Oğuz ÇETİNOĞLU

Oğuz ÇETİNOĞLU

Ekonomist, Araştırmacı-Yazar -

ocetinoglu1@gmail.com

Arşiv Uzmanı ve Kütüphâneci İsmet Binark Beyefendi ile Ermeni Meselesi’ni konuştuk

GİRİŞ:

Çığırtkan Ermeniler, her yılın Nisan ayında, Mart kedileri gibi ortalıkta dolaşırlar. Son birkaç yıldır sesleri fazla çıkmıyor. 'Açılım' yaparak asılsız iddialarından vazgeçtikleri için değil... Asılsız Ermeni soykırımının 100. yıldönümünü etkin bir şekilde anmak için 2015 yılını bekliyorlar.

24 Nisan 1915'te ne olmuştu?

Ermeni yandaşları bu tarihte ilk sürgünün gerçekleştirildiğini yazarlar. Sürgün edilenlerin sayısı, değişik kişi ve kaynaklara göre 600 ile 180 arasındadır. Kesin bir rakam verilemediği gibi, çoğunda sürgün sebepleri belirtilmez.

Sürgün edilen kişilerden biri olan Gomidas Vartabed, Ermeni asıllı, Osmanlı vatandaşı olan bir müzisyendir. Bu zat, Osmanlı Devleti'ne karşı İstanbul'da düzenlenen ayaklanmalarda aktif rol oynayan Ermeni militanlara yardım ve yataklık ettiği için 3 Nisan 1915 târihinde tevkif edildi. Yargılama sonunda suçlu bulunarak Anadolu'ya sürgün gönderildi. Bir müddet sonra millî şâirimiz Mehmet Emin Yurdakul'un teşebbüsüyle cezası affedildi ve İstanbul'a döndü. Hükümet, özür dileme anlamında Vartabed'i meslekî eğitim için Fransa'ya gönderdi. Eğitimi bittikten sonra Türkiye'ye dönmedi ve 22 Ekim 1935 târihinde Paris'te öldü.

Türkiye aleyhinde geniş bir iftira kampanyası başlatan Fransa Ermenileri, 24 Nisan 1943 tarihinde, Ermeni (sözde) soykırımını sembolize etmek üzere Vartabed'in heykelini diktiler. Heykelin dikiliş târihi,  daha sonra Ermeni Soykırım Günü olarak ilân edildi.

Vartabed bir kahraman değildi. Üzerine kahramanlık şalı örtülmüş sıradan bir adamdı. O da, 24 Nisan târihi gibi semboliktir.

Sürgüne gönderilen insanların toplam sayısı olarak verilen rakamlar da tutarsız ve son derece abartılıdır.

Şöyle ki: Osmanlı resmî istatistiklerine göre 14 Mart 1914 tarihinde Osmanlı yönetimindeki topraklarda 1.294.851 Ermeni vardı. Ermeniler tehcir sırasında 1,5 milyon Ermeni'nin katledildiğini söylüyorlar. Verdikleri rakam 3 sebepten gerçek dışıdır:

1-Katledildiği iddia edilen Ermeni sayısı, toplam Ermeni nüfusundan fazladır.

2-Rus işgali altında bulunan Van ve Kars bölgelerindeki Ermenilere ilişilemedi. Onların bir kısmı, kendi istekleri ile Ruslarla birlikte Anadolu'yu terk ettiler. Ankara ve Kayseri gibi vilâyetlerde yaşayan Ermeniler Türk katliamına girişmedikleri için onlara da ilişilmedi. Tehcir edilen Ermenilerin sayısı 700.000'den fazla değildir. Bunu, aşağıda açıklanacağı gibi, kendileri de söylüyorlar. Bunun 500.000'i Suriye'ye gönderilmiştir. Osmanlı arşivlerine göre tehcir sırasında ölenlerin sayısı 8.500 civarındadır. Vicdan sâhipleri, 8.500 rakamının küçümsenemeyeceğini bilirler. Fakat onlar, Rusya'nın Doğu Anadolu'muzu işgal ettiği o dönemde; Ermeniler tarafından katledilen, açlık, bakımsızlık ve ilaçsızlık sebebiyle ölen Türklerin sayısının, Ermenilerin tehcir sırasında öldüğünü iddia ettikleri insanların sayısından çok daha fazla olduğunu da bilmek mecburiyetindedirler.

