IMG-LOGO
Röportaj

‘Tuva Türklerinin hepsi, Türkiye’yi biliyor. Bizler Tuva’yı ne kadar biliyoruz? Orada, Türklük şuuruna sâhip Türkler yaşıyor.’

Oğuz ÇETİNOĞLU; - 2/16/2014 ocetinoglu1@gmail.com;
IMG

 

Oğuz Çetinoğlu: M. Ö. 7. yüzyılda Tuva Türklerinin inşa ettiği bir anıt mezarda. Altın işleme sanatının şâheserleri olarak kabul edilebilecek mücevherler bulunduğunu söylemiştiniz. O dönemde bu altınları nereden almışlar?

Prof. Dr. Orhan Gedikli: Bu altınlar, Yenisey nehrinden elenerek elde edilmiştir. Çünkü Tuva'da çok nehir var. Bu altınlar, nehirlerin dağdan getirdiği çakıllar arasından bulunmuştur.

Aynen Doğu Türkistan'da Yeşim Irmağı'ndan Yeşim Taşı gibi değerli taşların çakıllar arasından elenerek bulunması gibi. Müzede bu kurganlarda bulunan işlemeli altınlar hariç her şeyi gördük, onlar özel bir bölümde saklanıyor ve güvenlik sebebiyle gösterilmiyormuş.

Kızıl Müzesi'nin ilgimi çeken diğer bölümü ise, Tuva Türklerinin geçmişlerini gösteren resimler, heykeller, çalgılar, davullar ve davul derileri üzerindeki figürler, tören kıyafetleri, elbiseli mumya kadın ve erkeklerin olduğu bölüm oldu.

Bu bölümü gören arkadaşlarımızın ilk aklına gelen soru; 'Acaba Amerikan yerlileri yani Kızılderililer bu bölgeden giden Türkler midir?'

Çetinoğlu: Neden?

Gedikli: Kızılderililerin giydikleri, tipleri ve çaldıkları davulların üzerindeki figürleri, oyunları, dua törenleri, hülasa hemen her şeyleri buradaki Türklerin kültürel öğeleri ile aynı gibi duruyor. Bunu buraları ziyaret eden Erdoğan Ashyüce'den tutun da hemen her Türk gezgin söylüyor.

Kızılderililerin Türk kökenli olmaları bana göre de yüksek bir ihtimaldir.

Çetinoğlu: Tuvalıların Türkiye hakkında bilgileri var mı?

Gedikli: Tuva Cumhurbaşkanının damadı Türkiye Türk'ü. Tuva Cumhurbaşkanı'nın Türkiye ile ilgili bir konuşmasında 'Biz Türkiye ile kardeşiz. Aynı toprağın insanlarıyız. Kökümüz bir ve hepimiz Türk'üz, kardeşiz. Birbirimizle daha fazla ilişkiye girmeliyiz.' Dediği naklediliyor.

Türkiye'yi yönetenlerden, bir Türk vatandaşı olarak beklentimiz, Tuva Cumhurbaşkanının sahip olduğu bu bilince sahip olmaları ve gereğini yapmalarıdır. Yüce Allah bir gün bu necip millete o günleri de gösterir inşallah.

Çetinoğlu: Otelde mi kaldınız?

Gedikli: Evet! Otelimizin adı 'ODUGEN' yani 'Ötüken' idi. Otelin arka odaları Yenisey Nehri'ne, ön odaları ise şehre bakıyor. Bizi daha çok ilgilendiren otelin ismi oluyor. Ötüken Ovası Tuva'nın doğu komşusu olan Moğolistan'ın Karakurum şehrinde bulunuyor. Karakurum; Hun, Göktürk ve Uygur Türk imparatorluklarına başşehirlik yapmış kadim bir şehir. Bugün Orhun Yazıtlarının bulunduğu TİKA ORHUN MÜZESİ de Ötüken Ovasında bulunmaktadır.

'Ötüken Ovası Bozkurtlar Yuvası' diye gençliğimizde bağırır dururduk. Dünyadaki her Türk Ötüken Ovasını bilir ve orayı görmek ister. Türk tarihinin önemli kilometre taşlarından biridir Ötüken. İşte Tuvalı otel sahibi kardeşimizdeki bu yüksek şuur bize Doğu Türkistan'ın Kaşgar şehrindeki Turan lokantası sahibindeki Türklük bilincini hatırlattı.

