Oğuz ÇETİNOĞLU

Oğuz ÇETİNOĞLU

Ekonomist, Araştırmacı-Yazar -

ocetinoglu1@gmail.com

Suriye’nin Geleceğini Konuştuk.

 

Oğuz Çetinoğlu: Sorulardan önce, her zaman olduğu gibi konumuzla ilgili genel bir değerlendirme lütfeder misiniz?

Doç. Dr. Barış Doster: Türkiye, güney sınırlarının, daha geniş anlamda Güneydoğu Anadolu bölgesinin daha problemli ve istikrarsız hâle gelmesinden endişe etmektedir. O sebeple de ABD, İngiltere ve Fransa gibi müttefiklerini sık sık 'Siz Suriye ile sınır komşusu değilsiniz, bu ülkedeki gelişmelerden doğrudan ve hemen etkilenmiyorsunuz' diyerek uyarma gereğini duymaktadır. Rusya'nın Suriye'ye kararlılıkla sahip çıkmayı sürdürmesi de, enerjide Rusya'ya bağımlı olan Türkiye'nin Suriye politikasını gözden geçirmesine sebep olan unsurlardan biridir.

Arap Birliği Suriye'nin üyeliğini askıya alırken, Suriye'ye yaptırım kararını onaylarken, kendi yaptırım paketini açıklayan, 'Suriye bizim iç işimizdir' diyen Türkiye, zamanla daha soğukkanlı açıklamalar yapmaya başlamıştır.

Suriye'deki rejimin direncinin yanında, İran ve Irak merkezi hükümetiyle yaşanan anlaşmazlık da, Türkiye'nin Suriye politikasını gözden geçirmesinin sebepleri arasındadır. Zira Tahran, Şam ve Bağdat'a göre; Türkiye'nin Ortadoğu'ya, Arap dünyasına ve İslam âlemine yönelik politikası, ABD'nin talepleriyle örtüşmektedir. Her üç başkent de, füze kalkanı radarına topraklarını açan, patriot füzelerini kabul eden Türkiye'nin, bölgede batının çıkarlarını temsil ettiğini düşünmektedir.

Türkiye'nin bu süreçte Rusya ile gerginleşen ilişkileri de, onların bu düşüncesini ve algısını güçlendirmektedir. Türkiye ile İran arasındaki tarihî ve jeopolitik rekabet de böyle düşünmelerinin bir diğer sebebidir. Bölgede İran Rusya'ya, Türkiye ise ABD'ye yakın politikalar tâkip ettiğinden, bu algı kolayca zemin bulmaktadır.

Dahası, Türkiye'nin Müslüman komşularının nüfusu Sünni değil Şii ağırlıklıdır ki, Tahran Ankara'yı Şii İran'a karşı Sünni bloğun liderliğine oynamakla itham ettiği zaman, rahatlıkla Suriye ve Irak'ı ikna edebilmektedir. O sebeple Türkiye, sadece Suriye konusunda değil, bölgedeki diğer diplomatik adımlarında da, özellikle Kuzey Irak Mahallî Yönetimi'yle olan ilişkilerinde de İran'ın tavrını önemsemektedir.

Türkiye'nin Kuzey Irak Mahallî Yönetimi'yle ilişkilerinin seyrinde, sadece ABD'nin bölgedeki hesapları değil, Türkiye'nin Irak hükümetiyle olan ilişkileri, Erbil'in Bağdat'la olan ilişkileri, Bağdat'ın Tahran'la olan ilişkileri ve Türkiye'nin İran'la olan ilişkileri belirleyici olmaktadır.

Çetinoğlu: Beşar Esad'ın gücü, büyük ölçüde Rusya'nın desteğinden kaynaklanıyor. Rusya-Suriye ilişkilerini değerlendirir misiniz?

Doster: Rusya'nın Suriye politikası başından bu yana kendi içinde tutarlı bir seyir izlemektedir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde Çin'le birlikte Suriye karşıtı karar önerilerine kararlılıkla karşı koyan Rusya, Suriye'ye savaş gemisi yollayarak ve silah satarak da sâhip çıkmaktadır. Rusya'nın Suriye'de Tartus Limanı gibi stratejik bir üsse sahip olmasının yanında, İran'la olan yakın ilişkileri ve Irak merkezî hükümetiyle geliştirdiği ilişkiler de Suriye'ye sâhip çıkmasını gerektirmektedir. ABD'nin önceliğini Ortadoğu'dan Asya Pasifik'e yönelttiğini gören Rusya, Ortadoğu'da ağırlığını artırmaya yönelirken, mahallî politikalarla da bu adımlarını desteklemektedir. Bu bağlamda enerji kartını başarılı bir diplomatik silah olarak devreye sokmakta, yumuşak güç unsurlarını seferber etmektedir.

