IMG-LOGO
Güncel

Azerbaycan İlimler Akademisi Üyesi Prof. Dr. ali Şâmil Muallim İle Türkiye –Ermenistan Münasebetleri Üzerine Derin ve Stratejik Fikir Jimnastiği a

Oğuz ÇETİNOĞLU; - 4/26/2015 ocetinoglu1@gmail.com;
IMG

Oğuz Çetinoğlu: Günümüzde, Ermenistan sınırları içerisinde bulunan Göyçé İlçesi'nin İnékdağ Rayonu'nda doğdunuz. Atalarınız bu şehre ne zaman hangi sebeplerle yerleşmişlerdi?

Prof. Dr. Ali Şâmil: Benim köyüm 'İnekdağ' adı ile anılır. Köyümüze yakın yerde dağ vardı, o da İnekdağ adlanırdı. Bu kaynaklarda da olduğu gibi İnak adlı Türk tayfalarının bu yerlerde yaşadıklarını, kendi adlarını da dağa, köye verdiklerini gösterir. Gökçe eski Türk meskenidir. Dede Korkut destanındaki olayların ekseri Gökçe gölü ve çevresinde gerçekleşir. Şah İsmailin bu yerlerden gelip geçtiğine dair ilginç anıları vardır. Türkler zaman zaman burada bir biri ile savaşmış, Osmanlı-Sefevi, Rusya-İran, Rusya-Türk savaşlarında da Gökçenin nüfusu sürekli değiştirilmiştir.

Bizim aile buraya yerli Türklere nazaran geç yani 1830 senesinde gelmiş. Bildiğim kadarıyla benim soyum anne tarafım Garapapaglardan, baba tarafım ise Gacarlardandır.  Bizim köyümüze yakın yerde kilise vardı.  Bu yüzden köyde Hıristiyan mezar  taşları vardı. Onların üzerinde Ermeni alfabesi ile yazılar olsa da, köyümüze sonradan gelmiş Ermeniler o mezar taşlarının üzerindeki yazıları okuyamazlardı. Bundan başka, bizim köyümüzün yakınlığında Cinli dere diye bir yer de vardı. Büyüklerimize buranın niye Cinli olarak çağırıldığını sorduğumuzda bize;  'Orada çok fazla cin olduğundan orası Cinli olarak adlandırılır.'  Diye cevap vermişlerdi.  Ancak sonra orada sel sebebiyle  çok sayıda maddî medeniyyet örneklerini  çıkardığında anladık ki, burası da eskiden yaşayış yeri olmuştur. Burada Türk kökenli Cinli tayfası yaşamış.

Köyümüzün yaşlı insanlarının anlattıklarına göre  onlar Gökçe'de yerleştiklerinde geyikler dağlarda yaşar, evlerde sağılırmış. Yani daha inekler evcilleştirilmemişti.  Ve ya bizim köyün yaşlıları köye yakın bir yerde ilk yaşayış meskeninin olduğunu,  bazı nesillerin oraya gelip yerleştiklerinde köyde önceleri üç Ermeni ailesinin yaşadığını hatırlarlardı. Bu ailelerin harsınları (Ermeni kadınlarına verilen ad) çok güzel mani söylermiş. Hatta bizim kadınlarımız bile bu kadar güzel mani söylemezlermiş. Bu da bir kez daha tarihcilerin, kaynakaların verdiği bilgiyi ispat eder  ki, o kadınlar bu gün bizim anladığımız anlamda Ermeni  değildi. Ermenice konuşmazlardı.  Dinleri Grigoyan, dilleri ise Türkçe olmuş .  Hristiyan Türkler olmuşlar. Fakat o dönemde  milli kimlik deyil, dini kimlik önemli olduğundan onlara 'Hıristiyan', bize 'Müslüman' diyorlardı. Çünkü o zamanlar hatta Kürt, Fars, Arap, Ermeni diye isimlendirmeler yoktu. Müslüman-Hristiyan ifâdeleri genişce kullanılırdı.

