IMG-LOGO
Güncel

On İki Eylül 1980 Askeri Darbesi

Oğuz ÇETİNOĞLU; - 9/12/2013 ocetinoglu1@gmail.com;
IMG

1970'li yıllarda başlayan öğrenciler arasındaki sağ-sol çatışması had safhaya gelmişti. Devlet adamlarına, tanınmış kişilere ve öğretim üyelerine ve siyasî kişilere yönelik suikastlar düzenleniyordu. 1 Şubat 1979'da Abdi İpekçi,  28 Eylül 1979'da Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul, 19 Kasım 1979'da Adalet Partisi İstanbul eski milletvekili İlhan Egemen Darendelioğlu, 20 Kasım 1979'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı Ümit Doğançay,   3 Aralık 1979'da, Fedai Dergisi sahibi yazar Kemal Fedai Coşkuner, 7 Aralık 1979'da  Prof. Dr. Cavit  Orhan Tütengil, 27 Mayıs1980'de Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak, 19 Temmuz 1980'de Eski Başbakanlardan Nihat Erim, 22 Temmuz 1980'de DİSK ve Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Kemal Türkler öldürüldüler. Türk Silahlı Kuvvetleri, emir-komuta zinciri içerisinde ve 12 Mart 1971 Muhtırası'ndan sonra üçüncü defa yönetime el koydu.

ABD yöneticileri, 12 Eylül darbesini birbirlerine; 'Türkiye'de bizim çocuklar ihtilal yaptı' diye müjdelediler.

Bu müdahale ile Süleyman Demirel'in Başbakan'ı olduğu hükümet görevden alındı, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve siyasî partiler lağvedildi. Parti liderleri önce askerî üslerde gözetim altında tutuldu, ardından yargılandı. 1970 sonrasında değiştirilen 1961 Anayasası tamamen rafa kaldırıldı ve Türkiye siyasetinin yeniden tasarlandığı bir askerî dönem başladı. Darbe sırasında Genelkurmay Başkanı olan Orgeneral Kenan Evren, Devlet Başkanı oldu.  Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun'dan meydana gelen Millî Güvenlik Konseyi yönetime hâkim oldu.

Millî Güvenlik Konseyi, Türkiye'yi düze çıkardığına (?!), yeni Anayasa, yeni Seçim Kanunu ve yeni Siyasî Partiler Kanunu ile Türkiye'ye, bir daha bozulmayacak şekilde düzen verdiklerine kanaat getirerek, yönetimi bir süre daha kontrolleri altında tutmak şartıyla sivillere devretmek üzere seçim yapılmasını kararlaştırdılar. 6 Kasım 1983 târihinde yapılan genel seçimlerle yeniden siyâsî hayata dönüldü. Fakat 12 Eylül döneminin etkileri bir müddet daha devam etti. Sivil hayata geçilmeden önce; Anayasa'nın referandumla kabul edilmesiyle birlikte Kenan Evren Cumhurbaşkanı, kuvvet komutanları Cumhurbaşkanı konseyi üyesi oldular.

Harekât en çok; vatanın bölünmez bütünlüğüne, milletin can ve malına kast eden hainlerin karşısına dikilen ve 'Ülkücü ' olarak anılan vatanseverleri mağdur etti.                                                                              

12 Eylül döneminden kalan biri hoş, diğeri acı tebessümlük iki renk: Kenan Evren, ismi verilmeksizin 'Netekim' kelimesiyle anıldı ve O'nun; 'Asmayalım da besleyelim mi?' Sözü, 12  Eylül dönemine damgasını vurdu.

12 Eylül Hakerâtı'nın bilançosu:

*1.683.000 kişi fişlendi.

*Açılan 210.000 dâvâda 230.000 kişi yargılandı.

*7.000 kişi için idam cezası istendi.

*517 kişiye idam cezası verildi. 50 kişi asıldı.

*71.000 kişi TCK'nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.

*98.404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı.

*388.000 kişiye pasaport verilmedi.

*14.000 kişi vatandaşlıktan çıkarıldı.

*30.000 kişi siyasî mülteci olarak yurtdışına gitti.

