IMG-LOGO
Kültür - Sanat

Yenilmeyenler

Oğuz ÇETİNOĞLU; - 11/25/2015 ocetinoglu1@gmail.com;
IMG

William Faulkner kitabında, savaşı arka plana alarak, yaşlı bir kadın, bir çocuk ve onun siyahî arkadaşının başrolde olduğu bir 'cephe gerisi hikâyesi' anlatıyor.

Amerikan İç Savaşı'yla ilgili bugüne kadar pek çok roman yazıldı, film çekildi. İç Savaş'ın genellikle kazanan taraf olan kuzeyin gözünden aktarıldığına şâhit olduk. Çünkü Abraham Lincoln'ün önderliğindeki kuzeyin savaşı kazanması ABD'de kölelerin özgürlüğe kavuşmasıyla neticelendi. İç Savaş'ın köleliğin kalkması ve bugünkü ABD'nin birliğini sağlaması gibi müspet tesirleri olsa da sivillerin büyük zararlar gördüğü diğer savaşlardan bir farkı yoktu.

Güneyli bir yazar olan William Faulkner için, her zaman Amerikan İç Savaşı'nın ayrı bir mânâsı oldu. Savaşı kaybeden Güneyli beyazlardan bir ailenin oğlu olan Faulkner'ın büyük büyük babası Güneyin Konfederasyon Ordusu'nda görev yapmış olması gibi teferruat, yazarın İç Savaş'a eserlerinde ayrıca önem vermesinde tesirli olmuş gibi gözüküyor.

'Yenilmeyenler' sâyesinde sadece, Nobel Ödüllü ve modern Amerikan edebiyatının öncülerinden güneyli bir yazarın gözünden İç Savaş'a bakma fırsatı yakalamış olmadık; aynı zamanda Faulkner'ın diğer romanlarının temel özelliklerini görebileceğimiz edebiyat zevkimizi artıracak kilit önemde bir esere de kavuşmuş olduk. 'Yenilmeyenler', sadece Amerikan İç Savaşı düşünülerek okunacak bir roman değil. Faulkner'ın yazdığı gibi 'Çünkü savaş savaştır: Barut çağında, patlayan hep aynı baruttur...' Yâni savaştan bahseden her roman, diğer bütün savaşları da anlatmış sayılır. Savaşın konu edildiği romanlar arasında ayrı bir yeri olan 'Yenilmeyenler'de Faulkner, aslında yenilenlerin hikâyesini anlatıyor. Fakat Faulkner'a göre yenilen sadece Güneyin Konfederasyon Ordusu'dur, yoksa Güneyli Albayın oğlu Bayard, Bayard'ın Büyükannesi Rosa ve Rosa'ya kendisi gibi büyükanne diyen beraber büyüdüğü yaşıtı siyahî çocuk Ringo, ordulara direnmiş ve yenilmemişlerdir. Faulkner'ın anlattığı da onların hikâyesidir.

Romanın bir yerinde, Bayard ve Bingo, koca bir tüfeği sırtlayarak evlerine yaklaşan Kuzeyli askerlerin üzerine ateş açıp koşarak Büyükannelerinin yanına saklanırlar.

O sahneyi Bayard şöyle dile getirir: 'Ringo'yla ikimiz Yankee'leri görmüş, onlardan birine ateş etmiştik. Sonra da kütüphanede iki sıçan gibi Büyükanne'nin eteklerinin altına çömelip saklanmış ve onun silah kullanmadan, hatta iskemlesinden kalkmadan, koca bir Yankee alayını bozguna uğrattığına şâhit olmuştuk.' Gerçekte, kuzeylilerin alay komutanı, iskemlesinden kalkmayan Büyükanne'nin çocukları eteğinin altında sakladığını fark etmiş ama diğer askerlerin çocukları yakalama ısrarına rağmen sanki fark etmemiş gibi yaparak askerleri evden uzaklaştırmıştır. Romanda, kuzeyli veya güneyli askerlerin kötülüğünden çok savaşın kötülüğü üzerinde duruluyor.