Çetinoğlu: Kaç yaşına kadar burada yaşadınız, ne sebeple ayrılıp Azerbaycan'a yerleştiniz?

Prof. Dr. Şâmil: Ben 1965 senesinde komşu Zod köyünde bulunan Orta okulu bitirdim, ondan sonra geldim Bakü de ünversite eğitimi aldım. Daha sonra Azerbaycan Devlet Ünversitesi (şimdiki Bakü Devlet Ünversitesi) Jurnalistika  Fakültesi'nin Gündüz bölümünü  bitirdiğim için Nahçivana tâyin edildim. Orada Nazirler Sovyetinin 'Şerg Gapısı' gazetesi vardı. O gazetede çalışmaya başladım.  Ben Nahçivanda çalıştım. Ama kardeşlerim, ailem bütün köyümüz 1988 yılına kadar Ermenistan'da yaşıyordu. Fakat 1988 yılında  Rusya Karabağ olaylarını fiştekledikten sonra Rusyanın Ermenilere yardımıyla Ermenistandaki bütün Müslüman köyleri boşaltıldı. Sadece Türkler değil, Müslüman Kürtler de Ermenistan'dan kovuldu. Ben bu olayların bizzat şahidi idim. Çünkü ailemizin korunmasını temin etmek için Ermenistana gittiğimde yolda zırhlı askerî araçlar vardı. Ve Ermeniler köylerden çıkmak isteyen Türklerin mallarını çalmak, kendilerine ait olmayan şeylere sahip olmak istiyorlardı. Türkler de karşı koyunca savaş çıkıyordu. Biz Rus askerleri ile konuşup onlara arag (alkollü içki) verip bu savaşlara engel olmalarını söylüyorduk.  Rus askerleri ise açıkca; 'kendilerine yukarıdan emir verildiğini, Ermeniler hatta adam öldürseler bile kesinlikle onlara dokunmamalarını, ancak Müslümanlar silahlanırsa, savaşırsa onlara engel olmalarının emredildiğini' söylüyorlardı.  1988 yılında Ermenistan'daki bütün Türkleri ve Müslümanların büyük kısmını Azerbaycan'a getirildik. Geri kalan kısmı Kazakistan çöllerine sürüldü. Benim ailem o zaman Bakı ve Azerbaycanın diğer kısımlarına yerleşti.

Çetinoğlu: Yaşadıklarınızdan ve size anlatılanlardan hatırladıklarınıza göre Sovyetler Birliği döneminde Türklerle Ermeniler arasındaki ilişkiler nasıldı? Mesela Ermenilerin size bakış açıları, Türkler hakkındaki düşünceleri ve Türklerin Ermenilere bakış açıları ile haklarındaki düşünceleri... gibi konulardaki bilip hatırladıklarınızı anlatır mısınız?

Prof. Dr. Şâmil: Gökçe 3 yere bölünmüştü. Onlaran biri de Basargeçer ilçesinin 36 köyü olan Basargeçerdi. Burada 30 köy Türk, 5 köy Ermeni, 1 köy ise karışık karma köy idi. Biz Ermenilerle konuştuğumuzda da bize Türk diyordu. Ortak konuşma dili Türkçe idi. Türkçeyi sadece Türkler deyil, Kürtler de, diğer Müslümanlar da, Ermeniler de konuşurdu.  1828 yılında Rusya hükumeti memurları istatistiklerine göre, sadece Zerzibi köyünde 3 aile yerli Ermeni varmış burada. Geri kalan Ermenilerin hepsi İran'dan, Türkiye'den getirilmiş Ermenilerdir. Hatta benim okuduğum belgelerden birinde Türkiye'nin Doğubeyazıt kazasından getirilen Ermeniler Müslüman köylerinde yerleştirildiklerinde onlar korktuklarını, Müslümanların evlerinin, topraklarının alınıp Ermenilere verilmesinden ve bu yüzden Türkler onları öldürebilmesinden endişe ettiklerini dile getiriyorlardı. Onları sadece Ermenilerin olduğu yerlere yerlşetirmelerini rica ediyorlardı. Bundan sonra Sovyet hükumeti Gökçenin Karanlık ve Kever bölgelerinden Türkleri ve Kürtleri (Kürtlerin nüfusu yüzde 3'tü) Gökçe gölünün güneyine Basargeçer tarafa sürdüler. Türklerin boşaltıldığı yerlerde ise Ermenileri yerleştirdiler.