Rusya ayrıca, SSCB döneminden farklı olarak jeopolitiğe daha fazla önem vermekte, diplomasisinde jeopolitik temelli hareket etmekte, jeopolitik güvenliğini öne çıkarmaktadır. Rusya'nın Çin'le gelişen ilişkileri, Şanghay İşbirliği Teşkilatı (ŞİT) ve BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika'dan oluşan yükselen ekonomiler) içindeki konumu ve bu yapının sağlam bir yapıya kavuşturulması çabaları da, Suriye'yi desteklemesini adeta mecburî kılmaktadır. Çünkü ABD'nin sadece ekonomik açıdan değil, siyasî ve askerî açıdan da eski gücünü yitirmesi, Çin ve Rusya'nın artan ağırlığı, AB'nin yaşadığı bunalımın iktisadî buhranın da etkisiyle yapı ile ilgili konuma dönüşmesi, Ortadoğu'daki rekabeti öne çıkarmıştır. Moskova ile Ankara arasındaki iktisadî ilişkilerin yakınlığına rağmen, Ortadoğu konusunda, Suriye ve İran meselelerinde, dünya pazarlarına enerji ulaştırılmasında keskin bir rekabet vardır. Ayrıca iki ülkenin Karadeniz'deki rekabete ilişkin yaklaşımları da farklıdır. ABD'nin Türkiye üzerinden Karadeniz'de bayrak gösterme hesaplarının yanında Bulgaristan ve Romanya'nın NATO üyeliği de, Rusya'yı bu konuda daha kuşkucu kılmaktadır.

Nitekim Rusya, son dönemde Karadeniz'de yaptığı tatbikatların sayısını artırmıştır. Rusya ayrıca, İsrail'in Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile yakınlaşmasına, Azerbaycan ile ilişkilerini geliştirmesine paralel olarak, yıllardır güçlü siyasî ve iktisadî ilişkilere sâhip olduğu Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'yle ilişkilerini de kuvvetlendirmeye çalışmaktadır.

Çetinoğlu: Rusya'nın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'yle ilişkisi nispeten yeni ve ilgi çekici değil mi?

Doster: Rusyanın Güney Kıbrıs Yönetimi'nde sadece ekonomik gücüyle, bankalardaki parasıyla değil, Doğu Akdeniz'in tabii kaynakları üzerinde söz sahibi olarak ve güneyde bir deniz üssü kurarak da etkili olmak istemektedir. Rusya'dan bu ülkeye 30 milyar doları bulan bir para akışının olduğu ifade edilmektedir ki, ülkenin toplam mal ve hizmet üretiminin 23 milyar dolar olduğu dikkate alınırsa, Rusya'nın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi üzerindeki etkisi ve neden bu ülkeye 'Rusya'nın Hong Kong'u' denildiği daha

iyi anlaşılır. Zira ülkedeki bankalarda bulunan mevduatın yarısı doğrudan veya dolaylı olarak Ruslara aittir ve Rusya'dan yasa dışı yollarla çıkarılan paranın büyük bölümü Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nde bulunmaktadır.

Rusya'nın mahallî çapta attığı adımlar ve ABD'ye verdiği mesajlar kapsamında Rusya Devlet Başkanı Putin'in, orduya Rus birliklerinin Rusya dışında görevlendirilmesiyle ilgili harekât emri vermesi de dikkat çekicidir. Çünkü Rus birliklerinin görev yapacağı ülkelerden biri de Suriye'dir. Bu konuda planın ayrıntıları hem Kolektif Güvenlik Anlaşması Teşkilatı hem de Şanghay İşbirliği Teşkilatı (ŞİT) ile görüşülmektedir.

Çetinoğlu: Rusya-Çin ilişkileri de dikkat çekiyor...

