Oğuz ÇETİNOĞLU

Oğuz ÇETİNOĞLU

Ekonomist, Araştırmacı-Yazar -

ocetinoglu1@gmail.com

Kitap Gibi Dergi: Â’mâk-ı Efkâr

İdealist birkaç üniversiteli genç bir araya geliyor ve belki de cep harçlıklarıyla bir mecmua çıkarıyorlar: Adı, Tanzimat dönemindeki mecmualarını hatırlatıyor:  Â'mâk-ı Efkâr... Bu isim günümüz Türkçesine 'Fikir Derinlikleri' veya 'Derin Fikirler' olarak çevrilebilir. 'Ne kadar derin?' sorusu cevaplandırılamaz. Gönül zenginliğinin ölçüsü-sınırı olmadığı gibi, fikir derinliklerinin de ölçüsü yoktur.

Derginin adı Tanzimat dönemini hatırlatıyorsa da, sayfa düzenlemesi, baskısı itibâriyle onların çok üzerinde. Görüntüsü göz,  muhtevâsı gönül dolduruyor. Gencecik insanların nasıl olup da böylesine derinlikli olabildiği sorusunun cevabını, 'başmakale' intibaını uyandıran İsmail Atakan Çetiner'in 'Derdi Olan Beri Gelsin' başlıklı yazısında bulmak mümkün. Çetiner; 'Derdi olan insanın söyleyecek bir çift de sözü olur. Bu coğrafyada derdi olan, sözü olan adam değerlidir. Çıktığımız bu yolda, maksadımız dünyadan dert ve bela devşirip baba mirası cennete varmaktır. Her dert bizim için bir müjdedir. Dertsiz geçen her gün zarar...' Diyor ve kalabalıkları Câhit Zarifoğlu'nun vicdanını hatırlatarak Üstad Necip Fâzıl'ın Büyük Doğu'suna hicret ettiriyor, hakikatin peşinden koşacak, onu yakalayacak, paylaşacak ve yüceltecek dertli adamlar arıyor.

1997 doğumlu, Tıp Fakültesi İkinci Sınıf Öğrencisi Sema Çınar; 'Tıbbiyeden her türlü insan çıkar, arada bir de doktor çıkar...' şeklinde, espri değeri bile olmayan 'soğuk nevâle-tatsız yâve' kabilinden darb-ı meseli temelden değiştirmek istercesine: 'Tıp Fakültelerinden sâdece doktor yetişmez, insanın bedenini ve duygularını yanardağlardan çıkan lavlar gibi yakıp kavurmasına rağmen huzur ve sürur veren kalem erbabı da yetişir.' Dedirten satırlarında, aile yuvasının sıcaklığını, huzurunu anlatıyor. 'Men ta senin  yanında dahi hasretem sana' diye inleyen Rabia Hatun gibi, aile yuvasında olanlara bile, yuvanın özlemini duyuruyor.

Şu satırlara bir bakar mısınız: 'Büyüdükçe, olgunlaştıkça ve aileme tercih ettiğim arkadaşlarım yanımdan birer birer ayrılınca anladım; beni annemden-babamdan daha çok seven kimse olmayacak.'  Anlaşılıyor değil mi efendim: Dert insanı sâdece söyletmez, gerçeği buldurur ve çığlıklar attırır.

Kupkuru olduğu zannedilen kelimeleri, duygu sellerini terennüm eden cümlelere dönüştüren, 18 yaşındaki bir genci olgunluğa eriştiren muhteşem gücü keşfetmek için yazının tamamını okumak gerek.

Derginin 6. Sayfasında Dîvan Edebiyatı'ndaki Tevhid Kasidelerini hatırlatan şiirin yazarı 1992 doğumlu Merve Büşra Başkoşan;

'O ki; / Merhametten elleri,

Serâdan süreyyâya / Nûr ile kuşatır evreni.

Ve sanatıyla bildirir / Zişuura kendini.'

Diyor.

