IMG-LOGO
Kültür - Sanat

Mahşerin Esrarı

Oğuz ÇETİNOĞLU; - 5/13/2015 ocetinoglu1@gmail.com;
IMG

İlesam Genel Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız; Türk Edebiyatında Ağıt Yakma Geleneği ve Ağıt-Destanlar, Şiir-Kültür ve Edebiyata Dair Denemeler, Kelebek Ömrü ve Süveyda'ya Mektuplar isimli kitaplarından sonra 'Mahşerin Esrarı' isimli romanı ile edebiyat dünyasındaki yerini sağlamlaştırdı. Akçağ Yayınları arasında çıkan Mahşerin Esrarı'nda Şeyh Galib ile Beyhan Sultan'ın aşkı anlatılıyor.

Şeyh Galib, klasik Türk şiirinin zirvedeki isimlerinden biri. Beyhan Sultan'a haber gönderiyor:

'Sevgiliye söyleyin her şeyi alıp gelsin, gönül tahtımı O'na elimle vereceğim. Bakışlarıyla beni durmadan yakıp delsin. Aşkıyla o sonsuza, mahşere ereceğim.'

Böylece vuslatı mahşere erteliyor. Yazılası bir hikâyedir.

Şeyh Galib'i yazmak: ancak usta bir kalemin, güçlü bir edebiyatçının altından kalkabileceği zor bir işti. 'Yazmak benim için bir ihtiyaç' diyen Mehmet Nuri Parmaksız; İlhan Akın ile birlikte 'aşk, 'esrar' ve 'mahşer' derken edebiyatımıza bir 'şaheser' kazandırıyor.

Şeyh Galib; 'Senin aşkınla şad olan gönlüm, sensizliğe mahkûm olsa da, mahşere kadar, içinde bulunduğum ahvalden müşteki değilim zerre kadar...' Diyor. Mehmet Nuri Parmaksız da zerre kadar yorulmadan, Şeyh Galib ile Beyhan Sultan'ın aşkını, birincisinin devamı olan sonraki iki romanla tamamlayacak.

İçerisinde bulunduğumuz dönemde, yayınevlerinin ticarî açıdan beklenen ölçüde verimli olmayan çalışmaları, son dönemlerde okuyucuya sunulan roman türündeki kitaplarla ümit verici gelişmelere doğru yol alıyor. Mahşerin Esrarı, kısa zamanda yeni yeni baskılar yapması beklenen başarılı bir ürün. Görünen odur ki; okuyucuya kalıcı şekilde kitap okuma alışkanlığı kazandırmasının yanında, yayınevlerine de kazandıracak...

Mehmet Nuri Parmaksızın şair yönü ile şiire, edebiyatçı yönüyle düz yazılara yatkın üslûbu, romana da yansımış. Mahşerin Esrarı, şiir ile nesir arasında bir üsluba sâhip. Bu bakımda kolayca ve 'bir yudumda' denilebilecek kadar kısa sürede okunabilecek bir kitap.

Bir de devrik cümle kullanmadan da edebiyat yapılabileceği gerçeğine katkıda bulunulabilseydi... 'Kusursuz kadı kızı'na âşık olacakların sayısı yıldızlar kadar çoğalırdı.

Mahşerin Esrarı, 200 yıl önce yaşanmış bir hayat üzerine kurgulanmış olmakla birlikte, günümüz insanı tarafından yadırganmıyor. Hatta okuyucu romanda kendinden, kendi hayatından kendi aşkından birşeyler bulabiliyor. Kendini bulabiliyor. Şeyh Galib'le aynı şehirde, aynı sokakta veya aynı evde yaşamakta olduğunu düşünenler bile çıkabilir. Yazar kendisini Şeyh Galib'le özdeşleştirmeyi düşünmüş ise, okuyucu neden düşünmesin ki?

Aşkı; flörtle özdeşleştiren günümüz gençleri, engin ufuklara kanat, sonsuz gibi görünen okyanuslara yelken açmak, kâinatta kaybolurken var olmak istiyorlarsa Mahşerin Esrarı'nı okumalılar. Mehmet Nuri Parmaksız ve İlhan Akın, yaşanmış bir hayatı romana aktarırlarken, yaşanacak hayatları da ustalıkla şekillendiriyorlar.

Akçağ Basım Yayım Pazarlama Anonim Şirketi: Tuna Caddesi Nu: 8/1 Kızılay-Ankara Telefon: 0.312-432 17 98 Belgegeçer: 0.312-432 28 52 www.akcag.com.tr e-posta:     akcag@akcag.com

 

 

Tanınmış Romancılarımızdan Bazıları ve Eserlerinden Örnekler:

Nâmık Kemal (1840-1888): İntibah (1876), Cezmi (1880), Celaleddin Arzem Şah (1885).