Doster: Enerji üretiminde dünyanın en büyük güçlerinden biri olan, ileri teknoloji üretebilen, eskiyen sanayi altyapısını ve üretim teknolojisini yenilemeye çalışan Rusya'nın, Çin'le olan yakınlığı, aralarındaki ilişkiyi 'kapsamlı stratejik işbirliği ve ortaklık' olarak tanımlaması, 'yeni bir devletlerarası ilişki örneği' olarak nitelemesi de, iki ülkenin Suriye konusundaki ortak tutumlarını beslemektedir.

Çetinoğlu: ABD'nin Suriye politikasında belli-belirsiz bir gevşeme gözlemleniyor. Sebepleri biliniyor mu?

Doster: Çin'in Avrasya coğrafyasında artan etkisi ve büyük ekonomik gücünün yanında AB ile arasında artan ticaret hacmi de, Çin'le birlikte Rusya'nın elini güçlendirmekte ve de ABD'nin Suriye politikasında daha atak davranmasını engellemektedir. Şöyle ki Avrupa'da, özellikle de İngiltere, Almanya ve Hollanda'da giderek artan sayıda şirket Çin'le yaptıkları ticarette Çin para birimi yuan kullanmayı tercih etmektedirler. Çin, ekonomik gücünün yanında, yumuşak gücünü de devreye sokmuştur.

Çetinoğlu: Yumuşak güç?

Doster: Çin dışında her gün 2 milyar dolar değerinde ticaret yuan ile yapılmaktadır. Bu hacim son 15 ayda 2 katına çıkmıştır. Bu durum, Çin'e gizli bir güç kazandırmaktadır.

Çetinoğlu: Orta Doğu'nun önemli ülkeleri Irak, İran ve Mısır'ın Suriye politikalarını da değerlendirir misiniz?

Doster: Suriye'deki iç savaşın uzaması ve rejimin direnci, Irak siyasetindeki saflaşmada da dikkat çekici unsurlardan biridir. Çünkü 2003'te gerçekleşen ve 2011'de sona eren ABD işgali sonrasında istikrarı bir türlü yakalayamayan Irak, Suriye'deki gelişmelerden doğrudan etkilenmektedir.

İran'a yakın politikalar izleyen Başbakan Maliki Suriye'de rejime destek verirken, ABD'ye yakın bir siyasî çizgi benimseyen ve Türkiye'yle iyi ilişkileri olan Kuzey Irak Mahallî Kürt Yönetimi ise Suriyeli muhalifleri desteklemektedir. Dinî, etnik, mezheplere dayalı ayrımların, aşiret ilişkilerinin güçlü olduğu Irak'taki istikrarsız siyasî yapı, sâdece Suriye'deki gelişmelere değil, Türkiye ve İran'daki gelişmelere karşı da fazlasıyla duyarlıdır. Irak başbakanı Maliki'nin İran'ın güçlü desteğine sâhip olması, mahallî seçimlerden başarıyla çıkması, ülkenin birliğini savunan politikalarda belli Sünni kesimlerin de desteğini alması, Suriye konusunda da elini güçlendirmektedir. Irak siyasetinde Maliki şu anda çok güçlüdür ve ona karşı güçlü bir politik seçenek yoktur. O kadar ki ABD bile O'nu doğrudan karşısına alamamakta ve işgal ettiği Irak'ın bütünlüğünden yana olduğunu açıklamak durumunda kalmaktadır. Barzani'yi kastederek 'Bağdat'ın onayı olmadan Irak'ın herhangi bir kesiminden petrol ihracatını desteklemiyoruz' diye açıklama yapması da bunun delilidir.

İran, Suriye politikasında başından beri aynı çizgiyi korumaktadır. Bu konuda keskin bir görüş ayrılığı içinde olduğu Türkiye'nin, sadece Suriye meselesinde değil, Afganistan, Irak ve Libya konularında da ABD ile aynı hatta ortak olduğunu belirtmekte, İsrail'in Mavi Marmara baskını sebebiyle dilediği özrü de, Suriye meselesinde Türkiye'nin öne çıkmasıyla açıklamaktadır.

Çetinoğlu: Türkiye'nin Suriye politikasında da kısmî bir yumuşama gözlemleniyor...

Doster: Suriye'deki rejime karşı Türkiye'nin sâdece ABD ve batılı güçlerle veya Suudi Arabistan ve Katar'la değil, aynı zamanda İsrail ve terör örgütü PKK'nın Suriye kolu olan PYD ile de aynı safta olduğunu vurgulanmaktadır. ABD'nin Türkiye ile İsrail'in barışmasını sağladıktan sonra, Suriye üzerindeki baskıların daha da yoğunlaştığını söylenmektedir.