Sekizinci sayfada 1991 doğumlu Tıp Doktoru İsmail Dal; mısra-ı bercestelerle 'insan-ı kâmil'i resmediyor ve 'İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olanıdır.' Hadis-i Şerifi'nin muhteşem bir yorumunu sunuyor:  'Ben eğer kendi derdime düşersem, o zaman kendi derdim hiç bitmeyecek ve kendi derdimde kaybolup gideceğim. O halde benim derdim, 'ben' olmamalı. Benim derdim, benden başkası olmalı. İşte o zaman benden başkalarının derdiyle savaştıkça hem başkaları sevinecek hem de ben sevineceğim.'

1996 doğumlu Rahime İnam, 'Yol' başlıklı hikâyesinde pek az denenmiş bir tarzı tercih etmiş. Merakla okunmaya değer.

İklim Karaca ile Cem Karaca hakkında yapılan röportaj, Cem Karacayı tanıdığını iddia eden hayranlarını bile şaşırtacak bilgilerle dolu.

16. sayfada Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Mustafa Şendoğan Altıntaş, 'Yeryüzünün öğretmeni olabilmek için gökyüzünün öğrencisi olmak lâzım' diyen 20. Yüzyılın bilge devlet adamı Aliya İzzetbegoviç'i anlatıyor. İnançlı bir gencin, inançlı bir bilgeyi anlatması, nur üstüne nur kaplanmış mücevheri andırıyor.

Ayşe Ayyıldız, Klasik Türk-İslam Sanatlarından Ebru'yu anlatıyor. Boyaların sudaki yolculuğu ve bıraktığı iz, bir harika...

'Mâziden Günümüze' başlıklı sayfadaki imzasız yazıda Tevfik Fikret, 'Günümüzün Çınarları' başlığı altında Mehmet Nuri Yardım'ın, usta kalemiyle Feyzi Halıcı karşımızda...

'Kitap' sayfasında çağımızın en dikkate değer İslam Sosyologu, 'Ben, sizi rahatsız etmeye geldim' diyen Ali Şeriati'nin 'İnsanın Dört Zindanı'  isimli eseri tanıtılıyor.

23. sayfada ilim, fikir ve hareket adamı Prof. Dr. Nurettin Topçu'nun 1939-1975 yılları arasında 111 sayı olarak yayınladığı 'Hareket' isimli dergi hakkında dikkate değer bir yazı yer alıyor. Adı belirtilmeyen usta bir kalem erbabı, 1975 yılında Rahmet-i Rahman'a yolcu edilen Nurettin Topçu'nun tesir alanına çektiği isimleri açıklıyor.

Son sayfa, Muammer Dizdaroğlu'nun 'Eylül Kahveleri' isimli mensur şiire ayrılmış.

24,5 X 34 santim ölçülerinde, kendinden kapaklı 24 sayfalık derginin Kasım 2015'te çıkan 7. sayısındaki okunmaya değer diğer yazıları; Mertcan Yoldaş, Faruk Erdoğan Buldur, Tolga Erinç ve Hüseyin Mert Doğan kaleme almış.

Gençlerin ve duygularını şiir, edebiyat ve sevgiyle besleyerek genç kalmasını bilen her yaştan hanımefendilerle beyefendilerin kendilerinden bir şeyler bulabileceği derginin künye bilgileri şöyle: İmtiyaz Sâhibi: Mehmet Metin Gök. Genel Yayın Yönetmeni: İsmail Atakan Çetiner. Yazı İşleri: Mertcan Yoldaş, İsmail Atakan Çetiner. Yayın Kurulu: Merve Kübra Başkoşan, İlknur Erkenci. Grafik Tasarım Danışmanı: Ayşe Ayyıldız, Yıldız Elarslan. Dağıtım Sorumlusu: Mertcan Yoldaş. Kapak Resmi: Ayşe Ayyıldız.