Hüseyin R. Gürpınar (1864-1944): Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç (1909), Gulyabani (1912), Kaderin Cilvesi (1914).

Hâlid Ziya Uşaklıgil (1866-1945): Nemide (1905), Mai ve Siyah (1889), Aşk-ı Memnu (1900).

Mehmet Rauf (1875-1931): Eylül (1901), Aşkın Yarını (1913), Son Yıldız (1927).

Hâlide Edip Adıvar (1884-1964): Yeni Turan (1913), Ateşten Gömlek (1923), Sinekli Bakkal (1936).

Refik Hâlid Karay: (1888-1965): Sürgün (1941), Nilgün (1959), Karlı Dağdaki Ateş (1956).

Yakup Kadri Karaosmanoğlu (1889-1974): Kiralık Konak (1922), Yaban (1936), Hep O Şarkı (1956).

Reşad Nuri Güntekin (1889-1956): Harâbelerin Çiçeği (1915), Çalıkuşu (1922), Yaprak Dökümü (1944).

Nâhid Sırrı Örik (1895-1960): Kıskanmak (1946), Sultan Hâmid Düşerken (1947), Yıldız Olmak Kolay mı? (2006).

Peyami Safa (1899-1961): Şimşek (1923), Mahşer (1924), Yalrızız (1951).

Hâlide Nusret Zorlutuna (1901-1984): Sisli Geceler (1922), Aralık Kapı (1974), Büyükanne (1971).

Ahmet Hamdi Tanpınar (1901-1962): Huzur (1949), Saatleri Ayarlama Enstitüsü (1962), Aydaki kadın (1986).

Hüseyin Nihal Atsız (1905-1975): Bozkurtlar (Ölümü ve Diriliyor) (1946 ve 1949), Deli kurt (1958), Ruh Adam (1972).

Abdullah Ziya Kozanoğlu (1906-1966): Gültekin (1936), Kızıl Tuğ (1947), Bozkurtun İntikamı (1963).

Kemal Tâhir (1910-1973): Esir Şehrin İnsanları (1956), Yorgun Savaşçı (1965), Devlet Ana (1967).

Feridun F. Tülbentçi (1912-1982): Tarihe Şan Veren Türk (1945), Barbaros Hayreddin (1947), Cem Sultan (1950).

Orhan Kemal (1914-1970): Baba Evi (1949), Murtaza (1952), Gurbet Kuşları (1962)

Târık Buğra (1918-1994): Küçük Ağa (1954), Siyah Kehribar (1955), Osmancık (1973).

Atilla İlhan (1925-2005): Sokaktaki Adam (1953), Kurtlar Sofrası (1963), Dersaadette Sabah Ezanları (1981)

Mustafa N. Sepetçioğlu (1932-2006): Can Ocağında (1959), Kilit-Anahtar-Kapı.. (1962-1980), Çanakkale (1986).

 

Şeyh Galib:

İstanbul'da 1758 yılında doğdu, 04 Ocak 1799 tarihinde 41 yaşında iken İstanbul'da vefat etti. 'Galib Dede' olarak da anılır. Tahsiline babasının yanında başladı. Feyzini ve ilâhî aşk cezbesini de Mevlevî Dergâhı'na mensup olan babasından aldı. İyi derecede Farsça ve Arapça öğrendi. Çevresinin de etkisiyle çok küçük yaşta tasavvufa yöneldi. Kısa bir süre sonra Divan-ı Hümâyun'da kâtip olarak devlet memuriyetine intisap etti. Şiirdeki üstünlüğünü pek erken kabul ettiren Şeyh Galib, daha 24 yaşında iken Dîvân'ını düzenledi. 26 yaşında iken Hüsn-ü Aşk isimli eserini bitirdi. 2041 beyitten oluşan bu eserinde tasavvuf düşüncesinin bütün unsurlarını yansıtır, yüksek seviyeli bir aşka ulaşmanın güçlüğünü anlatır. Diğer bir eseri de Şerh-i Cezire-i Mesnevi'dir.

 

1787'de Galata Mevlevihânesi'ne şeyh oldu.  Hayatının sonuna kadar burada kaldı.

 

Şeyhliği sırasında Sultan Üçüncü Selim Han'ın ve kız kardeşi Beyhan Sultan'ın dostluğunu kazandı. Sık sık saraya dâvet edildi ve sanat sohbetlerine katıldı.

 

Sabırla kemâl mertebesine ulaşan Galib Dede olgunluk ve kudreti ile zamanının bir kutup yıldızı olmuştur.  Galata Mevlevihânesi, o dönemdeki İstanbul'un âdetâ bir fikir, şiir ve musikî merkezidir. Saraylılar, devlet adamları, şeyhler, bilginler, şâir ve bestekârlar, bu genç şâirin etrafında toplandılar.