Fakat onun bu yaklaşımı, bazı eleştirmenlerin, köleliği savunan Bayard'ın büyükannesi gibi kişilikleri yüceltmesi veya köle olarak kalmak isteyen siyahlardan bahsetmesi gibi ayrıntılar yüzünden şiddetle tenkit edilmiştir. Faulkner'ın yaptığı şey daha çok, savaşın kaybeden tarafında devam eden hayatı ve savaştan nasıl etkilendiklerini olabildiğince çıplak bir biçimde gözler önüne sermek olmuştur. Romanda, kuzeyli askerler tarafından hürriyetleri verilen siyahların şarkılar, ilahiler söyleyerek günlerce bir şey yemeden içmeden yürüyüşlerinden bahseden sahneler var. Hürriyet onlar için Jordan Irmağı'nın ötesindedir ve yaşlı, genç, çocuk, aralarında zaman zaman beyazların da olduğu ezilenlerin bu yürüyüşü, neredeyse mistik bir atmosfer içinde gerçekleşir. Bayard'ın kuzeni Drusilla onları evlerine dönmeleri için ikna etmeye çalışır fakat başaramaz. Drusilla hürriyete yürüyenlerin ruh hâlini şöyle anlatır: 'Ancak, onlar sanki beni görmüyor, söylediklerimi duymuyorlardı. Akıllarında bir tek o ırmak ve karşı kıyısı vardı.'

Faulkner okumanın verdiği edebî hazla romandaki savaşın hüznü, bir büyükanne ve iki küçük çocuğun yaşama azmi ve direnciyle buluşarak, edebiyatın bir büyük klasiğini ortaya koyuyor.

Necla Aytür ve Ünal Aytür'ün Türkçeye çevirdiği kitap, 14 x 20 santim ölçülerinde 192 sayfadır. 2015 yılında yayınlandı.

 

(Tanıtım bülteninden)

YAPI KREDİ KÜLTÜR SANAT YAYINCILIK:

İstiklal Caddesi Nu: 161-161/A Beyoğlu 34433 İstanbul. Telefon: 0.212-252 47 00 Belgegeçer: 0.212-293 07 23 www.ykykultur.com e-posta: ykypazarlama@ykykultur.com

 

WİLLİAM FAULKNER:

Nobel Armağanlı ABD'li yazar William Faulkner 25 Eylül 1897 tarihinde Mississippi'de doğdu.

 

Liseyi terk ettikten sonra kâtiplik yaparken klasikleri ve çağdaş yazarları okudu. Daha sonra lise diploması alıp Mississippi Üniversitesi'ne girdi. Burada grup kurup oyun yazmaya çalıştı ise de başaramadı. Okulu bırakıp New York'a gitti ve bir kitapçıda çalıştı. 1924'de Mermer Tanrıça adlı şiir kitabı yayınlandı. Sonra roman yazmaya başladı. Başarı sağlayamayınca Hollywood'da senaryo yazarlığı yaptı. Tekrar roman yazarlığına döndü ve 1949 yılında Nobel Edebiyat, 1955'de Pulitzer Armağanı'nı kazandı.

 

6 Temmuz 1962 tarihinde doğduğu şehirde kalp krizinden öldü.

 

KUŞBAKIŞI:

 

MUSTAFA ÇOKAY

TÜRKİSTAN BAĞIMSIZLIK MÜCÂDELESİNE ADANMIŞ BİR ÖMÜR

 

Eğitim alanında İsmail Gaspıralı'nın başlattığı cedidizm akımının takipçisi olan Mustafa Çokay, siyasî alanda Türkçülüğün savunucularındandır. Orta Asya'da Kazak, Kırgız, Türkmen ve Özbek Türklerini ortak bir çatı altında birleştirecek olan Türkistan Devleti'ni kurmak gibi çok yüksek bir ideali vardı. Uluğ Türkistan Türklerinin; Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan gibi bölünmesini uygun bulmaz, bunu Sovyet yönetiminin 'böl, parçala, yönet' stratejisi olarak görürdü. Bundan dolayı Çokay, Sovyetlere karşı mücâdelesini dünya Türklüğünü bağımsızlığına kavuşturmak ve onları bir siyasî teşekkül altında birleştirmek temelinde yürüttü.

 

Prof. Dr. Koşim Yesmagambetov'un yazdığı eserde Mustafa Çokay'ın şahsında vatanını esaretten kurtarıp bağımsızlığına kavuşturmak isteyen ve bunun için kültürel birikimini Türk milliyetçiliği ülküsüyle yoğurarak ve imkânlarının sınırlarını zorlayarak bir aydının neler yapabileceğini görmek mümkündür.

 

Eser bu tarafıyla, bütün dünya Türklüğünün alakasını çekecek bir başucu kitabıdır.

 

Mustafa Çokay:

Günümüzde Kazakistan sınırları içinde bulunan Kızılorda Bölgesi'nin Şiyeli İlçesi'nde 1890 yılında dünyaya geldi. Kıpçak boyunun Tori koluna mensuptur.

 

Yaşadığı dönemde Türkistan'da kuvvetli ve tesir alanı geniş bir siyasi bir akım olan Alaş Orda Siyasî Hareketi'nin üyesidir. Alaş Orda hükümeti Çarlık Rusya'sı ve Sovyetler Birliği işgali altında bulunan Türklerin birliği idealini tahakkuk ettirmek maksadıyla kurulmuştu. Bu fikrin temsilcisi sıfatıyla bulunduğu pek çok ülkede, gazete ve dergilere yazılar yazdı.