Â'MÂK-I EFKÂR / Kültür, Sanat, Edebiyat ve Hayat Dergisi:

www.amakiefkar.com e-posta: iletisim@amakiefkar.com Telefon: 0.544-419 81 99

KUŞBAKIŞI:

ŞİİR VE HAYAT:

Sosyal değişimlerin ve dönüşümlerin arkasındaki dinamikleri anlamak ve yorumlamak için elbette şiire ihtiyacımız var. Osman Bayraktar, 'şiir bir bilgi kaynağı mıdır?' diye soruyor. Cevabı da kendisi veriyor: 'Hem evet, hem hayır.' Yalnızca şiirden çıkarak bir bilgi dünyası oluşturulamaz belki. Ancak şiir bilgisi, hakikate kısa yoldan giden, hakikati bir bütün olarak yoklayan bir imkândır. Şiir ve Hayat isimli eser; şiiri sâdece metin olarak değil, şairiyle birlikte düşünme ve kavrama, şiirin içindeki hayatı görme gayretinin mahsulü olan bir kitap. Şiirin içindeki hayatı görmeden, hayatın içindeki şiiri keşfetmemize imkân yok...

İZ YAYINCILIK:

Çatalçeşme Sokağı Nu: 27/2 Cağaloğlu 34110 Eminönü, İstanbul. Telefon: 0.212-520 72 10

Belgegeçer: 0.212-511 57 91 e-posta: bilgi@iz.com.tr //  www.iz.com.tr

OSMANLI'DAN CUMHURİYET'E PORTRE DENEMELERİ:

İktisatçı Prof. Dr. Ahmet Güner Sayar'ın eserine aldığı isimler, Osmanlı Cihan Devleti'nin son dönemleri ile Cumhuriyet'in ilk yıllarında yaşamış şahıslardır. Ancak onlar, yetişmekte olan kuşaklar tarafından bilinmemektedir.

Dünden bugüne, Türk toplumunun yetiştirdiği insan malzemesinin boyutlarının yeterince gün ışığına çekilememiş oluşu, tarihimizin devamlılığına mâni bir alakasızlıktır.

Bugün nice cevherli insanlarımızı nisyan bulutlarının arkasına terk ettiğimiz bir hakikattir. İsimler çoğaltılabilir, tahliller derinleştirilebilirse, bu topraklarda devam eden heyecanımızın, varlığımızın bekası için parlak bir başlangıç olacaktır.

12 X 19,5 santim ölçülerinde, 287 sayfalık eserin 3. Baskısı 2014 yılında yapıldı.

ÖTÜKEN NEŞRİYAT:

İstiklal Caddesi Ankara Han Nu: 65/3 Beyoğlu 34433 İstanbul.  Telefon: 0.212-251 03 50  Belgegeçer: 0.212-251 00 12 www.otuken.com.tr e-posta: otuken@otuken.com.tr

 

DARMADAĞIN:

Aile içi şiddet mağduru veya şâhidi olmuş gençlerin duygularına tercüman olmak maksadıyla Sosyolog Aslı Der tarafından yazılmış roman, 12 X 18 santim ölçülerinde, 148 sayfa olarak 2015'te yayınlandı.

Romanın kahramanı Ece, darmadağın olmuş bir ailede yaşamaktadır. Şiddetin merkezindeki kişilerin duygularını ortaya koyan, çâresiziliğini anlatan; dostluğun, dayanışmanın ve edebiyatın insanlara verdiği direnme imkânlarını sergileyen bir kitap...

GÜNIŞIĞI KİTAPLIĞI:

Profilo Plaza, Cemal Sâhir Sokağı Nu: 26-28 B_3 Mecidiyeköy, Beşiktaş, İstanbul Telefon: 0.212 - 212 9973                   Belgegeçer: 0.212 - 212- 99 74 e-posta: info@gunisiğikitapligi.com internet: www.gunisiğikitapligi.com

 

KISA KISA / KISA KISA...

Stefan Zweig'in bütün eserleri, yeniden basılıyor. İlk 8 eser, Temmuz 2015'te okuyucu ile buluşturuldu:

1-Korku, 2-Karmaşık Duygular, 3-Bir Kadının Hayatından 24 Saat, 4-Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, 5-Satranç,  6- Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar, 7-Kendileriyle Savaşanlar, 8-Üç Büyük Usta. Tercüme edenler: (Yukarıdaki sıraya göre: İlknur İgan, İlknur İgan, Mahmet Kahraman, Ahmet Cemal, Ahmet Cemal, Gülperi Sert, Nafer Ermiş, Nafer Ermiş.

TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI:

İstiklal Caddesi Meşelik Sokağı Nu: 2 Kat: 4 Beyoğlu, İstanbul (T. İş Bankası Parmakkapı Şubesi üzeri)

Telefon: 0-212 252 39 91 Belgegeçer: 0.212-252 39 95 www.iskultur.com.tr e-posta: info@iskultur.com.tr

 

 

DERKENAR:

 

BÂZI HARFLERİN ŞAPKALARI

 

Türk Dil Kurumu'nun almış olduğu bir kararla, Türkçede bâzı harflerdeki şapka işâretinin kullanılmayacağı ileri sürülmüştü. Böyle bir karar alınmış değildir. Bu iddiayı doğru zannedenler yaklaşık 10 - 15 yıldır söz konusu harfleri şapkasız kullandılar.   Şapka işâreti kullanılmadığında telaffuzun bozulduğunu ve anlam kaymalarının olduğunu hepimiz biliriz.

 

Mesela, şapka işâretini kullanmadığımızda 'kârınızı paylaşmak' yerine 'karınızı paylaşmak' gibi rezâletlere meydan açılmış oluyordu.

 

Yokluk-hiçlik mânâsındaki âdem kelimesi ile insan mânâsında kullanılan âdem aynı yazılıyordu. 'Hâlâ' yerine 'hala' veya ilkokulda en sık verilen misaliyle 'millî topraklar' yerine 'milli topraklar' yazılıyordu. Hatta bâzı okulların tabelalarında; 'Milli Eğitim Bakanlığı' ibâresi yer almaktaydı.

 

Bilgisayarlar klavyelerinin bâzılarında şapka (^) işâreti yoktu. Olanlarda da, önce Shift ve 3 tuşuna bir arada sonra da 'ı', 'a' 'u' tuşlarına basmak suretiyle harflere şapka giydirilebiliyor. 'Q' klavye ithalinin yasaklanmasını, yalnızca 'F' klavye ithaline izin verilmesini isteyenler, '^' işâretinin tek tuşla konulabilmesini talep ediyorlar. Aslında bilgisayar klavyelerinin Türkiye'de imal edilebilmesi lâzım.Niçin kimse, 'Neden biz yapmıyoruz' demiyor.

 

'^' işâreti hem inceltme hem de uzatma maksadıyla kullanılıyor. Bu, imla kaidelerimizin ciddî bir sıkıntısıdır. Bâzı kelimelerde ise hiçbir çözüm bulunamıyor. Meselâ Kasım Bey'in şapkasını veremiyoruz. Veremeyince, Beyefendinin adını, ay adı gibi, kısa 'a' ile uzatmadan okuyanlar oluyor.

 

Yazılışları bir, mânâları ve okunuşları ayrı olan kelimeleri ayırt etmek için, okunuşları uzun olan kelimelerimiz var:

adet: sayı / âdet: alışkanlık, gelenek; akit: sözleşme / âkit: sözleşme yapan;

ala: karışık renkli / âlâ: pekiyi; alem: bayrak / âlem: dünya, evren; Ali: kişi adı / âli: yüce, yüksek;

alim: her şeyi bilici / âlim: bilgin; ama: fakat / âmâ: görmez, kör;

amin: kimya terimi / âmin: dua sözü; aşık: ayak bileğindeki kemik / âşık: vurgun, tutkun;

ayan: belli, açık / âyan: ileri gelenler; batın: karın / bâtın: iç; gizli;

dahi: bile, fazladan  / dâhî: Fevkalade gücü ve kabiliyeti olan kimse;

dâhil: karışma, iç, içeri, içinde olmak / dahîl: sığıntı, yabancı; dar: ensiz / dâr: ev;