1918 yılında savaştan sonra yeni cumhuryet kuruldu ve Türkiyenin  Kars, Van, Erzurum bölgelerinden de Ermeniler kaçıp Ermenistan'a geldi. Onları da Gökçe'de Türklerin evlerinde yerlşetirildiler. Ermeniler kaçıp geldikleri için kötü durumda idiler ve Gökçedeki Türkler onlara kucak açarak, zor durumda olan ailelerin yaşaması için ortam oluşturmuşlardı.

İlişkilere gelince: Ermeniler Türkçe şarkı söylerdi, Türkçe konuşurlardı, çoğu zaman kiliseye bile gitmezlerdi. Ancak sonra okullarda ve kiliselerde yapılan propogandalar  sonucunda millî kimlik düşüncesi güçlendi ve Sovyetlerde Türkiye'ye karşı nefret arttı. Onların o nefretleri bize karşı da hissedilmeye başladı. Özellikle genç nesilde. .. O zamanlarda da Sovyetlerde bizim soyumuz Türk deyil Azerbaycanlı olarak propoganda edilirdi. Yani bizim Türkiye'dekilerden farklı olduğumuz, bizim milletimizin Türk deyil Azerbaycanlı olduğu iddaa edilirdi. Ve o dönemlerde artık propoganda sonucu Azerbaycanda yaşayan pek çok insan kendini Azerbaycanlı olarak tanımaya başlar. Bizim milli kimliğimizin kaybolmamasında Ermeniler bize çok yardımcı oldular. Kendine Azerbaycanlı diyen her kesle alay eder ve onları Türk diye çağırırdı. Biz de velilerimizden, öğretmenlerimizden işin aslını öğrenirdik.

1937 senesinde Stalin Türkiye ile muhtemel  her hangi bir savaş zamanı Türklerin Türkiyeye yardım etmemesi ve onların uzaklaşması politikası yürüterek ülkedeki bütün Türklere Özbek, Türkmen ve saire farklı isimler takarak onları bir birinden ve Türkiyeden uzaklaştırma politikası yürüttü.

Ermenilerin köylüleri  de bize saygı ve sevgi gösterirlerdi. Onlar bazı konularda bize muhtaçtı. Şöyle ki Türkler hayvancılık , tarımcılık yapar eti, sütü, buğdayı ve saireyi temin ederlerdi. Ermeniler de esasen ev yapımı, duvar yapımı , ayakkabıcılık, terzilik gibi işlerle ile meşgul olurlardı.  Ermenilerin hayvancılığı ve tarımcılığı çok olmazdı. Onlar bu işleri Türklerden öğrenirlerdi.

Ancak sonralar gittikce artık çatışmanın derinleştiği hissedilmekte idi. Mesela 1964 senesinde köylere haber verildi ki, soykırmının 50 yıllığı sebebiyle Ermeniler silahlanarak Türk köylerine baskınlar düzenleyecek. Bu olay Sovyetlerin en iyi döneminde gerçekleşti. O zaman bizim köyün erkekleri kendi av silahlarını alarak Ermeni köylerinden gelebilecek tehlikeye karşı sıra ile gözetliyorduk. Eğer Ermeni silahlıları gelse biz av silahları ile de olsa köye haber vererek onların dağlara, Azerbaycan tarafa kaçarak canlarını kuratarmalarına yardımcı olacaktık. Biz bir kaç av tüfeği ile Ermeni silahlı destelerinin önünü alamayacağımızı çok iyi biliyorduk. Bizimki sadece haber vermek maksadıyla silah kullanıyorduk.   Çünkü benzer olaylar 1918 yılında da olmuştu. Ermeniler, silahlılarıyla Türk köylerine baskın yaptıklarında köyün erkekleri Ermenilerin karşısına çıkmış onları oyalayıp ölseler de kadın kızların büyük kısmının dağlara çekilip kurtulmalarını sağlamışlardı.