Dünya Türklüğünde bu bilinç devam ettikçe Türk Milleti'nin sırtı yere gelmeyecektir inşallah. Bu heyecan ve mutluluk içinde akşam yemeğine geçiyoruz. Otelde ikram edilen erişte çorbası, et yahni, salata, tatlı ve meyveden oluşan yemek damak zevkimize uygundu.

Ertesi sabah güne erken başladık. Yenisey kenarında sabah yürüyüşü bize harika bir zindelik verdi.

Çetinoğlu: Şehirde ilgi çekici olaylarla karşılaştınız mı?

Gedikli: 1 Eylül, tüm Rusya'da okulların açıldığı gün olarak şenliklerle kutlanıyormuş. Şenlikten bazı notları aktarmak isterim.

Şenlik, Tuva Türklerinin kültürünü yansıtan bir şölendi. Güzel Tuva Folklorunu görme fırsatı yakaladık. Kızıl Devlet Üniversitesi Rektörü ile tanıştık. Bizi çok hoş karşıladı.

Öğleden sonra üniversiteye davet etti, ancak, vakitsizlikten gidemedik. İkili ilişkileri çok üst düzeye çıkarmamız gerektiğinden bahsetti. O da aynen Cumhurbaşkanları gibi kardeş ve aynı millet olduğumuzu vurguladı. Her halinden Türklük bilincinin yüksek olduğu görünüyordu.

Değişik figürlerin sergilendiği ve sonunda yarışma yapılacak olan sergi alanına geçtik. Yapılan el emeği göz nuru eserleri tek-tek görüntüledik. Çok güzel Türkiye Türkçesi konuşan bir genç kızımızla tanıştık. Nerede okuduğunu sorduk. Kazakistan Ahmet Yesevi Üniversitesi'ni bitirdiğini söyledi. Bu da bize dış ülkelerde devletimizin ya da Sivil Toplum Kuruluşların kurduğu okullarımızın ne kadar önemli bir hizmet verdiğini bir defa daha gösterdi.

Şenlikte beni en çok etkileyen Köme Sanatı (Gırtlaktan şarkı söyleme) oldu. İlk kez bu sanatı yerinde, yani çıktığı topraklarda dinleme şansı yakaladım. Dünyada en meşhur Köme Sanatkârı Tuva Türkü Kongarol Ongan'dır. Ongan Mayıs 2013'te genç yaşta öldü. ABD'de en fazla tanınan Türk gurubu Tuva Türkleridir. Buna Köme Müziği ve mimarı Kongarol Ongan vesile olmuştur.

Amerikalı gözleri görmeyen sanatçı Pole Pena, Ongan'dan etkileniyor ve Köme sanatını öğreniyor. Ongan ile beraber Amerika'nın pek çok yerinde Köme konserleri veriyor ve ABD'ye hem Köme sanatını ve hem de Tuva Türklerini sevdiriyor. Bu gün ABD'de 'Tuvalıları Sevenler Derneği' vardır. Bu müziği dinlemek bizim için çok hoş oldu. Bu durum ayrıca bize bir müzik şeklinin bile ülkelerin tanınmasında ve sevilmesinde ne kadar önemli olduğunu gösterdi.

Tuvalı orta öğretim öğrencileri ile bir süre sohbet ettik ve hatıra fotoğraf çektirdik. Çok neşeli Türk gençleri ile kısa zamanda kaynaştık. 'Kan çekiyor' denilen olay işte bu olsa gerek. Çünkü hepimiz Türk idik.

Daha sonra Kızıl Milli Parkını görmeye gittik. İkinci Dünya Savaşında ölen Tuva Türklerinin anısına yapılmış devasa bir park. Ölen 1000 kadar Türkün ismi yazılı pirinç levhalar parkın girişine yerleştirilmiş ve sizi unutmadık demek isteniyor. Bu durum Sovyetlerden ayrılan ve ayrılmayan bütün Türk Cumhuriyetleri ve diğer Cumhuriyetlerde de var. Bu geçmişi unutmamak demektir.