3- 1915 tehcirinden 3 yıl sonra, Paris'te Ermeni Delegasyonu Başkanı olan Osmanlı Paşası Boghos Nubar adındaki kişi, Fransa Dışişleri Bakanlığı'na başvurup, tehcir edilen Ermeniler için yardım istemiştir. Tehcir edilen Ermenilerin sayısını 600-700.000 olarak bildiriyor. Ortalama 650.000 kabul edelim. Yardıma muhtaç olan 390.000 kişidir. Sağ kalanların hepsinin yardıma muhtaç olduğunu düşünelim: Bu durumda 650.000 - 390.000 = 260.000 kişi kayıp demektir. Kayıpların hepsi ölmüş olamaz ise de diyelim ki öyledir. Ermeniler 1.500.000 kişinin katledildiğini iddia ediyorlar. Hesapları mı zayıf, yalanları mı kuvvetli?

Dikkati çeken başka bir durum da şudur: Osmanlı yönetiminde yaşayan 1.294.851 Ermeni'nin ortalama 650.000'i tehcir edilmiştir. Geri kalan yaklaşık 650.000 kişiye, Türk katliamı yapmadıkları için ilişilmemiştir.

Hıristiyan batının Ermenilerle ilgili görüşleri

Ermeniler Türklere katliam yapmayı yıllar öncesinden planlamışlar ve fırsatını bulduklarında uygulamaya koymuşlardır.

İşte ispatı:

Türkiye'deki Amerikan misyonerlerinin en tanınmışlarından biri olan, İstanbul'daki Robert Kolej'in kurucusu ve uzun yıllar bu okulun müdürlüğünü yapmış olan Dr. Cyrus Hamlin'in 28 Aralık 1893 tarihli Congregationalist Dergisi'nde yayınlanan makalesinde şu bilgiler bulunuyor:

 

'Kusursuz İngilizce ve Ermenice konuşan çok zeki bir Ermeni bana, Rusya'nın Anadolu'yu istila edip ele geçirmesini hazırlamayı kuvvetle ümit ettiklerini bildirdi. Bunu nasıl yapacaklarını da şöyle anlattı: Hınçak çeteleri, Osmanlı Devleti'nin her tarafında örgütlendiler. Türkleri ve Kürtleri öldürmek ve onların köylerini ateşe vermek, sonra dağlara çekilmek için fırsat kolluyorlar. Bunu yapınca gazaba gelecek olan Müslümanlar, savunmasız Ermenilerin üzerlerine çullanacaklar ve onları barbarca kılıçtan geçirecekler. Bunun üzerine Rusya, insanlık namına ve Hıristiyan uygarlığı adına Anadolu'ya girecektir.'

Adam, daha sonra gösterime girecek olan bir filmin senaryosunu okuyor...

İngiltere'nin tanınmış devlet adamı Lord Curzon, Avam Kamarası'nda Ermeniler için şunları söylüyor: 'Bana öyle geliyor ki sizler, Ermenilerin, 7-8 yaşında pek mâsum ve temiz bir kız çocuğu olduğunu sanıyorsunuz. Bunda çok yanılıyorsunuz. Zira Ermeniler, özellikle son hareketlerindeki vahşetle, ne ölçüde kan dökücü, vahşi bir millet olduklarını bizzat kendileri ispat etmişlerdir.'

Ermeniler isyanlar çıkardılar. Köyleri basıp insanları kesip öldürdüler. Düşmanla işbirliği yaptılar. Savaş zamanında işlenen bu suçların cezâsı, dünyanın her ülkesinde kayıtsız şartsız idam'dır. Osmanlı devleti, idam yerine tehcir cezâsı uygulamıştır.