Çetinoğlu: İlişkiler, ne zaman ve hangi sebeplerle bozuldu?

Prof. Dr. Şâmil: İlişkiler Rusyanın propogandası sebebiyle giderek bozulmaktaydı. Özellikle Türkiye aleyhine çok sayıda kitaplar basılıyor, televizyonlarda programlar yapılıyor ve Türklerin Ermenilere soykırım yaptığı beyan ediliyordu. Bu menfi propaganda  giderek artmakta idi. Sovyetlerin çöküşü artık kaçınılmaz idi.

Ereniler arasında, Sovyetlerde kalmak isteyenlerin yanı sıra, sovyetlerden ayrılmak isteyen grublar da vardı. Ermenistanda Sovyetlerden kurtulmak isteyen grublar ile benim ilişkilerim çok iyi idi. 1988 yılında biz o Ermeniler ve Gürcüler ile gizlice görüşüp Sovyetler çöktüğünde bizim cumhuriyetlerin halinin ne olacağını konuşurduk. Ben o zaman Rusyanın yine Ermeni-Müslüman çatışması çıkaracağını söylediğimde bizim Ermeni tanıdıklar bunun mümkün olmadığını, Azerbaycan'da 200 Ermeninin annesinin Ermeni olduğunu, damarlarında Ermeni kandı olduğunu radyo ve televizyonlarda propoganda yapılacağını ve bunun sonucunda da bu çatışmanın çıkmayacağını söylerdi. Ben ise yine israrla radyo ve televizyonun Sovyet hükumetinin elinde olduğunu, hükümetin bundan daha kolaylıkla yararlanacağını ve çatışmayı çıkaracaklarını iddia ederdim. O zaman bana karşı çıkan Ermeniler sonrasında benden özür dilediler ve benim geleceği daha iyi gördüğümü söylediler. Gerçekten de 1988 yılı Şubatta Sumgayıt olayları oldu. Ancak bizim o zaman sevdiğimiz, saygı duyduğumuz Paru Ayrikyan adında bir Ermeni vardı, sonradan parti başkanı oldu, o artık Şubatta Sovyet olaylarından önce İrevanın sokaklarına ilanlar yerleştirmişti ki, bu aslında Sovyetlerde çok ağır suç olarak bilinirdi. Ama yine de Parok Ayrumyan bunu göze almıştı. İlanda şöyle yazıyordu:  'Sovyetler çökmeğe doğru yüz tutmuş. Bunun önlemek için de Azerbaycan'da Ermeni müslüman çatışması başlayacak. Bu Ermeni çatışması, Bakı, Gence, Ağdam gibi yerlerde olacak.' Parokun büyük yanlışı Sumgayıt'ı görememesinde idi. Aslında, Parok çatışmanın çıkacağını biliyordu, ancak nerede olacağını yanlış tesbitlemişti. Biz de o  ilanı alıp makinada çoğaltıp Azerbaycan'da paylaştırdık ki, artık bunu Ermeni söylediği için bu çatışmaya hazır olun. Gerçekten de Sumgayıttaki bu çatışmadan sonra Nevruz bayramı esnasında durum daha da gerginleşti ve Ermenilerin Müslüman köylerine baskın yapacağı bekleniyordu. O zaman ben Nahçivanda gazetede çalışıyordum. İrevan ile Nahçivan arasındaki mesafede 50 bine yakın Müslüman ailesi, kadınlar, çocuklar göç etti  ve Nahçivan köylerinde, insanların evlerinde yerlşetirildiler. O zaman parti sovet başkanları bu işe Moskovanın korkusundan yardım etmedi. Fakat halk büyük bir cesaretle bu insanlara kucak açtı. Biz o devirde daha AHCPyi (Azerbaycan Halk Cephesi) kurmamıştık. Fakat gizli teşkilat vardı ki, onlar kahvehanelerde oturur, gelen aileleri evleree yerleştirirlerdi. Oradan gelen ailelerinin çoğunun ses kaydı vardır bende. Hangi ailenin nereden geldiğini, nerede yerleştirildiklerini kaydederdim. Onlardan birini şöyle hatırlıyorum ki, Sederek'te bir adamın üç oğlu vardı, her üçünün de evi vardı. Ermenistandan göç etmiş 69 akrabasını o üç evde yerleştirmişti. Akıl almaz bir durum idi. Ama bizim insanımızın kendi insanına böylesine sahip çıkması da güzel olaydı.