Meşhur İslam Âlimi ve Sosyologu İbni Haldun 'Geçmiş geleceğe suyun suya benzerliği kadar benzer ' diyor. Yani geçmişini unutan milletlerin geleceği olmaz demek istiyor. Geçmişi silmeye çalışanlar asla âbat olmazlar. Geçmiş, iyisiyle kötüsüyle bizimdir. Onu silmek yerine, ondan ders çıkarmalıyız. Ülkemizdeki yönetimler inşallah bunu geç olmadan anlarlar.

Çetinoğlu: Budist tapınaklarından bahsetmiştiniz. Yakından görme fırsatınız oldu mu?

Gedikli: Oldu. Milli Parkın yanında olan Kızıl'ın en baş Budist Tapmağını ziyaret ettik. Budist rahip Türk'tü. Konuştuklarını az da olsa anlıyoruz. Çünkü konuşmasında kullandığı kelimelerin % 20 ye yakını bizim kullandığımız kelimeler ile aynı. Anlamadığımız kısımları da tercüman bize çeviriyor. Baş Rahip yaptığı sohbette 'Her şeyin insanın kalbinde ve beyninde olduğunu, insanların bazı uzuvları olmasa da hayatta mutlu olabileceklerini, dünyada maddî varlıklara çok yer verildiğini ancak asıl mutluluğun maneviyatta olduğunu, insanların birbirlerini tanımasa da, konuşmasa da anlaşabileceklerini ve beyinlerinden birbirlerine SMS atabileceklerini' söyledi. Genel bilgiler içeren, iyilik, insanlara yararlı olma hususunda yaklaşık yarım saatlik bir vaazdan sonra diğer rahip tütsüler eşliğinde ilahi okumaya başladı. Daha soma cemaat mumlar yakarak ibadetine devam etti.

Türk denince akla İslam gelir. Sebebi malum. Yüzyıllardır İslam'ın bayraktarlığı Türk Milletine nasip olmuş. İ'lâ-yi Kelime-t'ullah ile Nizamı Âlem'in mihmandarlığında en önde bizim dedelerimiz olmuş. Gerek Hakas gerekse Tuva Türkleri bu yaygın inancın aksine Şaman ve Budist kalmışlar.

Az sayıda Hıristiyan ve Müslüman var.

Çetinoğlu: Tuva'nın başşehrinde  cami veya mescit var mı?

Gedikli: Kızıl'daki Müslüman Türk kardeşlerimizin ibadete açtığı küçük bir mescit olduğunu öğrendik ve onu aramaya başladık. Hem görmek ve hem de içinde öğle namazı kılmak istedik.

Oradaki cemaatten birkaç kişi ile konuştuk. Mescit, 'terör yuvası' yaftası ile geçtiğimiz günlerde kapatılmış. Oradaki soydaşlarımız 'Aman sesimizi duyurun ne olur. Çok zor durumdayız' dediler.

Terör 'zorbalık' demektir. Aslında terör ve İslam birbirine en uzak kelimelerdir. İslam inancında asla zorlama yoktur. Sadece tebliğ vardır. İslam dini barış dinidir. Bunun ülkemiz yetkilileri ve sivil toplum kuruluşları tarafından Tuvali yetkililere anlatılarak bu problemin çözülmesi ve Başşehir Kızıl'a Diyanet tarafından bir Cami ve Türkiye Kültür Evi yapılması en akılcı yoldur. Söylemesi bizden yapması bu görevi yürütenlerden diyor, içimiz buruk olarak oradan ayrılıyoruz.

Çetinoğlu: Yenisey Nehri'nin adı geçti. Biraz bilgi verir misiniz?

Gedikli: Kızıl şehri enlem olarak Asya kıtasının tam ortası olması sebebiyle Yenisey nehri kenarına güzel bir park yapılmış ve bir anıt dikilmiş. Bu anıta kadar gidip ekibimizle birlikte Asya'nın tam orta noktasında hatıra resimler çektiriyoruz. Anıt ve Park Yenisey Nehri kenarında olması sebebiyle arkadaşlarla birlikte nehir kenarında da bir gezinti yapıyoruz. Yenisey Nehri dünyanın üçüncü büyük nehridir. Moğolistan dağlarından doğan nehir Kızıl şehrinin girişinde Küçük Yenisey nehrini alarak daha da büyüyor ve kuzeye doğru hızlı bir debi ile akıyor.