Savaş şartları içerisinde 600.000 kişinin bir yerden başka bir yere götürülmesi zordur. Olumsuzluklar yaşanabilir. Fakat cezalandırılan insanların zor şartlara mâruz kalmış olmasından daha tabii bir durum olamaz.

OĞUZ ÇETİNOĞLU

 

Oğuz Çetinoğlu: Türk-Ermeni ilişkileri ne zaman, nasıl başladı?

İsmet Binark: Türk - Ermeni münâsebetleri hakkında sağlam bir değerlendirme yapabilmek için, bu münâsebetleri Selçukluların Anadolu'da görünmelerinden itibâren, yaklaşık bin yıllık bir zaman dilimi içersinde ele almak gerekecektir.

Türkler Anadolu'yu fethettiklerine burada bağımsız bir Ermeni devleti yoktu. Türklerin Anadolu'yu fethinden önceki dönemde, Ermeniler; Bizans, İran ve İslâm devletleri arasında devamlı mücâdele konusu olmuşlar; mezhep ayrılığı ve siyasî sebeplerle hep tehcire tâbi tutulmuşlardır. Buna karşılık, Ermeniler, Türk idâresinde toprak sâhibi olmuş; İslâm hukuku çerçevesinde dillerini ve inançlarını yaşama ve yaşatma imkânı bulabilmişlerdir.

Çetinoğlu: Fetihten sonra İstanbul'daki Ermenilerin durumundan söz eder misiniz?

Binark: Fâtih, İstanbul'u fethettiğinde, Rum Patriğini, Hıristiyan cemaatin lideri olarak tanımış; patriği kendi cemaati ile devlet arasında dengeyi sağlayan bir konuma getirmiştir. 1461'de de Rum Patrikhanesi'nin yanı sıra bir Ermeni Patrikliği kurulmuştur.

Ermeniler, yüzyıllar boyunca Osmanlı Devleti idâresinde, önemli görevler alacak kadar itimat da kazanmışlardır. Esâsen, idâresindeki halkları dinlerine ve ırklarına göre ayırmayan ve bütün tebaasını bir kabul eden Osmanlı devlet anlayışında herkes, vazife ehli olmak kaydıyla her göreve gelebilmiştir. Osmanlı Devleti'nde, 'tebaa-i sâdıka' diye adlandırılan Ermeniler, târihlerinde en istikrarlı ve huzurlu yılları bu dönemde yaşamışlardır.

Ermeniler, Müslümanlara verilen her türlü haktan yararlandıkları gibi, bâzı ayrıcalıklara da sâhip olmuşlar; meselâ askere alınmamışlardır. Bu durumu, Ermeni ailelerinin, zenginliğe ve refaha kavuşmalarını sağlamıştır.

1980 yılında, Jamanak Yayını olarak İstanbul'da basılan  'Türk Ermenilerinden Gerçekler' adlı kitabın 4. sayfasında da ifâde edildiği gibi, tarih boyunca Osmanlı Devleti'nde; Ermenilerden 29 paşa, 22 nâzır, 33 mebus, 7 büyükelçi, 11 başkonsolos, 11 üniversite hocası, 41 yüksek dereceli devlet memuru görev yapmıştır. Ermeni nâzırlar arasında dışişleri, mâliye, ticâret ve posta nâzırları gibi son derece önemli ve kilit mevkilerde bulunanlar olmuştur. Bu arada, Ermeniler de, Türk sanat, kültür ve müziğine önemli hizmetler yapmışlar; çok sayıda sanatkâr yetiştirmişlerdir.

