anlatmaktadır.

İddia: Azerbaycan Türkçesinde 'rakamsal ' kelimesi vardır.

Cevap: Türkiye'de câhil özentisi özürlüler olur da Can Azerbaycan'da olmaz mı? Var tabiî ki! Ne zamandan beri var? Türkiye televizyonlarının Azerbaycan'da seyredilmeye-dinlenilmeye başlanmasından sonraki tarihlerden itibâren... Ondan önce Azerbaycanlı hiçbir soydaşımız, kardeşimiz 'rakamsal' kelimesini bilmez ve kullanmaz idi. (Azerbaycan İlimler Akademisi Üyesi Prof. Dr. Ali Şâmil Hüseyinoğlu'dan alınan bilgidir.)

İddia: Türkçe ve Azerbaycan'ca, kökleri bir olan ayrı dillerdir.

Cevap: Türkçe ve Almanca, kökleri aynı olmadığı için ayrı dillerdir...  de... Azerbaycan'ca ve Türkçe; kökleri bir olmasına rağmen nasıl oluyor da 'ayrı dil' oluyor? Bu iddiaya mâkul ve mantıklı bir cevap bulmak gerek veya ortaokul dilbilgisi kitaplarından; 'lehçe', 'şîve', 'ağız' tariflerini okuyup öğrenmek...

(DEVAM EDECEK)

 

 

2/1/2016 -

HABER LİSTEMİZE KATILIN

To Top