Yenisey Kuzey Buz Denizine dökülene kadar yirmi iki bin ırmağı kendisine katarak ve katlanarak büyür, uzunluğu 3800 kilometre olup, Sibirya'nın can damarıdır. Eylül ayının başı olmasına rağmen suyu çok soğuktu. Elimizi uzun süre suda tutmamız mümkün değil.

Çetinoğlu: Şamanizm'le ilgili bir törene de katıldınız mı?

Gedikli: Şamanizm Tuva'da en fazla müridi olan din. Tuva'daki halkın inanışına göre burada insanlar sabah Budist doğar, ancak öğleden sonra Şamanist olurlar. Yani çift dinlidirler. Devletin resmî dini Budizm'dir, ancak halk genelde Şamanizm'e inanır. Kızıl'daki en büyük Şaman Kliniğe gidiyoruz. Adının 'Şaman Klinik' olması, insanların geleneksel tıp ile tedavi edilmelerinden kaynaklanıyor. Şaman din adamları ya da kadınları (Kamlar) bir yandan din adamlığı yaparken, diğer taraftan halk doktorluğu yapıyor ve hastaları tedavi ediyorlar. Bu durum aslında semavi veya semavi olmayan dinlerin hemen hepsinde vardır.

Şaman Kliniğin Baş Şamanı yani Kam'ı bizi karşılıyor. Çünkü daha önceden geleceğimizi biliyor. Baş Şamanın bir hanım olduğunu görüyoruz. Baş Şaman önce cübbesini giyiyor ve masasına oturuyor. Bize Şamanizm ile ilgili bilgiler veriyor, bir takım resimler gösteriyor. Resimlerden birinin Samanların başı yani; Baş Şaman Kenan Lopson'un resmi olduğunu söylüyor. Kliniğin Baş Kamı bize Şamanizm inancında, yeryüzünün üç katmana ayrıldığını, bu katmanlardan en üst katmanda yani gökte Gök Tanrının bulunduğunu ve Şamanizm inanışında, insanların Gök Tanrı'ya inandıklarını söylüyor. Orta katmanda yani yerde ise insanların olduğunu, ancak birde alt katmanda yani yeraltında da ölümden sonraki hayatın olacağını ifade ederek, özellikle yer altındaki hayatın da önemli olduğunu vurguluyor.

Baş Şaman inanışlarına göre tabiatın ve tabiattaki her şeyin, dağların, taşların, ağaçların ve kısaca her şeyin bir ruhu olduğuna ve kutsallığına inandıklarını söylüyor. Gök Tanrıdan sürekli dilekte bulunduklarını, havalar çok kurak gittiğinde yağmur duasına çıktıklarını, çok yağmur yağdığında da kesmesi için yine Gök Tanrıya yalvardıklarını, her şeyin Gök Tamının elinde olduğunu bize naklediyor. Vaaz bittikten sonra kliniğin tedavi ile ilgili diğer odasına geçiyoruz. Orada da daha genç Şaman kadının bir şey ördüğünü gördük, Bu nedir diye sorduğumuzda Baş Kam Kızıl'da bir emniyet görevlisinin kaza geçirdiğini ve ağır durumda olduğunu, onun çabuk iyileşmesi için bu örgünün hazırlandığını ve ona takılacağını söyledi. Bir anlamdaa bizdeki muska benzeri bir şey yapıyordu. Kötü ruhların bu iplerle yapılan düğümlerle bağlandığı bilgisini aldık. Ayrıca klinikte gözleri görmeyen bir kişi vardı. Onun içinde bir şeyler yapılacağını söyledi ancak, neler olduğunu açıklamadı. Bu arada ben kliniği gezdim ve iç odada duvarı süsleyen resimleri çektim. Resimler arasında en çok ilgimi çeken bir Bozkurt başı, Kamların törenler için üzerlerine giydiği cübbeleri ve törenlerde çaldıkları davulları oldu.