Ermeniler, Türkler başta olmak üzere Osmanlı Devleti'nin bütün unsurlarıyla 1800'lü yılların sonlarına kadar barış ve güven içinde yaşamışlar, Osmanlı yönetimi ile ilgili hiçbir şikâyet ve meseleleri olmamıştır. Osmanlı Devleti, patronajı altındaki halklara ve azınlıklara karşı hep âdil, insaflı, dürüst ve müşfik davranmış; koruyucu olmuş ve hiçbir zaman onları asimile etmek politikası tâkip etmemiştir. Buna karşılık, Ermeniler, asırların hoşgörü ve âdil idâresi altında huzur ve refah içersinde yaşadıkları Osmanlı Devleti'ne baş kaldırmada, kendilerini maşa olarak kullanan batılı devletlerin tuzağına düşmüşlerdir.

Çetinoğlu: İlişkilerin bozulması ne zaman ve hangi sebeplerle oldu?

Binark: 1850 yılından sonra bir 'Ermeni Meselesi'nden söz edilmeye başlandığı söylenebilir. Ermeni meselesi için bir başlangıç noktası aramak gerekirse, bunu 1856 Islahat Fermanı veya 1877 - 1878 Osmanlı - Rus Harbi ve bunu tâkiben Ayastefanos Anlaşması ve Berlin Konferansı'nda bulmak mümkündür.

Aslında, Ermeni meselesi, 'Şark Meselesi'nin bir parçasını teşkil etmektedir. 'Düvel-i Muazzama' diye adlandırılan emperyalist Avrupa devletleri (Rusya, İngiltere, Fransa ve Almanya), menfaatleri doğrultusunda Osmanlı Devleti'ni parçalamak için, gayri Müslim tebaa arasında başlayan milliyetçilik ve ayrılık hareketlerini hararetle desteklemişler ve Balkanlarda kendi nüfuzları altında devletler kurmaya çalışmışlardır. Dış tahriklerin ve milliyetçilik akımlarının tesiriyle, Balkan milletleri ayaklanmışlar; bunun sonucu olarak Yunan, Sırp, Romanya ve Karadağ devletleri ortaya çıkmış, 1860'da Lübnan'a muhtariyet tanınmıştır.

Çetinoğlu: Osmanlı döneminde Ermeni ayaklanmalarını özetlemek mümkün mü?

Binark: İlk ayaklanma, 1890'daki Erzurum isyanıdır. Bunu yine aynı yıl meydana gelen Kumkapı gösterisi, 1892 - 1893'de Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon olayları, 1894 Sasun İsyanı, 1895'de Bâbıâli gösterisi ve Zeytun isyanı, 1896'da Van isyanı ve Osmanlı Bankası'nın işgâli, 1903'de İkinci Sasun isyanı, 1905'de Sultan İkinci  Abdülhamid Han'a suikast teşebbüsü ve 1909'da Adana İsyanı tâkip etmiştir.

Bütün isyan ve olaylar, içeride ve dışarıda kurdurulan Ermeni komitelerince, 'Ermenilerin Türklerce Katledilmesi' olarak gösterilmiş; batılı ülkelere ve Hıristiyan kamuoyuna bu şekilde maksatlı olarak yansıtılarak büyük bir gürültü koparılmış, bunun için hiçbir yalandan kaçınılmamış, olaylar tahrif edilmiştir. Bugün sürdürülen asılsız Ermeni iddialarının arkasında, bu yalan ve tahrif edilmiş târihî gerçekler yatmaktadır.

Çetinoğlu: Ermeni komitelerinin en önemlileri, 'Hınçak' ve 'Taşnak' olarak adlandırılıyor. Özelliklerinden söz eder misiniz?

Binark: Osmanlı Ermenilerini içerde kurulan komiteler yoluyla devlete karşı harekete geçirmenin yanı sıra, bir başka yol da denenmiş ve Rus Ermenilerine, Osmanlı toprakları dışında komiteler kurdurulmuştur. 1887'de Cenevre'de Hınçak, 1890'da Tiflis'te Taşnak komiteleri ortaya çıkmıştır. Bu komitelere hedef olarak Anadolu toprakları ve Osmanlı Ermenilerini kurtarmak gösterilmiştir.