 

27 Aralık 1941 tarihinde Berlin'de vefat etti.

 

13,5 X 21 santim ölçülerinde, 494 sayfalık eser, Ekim 2015'te yayınlandı.

 

ÖTÜKEN NEŞRİYAT:

İstiklal Caddesi Ankara Han Nu: 65/3 Beyoğlu 34433 İstanbul.  Telefon: 0.212-251 03 50  Belgegeçer: 0.212-251 00 12 www.otuken.com.tr e-posta: otuken@otuken.com.tr

 

BATI TERÖRÜ

Müslüman Fransız fikir adamı Roger Garaudy bu eserinde, geleceğini kendi eline alarak, ekonomisini, siyasetini, eğitim sistemini ve imanını dönüştürecek insanın aşkınlığını yeniden teyit etmeye çalışmaktadır. Bu eser, sembolik de olsa, şu ana kadar yükselişte olan ve değişmeyecekmiş gibi görünen yörüngesinden muhtemel bir ters dönüşün tahmini olarak, üç bin yıllık bir perspektif içinde batının ortaya koyduğu oluşumun, iç tenâkuzların ve kırılgan zirvelerin tarihi olgusunu kavramamıza yardımcı olacaktır. Yazara göre böylesi sapmaların peşinden gözü kapalı giden bu asır, insanların katledilmesinden aynı zamanda da tabiatın yok edilmesinden dolayı yüz yıl kadar bile süremez.

 

Yazar iddia ediyor: Yeryüzünde ve yeraltında, okyanuslarda ve göklerde -canlıların arasındaki ilişkide de olduğu gibi- milyonlarca yıldır hayatın ve insanlığın yaşamasını ve yayılmasını temin edecek bir sistem kurulmuştur. Bu sistem; 'teknolojik verimlilik, modernlik ve gelişme '  adı verilmiş barbarlıklarla yok edilme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Geçmişteki direniş mücâdeleleri, ekonomimizin ve siyasetimizin işgalcinin boyunduruğundan kurtarılma mücâdelesini gerektirdiği gibi, bugün de işsizliğe, eşitsizliğe, küreselleştirmeye, iflaslara karşı tutarlı bir mücâdele ancak, Amerikan ekonomik güçlerine ve kurumlarına karşı verilecek bir mücâdeleyle mümkün olacaktır.

 

Henüz okuma fırsatı bulamayanlar, çarpıcı hakikatler hakkında bilgi sâhibi olmakta geç kalmış sayılmazlar. 13,5 X 21 santim ölçülerinde 391 sayfalık kitap, 2007 yılında yayınlandı.

 

PINAR YAYINLARI:

Alemdar Mahallesi, Çatalçeşme Sokağı Nu: 27, Defne Han Oda: 15 Cağaloğlu, Fatih, İstanbul. Telefon: 0.212-520 98 90 Belgegeçer: 0.212-527 06 77  e-posta: bilgi@pinaryayinlari.com www.pinaryayinlari.com

 

SİYER SÖZLÜĞÜ

 

Şaban Özkavukcu'nun hazırladığı kitapta Hz. Peygamberin yaşadığı dönem ile câhiliye döneminde geçen kelime, deyim, tâbir, gelenek, eşya, kişi, künye ve benzeri terimlerin siyer ve câhiliye dönemine göre mânâları ansiklopedik bir şekilde verilmektedir. Eser, klasik mânâda bir sözlük olmanın ötesinde belki câhiliye devri ve siyer okumaları için kullanılabilecek bir hatırlatma veya bir el kitabıdır. Çalışma, özellikle câhiliye dönemindeki tâbirleri, gelenekleri, kavramları incelemektedir. Her cümlesinin kaynağı kısaltmalarla verilmiştir. Hz. Peygamber'in hayatında kullandığı bir eşyanın isminden Hz. Peygamberle ilgili birçok kavramın gösterildiği bir çalışmadır.

 

İslam Tarihi / İnceleme-Araştırma Dizisi'den Haziran 2015'te yayınlanan kitap, 13,5 X 21 santim ölçülerinde, 496 sayfadır.

