Oğuz ÇETİNOĞLU

Oğuz ÇETİNOĞLU

Ekonomist, Araştırmacı-Yazar -

ocetinoglu1@gmail.com

Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği Genel Başkanı Sayın Serdar Dinler İle Sohbet

GİRİŞ:

Daha iyi bir dünya, daha rahat hayat şartları için sosyal sorumluluklarımız vardır. Bu sorumlulukların gereği olarak; çevre konusu, önümüze en büyük problem olarak çıkıyor. Fransız çevrebilimci Jacques Atalli; 'Yakın bir gelecekte, çevre bilinci temel inanç kültürlerinden birini oluşturacak.' Diyor.  Atalli, inançlı bir insan ise, bu iddialı sözü, insanların dikkatini çevre konularna çekmek için söylemiş olmalıdır.

 

Gelecek nesillere bırakabileceğimiz yaşanabilir bir dünya için, hükümetler, mahallî idâreler ve sivil halk el ele vermeyi, ortak çözümler üretmeyi son yıllarda öğrenmeye başladı. Bu işteki en önemli adım, sivil toplum kuruluşlarının faaliyete geçmesi oldu.

 

Sivil toplum kuruluşları, mevcut ve gelecekte olabilecek problemleri tespit etmede, çözüm üretmede son derece başarılılar. Onlar, sosyal adaletin sağlanmasında da ciddî katkılar sağlayabilir. Daha kültürlü bir toplum oluşturmak, daha ahlaklı insanlar yetiştirmek sivil toplum kuruluşlarının başlıca görevi olmalı.

 

Sosyal Sorumluluk; kamu, özel sektör ve sivil toplumun belli bir maksat etrafında toparlanarak, insanları sorumlu olmaya davet etmektir.  Toplumun menfaatlerini kendi menfaatlerinin önünde, üstünde tutabilmektir. Gelecek nesillere daha rahat yaşanabilir bir dünya bırakmaktır.

 

Sosyal sorumluluk; insan olduğunun şuuruna varmak, adam olmaktır.

 

Sosyal sorumluluk alanında faaliyet gösteren Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği Genel Başkanı Serdar Dinler ile dernek ve faaliyetleri üzerine konuştuk.

 

İyi okumalar...

 

Oğuz Çetinoğlu: Derneğiniz hangi tarihte kimler tarafından kuruldu?

Serdar Dinler: Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği (KSS Türkiye), sürdürülebilir kalkınma ve toplumsal başarı için sosyal sorumluluk bilincini geliştirmek, yerel ve ulusal düzeyde KSS bilincini yaymak amacıyla akademisyenler, medya, sivil toplum örgütleri, özel sektör, kısaca pek çok paydaşın biraraya gelmesiyle 2005 yılında kurulmuştur.

Çetinoğlu: Derneğinizin kuruluş maksadı ve hedefleriniz hakkında bilgi lütfeder misiniz?

Dinler: Derneğimizin misyonu kurumların sosyal, ekonomik ve çevresel konulardaki sorumluluklarını yerine getirmesine imkân sağlayacak araç, kaynak ve yöntemlerin oluşturulmasını sağlayarak toplumun kalkınmasına katkıda bulunmaktır. KSS Türkiye olarak Kurumsal Sosyal Sorumluluk alanında yerel ve küresel ölçekte referans bir kuruluş olmak için çalışıyoruz.

Çetinoğlu: Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) kavramının tarihî gelişimi hakkında özet bilgi verir misiniz?