Daha sonra Ermenilerin 'milletci' dediğimiz bize yakın kısmı, onların içinde Parti Sovet önderleri de vardı, onların arasında benim bir zamanlar savunduğum ve bana yakın olan Dereçiçek (sonra Ahtı rayonu oldu) ilinin birinci katibi de vardı,O beni haberdar etti ki, biz artık Ermenistanda Türkleri koruyamayacağız, lütfen imkânınız dahilinde gelin milletinizi buradan alın götürün. Bununla da biz Genceden ve Nahçivandan yük arabaları ile giderek Türkleri Ermenistandan çıkardık. Sonuncu grup 1988 yılı aralık ayında boşaltıldı.

Çetinoğlu: İçerisinde bulunduğumuz dönem itibâriyle Azerbaycan'da Ermeni, Ermenistan'da Azerbaycan Türk'ü var mı?

Prof. Dr. Şâmil: Bu gün Azerbaycanda H. Aliyevin dediğine göre 30.000 Ermeni var. Bir kısım soyismini değiştiren, bir kısmı ise Türklerle veya Kürtlere evlenen Ermenilerdir. Ermenistanda da Ermeniler ile evlenen Müslüman kadınların sayısı 100-150 civarındadır. Onların bir kısmı Ermenistanda kalmış, bir kısmı da boşanarak geri dönmüştür. Ancak İrandan Ermenistana geçici olarak gidip çalışan Türkler var.

Çetinoğlu: Ermenistan'da, Türk asıllı olup da Türkçe bilmeyen ve Ermenice konuşan, Hıristiyanlığın Gregoryan Mezhebi'ne mensup olan Türkler hakkında bilgi lütfeder misiniz? Bunlara Ermenileşen Türkler diyebiliriz.

Prof. Dr. Şâmil: Bu türlü olaylar Azerbaycanda yok. Eğer eski çağlarda yani 18. 19. Yüzyılların başlangıcında Grigorian mezhepli Türkler olduysa bile onlar Ermenileşmiş, bu günkü Ermeniler ile onların hiçbir farkı yok. Sadece soyisimlerinde Türk isimleri kalmakla onlar eskiden Türk olduklarını bilebilirler. Yoksa bu gün için onlar kendilerini Türk hissetmezler. Azerbaycanda da Ermeni soyadında kimse yok.

Çetinoğlu: Sovyetler Birliği döneminde Türklerle Ermeniler arasında evlilikler oluyor muydu? İki millet arasındaki ilişkiler bozulunca evlilikler de bozuldu mu?

Prof. Dr. Şâmil: Esasen Azerbaycan erkekleri Ermeni kadınları ile çok evlenirlerdi. Azerbaycan kızları Ermeniler ile evlenmezlerdi. İki millet arasında ilişkiler bozulduğunda bu evliliklerin çok az kısmı bozuldu.

Çetinoğlu: Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşı olarak Türkiye - Ermenistan ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Prof. Dr. Şâmil: Ben Azerbaycan vatandaşı olarak Türkiye-Ermenistan ilişkisi görmüyorum. Türkiye-Rusya, Azerbaycan-Rusya, Türkiye-Avrupa, Azerbaycan-Avropa ve Azerbaycan-Amerika ilişklerini görüyorum. Bu güçler propoganda yapmazsa, Ermenileri tahrik etmezse Azerbaycan-Ermenistan probleminin çözümü için sadece bir haftalık zamana ihtiyaç vardır.