İZ YAYINCILIK:

Çatalçeşme Sokağı Nu: 27/2 Cağaloğlu 34110 Eminönü, İstanbul. Telefon: 0.212-520 72 10

Belgegeçer: 0.212-511 57 91 e-posta: bilgi@iz.com.tr //  www.iz.com.tr

DERKENAR:

İsmail Müştak'la Ruşen Eşref'in ve daha başkalarının bulunduğu, daha önceki bir başka mecliste Atatürk, Dil İnkılâbı'nda çalışmak üzere Yahya Kemal'in çağırılmasını istemişti. Atatürk, Türkçeyi o kadar iyi kullanan bu büyük şâirin dil dâvasında vazife almasını ısrarla istiyordu. Yahya Kemal, bu teveccühe teşekkür etti ve:

-'Lütfen Paşa Hazretleri'ne arz ediniz', dedi, 'benim yaşayan Türkçeye karşı bir vehmim vardır. Benim dilde ilmim yok, yalnız böyle bir vehmim vardır. Ben bu vehimle baş başa kalmak istiyorum. Beni affetsinler.

 

Böylece, bir müddet, Mustafa Kemal Paşa emrinde, Yahya Kemal de vehminde ısrar ettiler. Neticede dil işlerine Yahya Kemal'in iltihâkı mümkün olmadı.

 

Gel zaman, git zaman, dilde Yahya Kemal haklı çıkıp da Atatürk, dâhiyane bir davranışla ve mutlak bir emirle uydurma Türkçeden tabiî Türkçeye dönme işini yine aynı adamlara yaptırmaya başlayınca, o zamanın uydurmacıları, bugünkülerin Atatürk'e rağmen, Türkçe değildir diye dilimizden atmaya yeltendikleri nice Türkçeleşmiş kelimenin, hem de hâlis Türkçe olduğunu isbat yolunda birbirleriyle cidden gülünç bir yarışmaya girdiler.

 

O günlerde Atatürk, yine bir meclis topladı. Mecliste Atatürk'ün çok yakınında yer verilen şâire, büyük kumandan, şiirlerinden birini okuması ricasında bulundu. Bunun sebebini hemen sezen Yahya Kemal, o mecliste 'Ses' gibi, 'Açık Deniz' gibi yeni şiirleriyle bir kaç gazelini okudu. Şiir-leri büyük zevkle dinleyen Atatürk, meclistekilere:

 

- Beyler! İşte hakîkî ve güzel Türkçe budur! Dedi ve aynı büyüklükle devam etti:

-"Yahya Kemal Bey!... Hatırlıyor musunuz? Sizi dil çalışmalarına dâvet ettiğim zaman, bana: 'Benim dilde ilmim değil, sâdece vehmim vardır, müsâade edin, ben bu vehimle baş başa kalayım', demiştiniz.' Şimdi hep birlikte anlıyoruz ki dil dâvâsı'nda siz haklı çıktınız."

 

Yahya Kemal, derhal, o kendine mahsus ve o büyük vücuttan beklenmeyecek bir incelikle doğruldu, eğildi ceketini düğmeledi ve:

 

-Paşam! Dedi. Size karşı haklı çıkmak, çok tehlikeli değil mi?

Mustafa Kemal Paşa, bu sözdeki nükte'yi ve bu sözdeki ince vehmi, tabiî çok iyi anlamıştı:

-Hayır, aslaa! Diye çok samimî konuştu. Çünkü bu aynı zamanda bizim millete ve târihe karşı haklı çıkmamız demektir, sizin o zamanki vehminiz, bizi bugün mes'ûd ediyor.

 

Sonra yanındakilere döndü:

-Görüyorsunuz ya, Beyler, dedi, Yahya Kemal Bey'in vehmi sizin ilminizi mağlûp etti!

 

Bâzan öyle olurdu. Vehimler, sahte hattâ sahte olmayan ilimleri bile yenebilirlerdi. Bu, vehmi duyan ruhların büyüklüğüyle ölçülürdü.

 

Ayrıca Atatürk'ün bu cümlesi tam bir Atatürk nüktesiydi: Cümlede vehim mi ilmin, ilim mi vehmin yerinde kullanılmıştı? Bunu ancak dinleyenlerin akılları anlayacaktı.

 

(TÜRKÇENİN SIRLARI: Nihat Sâmi Banarlı. S: 96-96 Kubbealtı Neşriyatı. 15. Baskı. İstanbul, 1998)

 

KISA KISA... KISA KISA...

 

1- KADIN SULTANLAR: (Sibel Eraslan. Timaş Yayınları)

2- UYGUR TÜRKLERİ KÜLTÜRÜ VE TÜRK DÜNYASI: (Prof. Dr. Sultan Mahmut Kaşgarlı /Çağrı Yayınları)

3- ESKİ DÜNYA SEYAHATNÂMESİ: (Prof. Dr. İlber Ortaylı / Aşina Kitaplar)

4- DÖNMELİK VE DÖNMELER: (Süleyman Kocabaş / Vatan Yayınları Kayseri)

5- KÜLTÜR İHTİLALİMİZ: (İsmet Bozdağ / Tekin Yayın Dağıtım)