Dinler: KSS aslında bundan 10 yıl önce Türkiye'de kurumlar tarafından reddedilen bir kavramdı. Kurumların çoğu KSS konusunda bizim her şeyimiz doğru ne var ki bacamız bile yok gibi çeşitli bahanelerle KSS kavramına uzak duruyorlardı. Ama zaman içinde KSS uygulamalarını içselleştirmiş firmaların daha rekabetçi olduğunu görünce şirketler ikinci aşama olan kabul etme aşamasına geldiler. Kabul etme aşamasında ise aslında çok da güçlü olmasa da bir takım ufak tefek çalışmalarla KSS çalışmalarına başladılar. Bu uygulamalarının şirkete kattığı değeri gören kurumlar üçüncü aşamaya yani stratejiye KSS'yi stratejik olarak uygulamaya başladılar.  Stratejik Olarak KSS'den elde edilen başarı sonra iletişim ihtiyacı gösteriyor. İletişim ihtiyacında olan şirketlerde bunun en önemli iletişim aracı olan raporlamaya, 4. Aşamaya başlıyorlar. Raporlama yaptıktan sonra da firmalar artık belirli konularda taahhütlerde bulunmuş oluyorlar. Bu da KSS'nin 5. Yani son aşaması olan tedarik zinciri yönetimi sürecini başlatıyor. Yani artık tedarikçilerine daha sorumlu olmaları konusunda uyarı da bulunuyor ve yapmazlarsa onlarla çalışmayacaklarını dile getiriyorlar.

Çetinoğlu: Sizin gözünüzle bakıldığında, Türkiye açıkladığınız bu merhalelerin neresinde?

Dinler: Bugünkü duruma bakarsak Türkiye'nin bu aşamalarda 3 ve 4 arasında bir yerde olduğunu düşünüyorum. Yani strateji ile raporlama arasında. Birçok şirket KSS Stratejisini oluşturmaya başladı ve çok tatmin edici istatistikler şu an olmasa bile raporlama sürecine girdi.

Çetinoğlu: 'Sürdürülebilir Şehirler Programı' kavramının kapsamında neler var? Konu başlıkları olarak lütfeder misiniz?

Dinler: Dernek olarak Türkiye'nin yaşanabilir bir yer olması için belirli alanlarda çalışmalar geliştirmeye başladık. Bunların en önemlilerinden birisi sürdürülebilir Şehirler Programı. Önümüzdeki yakın gelecekte şehir nüfuslarının neredeyse % 90 ı bulacağı kırsal ın da % 10 a düşeceği bilinmektedir. Bu durumda insanların büyük kısmının şehirde yaşayacağını düşünürsek acaba şehirlerimiz buna hazır mı? Şehirler ekonominin kültürün eğitimin yani hayatın merkezi olacak. Ama biz gereken hazırlıkları yapamaz isek şehirlerimizin sürdürülebilirliği konusunda sorunlar yaşayacağımız aşikârdır. Bu nedenle şirketlerimizin önümüzdeki dönemlerde yapacakları KSS çalışmalarında sürdürülebilir şehirler konusunu ajandalarına almalarını öneriyorum.

Çetinoğlu: Bir beyanatınızda; 'On milyonlarca yeni istihdam alanı' oluşturacağınızı söylemiştiniz.  Türkiye'nin potansiyeli on milyonlarca yeni istihdam alanı oluşturmaya müsâit mi?

Dinler: Hem kırsaldan şehre göç hem de nüfus artışı oranlarına baktığımız zaman önümüzdeki yakın gelecekte 10 milyonlarca yeni istihdam alanı yaratmamız gerekiyor. Bugünün şartlarına göre oranladığımızda bugünün firmalarının yakın gelecekte bunu sübvanse etmesi için 100 katı kadar personel alması gerekiyor. Bunun da ihtimal dâhilinde olmadığını düşünürsek sorunun çözümü için gençlerimizi girişimciliğe motive etmekte yatar.

Çetinoğlu: Derneğiniz hangi kuruluşlarla işbirliği içerisinde? Bir başka ifâde ile paydaşlarınızdan söz eder misiniz?