Çetinoğlu: Sizce; Türkiye - Ermenistan ilişkilerinin bozuk olmasının müsebbibi, aşağıdakilerden hangisi veya önem sırasına göre hangileridir?

09.1-Ermenistan Hükümeti

09.2-Türk Hükümeti

09.3-Ermeni halkı

09.4-Türk milleti

09.5-Moskova yönetimi

09.6-Diaspora Ermenileri

09.7-Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya, İran ve İsrail gibi devletler

 

Prof. Dr. Şâmil: Ön sırada Rusya ve Avrupa vardır.  Ermenistan ve Türkiye ilişkilerinin kötüleşmesine, çatışmaların derinleşmesine sebeb;  Rusya, Fransa, İngiltere , Amerika gibi devletlerdir. Eğer bu devletler olmasa, Ermenilerin içinde en fazla yüzde 5-10luk bir kesim Türklerden nefret eder, onlar da ülkeyi terkeder ve böylelikle Türk Ermeni ilişkisi yoluna girer. Ermenistan hükumeti de bir oyuncak gibi yabancı güçlerin elindedir. Onları halk seçmez, halkın oyları ile seçilmezler ki, bağımsızca bir söz söyleyebilsinler.

Çetinoğlu: Aynı alt başlıkları Azerbaycan - Ermenistan ilişkileri açısından cevaplandırır mısınız?

Prof. Dr. Şâmil: Önce Rusya, sonra Fransa, sonra Amerika sonra Yunanistanı, İsraili en sonda İran olabilir. İranın gücü yok. Sonda Ermenistan. Yukarıda söylediklerim bu soru için de geçerli.

Çetinoğlu: Karabağ ile ilgili son gelişmeler ve son durum hakkında bilgi verir misiniz? Temennilerden arındırılmış muhtemel gelişmeler üzerine yorum yapar mısınız?

Prof. Dr. Şâmil: Karabağda 1994 yılında ateşkes ilan edilse de, o zamandan buyana her sene çatışmalar olur. Her sene 100-150 civarında insan ölür, basın bunu yayımlar, bununla da dış güçlerin dengeleme politikası yapılır. Amerika ve Avrupa devletleri bu çatışmanın şiddetlenmesini istemez. Çünkü bu çatışmalar şiddetlendiği anda Rusya Azerbaycana girebilir ve Bakidan Avrupa'ya giden petrol boru hattını durdurabilir. Azerbaycan'ın da güçlenmesini istemezler. Çünkü Azerbaycan güçlenirse ve Ermenistanı yenerse, o zaman Rusyanın ve batının doğuda bir dayanağı, ayak yeri olmaz ve Azerbaycan petrol anlaşmalarında batının ve Rusyanın etkisinde kalmaz.

Çetinoğlu: Türkiye ve Azerbaycan, güçlü devletler. Algı operasyonları ile toplum mühendisliği veya diğer sosyolojik, psikolojik metotlarla, Ermenistan'da sulh taraftarı bir kadroyu yönetime getirmek gibi bir proje uygulanamaz mı?

Prof. Dr. Şâmil: Elbette uygulanır. Ama ben daha ne Türkiye'de ne de Azerbaycan'da bunun gizli ve ya açık sistemle yapıldığını görmedim.  Mesela Türkyenin 1988 yıllarından itibâren Ermeni araştırmaları enstitüleri kurması, faaliyete geçermesi gerekirdi. Ermenice radyo televizyon propogandası yapılmalı idi. Aynı şekilde Azerbaycan'da da yapılması lazımdı. Aksine ne oldu? Ermenice yayın yapan gazeteler kapatıldı, düşman ülke ilan edildi ve propoganda işi durduruldu.

Çetinoğlu: Türkiye'de; inşaat işçisi, çocuk ve yaşlı hasta bakıcısı, hizmetçi gibi işlerde kaçak olarak çalışan 50.000'in üzerinde Ermeni var. Azerbaycan'da bu şekilde veya başka işlerde çalışan Ermeni var mı?