Ayaklanma teşebbüsleri önce Hınçaklar'dan gelmiş, daha sonra Taşnaklar da bu yolu tâkip etmişlerdir. Bütün ayaklanma teşebbüslerinin ortak özelliği, bunların dışarıdan gelen komiteciler tarafından plânlanmış ve gerçekleştirilmiş olmasıdır.

Çetinoğlu: Osmanlı Devletinde yaşayan Ermenilerle ilgili nüfus bilgilerine ulaşılabiliyor mu?

Binark: Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde, 1896-1897 yıllarına âit altı belgede 530.132 erkek ve 450.404 kadın nüfus olmak üzere toplam 970.536 Ermeni nüfusu olduğu kayıtlıdır.

19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti'ndeki Ermeni nüfusu 1.000.000 ile 1.300.000 arasında değişmektedir.

Çetinoğlu: Kayıplarla ilgili rakamlar belli mi?

Binark: İtilâf Devletleri saflarında Osmanlı Devleti'ne karşı savaşan ve hayatlarını kaybeden ve tehcir sırasında çeşitli sebeplerle ölen veya tehciri önlemek için Ermeni eşkıya tarafından öldürülen Ermeni sayısına gelince, bu rakam birçok kaynakta 200.000 civarında gösterilmiştir. Türk, Rus, Fransız ve İngiliz Harp Cerîdelerinde ve o dönemde cephede bulunan subay, yazar ve memurların hâtıraları ayrı ayrı ele alınıp incelendiğinde, ölen Ermeni sayısı 300.000'den azdır.

Vatandaşı olduğu devlete karşı ayaklanan Ermenilerin, Doğu Anadolu'daki çarpışmalar ve tehcir sırasında kayıplar verdikleri doğrudur. Esasen bu husus inkâr da edilmemektedir. Ancak, burada unutulmaması gereken, bir dünyâ savaşının olduğu, Osmanlı-Türk ordusunun değişik cephelerde düşmanla çarpıştığı, Ermenilerin vatana ihânet ederek düşmanla işbirliği yaptığı, Ermeni çetelerinin masûm Müslüman ahâliye yaptığı katliam ve mezâlim sonucu, ortaya kaçınılmaz olarak çıkan bir tehcir uygulaması olduğudur.

1910-1922 târihleri arasında tutanaklara bağlanmış, arşiv belgeleri ile sâbit, bir kısmı toplu mezarlarla doğrulanan 523.955 Müslüman Türk, Ermeni çeteleri tarafından katledilmiştir. Bunların büyük bir kısmı isim isim belgelerde kayıtlıdır. Bu tespit edilen rakamın yanı sıra kesin olarak kaç kişinin öldüğü kayıt altına alınamayan 74 köyün tamamen yakıldığı, 100 civarında köye saldırıda bulunulduğudur.

Çetinoğlu: Tehcir kararını haklı kılan gerekçeler ve kararın uygulaması hakkında hangi bilgilere sâhibiz?

Binark: Ermenilerin asılsız iddiaları konusunda üzerinde titizlikle durulması gereken bir husus vardır. O da, Ermenilerin, Osmanlı Devleti'ne karşı olan ayaklanmalarını ve yaptıkları mezâlim ve katliamları, kendilerine uygulanan tehcir kararı üzerine girişilen bir meşru müdafaa olarak takdim ermek alışkanlığında olduklarıdır. Oysa ayaklanmalar tehcirin değil, tehcir Ermeni ayaklanmalarının ve katliamlarının neticesidir.

Osmanlı Hükümeti, Ermeni ayaklanmaları karşısında, önce Ermeni Patriğini, Ermeni mebuslarını ve Ermeni cemaatinin önde gelenlerini çağırarak, Ermenilerin ayaklanmalara ve Türkleri katletmeye, mezâlim ve katliamlarını devam ettirmeleri hâlinde gerekli tedbirleri alacağını bildirmiş; bu girişimler netice vermeyince, 24 Nisan 1915'de Ermeni komitelerini kapatmış ve yöneticilerinden 235 kişiyi devlet aleyhinde faaliyette bulunmak suçundan tutuklamıştır.

