Oğuz ÇETİNOĞLU

Oğuz ÇETİNOĞLU

Ekonomist, Araştırmacı-Yazar -

ocetinoglu1@gmail.com

Babam ve Ben

'Babam ve Ben' isimli, roman tadındaki hatıra kitabına önsöz yazan M. Orhan Cebeci, kitap hakkında şu bilgileri veriyor:

Osman Coşkun savaş hatıralarını, 'İkinci Ergenekon' isimli romanında anlatmıştır. Romanın kahramanı 'Yüzbaşı Nuri Bey,' Osman Coşkun'dur. Bir özel sohbetinde şunları söylemişti: 'Kurtuluş Savaşı'nın başından sonuna kadar isimsiz kahramanlar arasında yaşadım. Gördüğüm kahramanlıklar ve fedakarlıklar, tarih kitaplarında yazılanların çok üzerindedir.'

Osman Coşkun Bey'in 'İkinci Ergenekon' isimli romanının devamı mahiyetinde olan 'Babam ve Ben' isimli kitapta; çevresindeki doyurmadan yemek yemeyen, başkalarını güldürmeden gülmeyi suç sayan, 'Dost gelirse geri dönmesin, düşman gelirse dost olalım' diyerek kapısını herkese açan bir seçkin insan anlatılıyor. 'Seçkin insan' olmak ve 'seçkin insan' yetiştirmek isteyenlerin okumaları ve örnek almaları için okunması gereken bir kitap...

O, 'Yaşamak güzeldir, yaşamasını bilirsen' diyordu.

Eserde; Osman Coşkun'un Vefa İdadisi'ndeki ve Mülkeye'deki öğrencilik yılları, Haçın Kaymakamlığı'na tayin edilmesi, Develi Belediye Başkanlığı'na seçilmesi, Niretül-İkbal'e aşık olması ve evlenmeleri, Develioğulları hakkında bilgi, Osman Coşkun'un milletvekili seçilmesi, Müteahhitliği, Tariş Genel Müdürlüğü ve Mersin İhracat-İthalat Birliği Genel Sekreterliği yılları, Adnan Menderes, Refik Saydam ve Turhan Feyzioğlu gibi siyasîlerle olan münasebetleri, İkinci Ergenekon kitabının baskı serüveni, vefatı ve Develi'deki muhteşem bahçesi ile bahçe içerisindeki köşk ve havuzla ilgili keyifle okunacak hâtıralar yer almaktadır.

Osman Coşkun'un kızı olan yazar Yıldız Coşkun Yeğenağa kitapta ayrıca; Polonyalı mülteci Museviler, Develi'deki Ermeniler ve onlarla olan komşuluk münasebetleri, Develi'deki bazı inançlarla ilgili hatıralar gibi konulara da yer vermektedir.

Kurtuluş Savaşı'nda savaşa katılmayan yaşlı erkeklerin, çocukların ve kadınların çektiği çileler, savaş sonrasında imkânsızlıklar içerisindeki ailelerin dayanışmaları, Müslüman Türk insanının ev ve aile hayatı, bütünün ayrılmaz bir parçası olan ve bütünü meydana getiren unsurlardan biri olan mahallî kültüre ait ilgi çekici özellikler usta işi bir anlatımla okuyucuya sunuluyor.

Okuyanlar öğreniyorlar: O dönemde insanlar; insanî, millî ve İslamî değerlere bağlı olarak yaşıyorlarmış. Eşkıya bile bu değerlere saygılıdır. Günümüz insanlarının, özellikle gençlerin çoğu, bu değerleri de eşkıyayı da bilmezler.

Çok yalın ve samimi ifadelerle anlatılan olaylardan tadımlık bir böl

Yıl 1910, Vefa İdadisi'nin son imtihan günü Erzincan Valiliği'nden okul müdürüne bir telgraf gelir. Telgrafta, Osman'ın babası Ali Efendi'nin vefat ettiği bildirilir. Hocalar toplanıp, telgrafı Osman'a imtihandan çıktıktan sonra vermeyi kararlaştırırlar.

Üç öğretmen Osman'ı müdür odasına çağırtırlar. Konuşmaya müdür bey başlar:

-'Osman, evladım! Bak bugün başarıyla idadiyi bitirdin. Artık sen de büyük bir erkek oldun, zekisin, başarılısın, hayatını baban olmadan da yürütebilirsin. Başın sağ olsun, oğlum.

Babası Ali Sabri Efendi 45 yaşında zatürreden vefat emiştir.

Haberi öğrenince Osman'ın burnundan kan fışkırır.

Henüz idadiyi bitirmiş, çok gençtir. Şimdi O'nun tek düşüncesi Erzincan'da yalnız kalan annesi ve iki kız kardeşidir. Amcası İsmail Hakkı Efendi ile görüştükten sonra, onları getirmek üzere Erzincan'a gider.

Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra ailesini alıp Erzincan'dan ayrılır. Bir yaylı arabayla Trabzon'a giderler, oradan da bir şileple İstanbul'a hareket ederler. Şilepte kamara olmadığından güvertede bir köşeyi battaniyelerle çevirerek yolculuk yaparlar. Gemi kaptanı, tayfalar ve bazı yolcular onlara yardımcı olurlar. Yolculukları uzun, yorucu, fakat sevgi yüklüdür.

