IMG-LOGO
Kültür - Sanat

Salkım Söğütlerin Gölgesinde

Oğuz ÇETİNOĞLU; - 3/3/2015 ocetinoglu1@gmail.com;
IMG

Diplomat Fırat Sunel, ilk eseri Salkım Söğütlerin Gölgesinde isimli romanında bizleri 70 yıl öncesine götürüyor. Yazar; 'Horozlar Ötmeden' ve 'Ahıska' adlı birinci ve ikinci bölümlerde olayların geçtiği mekânları, buralarda yaşayan insanları, halkları, dinleri önbilgi olarak okuyuculara veriyor. Böylece kuyucuyu anlatacağı maceralara, olaylara hazırlıyor. Daha sonra, 1944 yılında Sovyetler Birliği'nin Gürcü asıllı lideri Josef Stalin'in emriyle yaşadıkları topraklardan alınan Ahıska Türklerinin dramını anlatıyor.

Fırat Sunel kitabını, dört yıl müsteşar olarak çalıştığı Tiflis Büyükelçiliği ve ardından gelen Kafkasya Dairesi Başkanlığı döneminde yazmış. Roman; Ermeni, Türk, Yahudi ve Gürcü olan farklı etnik kökenli insanların yaşadığı Ahıska'da, bir Türk ailesinin çocuğu olan Ömer ile Gürcü Nika'nın dostluklarını merkeze alıyor.

Ömer'in hikâyesi, Gürcüstan'ın bir dağ köyünde başlıyor. Savaşın çocuklar ve gençlere nasıl tesir ettiği, ustalıkla anlatılıyor.  Savaşın ortasında filizlenen bir aşk hikâyesi, okuyucuya, kendisini ve zamanı unutturuyor.

Kapalı vagonlara doldurulup zarurî ihtiyaçlar için bile aşağıya inmelerine izin verilmeyen insanların havasız ve soğuk vagonlarda yaşadıkları son derece çarpıcı bir şekilde aktarılıyor. Okuyucu; 100.000'den fazla insanın istiflendiği vagonlarda, dindaşlarımız ve soydaşlarımız Ahıskalı Türklerle birlikte yolculuk ediyor. 40 gün süren bu yolculuk sırasında şehit olan 30.000 civarındaki akrabası için gözyaşı döküyor.

Salkım Söğütlerin Gölgesinde; klasik bir savaş romanı değildir. Çok daha fazlasıdır. Romandan alınan aşağıdaki birkaç satır, sürgün gününün vahşetini; yürek sızlatan, gönül burkan, bütün vücudu buz gibi ve acı sızılarla titreterek anlatıyor:

'Hayvan vagonlarının içine istiflenmiş on binlerce insan, kendi elleriyle yaptıkları demiryolunun üzerinde bilinmeyen bir yere götürülürken, o gün Ahıska şehrinde, Ruslar ve Ermeniler dâhil hiç kimse, evlerinden çıkmaya cesaret edemedi...'

Sürgünün acısını, yalnızca Ahıskalı Türkler mi yaşadı? Hayır! Her Rus'un göğsünde gururla, iftiharla taşıdığı 'Lenin Madalyası' bulunan, genç nesillere Komünist Devrimi'ni kendisini helak etme pahasına bir ömür boyu anlatan Vitali de mazlum ve mağdur Ahıskalı Türklere yapılan insanlık dışı işkencelerden utanç duymuştu. Yıllar boyunca boş idealler peşinde koşup, bu düzene hizmet ettiği için kendine lanetler yağdırıyordu.

Roman, özünde; 1944 yılında evlerinden kopartılırcasına alınıp sürgüne gönderilen Ahıskalı Türklerinin, yurtsuzlaştırılma faciasını anlatıyor. Bu ana tema, benzersiz ve çok zorlu coğrafya şartlarından kaynaklanan sert karakterli ve fakat mert insanlarının hayat hikâyeleri ile desteklenmiş.    Sayfalar arasında Fırat Sunel'in imbikten süzülüp edebî üslubu ile bezenmiş geniş bir coğrafyanın mitolojik hikâyesi var. Kafkaslardan Bolşevik İhtilali'nin ateşlendiği Petrograd'a, Rus İç Savaşı'ndan Svanetya'ya (*) kadar Kafkasya'nın ve çevre coğrafyasının renkli ve çelişkilerle dolu, kendine has masalsı hayat şartlarını, yarım kalmış aşkların hikâyeleri de yer alıyor.

Dışişleri bakanlığımız Fırt Sunel'i 1-2 yıllık sürelerle Kırım'da, Doğu Türkistan'da, Irak'ta Mendeli'den Telafer'e uzanan Türkmeneli'nde görevlendirebilse, o bölgelerde yaşanan facialar roman sanatı aracılığı ile Türk ve Dünya kamuoyuna sunulabilse. Sonra da her bir roman filme lınsa...

Mümkün mü? Diye soranlara Kafkas insanının hoş alışkanlığına nazire yaparak cevap verelim: 'Neden olmasın?

Şiddetten, savaş romanlarından hoşlanmayanlar için belirtelim: Salkım Söğütlerin Gölgesinde isimli eser bir savaş romanı değildir. İnsanlık dışı bir insanlık trajedisini, birebir olarak, cümlelere, kelimelere ve hatta hecelere yansıtan bir duygu yüklü bir romandır.