Çeşitli ülkelerdeki Ermenilerin, her yıl 'katliam!..' yıldönümü diye sulandırarak andıkları 24 Nisan, devlet aleyhinde faaliyette bulunmuş, devlete isyan etmiş suçluların tutuklandığı târihtir.

Ermeni târihçi Leo (Arakel Babakhanan)'nun da belirttiği gibi, Osmanlı Hükümeti 'Rus kışkırtmalarına kapılarak ve Rus silâhlarına güvenerek karışıklık ve isyanlar çıkaran Ermeni komiteleri karşısında kendi varlığını korumak hakkını kullanmıştır.'

Tehcir, güvenlik sebepleriyle Ermenilerin belirli yerlerde ikamete mecbur edilmeleridir. Osmanlı Hükûmeti, Ermenilerin tehcir sırasında zarar görmelerini önlemek için büyük gayret de göstermiştir. Bu maksatla yayınlanan emir ve talimatlar bunun açık delilidir.

Çetinoğlu: Ermenilerin Ruslarla birlik olup, savunmasız Türklere uyguladıkları vahşi cinâyetler var...

Binark: Ermeni eşkıyasının, çetelerinin, Doğu Anadolu'nun büyük bir kısmını işgâl etmiş olan Ruslarla işbirliği yaparak, Rus işgâli altında bulunan yerlerde akla hayâle gelmeyecek, insanlık dışı her türlü vahşet, mezâlim yaptıklarını; Müslüman halka uyguladıkları ırza tecavüz, ihtiyarları ve çocukları evlere doldurup yakma, cami ve türbeleri tahrip edip tahkir etme, mâsum insanların burunlarını, kulaklarını, çenelerini kesmeleri, cesetleri parçalayarak ateşte pişirip yakınlarına zorla yedirmeleri, cesetleri köpeklere parçalatmaları, ölenlerin mezarlardan çıkarılarak sağa sola atılmaları, hâmile kadınların süngülenerek doğmamış çocukları ile birlikte öldürülmeleri ve benzeri mezâlim ve katliamları, yazıya dökülemeyecek çirkinlikleri Türk milletinin unutması mümkün değildir. İnsanlık dışı bu vahşet ve mezâlimin belgeleri, bugün arşiv ve kütüphanelerimizdedir. Bu konuda yapılmış olan neşriyatla da ortaya konmuştur. Bizim önce Ankara Ticaret Odası, daha sonra TBMM tarafından Türkçe ve İngilizce olarak neşredilen kitaplarımızla, bu çirkin vahşet ve mezâlim dünyâ kamuoyunun gözleri önünde belge ve fotoğraflarla konmuştur.

Ermeni propaganda odaklarının '20. yüzyılın ilk soykırımı' diye ilân ettikleri, bu asılsız iddialara taraf olan ülkelerin de katıldıkları ve destekledikleri olayların gerçek yüzü budur.

Bizim, Ermeni milletini kötülemek, olayların cereyân ettiği dönemde vatandaşı olduğu devlete başkaldıran eşkiyanın ihanetini, bütün Ermeni toplumuna mâletmek gibi bir art niyetimiz olamaz. Türk milleti olarak, kan dâvâsı gütmek, inancımıza da, târihî şeref ve asâletimize de yaraşmaz; ancak hakikatleri ortaya koymak, yerine getirilmesi gereken millî bir vazife ve mânevî mes'ûliyettir.

İSMET BİNARK

Türkistan'dan yollara düşüp Elazığ'a yerleşmiş, ataları Türkistanlı olan bir aileye mensuptur. Dedesi, ordudan topçu albay rütbesi ile emekli olmuş. Ahmet Hamdi Binark'tır. Babası Mehmet Ferit Bey, Maliye Bakanlığı'ndan emekli olan bir bürokrattır.