Bu Şaman Klinikte ve müzelerde gördüklerimin etkisi ile Baş Şaman hanıma bir soru sordum. ABD'deki Kızılderililer ile bir yakınlıkları olup olmadığını, çünkü elbiselerinden tutun da hemen her şeylerinde çok benzerlikler olduğunu söyledim.

Hatta davullarının ve çalış stillerinin de hemen aynı olduğunu belirttim. Baş Şaman hanımefendi, ABD'deki yerli Kızılderililerin kendi kardeşleri olduğunu, onlarında Sibirya'dan giden Türkler olduğunu büyük bir heyecanla ifade etti. Hulasa benzerliği kabul etmedi ve 'biz kardeşiz' dedi.

Çetinoğlu: Şaman âyininde neler yapılıyor?

Gedikli: Bizim için bir dini tören yani Şaman âyini düzenlendi. Ortada bir ateş yakıldı ve Baş Şaman Kadın özel cübbesini giydi, eline ge-eneksel davulunu aldı ve bir yandan davulu çalarken diğer yandan da dua etmeye başladı.

Bu Gök Tanrıya yakarış on dakika kadar sürdü. Akabinde elindek topuz ve davul ile dolanarak hepimiz için ayrı ayrı dua etti, ekibimiz en yaşlı üyesi Dr. Zühtü Bey kadar uzun ömürlü ve sağlıklı hayat sürmemiz için Gök Tanrıya dilekte bulundu.

Türkiye için de bir şeyler söylemesini istedik. O da hem Türkiye ve hem de dünyadaki bütün insanların mutlu, huzurlu ve sağlıklı ömürler yaşamasını diledi. Türkiye'yi ve Türk Halkını çok sevdiklerini ilave etti. Şaman ana ekibimizi de tedavi etti. Kötü ruhları etrafımızdan uzaklaştırdı. İyi temennilerle bizi ülkemize uğurladı. Hatta ülkemizin üzerinde dolaşan karabulutları bile def ettiği bilgisini verdi.

Çetinoğlu: Tuva Türkleriyle anlaşmakta zorlanmadığınız anlaşılıyor...

Gedikli: Türkiye Türkçesiyle konuşan çok insan var.

Çetinoğlu: Ayrılmanız hüzünlü olmuştur...

Gedikli: Kızıl'da son gecemiz. Bize, güneş batımını, Yenisey Nehri kıyısından seyretmenin çok güzel olduğunu söylediler. Son gecemizde, Yenisey kıyısından güneşi seyrettik.

Gelirken kapalı olduğundan gezemediğimiz Turan şehrindeki müzeyi bizim için açmışlardı. Mütevazı ve gezilmeye değer bir yer. Müzenin içinde sergilenen eserler Kızıl müzesindekilerle benzerlikler arz ediyordu. Çok eski dönemlerden kalma bir halı dokuma makinesi arkadaşlarımızın çok ilgisini çekti. Müze şeref defterine duygularımızı yazdık. Müze müdiresi ile resim çektirdik.

Ayrıca Müze müdiresi de hissettirmeden resimlerimizi çekti. Turanlı kardeşlerimize Allaha ısmarladık diyerek yolumuza devam ettik. Yolumuz üzerinde Minusinsk Müzesi'ne uğradık ve oradan hızla Abakan Müzesi'ne geçtik.

Orayı da gördükten sonra kalan zamanımızı alışveriş için ayırdık. Abakan'ın tek alış-veriş merkezinden tren yolculuğumuzda gerekli olacak yiyeceklerimizi aldık ve tren garında bizi Krasnoyarks'a götürecek treni beklemeye başladık.

Böylece Hakasya ve Tuva Özerk Türk Cumhuriyetlerini kapsayan bu güzel gezimiz tamamlanmış oldu.

Prof. Dr. ORHAN GEDİKLİ:

1973 yılında girdiği Ege Üniversitesi Tıp Fakültesini 1979 yılında bitirdi. Karadeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalında ihtisasını tamamladı ve 1988 yılında KBB Hastalıkları Uzmanı oldu. Isparta Devlet Hastanesinde 6 yıl KBB Hastalıkları Uzmanı olarak çalıştı. 1994 yılında Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB Anabilim Dalında Yardımcı Doçent ve 1996 yılında da aynı Üniversite'de Doçent oldu.