İran, batının Suriye'deki rejimi değiştirme çabalarını büyük jeopolitik oyunun parçası olarak görmektedir. Asıl büyük hedefin kendisi olduğunun farkındadır. Tahran'a göre; bu oyunun içinde ABD, NATO, AB ülkelerinin bâzıları, bâzı Arap ülkeleri, İsrail ve Türkiye vardır. Suriye'deki Özgür Suriye Ordusu'nun, terör örgütü PKK ve onun İran uzantısı olan PJAK ile temasını bilen İran'a göre; Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve ABD, Suriye'ye yönelik bir dış müdahalenin zeminini oluşturmak için bu ülkedeki şiddet olaylarının tırmanmasına çalışmaktadırlar. İran, Irak'ın kuzeyindeki mahallî yönetimin hızla bağımsızlık yönünde adım atmasından ve Türkiye'nin de buna hem diplomatik hem de ekonomik katkı vermesinden de rahatsızdır. Tahran, Türkiye'nin Kuzey Irak'taki Mahallî Kürt Yönetimi'ne fiilen devlet muamelesi yaptığını, Irak merkezî hükümetini devre dışı bırakarak, ikili anlaşmalar imzaladığını sık sık dillendirmektedir. İran, Irak'taki Şii-Sünni anlaşmazlığında Türkiye'yi Sünnilerden yana taraf olmakla suçlarken, bölgede İsrail'i düşman, Türkiye'yi ise rakip olarak gördüğünü hiç saklamamaktadır.

Çetinoğlu: Mursi döneminde Mısır-Suriye ilişkileri farklı bir boyut kazanmıştı...

Doster: Geçmişte Suriye ile kısa süreli bir Birleşik Arap Cumhuriyeti deneyimi yaşayan Mısır'ın dış politikasında Afrika, Körfez ülkeleri, Rusya, Çin ve İran ile dengeli ilişkiler kurmaya çalıştığı görüldü.

Müslüman Kardeşler'in adayı olarak cumhurbaşkanı seçilen Mursi, her ne kadar ABD ve İsrail'e Mısır'ın dış siyasetinde büyük değişiklikler olmayacağı yönünde teminat vermişse de, seçildikten sonra Çin ve İran'ı ziyaret etmiştir. Suriye konusunda da Mısır, Türkiye, İran ve Suudi Arabistan'ın yani hepsi Müslüman olan dört bölge ülkesinin bir araya gelerek ortak bir plan geliştirmesi için öneride bulunmuştur.

Mısır İran'ı, özellikle Suriye konusundaki etkinliği sebebiyle dâvet etmiştir. Mursi'nin, seçimleri kazandıktan sonra İran'la ilişkilere yönelik sıcak açıklamalar yapması, Tahran'a stratejik işbirliği önermesi ve Süveyş Kanalı'nı İran gemilerine açması önemli adımlar olarak değerlendirilmiştir. 1979'dan beri ilişkileri hem İran İslam Devrimi hem de Mısır ile İsrail arasında imzalanan Camp David Anlaşması sebebiyle kopuk olan İslam âleminin bu iki büyük ülkesinin yakınlaşması İsrail'in ilk aşamada tepkisine sebep olmuştur.

Mısır'ın, birkaç yıl önce Hamas'a operasyon yapıp, Gazze'ye gidecek füze ve cephanelere el koyan politikasından memnun olan İsrail, Mursi iktidarıyla birlikte Mısır dış siyasetinde görülen yönelimi sert sözlerle eleştirmiştir. Mursi görevden uzaklaştırıldıktan sonra Mısır'ın, Suriye politikalarını, ABD ile paralel hâle getireceği söylenmektedir.

Çetinoğlu: Yakın ve uzak gelecek için tahminlerinizi lütfeder misiniz?

Doster: Suriye'de gelinen aşamada bundan sonra olabilecekleri kestirmek güçtür, öngörüde bulunmak kolay değildir. Ancak Esad rejiminin olayların başladığı güne oranla daha güçlü bir konumda olduğu, askerî açıdan önemli başarılar elde ettiği, diplomatik düzlemde de elini güçlendirdiği görülmektedir. ABD'nin Esad rejiminin kimyasal silah kullandığı yönündeki iddiaları bir türlü ispatlayamaması, dolayısıyla da Suriye'ye yönelik bir askerî müdahalede bulunmak için gereken kamuoyu desteği ve psikolojik iklim bir türlü sağlanamamıştır. ABD'nin yanı sıra İngiltere, Fransa, İsrail ve Türkiye de bu durumun farkındadır. Bunların yanında Rusya, Çin ve İran'ın Suriye'ye verdiği güçlü destek ve bölge dengelerinin değişmesi de Esad'ın elini güçlendirmiştir.

