Oğuz ÇETİNOĞLU

Oğuz ÇETİNOĞLU

Ekonomist, Araştırmacı-Yazar -

ocetinoglu1@gmail.com

Ebedî âleme doğuşunun Birinci Yıldönümünde Türk Dünyası Âşığı, Türk Birliği Mefkuresinin Mücahidi Prof. Dr. Turan Yazgan

 

O'nun üstün vasıfları ve adı ile özdeşleşmiş fikirleri başlıklara da makalelere de sığmaz. Gücü bedenine, düşünceleri ve zekâsı beynine sığmadığı gibi...

Turan Yazgan Hocamızın vasıflarının birkaçına sâhip olabilenler bile; günümüz toplumunda çok saygın insan olarak kabul görürler.

O, mayası bizden olmakla birlikte, sanki başka türlü yoğrulmuş, kendini gerçekleştirmiş farklı ve üstün bir şahsiyet âbidesi idi.

Turan Yazgan, eşine ender rastlanabilen bir fikir adamı, mücâdeleden yılmayan bir mücâhit, en olumsuz ve ümitsiz şartlarda bile çıkış yolu bulabilen zekâ hazinesi, gönül dostu, iman gücü ile mücâdele azminin ideal karışımı olan bir alperen, yeri zor doldurulabilir müstesna ve katıksız bir Türk'tü.

Bu özellikleri sebebiyle sevildi ve görev yaptığı üniversitede, başkanı bulunduğu Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı'nda yapılan törenlere çok sayıda insan katıldı. Vakıf merkezinin önünde konulduğu cenâze arabasının ardından, Itrî'nin muhteşem Tekbir'ini okuyarak yürüyen binlerce insan tarafından Fatih Camii'ne götürüldü. Daha büyük kalabalıklar tarafından namazı kılınıp aziz naşı, Kozlu Mezarlığı'nda çok sevdiği vatan toprağına, duaları bereketlendiren gözyaşlarıyla tevdi edildi.

Sevenlerinin oluşturduğu insan seli arasında; TBMM Başkanı ve eski başkanlardan 2'si, dördü önceki dönemlerde olmak üzere siyasî parti genel başkanlarından 7 kişi, milletvekilleri, hâlen görevde bulunan bakanlarla geçmiş dönemin bakanları, İstanbul Valisi ve yardımcıları, Türk cumhuriyetlerinden gelen temsilciler, gözbebeği gençler, sanatkârlar, gazeteciler, ülküdaşları, gönül dostları, yakın çevresinde olanların bile tanımadığı pek çok insan bulunuyordu.. Bu insanlar arasında, birbirleriyle irtibat kuramayanlar vardı. Fakat O, gönül mimarı olarak hepsiyle aralarında köprüler oluşturabilmişti. Gözlem yapabilenler farkındaydı: Törenlere katılanların hepsi kendi aralarında bir kısmı da Turan Yazgan'la her konuda mutâbık değildi. Fakat Yazgan Hocamız hepsiyle barışıktı, hepsinin sevgisini-saygısını kazanmıştı. Öylesine birleştirici-kaynaştırıcı özelliği vardı.

*                                                                                                                                                                                Dönemin Türkiye Cumhurbaşkanı; 'Devlet çapında işler yapıyorsunuz!' şeklindeki iltifatı karşısında bile tevâzudan ayrılmadı. Yeri ve zamanı geldiğinde; 'Bâzı işler vardır ki hiç kimse o işleri tek başına yapamaz. Devletlerin bile tek başlarına altından kalkamayacağı hizmetler vardır. Yaptıklarımız, el birliğinin, gönül birliğinin, dâvâya inanmış idealistlerin çalışmaları neticesidir.' Diyerek gerekli mesajı vermişti.

Türk Devleti elbette büyüktür, güçlüdür. Devlet eliyle Türk Dünyası için Türk birliği için önemli hizmetler gerekleştirilmiştir. Bunda kimsenin şüphesi yoktur. Fakat bir gerçek, devâsa bir kaya gibi karşımızdadır: Büyük devletimiz-güçlü devletimiz, Turan Yazgan'ın kurduğu ve alın teriyle, sulayarak, üretken zekâsının bulduğu çârelerle besleyip geliştirdiği Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı kadar uzun süreli ve istikrarlı hizmet edememiştir. Hem de Hocamızın maddî sıkıntılar içerisinde kıvranmasına, devletin namütenâhi denilebilecek imkânlarına rağmen...