1997 yılında Bezm-i Âlem Vakıf Gureba Eğitim ve Araştırma Hastanesine tâyin edildi. Uzun süre bu hastanenin İkinci KBB Kliniği Şefliğini yürüttü. Vakıf Gureba Hastanesi'nin özel bir üniversiteye dönüşmesi sebebiyle oradan ayrıldı. 2009 yılında Profesör oldu. Halen aktif hekimliğe İstanbul'da serbest olarak devam etmektedir.

Meslek hayatı boyunca KBB Hastalıklarının Rinoloji (Burun ve Paranazal Sinüs Hastalıkları) alanına ağırlık verdi. Özellikle Estetik ve Fonksiyonel Burun Cerrahisine yöneldi. Burun Estetik Dünyada burun estetiği alanında iyi olan hemen herkesin kurslarına katılarak onarın deneyim ve tecrübelerinden yararlanma imkânı oldu. Dr. Gedikli burun estetik ameliyatları konusunda millî ve milletlerarası toplantı, panel ve konferansların pek çoğunda konuşmacı, panelist ve eğitimci olarak görev aldı. Ayrıca TKBBV Eğitici kitaplar serisinden Septo-Rinoplastilerisimli kitabınTip Plasti bölümünü yazdı ve burada tamamen kendi olgularından oluşan tecrübelerini aktardı.

Dr. Gedikli Kepçe Kulak Anomalilerini düzeltme ameliyatı (Otoplasti) konusunda da tecrübe sahibidir. KBB Uzmanları arasında bu konuya ilk girenlerden ve bu konuda toplantılarda ilk eğitim kursları verenlerden birisidir.

Ayrıca Baş Boyun Tümörlerinin Rekonstrüktif Cerrahisi (Yeniden yapılandırma) konusunda da uzmandır.

Rinoloji'nin başka bir alanı olan Paranazal Sinüs Hastalıkları, Sinüzitler ve bunlara yönelik medikal ve cerrahi tedaviler konusunda çalışmalara da ağırlık veren Dr. Gedikli özellikle Endoskopik Sinüs Cerrahisi (ESC) alanında yurt içi ve yurtdışında bu işin öncülerinin yanında uzun süre eğitim aldı.

Burun Alerjisi (Alerjik Rinit) ve İmmünoterapi (Aşı Tedavisi) Dr. Gedikli'nin ilgi alanları arasındadır. Bu konuda yayınlanmış makaleleri ve yazılmış kitap bölümleri vardır. Alerjik burun ve tedavi seçenekleri konulu pratisyen ve uzman hekimlerin eğitimine yönelik pek çok konferanslar verdi ve panellerde panelist olarak görev aldı. Alerjik Rinit Tedavisinde İmmünoterapi (Aşı tedavisi) konusunda tecrübesi vardır.

Dr. Gedikli KBB Uzmanları arasında Tiroit Cerrahisini (Guatr Cerrahisi) ilk yapanlardan birisidir.

Dr. Gedikli yukarıda vurgulanan cerrahiler dışında Orta kulak Cerrahileri (Kolesteatom Cerrahisi), Timpanoplasti (İşitme cerrahisi), Gırtlak Kanseri Ameliyatları, Horlama ve Uyku Apnesi Cerrahileri ve ThermalWelding yöntemi ile kansız Tonsillektomi gibi güçlendirilmiş aletlerle bademcik cerrahiler konusunda da uzmandır.

Dr. Gedikli sahibi ve editörlüğünü yaptığı KBB Klinikleri Dergisi uzun süre yayınlandı ve bu alanda önemli bir açığı doldurdu. Bunun yanında KBB ve Baş Boyun Cerrahisi alanında yayınlanan dergilerin ilmî yayın kurullarında görev almaktadır. Türk Tabipler Birliği, KBB ve Baş Boyun Cerrahisi Derneği,  TKBB Vakfı, Fasiyal Plastik Cerrahi Derneği ve Avrupa Rinoloji Derneği gibi pek çok millî ve milletlerarası derneklerin üyesidir.