*300 kişi şüpheli bir şekilde öldü.

*171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi.

*937 film mahzurlu bulunduğu için yasaklandı.

*23.677 derneğin faaliyeti durduruldu.

*3.854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.

*400 gazeteci için toplam 4.000 yıl hapis cezası istendi. 3.315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

*31 gazeteci cezaevine girdi.

*300 gazeteci saldırıya uğradı.

*3 gazeteci silahla öldürüldü.

*Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.

*13 adet büyük gazete için 303 dâvâ açıldı.

*39 ton gazete ve dergi imha edildi.

*Cezaevlerinde toplam 299 kişi öldü. Bunlardan 144 kişinin ölümü şüpheli görüldü.

*14 kişi açlık grevinde öldü.

*16 kişi -kaçarken- vuruldu.

*95 kişi -çatışmada- öldü.

*43 kişinin -intihar ettiği- bildirildi.

*Necmettin Erbakan ve Alparslan Türkeş uzun müddet hapiste kaldı ve yargılandı. 12 Eylül 1980 tarihinde milletvekili olanların pek çoğu, 10 yıl ve 5 yıl süre ile siyasetten menedildi. 

MHP'liler 12 Eylül dönemini; 'Fikriyatımız iktidarda, kadromuz zindanda...' sözleri ile özetlerler. Bu dönem, MHP kadrosunun biçildiği dönemdir. 12 Eylül yönetiminin 'Karıştır - barıştır' yöntemi ile solcularla sağcılar aynı koğuşlara konuldu. Solcular, ailelerinden ve çevreden gelen yardımlarla hapiste bile rahat bir hayat yaşadılar. Ülkücü gençler ise 'taş medrese' veya 'Yusufiye medresesi' dedikleri zindanlarda çile çekerken İslamî, millî ve insanî değerlerle bağlantılı olarak birbirlerini eğittiler. Eğitimlerine, darağacına çağrılmayı beklerken bile son dakikaya kadar devam ettiler.

Türkiye'de terörün nihaî hedefinin bir iç savaş çıkararak, Türkiye Cumhuriyeti'ni ortadan kaldırmak olduğu artık herkesin mâlumudur. Özellikle 1 Mayıs 1977'deki hadise ve Kahramanmaraş Olayları ile yeni bir hız ve kimlik kazanan terör ve anarşi, önce komünizmi gerçekleştirme yönünde karşısında en büyük engel olarak gördüğü ülkücü kişi ve kuruluşları, ardından da bütün demokratik yapıyı ve halkımızı hedef almıştır. 5.000'den fazla insanımızın canına mal olan bu terör ve anarşinin ardında hiç şüphesiz iç ve dış mihrakların önemli bir rolü bulunmaktadır. Aynı silâhlarla hem sağ hem sol görüşlü kişilerin öldürülmesi, faili meçhul kalan olaylar ve ölümler ve 11 Eylül'de oluk gibi akan kanın 12 Eylül günü bıçakla kesilmiş gibi durması bu büyük oyunun göstergeleridir. MHP davasında pek çok olay, milliyetçilere mal edilmeye çalışılmıştır. Bu gerçeği solcular, yazdıkları kitaplarda bizzat itiraf etmişlerdir. 

12 Eylül darbesini daha iyi anlayabilmek için iç ve dış siyasî gelişmeleri de iyi bilmek gereklidir. Çünkü Türkiye'yi 12 Eylül'e götüren anarşi ve terör olayları dış gelişmelerle paralel bir seyir takip etmiş ve iç siyasî gelişmelerdeki istikrarsızlıkların körüklediği  anarşi ortamında, demokrasi dışı eğilimlerin amaçlarına erişmelerine hizmet etmiştir. Anarşi ve terör ülkücü-milliyetçi düşüncenin gelişmesi önünde en büyük engeldir. Çünkü milliyetçilik, bütün bir milleti kucaklayan birleştirici bir unsurdur ve bu fikir ancak daha demokratik bir düzende gelişip serpilebilir.

Ne yazık ki bu gerçek, görülebilmiş ve anlaşılabilmiş değildir.