Çünkü O; gönül verdiği Türk Dünyası'nın mümtaz edibi, seçkin devlet adamı Ali Şîr Nevâî'nin; 'İş yapmak isteyen imkân bulur. İstemeyenler ise bahâne ararlar...'  sözünü kendisine düstur edinmişti. Sağlığı dâhil binlerce problemle boğuştuğu halde hiçbir bahânenin ardına sığınmadı. İmkânsızlık ölçüsündeki zorluklardan yılmadı. Devlet dâhil hiçbir kuruluştan ve kişiden yardım talebinde bulunmadan, çizdiği yolda, göğsüne madalya olarak yüreğini takmış, eline 'akıl' pusulasını almış olarak ömrünün sonuna kadar hiç durmadan ilerledi. Engelli maraton koşucusu olmak O'nu hiç yormuyordu. Koştukça, ilerledikte dinleniyordu.

Ekonomistti.

'İnsanı ilgilendiren her şey ekonomi ilminin de ilgi alanındadır.' Özdeyişinin çok ilerisindeydi. Dünya tarihini, özellikle Türk tarihini, tarihçilerden iyi bilirdi. Mükemmel bir eğitimciydi. Türk coğrafyası, Türk insanının örfü-âdeti ve gelenekleri, sosyolojik yapısı, inanç kültürü... Türk insanı ile ilgili, insanla ilgili bütün ilimlerde uzman ölçüsüne bilgi sâhibi idi. Millî değerlerle insanî değerleri, moral değerler potasında dengelemek suretiyle oluşturduğu reçete ile insanlığa hizmet etmek için yaratılmış bir âlimdi.

O'nun en büyük eseri, şüphesiz Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı'dır.

Vakıf aracılığıyla gerçekleştirdiği hizmetler, sayfalara sığmayacak kadar çoktur. En önemli hizmeti de 18 yıl boyunca Türk Dünyası'ndan misâfir ettiği binlerce öğrenci ile düzenlediği 'Türk Dünyası Çocuk Şölenleri'dir. Merak ve heyecanla Türkiye'ye gelen çocuklar ve berâberindekiler, Türkiye'den tam bir Türk dostu olarak ayrılıyorlardı. Onların hepsi ve Vakfın açıp işlettiği eğitim kurumlarından mezun olanlar,  kendi ülkelerinde Türkiye'nin gönüllü elçileri olarak görev başındalar. Yazgan Hoca'mızın oluşturulmasında büyük emeği geçen Türk Birliği'ni onlar geliştirecekler.

Kitap ve dergi yayınları, bütün hizmetlerinin başındaki altın taç gibidir.

O'nun, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı'nda, vefakâr-cefakâr ve önderlerine inanmış az sayıda yardımcısı ile gerekleştirdiği hizmetler, yüksek bir idealin ürünüdür. O ideali sâdece mesai arkadaşlarına değil, Kosova'dan, Urumçi'ye, Tuva'dan Kerkük'e kadar uzanan 22.000.000 kilometrekarelik Türk dünyasında, kendisini az da olsa tanıma fırsatı bulan bütün Türklere aşılamıştı. Bütün bu işleri; sarsılmaz azmi ve yapıcı karakteri ile yürüttü.

'Aydın muhalif olur...' târifindeki derinliksiz muhaliflerden değildi. Ancak aklın ve mantığın süzgecinden geçmeyen işlere ve bu işleri yapanlara, ölçülü muhalefet ederdi. Onunki, itici değil, birleştirici muhalefetti. Entellerin 'pozitif enerji' olarak adlandırdıkları veya fizikte 'kinetik enerji' denilen güç , bu olsa gerek.

Evet! O, 'farklı' bir insandı. İster binlerce, ister 5-10 kişi olsun, topluluğa hitap etmek için kürsüye çıkarken cebinde-elinde kâğıt bulundurmaz, dâima irticalen konuşurdu. Konuşmasının ilk 3-5 dakikasında, kendisini tanımayanlar; sıradan kırık-dökük, dağınık bir konuşma dinleyeceklerini düşünürlerdi. Fakat sonraki dakikalarda; fikir yönü ağır basan, gerçekleri çivi gibi beyinlere çakan, heyecan dozu vasatın biraz üzerinde ve fakat kalabalıkları sarıp-sarmalayan, beyinlerde şimşekler çaktıran, ufuklar açan müthiş bir hitâbet ustası ile karşı karşıya olduklarını anlarlar, O'nun nasıl bir 'değer' olduğunu öğrenirlerdi.