Anne tarafı ise Osmanlı'nın ilk devirlerine kadar uzanan Kastamonulu bir ailedir. Anne tarafından dedesi, Fâtih Hırka-i Şerif Camii imamlarından Hâfız Cemal Efendi'dir.

28 Şubat 1941 târihinde İstanbul'un Fâtih semtinde doğdu. İlk ve ortaokulu İstanbul'da okuduktan sonra, Ankara Gazi Lisesi'ni bitirdi. Yüksek tahsilini  Ankara Üniversitesi Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi Kütüphanecilik Bölümü'nde tamamladı.

Çevresinde bulunduğu isimlerin en önemlisi; hayatına yön verecek olan Sâmiha Ayverdi Hanımefendi'dir.

1964 yılında üniversiteyi bitirdikten sonra kısa bir süre Devlet İstatistik Enstitüsü'nde çalıştı. 1967'de Millî Kütüphane'de memuriyet hayatına başladı. Çeşitli kademelerde görev yapan Binark, Sonraki yıllarda Başuzmanlık görevine kadar yükseldi.

1971 yılında İngiltere ve Finlandiya'da kütüphanecilik eğitimi gördü. İngiliz Millî Kütüphanesi'nde staj çalışması yaptı. Dâvet üzerine, 1975 yılında Başbakanlık bünyesinde 'Cumhuriyet Arşivi'nin kurulmasına öncülük etti. Başbakanlık tarafından arşivcilik eğitimi görmek üzere İngiltere'ye gönderildi. Bu eğitimi tâkip eden yıllarda, Fransa ve Finlandiya'da  devam etti.  Cumhuriyet Arşivi'nde istihdam edilen personelin arşivcilik eğitimini de kendisi üstlendi. Sırasıyla, Devlet Arşivleri, Genel Müdür Yardımcılığı ve Genel Müdürlük görevlerinde bulundu.

Ankara'da, A.Ü. Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nde üniversite seviyesinde arşivcilik eğitiminin başlatılmasına öncülük etti. Arşivcilik konusundaki kitap ve makaleleri ile Türk arşivciliğine katkı sağladı, eğitimine destek verdi.

1931 yılında kilosu 3 kuruş, 10 paradan hurda kâğıt fiyatına Bulgaristan'a satılan Osmanlı evrakının mikrofilm ve fotokopi olarak örnekleri, onun genel müdürlüğü döneminde şahsî gayretleri neticesinde Devlet Arşivi'mize kazandırılmış, getirilen bu evraklar kataloğu da neşredilmiştir.

İsmet Binark, 1998'de kendi istediği ile emekliğe ayrıldı. A.Ü. Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesinde, Hacettepe ve Gazi Üniversitelerinde arşivcilik dersleri verdi.

1964 yılında ilk yazısı yayınlanan İsmet Binark'ın kütüphanecilik, Türk kitapçılık târihi ve sanatları, Türk arşivcilik târihi, modern arşivcilik, kültür târihimiz, yakın dönem parlamento târihi, Ermeni meselesi, biyografi ve bibliyografya konularında 40'tan fazla telif eseri vardır. Bu konularda 200'e yakın yazısı, millî ve milletlerarası kongrelere sunulmuş tebliği bulunmaktadır.

Türk Ocakları Merkez Heyeti'nde ve Ankara Aydınlar Ocağı'nda görev almıştır.

Türk ilim, kültür, fikir hayatına ve Türklüğe yaptığı hizmetlerden dolayı, Türk Ocakları Genel Merkezi, Ankara ve İstanbul Aydınlar Ocağı, Avrasya Bir Vakfı, Türk Dünyâsı Araştırmaları Vakfı, İstanbul Fetih Cemiyeti, Kubbealtı Kültür ve Sanat Akademisi, TBMM Başkanlığı, Irak Türkmen Cephesi, Altay Eğitim, Kültür Vakfı ve Türkiye yazarlar Birliği başta olmak üzere çeşitli kurumlarca ödüle lâyık görülmüştür.

 

 

4/13/2014 -

HABER LİSTEMİZE KATILIN

To Top