Dinler: Dernek olarak yerel, ulusal ve uluslararası pekçok ortaklıklarımız mevcut. Yerelde GAP İdaresi Başkanlığı ile bir işbirliğimiz var. Güneydoğu Anadolu'daki firmalara kurumsal sosyal sorumluluğu tanıtmak, anlatmak ve onların da bunu içselleştirerek kendilerini rekabetçi kılmalarını sağlayan bir projemiz var. Biz KOBİ'lere de önem veriyoruz. Çünkü kurumsal sosyal sorumluluk sadece büyük şirklerin değil, KOBİ'lerin de ajandasına alması gereken bir öğe. Daha çok herkes büyük şirketlerin ilgili olduğunu sanıyor ama biz KOBİ'lere de önem veriyoruz KOBİ'lerle de çalışıyoruz.

Ulusal anlamda pek çok üniversite, sivil toplum kuluşu ve özel sektör ile çalışıyoruz. Örnek vermek gerecek olursa Kadir Has Üniversitesi ile olan işbirliğimizden bahsetmek isterim. Üniversite öğrencileri ile etüt ablalığı ve abiliği, İyiliğe Koşu ve Komşuluk Hakkı projelerimiz var. Ayrıca Dedemden Öğütler diye de bir çalışmamız var. 100 yılı devirmiş firmaların şimdiki kuşak yöneticilerini/sahiplerini çağırıyoruz ve onlara, "Bir asrı devirmenin bazı sırları, öğretileri vardır. Bu konuda dedeniz size ne derdi?" diye soruyoruz. O kadar ilginç cevaplar aldığımız oluyor ki. Nesilden nesle aktarılan öğretiler hakikaten kurumsal sosyal sorumluluğu çağrıştırıyor.

Çetinoğlu: Yabancı ülkelerle ilgili çalışmalarınız var mı?

Dinler: Bölge ülkeleriyle de komşu ülkelerle de iş yapıyoruz. Mesela Ukrayna, Azerbaycan, Gürcistan, İran ile çalıştık. Bu ülkelerde yeni kurulmaya başlanan kurumsal sosyal sorumluluk derneklerinin kuruluşunda ve kapasite gelişiminde rol aldık. Onlara tecrübelerimizi aktardık. Ortadoğu kurumsal sosyal sorumluluk ağının kuruluşunda yer aldık. Aynı şekilde bunu Karadeniz'de de yaptık. O bölgede yer alan şirketleri de yine böyle bir ağ içinde topluyoruz. Kurumsal sosyal sorumluluğun Avrupa'daki üst kuruluna, KSS AVRUPA (CSR Europe) denilen kuruma üye olduk. Bu sene de o kurumun üç seneliğine yönetim kuruluna seçildik. BM'nin Küresel İlkeler Sözleşmesine imza atmış Türkiye'deki ilk sivil toplum kuruluşlarından biriyiz. Avrupa Birliği'nin 2020 stratejisinde kurumsal sosyal sorumlulukla ilgili çalışma grubunun içerisindeyiz ve politikaların yürütülmesinde rol alıyoruz.

Çetinoğlu: KSS, Türk milletine; nasıl bir değer, nasıl bir kültür sunmayı hedefliyor?

Dinler: Bizim yapmaya çalıştığımız şey, kurumsal sosyal sorumluluk kavramının Türkiye'de bir standart haline gelerek yaygınlaşması ve uluslararası bir boyut kazanması. Çünkü Türkiye'de bu iş biraz hayırseverlik temelinde yapılıyor. İnsanlar hayırseverliği kurumsal sosyal sorumluluk olarak anlatıyorlardı. Biz bunu hayırseverlikten, gerçek anlamda, uluslararası anlamda sosyal sorumluluğa devşirmeleri için bir çaba içindeyiz. Bizim kültürümüzde, dinimizde, geleneklerimizde kurumsal sosyal sorumluluğu bizlere anlatan birçok öğe var. Bunların hepsini biz bir sistematik içinde ortaya koymaya çalışıyoruz. Mesela bizim 800 yıl önce unuttuğumuz, kaybettiğimiz değerlerimiz var. Bunlardan birisi de Ahilik. Anadolu Ahilik'i aslında bugün modern anlamda kurumsal sosyal sorumluluk diye bize batının anlattığı içeriğin hemen hemen aynısı. Ama biz kültürümüze ve değerimize sahip çıkamamışız yüz yıllar boyunca... Belki de, bir tanesi buraya geldi, Ahilik'i biraz araştırdı, gitti, bu değeri çağdaş kurallara, günün şartlarına uygun hale getirdi ve bize geri satar hale geldi. Anadolu Ahilik'i gibi öğeler bizim kurumsal sosyal sorumluluğu çok güzel anlatmamızı sağlıyor.