Esad sonrasının bir türlü kestirilememesi, yerine kimin geleceğinin öngörülememesi ve Suriye'de İslamcı bir rejimin iktidara gelme ihtimali de, batıdaki Esad karşıtlarının manevra sahasını daraltmaktadır. Nitekim ABD'nin ısrarla Rusya'nın ikna edilmesini dillendirmesi bunun delilidir.

Suriye konusunun ele alınacağı 2. Cenevre Konferansı'nın toplanması yönünde yapılan çağrılar ve İran'ın konferans için sözlü davet aldığını açıklaması da, Suriye'deki mevcut rejimin lehine olan gelişmelerdir.

Şunu da kabul etmek gerekir ki, Suriye'de yaşananlar sadece bu ülkenin içişlerinden kaynaklanmamaktadır.

Mahallî olmaktan da çıkıp milletlerarası bir nitelik almıştır. Adeta büyük güçler arasında vekâleten yürütülen bir savaş söz konusudur. Suriye ekseninde görülen saflaşmada bir yanda Rusya, Çin ve İran'ın varlığı, diğer yanda ise ABD, İngiltere, Fransa, İsrail, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar'ın varlığı dikkat çekmektedir.

Olayların başladığı günden bu yana, Esad rejimi tahminlerin ötesinde bir direniş göstermiş, muhalifler umulan ölçüde bir güce, itibara, yaygınlığa ve saygınlığa ulaşamamışlardır. Batı bloğunun politikalarını gözden geçirmesi, hatta kısmen değiştirmek mecburiyetinde kalması, dahası kendi arasında bir bütünlüğün söz konusu olmaması, Esad rejiminin ve onu destekleyen güçlerin elini kuvvetlendirmiştir.

Doç. Dr. BARIŞ DOSTER

Siyaset Bilimci - Yazar Barış Doster 1973 yılında Kars'ta doğdu. Kars Gazi İlkokulu'nu 1983 yılında, Kadıköy Anadolu Lisesi'ni 1990 yılında, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nü 1994 yılında bitirdi. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde, Türk siyasî hayatı üzerine yazdığı tezle yüksek lisans, Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı'nda tâkip ettiği dış politikayı incelediği çalışmayla doktora yaptı. 2011'de siyasi tarih alanında doçent oldu.

Üniversitede okurken gazeteciliğe başladı. Devinim ve Nokta dergilerinde, Cumhuriyet Gazetesi'nde 15 yıl gazetecilik yaptı. Türk siyasî hayatını, Türk dış politikası, milletlerarası ilişkiler konularında çok sayıda haber, söyleşi, yazı dizisi hazırladı. Çeşitli dergi ve kitaplarda makaleleri yayınlandı, konferans ve seminerler verdi. Üniversitelerde, askerliğini yaptığı Kara Harp Okulu'nda, Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nde (SAREN) Milletlerarası İlişkiler, Türk Devrim Tarihi, Türk Dış Politikası, Siyaset Bilimi, Güvenlik Stratejileri, Mahallî Bazlı Devletler Analizi, Kamuoyu Oluşturma Teknikleri, Habercilik, İhtisas Gazeteciliği dersleri verdi. Halen Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde öğretim üyesidir.

Yayınlanmış eserleri: Atatürk, *Türk Dünyası ve Mazlum Milletler: (2004), *Kuşatma Altındaki Türkiye: (2007), *Türkiye ve Karanlık Savaş: (2008), *Orhan Koloğlu Kitabı / Bilimselden Medyatik'e Tarih: (2009), *Müfid Ekdal Kitabı / Tanıdığım İnsanlar, Yaşadığım Olaylar: (2009), *Soros, CFR ve Arap Ayaklanması: (Orhan Koloğlu, Mehmet Ali Güller ve Haluk Hepkon'la birlikte, 2011).

 

 

11/17/2013 -

HABER LİSTEMİZE KATILIN

To Top