Prof. Dr. Şâmil: Yoktur. Azerbaycan'a Ermenilerin girişi yasak.

Çetinoğlu:Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? 'İnsanlık gereğidir, yapılmalıdır, barışa katkı sağlar' mı diyorsunuz, gösterilen müsamâhayı yanlış mı buluyorsunuz?

Prof. Dr. Şâmil: İnsanlık gereğidir.

Çetinoğlu: Barış ve dostluk taraftarı gibi görünen süper devletlerin; Azerbaycan - Ermenistan ve Türkiye -   Ermenistan ilişkilerinin normalleştirilmesi ile ilgili düşünce ve uygulamalarını değerlendirir misiniz?

Prof. Dr. Şâmil: Görünürde barışcı olsalar da, aslında barış olmaması için uğraşırlar.

Çetinoğlu: Ermenistan, 'Büyük Ermenistan' üzerine hayaller kuruyor. Mümkün değil ya... Diyelim ki balinaların gül dalları üzerine saraylar kurmuş olmasının şerefine, 'alın... sizin olsun...' denildi. Ruslar, bu topraklar üzerinde Ermenilerin safâ sürmelerine izin verir mi?

Prof. Dr. Şâmil: Bu mümkün deyil, çünkü Büyük Ermenistan'da yaşayacak kadar Ermeni nüfusu bulmak, toplamak mümkün deyil ki... O Ermeniler orada yaşasın ve orayı abadlaştırsın. Bu Rusyanın, dış güçlerin Ermenileri tahrik etmek, şovenist ruhta kalmasını sağlamak için uyguladığı hayalî bir politikadır.

Çetinoğlu: Sorularla sınırlı kaldığınız için ifâde etme imkânı bulamadığınız mesaj - açıklama - temenni ve mevzuumuz ile ilgili diğer düşüncelerinizi de açıklar mısınız?

Prof. Dr. Şâmil: Sorularınız yeterince geniş, açıklayıcı ve öğreticiydi. O yüzden benim ekleyeceğim bir bilgi yok.

Çetinoğlu: Çok teşekkür ederim Ali Şâmil Muallim. İnanıyorum ki ortak dileğimiz; bütün Türklerin, Ermeniler dâhil, hangi dine mensup olurlarsa olsunlar... bütün milletlerin, kendi vatanlarında barış ve huzur içinde müreffeh bir şekilde yaşamalarıdır.

Prof. Dr. HÜSEYİNOĞLU ALİ ŞÂMİL:

1948 yılında Göyçé İlçesi'nin İnékdağ {şimdiki Ermenistan Cumhuriyetine bağlı Vardenis rayonunun Teretuk köyu} köyünde doğdu.

1973'de Bakü'de Azerbaycan Devlet Üniversitesi'nin Gazetecilik Fakültesi'nden mezun oldu. 1973-1993'de Nahçıvan Özerk Cumhuriyetindeki 'Şark Kapısı', 1990-1993'de Azerbaycan Halk Cephesi'nin 'Azadlık' gazetelerinde çalıştı. 1993-2004'de Azerbaycan Millî Ansiklopedisi'nde 'Türk halklarının Meşhur İnsanları' Ansiklopedi gurubunun başkanlığını, 1996-2007 yıllarında Azerbaycan Millî Bilimler Akademisi Folklor Enstitüsünde 'Türk Halklarının Folkloru' bölümünde ilmî araştırmalar yaptı. 2007 yıldan bu yana, Azerbaycan Millî İlimler Akademisi Folklor Enstitüsü Milletlerarası İlişkiler Bölümü Başkanı olarak görev yapmaktadır.

Ali Şâmil'in yayınlanmış 10 kitabı,  150'ye yakın ilmî incelemesi, 500'den çok makalesi vardır. 10 ülkede düzenlenen 35 Milletlerarası Sempozyuma, 16 Millî Sempozyuma katılmış, bildiri sunmuştur.