Fani; ışık şiddeti / fâni: ölümlü, gelip geçici; hadis: Peygamber sözü / hâdis: meydana gelen;

hak: doğruluk / hâk: toprak; haki: hikâye eden, hâki: toprakla ilgili, yeşile çalar koyu sarı renk; hakîm; hikmet sâhibi / hâkim: hükmeden, egemenliği altında bulunduran, yargıç;

hal: pazar yeri, iktidardan indirme / hâl: durum, vaziyet; hala: babanın kız kardeşi / hâlâ: henüz;

hasıl: ekin / hâsıl: olan, ortaya çıkan; haşa: kalın kumaş parçası / hâşâ: asla /                                         havas: nitelikler, özellikler / havâs: duygular; haya: er bezi / hayâ: utanma duygusu, sıkılma;

kar: donmuş su buharından oluşan hafif tanecikler / kâr: kazanç;

mani: ruh hastalığı /  mâni: şiir türlerinden biri, engel; nakil: taşıma /  nâkil: taşıyan;

nar: bir meyve / nâr: ateş; nazım: manzume / nâzım: düzenleyen;

rahim: döl yatağı / rahîm: koruyan, merhamet eden; sadır: göğüs / sâdır: çıkan, görünen;

sari: bir çeşit elbise / sâri: bulaşıcı; şahıs: kimse, kişi / şâhıs: sırık;

şura: su yer / şûra: danışma kurulu / tabi: elbette / tâbi: bağımlı, nâşir, kitap, gazete yayınlayan /

vakıf: hizmet maksadıyla kurulan sivil toplum teşkilatı  / vâkıf: bilen, vakfeden;

varis: damar genişlemesi / vâris: mirasçı; vasi: mirası yöneten / vâsi: geniş, engin;

yad: yabancı) / yâd: anma; yar: uçurum /  yâr: sevgili; zâti: zâten / zâtî: şahsî

Fransızların 'aksan sirkon fleks' dedikleri, Türkçede 'düzeltme işâreti' veya şapka olarak da isimlendirilen '^' işâreti, aşağıda belirtilen durumlarda kullanılır:

 

1-Yazılışları bir, mânâları ve söylenişleri ayrı olan kelimeleri birbirinden ayırabilmek için okunuşları uzun olan 'a, 'ı veya i', 'u veya ü' sesli harflerinin üzerine konur. Misalleri yukarıda verilmiştir.

 

İKAZ: 'Öldürme hâdisesi' mânâsındaki katil ile 'öldüren' mânâsında kullanılan katil kelimelerinde '^' işâreti kullanılmaz. İkincisine bâzı yazarlar (') kesme işâreti koyarak ka'til şeklinde yazıyor.  Çok az kişi de kaatil şeklinde yazıyor.

 

Erkek ismi olan Kadir ile 'kuvvetli, maddî veya mânevî kuvveti sâyesinde istediğini yaptırabilen, 'muktedir' mânâsındaki 'kadir' kelimesindeki 'a'nın üzerine de '^' işâreti konulmaz.

 

2- Arapça ve Farsçadan dilimize giren birtakım kelimelerle özel adlarda bulunan ince 'g' ve 'k' sessiz harflerinden sonra gelen a ve u sesli harflerinin üzerine '^' konulur. Misaller:  dergâh, dükkân, gâvur, Gülgûn, Hakkâri, hikâye, kâfir, kâğıt, karargâh, kâtip, Kâzım, mahkûm, mezkûr, Nigâr, sükûn, sükût, tezgâh, yadigâr ve benzerleri...

 

3- Şahıs ve yer adlarında ince 'l' sessiz harfinden sonra gelen 'a' ve 'u' sesli harfleri de '^' işâreti ile yazılır: Halûk, Lâle, Nalân; Balâ, Elâzığ, İslâhiye, Lâdik, Lâpseki, Selânik ve benzerleri...

 

4- Nispet ekinin, belirtme durumu ve iyelik ekiyle karışmasını önlemek için kullanılır:  Türk askeri / askerî okul; dini öğrenmek / dinî bilgiler; ilmi bilmemek / ilmî tartışmalar; manzara resmi /   resmî kuruluşlar ve benzerleri...

 

Nispet eki alan kelimelere Türkçe ekler getirildiğinde düzeltme işareti olduğu gibi kalır:  millîleştirmek, millîlik, resmîleştirmek, resmîlik ve benzerlerinde olduğu gibi.

 

 

 

12/18/2015 -

HABER LİSTEMİZE KATILIN

To Top