Kendini sâdece Türkiye'deki Türklere mi sevdirmiş, kabul ettirmişti?

Hayır!

Hizmetlerini götürebildiği yerlerde değil, adının duyulduğu her yerde sevgi ve saygı ile anılıyordu. Türk cumhuriyetlerinin bâzılarında zaman zaman çıkan karışıklıklarda, Türk iş adamları ve tesislerinin zarar gördüğü oluyordu. Hocamızın oradaki eğitim yuvalarını, yine o ülkenin insanları muhâfaza çemberine alıyor ve canları pahasına provokatörlere karşı koruyorlardı.

*   *   *

İnsanlar, toprağa verildiklerinde değil, isimleri unutulduğu zaman ölürler. Prof. Dr. Turan Yazgan, hizmetleriyle, bıraktığı eserleriyle, açtığı eğitim kurumlarında yetişen öğrencilerle, özellikle içindeki ışıkla yaktığı meş'alelerle, dünya durdukça; bilgi, sevgi, cesâret ve mücâdele sembolü olarak yaşamaya devam edecektir.

Cenab-ı Allah, Yüce Kitabımız'da buyuruyor: 'Siz şehitleri ölü sanmayın. Onlar diridirler.'

Turan Yazgan Hoca'mızı tanıyanlar, yakınında bulunanlar bilirler: Özellikle son birkaç yıl içerisinde sıradan insanların dayanamayacağı çilelere katlandı. İlerlediği yollara atılan ve ayağına batan dikenlerin hesabını hiçbir zaman hiç kimseden sormadı. Yalnızca ve sessizce 'Rabb'im ıslah etsin...' niyazı ile Allah'a havâle etti.  O, ebedî âleme doğarken, çektiği çileler sebebiyle şehitlik makamına erişmiş olmalı.

Allah Zülcelal Hazretleri'nin; şanlı tarihimizden, destanlar diyârından günümüz Türklüğüne armağan ettiği; ideal, çalışkanlık, hizmet, dürüstlük, samimiyet ve fedakârlık timsâli Aziz şehidimiz! Pahâ biçilmez emânetlerin, güvenilir ellerdedir. Nurlar içinde huzurla yat. Makamın cennet olsun, kabrin nurla dolsun.

Prof. Dr. TURAN YAZGAN DİYOR Kİ...

'Atatürk, Kerkük için tam 7 defa çizme giydi. Her çizme giydiği tarihte sandıklar dolusu altın karşılığında aşiret reisleri isyan çıkardılar ve bunlar devam ediyor. Baktılar ki Anadolu'daki maşa yapılabilen topluluklarla bu iş halledilemiyor. Türk ordusu çok güçlü ve bir karış vatan parçasından dahi vazgeçmesi mümkün değil, hatta vazgeçse dahi Türk milletinin hiçbir şeyden vazgeçmeyeceği kesin olarak ortaya çıktı. İşte o zaman Kuzey Irak'ta oynamaya başladılar. Kuzey Irak'ta bir devlet kuruluşunu gerçekleştirip gerçek Türk toprağı hem de iki çizgi arasına aldığımız gök renkli Türk Bayrağı ile gerçek bir misak-ı Millî'ye dâhil vatan parçası olan Kürkük'ü ve Musul'u işgal ettiler.

Orada 3,5 milyon Türk vardır. 3,5 milyon Türk'ün özellikle kızlarının çeyizlerinde sakladıkları en değerli hediye, Türk bayrağıdır. Bugün de bekledikleri Türk bayrağıdır.

28 Mayıs 2003

*

Doğu Türkistan Türk medeniyet tarihinin önemli bir beşiğidir. İnsanlığa hediye ettiğimiz pek çok gelişme ilk önce Doğu Türkistan'da gerçekleştirilmiştir.

Bütün dünyanın Doğu Türkistan'da yaşayan 30.000.000'u aşkın topluluğa önce insan olarak, milletlerarası standartlar ve insan hakları açısından bakmasını sağlamak lazımdır.

Hiçbir zaman 'Doğu Türkistan'da ne yazık ki iş işten geçmiştir' dememeliyiz.

11 Temmuz 2009

 

 

12/1/2013 -

HABER LİSTEMİZE KATILIN

To Top