Aynı zamanda, gönüllerde filizlenen vatan sevgisini, bedeni aşan bir ulu çınar hâline getirememiş olanlara, Ermeni yalanlarına inananlara, hâlâ eskiyi özleyen Ruslara, her toplumda bulunabilen Moskof hayranlarına, disiplin cezası olarak okutulması gereken bir kitap.

Yüzyıllardan beri bir arada yaşamış, Gürcü, Ermeni, Yahudi, Türk, Rus, Azerbaycan Türk'ü insanların arasındaki ilişkiler, dostluklar, aşklar, savaşın ortak acıları, gelecekle ilgili ümitleri, fakirlikten ve yokluktan kaynaklanan ümitsizlikleri çok boyutlu, çok yönlü olarak anlatılıyor.

13,5 X 21 santim ölçülerinde, 400 sayfalık kitap, 2014 yılında yayınlandı.

PROFİL YAYINCILIK:

Çatalçeşme Sokağı Nu: 15 Meriçli Apartmanı Kat: 3 Cağaloğlu, İstanbul. Telefon: 0.212-514 45 11

Belgegeçer: 0.212-514 45 12 www.profilkitap.com e-posta: bilgi@profilkitap.com

(*) Svanetya: Gürcüstan'ın kuzeybatı kesiminde antik bir şehir. Kafkas Dağları'nın güney ymaçlarında sarp kayalıklar arasına sıkışmış ulaşılması çok zor olan bir yerleşim alanıdır. Burada, Gürcülerin alt etnik grubu olan Svanlar yaşamaktadır. Svanca konuşurlar. Bölge, günümüzde 'Svaneti' olarak anılır.

FIRAT SUNEL:

1966 yılında Ödemiş'te doğdu. İlk orta ve lise öğrenimini İzmir'de tamamladıktan sonra 1987 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. Bochum Ruhr Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde Hukuk Masteri yapmış ve doktora çalışması yaptı.

1993 yılında girdiği Dışişleri Bakanlığı'nda çeşitli merkez görevlerinin yanı sıra, yurt dışında Bangkok Büyükelçiliği, Bonn Büyükelçiliği ve Essen Başkonsolosluğu'nda görev aldı. son olarak 2003-2007 yılları arasında Tiflis Büyükelçiliği Müsteşarlığı görevini müteakip, Dışişleri Bakanlığı'nda Kafkasya Dairesi Başkanı olarak tâyin edildi. 19 Ekim 2009 tarihinden itibaren Düsseldorf Başkonsolosumuz olarak görev yapmaktadır. Başkonsolos Sunel evli ve iki çocuk babasıdır. Almanca ve İngilizce bilmektedir.

DERKENAR

AHISKALI TÜRKLER

Kıpçak Türklerinin önemli bir kolu olan Ahıskalı Türkler, günümüzde Gürcistan sınırları içerisinde bulunan ata yurduna M. Ö. 4. yüzyılda gelip yerleştiler. 1268'de Atabeylik şeklinde bağımsız bir devlet kurdular. 1578 yılında, savaşsız olarak Osmanlı hâkimiyetine girdiler.  Ahıskalıların İslâmiyet'le gönüllü olarak şereflenmeleri de bu yıllardadır. Sünni Müslümandırlar. Ahıskalılar 250 yıl boyunca Osmanlı Devleti'nin yönetiminde en huzurlu ve en güvenli ortamda, mutlu bir hayat yaşadılar.

28 Ağustos 1828'de Ahıska, Rusların eline geçti. O tarihten 15 Kasım 1944 tarihindeki topyekûn sürgün edilmelerine kadar 116 yıl Rus zulmünde yaşadılar. Bu yıllarda bir kısım Ahıskalılar, Osmanlı topraklarına göç ettiler.

Sürgündeki Ahıskalı Türkler; 15 ayrı devletin 265 farklı şehrinde, 4.264 adet değişik yerleşim biriminde hayatta kalma mücâdelesi veriyorlar. Gayrı resmî bilgilere göre; Rusya Federasyonu'nun 28 ayrı yerleşim biriminde 70.000; Kazakistan'da 145.000, Azerbaycan'da 80.000, Kırgızistan'da 57.000,

Özbekistan'da 30.000, Ukrayna'da 18.000, ABD'de 12.000 olmak üzere yaklaşık 450.000 Ahıskalı Türk, bulundukları yerlerde azınlık konumunda yaşamaktadır.

Stalin'in sürgüne gönderdiği diğer Müslüman Türklerle Çerkezler, Abazalar, Çeçenler... gibi akraba toplulukların hepsi, ata yurtlarına dönme hakkına kavuştular. Yalnızca Ahıskalı Türklerden bu hak esirgendi. Gürcistan'a dönebilen çok az sayıda Ahıskalı, ata yurtlarında, Rus zulmünü andıran baskılar altında hayatta kalma mücâdelesi veriyor.

Gürcü yöneticiler, Ahıskalılardan, Türk ismini bırakmalarını, Gürcülere mahsus isimleri kullanmalarını hatta açıktan söylenmese de Hıristiyan olmalarını istemektedir.

Asırlardır Türk ve Müslüman kimlikleriyle yaşayan Ahıskalı kardeşlerimizin, millî ve mMnevî değerlerine bağlılıkları, pek çok insanı gıpta ettirecek derecede kuvvetlidir. Baskılara boyun eğip kendi değerlerinden vazgeçmeleri mümkün değil.