 

Vefât ettiğinde zavallı babası, oğlunun nâşına kapandı: 'Bu siyah sakal ile beyaz kefen, biri birine hiç yakışmadı.' Diyerek kendisini de etrafındakileri de hıçkırıklara boğdu.  Mezarı, İstanbul'un Beyoğlu İlçesi'ndeki Tünel semtinde bulunan ve 'Galata Mevlevihânesi' veya Dîvân Edebiyatı Müzesi ' olarak bilinen, 01 Mayıs 2011 tarihinden bu yana, 'Tasavvuf Kültür Merkezi' olarak anılan mekânın haziresinde, Mesnevî'yi şerh eden Ankaralı Rusûhi İsmâil Dede'nin yanında medfundur.

 

Galib Dede'nin ruhuna fâtiha okuyanların -Emr-i hak vâki olanda- fâtiha okuyanları bol olsun.

 

Aşk-u niyaz ile...

 

Mehmet Nuri Parmaksız:

İstanbul'da doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul'da tamamladıktan sonra, Gazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu. Türkiye'nin çeşitli okullarında edebiyat öğretmeni olarak çalıştı. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde Halk Edebiyatı alanında master yaptı.

 

Şiir üzerine yazdığı makaleleri ve şiirleri Erciyes, Sarmaşık, Kümbet, Töre, Türk Dili, Çağrı başta olmak üzere pek çok dergide yayınlandı.

 

30 Mart 2010 tarihinde İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM) Genel Başkanlığına seçildi. Bu görevi hâlen devam etmektedir. Çok sayıda bilgi şöleninde tebliğ sundu, konferanslar verdi, 'Gönül Köprüsü', 'Kültür Köprüsü' ve 'İmbikten Damlalar' adlı radyo programları hazırlayıp sundu. Mamak Şiir Okulu'nda 'Şiir Yazım Teknikleri' üzerine dersler verdi. Birçok Belediye için şiir-edebiyat ve kültür konulu söyleşi ve programlar hazırladı. 2011 yılında TRT Belgesel'de yayınlanan 'Canlı Yayınlar Odası' adlı programın kültür-sanat danışmanı olarak görev yaptı.

 

Kitap hâlinde yayınlanmış eserleri: *Mektuplarıyla Cahit Sıtkı, *Türk Edebiyatında Ağıt Yakma Geleneği ve Ağıt-Destanlar, *Şiir-Kültür ve Edebiyata Dâir Denemeler, *Türkiye'de ve Dünyada Telif Hakları, *Kelebek Ömrü, *Kelebek Ömrü ve Süveydâ'ya Mektuplar, *Mogan Şiir Akşamları, *Mogan Şiir Akşamları (2008) *Anne Konulu Şiirlerden Seçmeler.

 

İlhan Akın:

1963 Yılında Düzce'nin Muncurlu Köyü'nde doğdu. İlkokulu aynı köyde bitirip Orta öğrenimini Düzce'de tamamladı. Gazi Eğitim Fakültesi Kastamonu Eğitim Yüksek Okulu'ndan mezun olduktan sonra, aynı yıl öğretmenlik görevine başladı. Diyarbakır'ın, Hani İlçesi, Merkez Veziri Okulu'nda beş yıl süreyle sınıf öğretmenliği yaptı. Manisa Batıkışla'da askerliğini yaptıktan sonra, Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi, Lisans Tamamlama Programı'nın Türkçe Bölümü'nü bitirdi. Öğretmenlik Kariyer Basamaklarında Yükselme Sınavı'nı kazanarak, Uzman Öğretmen unvanını aldı.

Düzce'de çeşitli okullarda sınıf öğretmenliği ve Türkçe öğretmenliği yaptıktan sonra, Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Düzce Meslek Yüksek Okulu'nda Türk Dili Dersi verdi. Ayrıca Düzce Meslek Yüksek Okulu'nda on bir kişilik öğrenci gurubuyla 'Tabelalardaki Dil Kirliliği' adlı proje çalışması yaptı. Düzce Üniversitesi Dil, Tarih, Kültür Araştırma Merkezi'nde, (DÜK-MER) yerel kültürleri araştırmak üzere görev aldı. Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Bölümü'nde açılan Yazarlık Atölyesi'nde Yaratıcı Yazı Dersi verdi.

 

Evli ve iki çocuk babası olan İlhan Akın'ın yayınlanmış eserleri: *Üçüncü Hayat: Roman. Sarmal Yayıncılık, 2010. *1944 Arabat Türkleri: Roman. Parşömen Yayıncılık, 2010. *Ganj'ın Gözyaşları: Roman. Parşömen Yayıncılık, 2011. *Güneşin Efendisi: Roman. Parşömen Yayıncılık 2012. *Sılada Gurbet: Roman. 2012.