İstanbul'da amcası İsmail Hakkı Efendi onları rıhtımda karşılar. Fetva Emini İsmail Hakkı Efendi kısa boylu, zayıf bir kişidir. Yaz kış devamlı beyaz, uzun bir elbise giyer ve başına da beyaz sarık sarar. Ufak tefekliği yanında görüntüsü vakur ve ürkütücüdür. Aile fertleri bile yanına izinle girerler. O'nun hakkında şöyle bir rivayet vardır: Padişah Abdülhamid bayram kutlamalarında tahtında oturup, ziyaretçilerine öpmeleri için elini uzatırken, Fetva Emini İsmail Efendi salona girince kalkıp O'nu ayakta karşılarmış.

İstanbul'da İsmail Efendi yeğenlerini evinde misafir eder. Bütün ev halkı misafirlerine müşfik davranır. İki sene İstanbul'da huzur içinde yaşarlar.

İsmail Efendi'nin ufak tefekliğine rağmen ciddî ve sert bir görünümü vardır. Babam O'nun çok da hasis olduğunu anlatırdı. Bir bayram günü arkadaşı Ahmet'i de yanına alarak el öpmeye gitmişler. Amca bey onlara, ayrılırken birer ucuz mendil hediye etmiş. Babam kapıya çıkınca o mendille ayakkabılarını silmeye başlamış. O sırada amcası da onları pencereden seyrediyormuş. Ahmet: 'Osman, amcan bize bakıyor' deyince süratle oradan uzaklaşmışlar. Daha sonraki bir gün de İsmail Hakkı Efendi yeğenine: 'Bak evladım, ben istesem şu pabucumun altını altından yaptırtabilirim, eğer tutumlu olmasaydım bugünkü durumuma gelemezdim' demiş. Sofrada da ekmek bohçası hep onun yanında dururmuş; devamlı sofrayı kontrol eder, kimin önünde ekmek eksilirse verirmiş.'

78 başlık altında toplanan ve bir kısmı belgesel niteliğinde olan hâtıralar sıkılmadan keyifle okunuyor.

Editörlüğünü Hacı Osman Yıldırım'ın yaptığı 13,5 X 19,5 santim ölçülerindeki 270 sayfalık kitap, Ekim 2014'te yayınlandı.

Uyanış Yayınevi:

Ticarethâne Sokağı Nu: 41, Tevfik Kuşoğlu İş Hanı Kat: 2 Nu: 14 Sultanahmet, İstanbul.                                                      Telefon: 0.212-527 29 49 Belgegeçer: 0.212-527 58 87 e-posta: info@uyanis.com.tr //  www.uyanis.com.tr

Yıldız Coşkun Yeğenağa

8 Ağustos 1934 tarihinde Kayseri'nin Develi kasabasında dünyaya geldi. Babası Osman Coşkun Bey yukarı Develi'den topal Musa Oğullarından Ali Sabri Efendi'nin oğludur. Annesi Niretül-İkbâl Hanım'ın babası Osman Nuri Efendi Develioğlu ailesine mensuptur.

Osman Coşkun Bey, Develi'de bir müddet kadılık ve Belediye başkanlığı yaptıktan sonra Kurtuluş savaşında Cephe gerisinde vatan hizmetinde bulunmuştur.

Yıldız Coşkun ilkokul tahsilini Develi, İzmir ve Mersin okullarında tamamladıktan sonra 1945 yılında ablası ile İstanbul'da Notre Dama De Sion Fransız kız lisesine başlamış ve yedi yıl yatılı okumuştur. İstanbul'da okula başladıklarının ikinci yılı anneleri vefat etmiştir. Babaları, çocuklarının evde annesizliği hissetmemeleri için onları hep yatılı okutmuştur.

Osman Bey ömrünün son yıllarını Develi'de geçirmeye karar verip ve 1951 yılında Develi'ye yerleşmiştir. Bir sene sonra da Yıldız Hanım Liseyi bitirince babasını yalnız bırakmamak için yanına gidip, altı sene baba kız Develi'de doyulamayacak kadar güzel bir hayat yaşamışlardır.

Çok güzel bir evleri ve bahçeleri vardı. Bahçelerinde her çeşit meyve ve çiçek yetiştirdiler.

Bu arada evlerinde devamlı misafir ağırlarlardı. Pek çok devlet büyüğü Osman Bey'i ziyaret ederdi. Yıldız Hanım birkaç Başbakan, sayısız Milletvekiliyle tanıştı. Yani, bir nevi siyasetin içinde yaşadı.

Baba kızı ilgilendiren en önemli şey okumaktı. Osman Bey'in büyük bir kütüphanesi vardı. Beraber okurlar, sonra da yorumunu yaparlardı.

Bu tempoda altı yıl yaşadı ve 31 Ekim 1958 yılında Osman Bey vefat etti. Babasının kaybından sonra yalnız kalan Yıldız Hanım kendini tamamen okumaya verdi.

Babasıyla beraber bir karar almışlardı. Yaşadıklarından ve okuduklarından esinlenerek bir kitap yazacaklardı. En güzel avuntuyu bunda bulabilirdi. Fakat babası olmadan bu pek kolay olmayacaktı. İki yıl sonra Kayserili bir matbaacı olan Yavuz Yeğenağa ile evlendi.

Bu evlilikten üç oğulları oldu. Osman Coşkun, Selim Kürşat ve Âkil Hikmet... Üç oğluna da üniversite tahsili yaptırdı.

Yıldız Hanım zamanını hâlâ okuyup yazarak ve üç kız torunuyla ilgilenerek geçirmektedir.

 

7/1/2015 -

HABER LİSTEMİZE KATILIN

To Top