Çetinoğlu: Sosyal sorumlulukların ticarî fırsatlara dönüştürülmesi çalışmaları hakkında neler söylemek istersiniz?

Dinler: Sosyal sorumluluğun ticari fırsata dönüştürülmesi esas olandır. Bir işletmenin asli görevi işini doğru yapmaktır. Eğer bir şirket çalışanlarının sigortasını ödemeyip okul yaptırıyorsa neyi ticari fırsata dönüştürdüğü sorgulanmalıdır. Sosyal sorumluluk işletmenin kaynaklarını toplumsal büyüme ve kalkınmaya destek olacak şekilde kullanması esas olandır. Bu noktada işletmenin sektörü ve pazarı da büyüyecektir. Bu büyüme ile ticari fırsatlar da elbette gelecektir. Asıl korkulması gereken ticari fırsatlara değil toplumsal büyümeye ve kalkınmaya dönüştürülemeyen çalışmalar olmalıdır. Aksi takdirde kaynaklar etkin kullanılamayacak ve toplum için daha olumsuz bir resim ortaya çıkacaktır. Ticari fırsata dönüştürülmemesi gereken çalışmalar kamunun ve sivil toplumun görevidir.

Çetinoğlu: Teşekkür ederim.

 

 

 

 

 

DERKENAR

 

KURUMSAL SORUMLULUK HAKKINDA BİLMEK İSTEDİKLERİNİZ...

 

Kurumsal Sosyal Sorumluluk Kavramının Gelişmesi:

1800'ler: Şirketlere tanınan sınırlı sorumluluk hakkı, devlet deregülasyonu(1) ve sermaye piyasalarının hızla gelişmesi şirketlere bugünkü şeklini vermeye başlar. Büyük şirketlerin kurucuları dünyanın en güçlü ve en zengin adamları hâline gelir.

 

1900'lerin başları: Kamuoyu, şirketleri çok güçlü oldukları, rekabetçi olmayan politikalar izledikleri, sadece hissedarların çıkarlarını korudukları, çalışanlarına ve müşterilerine önem vermedikleri için tenkit etmeye, sesini yükseltmeye başlar.

 

1953: Ekonomist Howard Bowen tarafından yazılan İşadamlarının Sosyal Sorumlulukları isimli kitabı, şirketlerin toplum değerleriyle örtüşen politikaları benimsemeleri gerektiğini vurgular.

 

1962: Biyolog Rachel Caron tarafından yazılan Sessiz Bahar isimli kitap; tarım ilaçları, çevre kirlenmesi ve kimya sanayinin topluma yanlış bilgi vermesi hakkındadır ve çevreci hareketin başlangıcı olarak kabul edilir.

 

1865: Politik eylemci Ralph Nader'in Her Hızda Tehlikeli-Amerikan Otomobilin Dizayn Edilmiş Tehlikeleri başlıklı çalışması Amerika'daki otomobil endüstrisinin, müşterinin güvenliği ve diğer ihtiyaçlarına nasıl ilgisiz kaldığını ortaya çıkardı.

 

1960-1970'ler: İşçi haklan, tüketici haklarını koruma eylemleri, ürün boykotları ve çevreci hareketleri toplumun iş dünyasından beklentilerini önemli bir ölçüde değiştirdiğini gösterir.

'Güçlü olanın daha fazla sorumluluğu vardır.' İnancı şirketlerin giderek daha fazla sosyal sorumluluk almasını mecburî hâle getirmeye başlar.

 

1970'ler: Kurumsal Sosyal Sorumluluk kavramının daha sık telaffuz edilmeye başladığı yıllardır.

 

1971: Ekonomik Kalkınma Komitesi'nin, şirketlerin sosyal sorumlulukları üzerine düzenlediği bir konferansta işadamları KSS'yi tartışır.

 

1972: Stokholm'de düzenlenen Birleşmiş Milletler İnsan ve Çevre Konferansı'nda,  'Temiz ve sağlıklı bir çevrede yaşamanın temel bir insan hakkı olduğu' karar altına alınır ve dünya genelinde çeşitli faaliyetler düzenlenir.

 

1879:Archie Caroll; 'Şirketlerin ekonomi, hukuk, ahlak ve gönüllü olmak üzere 4 katmandan oluşan yükümlülükleri' teorisini sunar. Teori, KSS işletme okullarının gündeminde yerini alır.

 

1984: Ed Freeman 'Stratejik yönetim: sosyal paydaşlar' yaklaşımını sunar ve 1980 sonlarında bu terim hissedarların ötesinde şirketlerin etkilediği daha geniş bir alanı anlatmak için kullanılmaya başlar. Yönetim Bilimci Peter Drucker, Kaliforniya Yönetim dergisindeki makalesinde şirketlerin sosyal sorumluluklarını ticarî fırsatlara dönüştürebileceklerini yazar.

Çevre ile ilgili ve sosyal endişelerin küreselleşmesiyle KSS millî boyuttan küresel boyuta

tırmanır.

 

Kurumsal Sosyal Sorumluluk neden önemli?

Devamlı kalkınmanın gerçekleşmesine ve sosyal alanda başarıya ulaşmasına katkı sağlayan Kurumsal Sosyal Sorumluluk yalnızca şirketler için değil toplum için de önemlidir.

 

Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) sadece özel sektörün milletlerarası pazarlarda daha rekabetçi olabilmesi, çalışanların iş hayatına daha etkin katılması, çevrenin korunması, sivil toplum-özel sektör iş birliklerinin gelişmesi için yararlı değil; aynı zamanda devamlı kalkınmanın gerçekleşmesi ve sosyal alanda başarıya ulaşabilmek için de önemli bir unsurdur.

 

Hem şirketlere hem ülkeye faydalıdır.

*Şirketlerin sosyal paydaşları ile etkileşime geçmesini sağlayarak yeni iş imkânları oluşturur.

*Şirketlerin marka değerini arttırır.

*Şirketlerin uzun dönemli kârlılığın arttırır.

*Milletlerarası yatırımcıların ilgisini çeker.

*Türk özel sektörünün küresel alanlardaki rekabet gücünün arttırır.

*Avrupa Birliği üyelik sürecinde özel sektörün yapması gereken çalışmalara hazırlıkların yapılmasına daha uygun bir ortam hazırlar.

*Kurumsal Sosyal Sorumlulukta sonuç odaklılık kendisini sertifikasyon ve raporlama ile gösterir.

 

(1) Deregülasyon: Belirli bir iş alanı veya kesimde devlet kısıtlamalarının azaltılması veya tamamen kaldırılması durumudur. Deregülasyonun mantığı; daha az sayıdaki ve daha basit hukukî düzenlemelerin, daha verimli düzenlemeler olacağı; sektörlerde verimliliği de artıracağı, hizmet veya ürünün kalitesini artırırken fiyatını da düşüreceği tezinde yatar.

 

 

 

 

 

SERDAR DİNLER:

 

İlk, orta ve yüksek öğrenimini Ankara'da tamamladı.

İş hayatının tamamında kâr maksadı gütmeyen kurumlarda çalıştı.  Birçok yeni kavramın Türkiye'de dernekleşerek uygulanmasında ve yayılmasında görev alarak;  sayısız millî ve milletlerarası projede yer aldı.

2005 yılından beri bütün enerjisini Kurumsal Sosyal Sorumluluk konusuna ve Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği'ne aktarmaktadır.

Kısaca bir 'Sivil Toplum Aktivisti'dir..

 

 

2/15/2015 -

HABER LİSTEMİZE KATILIN

To Top