Kadir DURGUN

Kadir DURGUN

Eğitimci -

kadir@kadirdurgun.com

Karacaoğlan’ın Elif’i

Bir gerçeği yanlış öğrenmişseniz yanlış bilirsiniz. Yanlış bilgi, yanlış hükmü ve yanlış öğretmeyi doğurur. Yanlış iliklenen ilk düğmeden sonraki bütün düğmelerin yanlış yerde bulunacağı gibi.

Biz, Karacaoğlanı’ı elinde sazıyla diyar diyar dolaşan, gittiği her yerde gerçek ya da hayali sevgilisi “Elif”i” soran, edebiyatımızda beşeri aşkın temsilcisi halk şairi olarak öğrendik ya da o bize böyle öğretildi. Onun, edebiyata biraz ilgi duyan hemen herkesin kolayca hatırlayacağı “İncecikten bir kar yağar / Tozar elif elif diye / Deli gönül abdal olmuş / Gezer elif elif diye” dörtlüğünü okuyunca şimdiye kadar Karacaoğlan’a haksızlık yaptığımı, onu yeterince keşfedemediğimi düşündüm. Karacaoğlan, sanatıyla, düşünce ve gönül enginliğiyle gözümde yüceler yücesi bir şair oldu.

Şair dörtlüğü semai tarzında, 4 + 4 = 8’li hece ölçüsüyle yazmış. Bu durum, şiirde okuma kolaylığı sağlıyor. Dili, oldukça anlaşılır. İkinci ve dördüncü dizelerde yarım kafiye kullanmış. Aynı dizelerdeki “elif elif diye” redifi ile dörtlük aynı sözcükleri tekrarlamanın lezzetini veriyor okuyucuya. Enstrümansız ahenk, dörtlüğü hafızanızdan silinmez kılıyor. Elif sözcüğünün kendisinde var olan musiki, tekrir sanatıyla sanki hem bu dörtlükte hem şiirin bütününde bir ritim oluşturmuş. Bu ahenk, kişide, şiiri tekrar tekrar okuma isteği yaratıyor; dörtlüğün, bu biçimiyle dilinize pelesenk olduğunu fark ediyorsunuz.

Dörtlükte, “tozmak” ve “gezmek” eylemlerine bağlı iki özne var: Kar ve gönül. Her iki özne aynı nesneyi söylüyor: Elif. “Kar”ı ve “gönül”ü harekete geçiren “elif” ne olabilir, nasıl bir şey olabilir? Varlıklar onu sayıklıyor, insanlar onu sayıklıyor. “Kar”, güzelliğin, beyazlığın, temizliğin, özlemin, saflığın sembolü. Kar söylemiyle genelleştirilen evrendeki her güzel varlık “elif”i sayıklıyor. Elif, her güzel varlığın özlemi olarak algılanıyor. Gönüller de “elif” diyor durmaksızın. “Elif” diyen gönlün bir niteliği var: Deli. Ancak deli olan gönül elif diyebilir. “Deli”nin edebiyatımızdaki karşılığı “mecnun”dur. Mecnun deyince de  “Leyla ve Mecnun” hikâyesindeki, gözü Leyla’dan başka varlık görmeyen, soluduğu her nefese, attığı her adıma, selam verdiği her nesneye Leyla’yı soran Kays akla geliyor. Elif, şairi “deli” etmiştir. Şair, kendisi için “deli” sıfatının yanında bir de “abdal” sıfatını kullanıyor. “Elif elif diye” sayıklamasının sebebi “abdal” olması. “Deli” olduğu için mi “abdal”, “abdal” olduğu için mi “deli”; bu çok önemli değil. Her iki sıfat da birbirinin hem nedeni hem sonucu; ancak her iki sıfatın nedeni “elif” özlemi. Abdal, sözlüklerde, “manevi güçleriyle tabiata ve insana hükmeden, sayıları kırk veya yedi olan, kendilerini gizleyen, az yiyen, az içen, az uyuyan, az konuşan, yardıma layık olanlara yardım eden büyük veli” diye tanımlanıyor. Abdal, bugünkü söylemiyle “kötülüklerden arınmış kişi” diyebiliriz. “Abdal”laşmış deli gönlün sayıkladığı tek varlık, dilin söylediği tek sözcük, “elif”. İncecikten yağan kar bile tozarken “elif” diyor, erirken “elif” diyor. Evren orkestrasındaki her enstrümana ayar veren “elif” kim olabilir?

Kimine göre şiirdeki “elif” muhayyel bir sevgilidir ya da bütün güzellerin ortak adıdır. Karacaoğlan’ın gittiği her yerde bir “elif”i vardır; çünkü o, her güzele gönül vermektedir. Böyle düşünmek, Karacaoğlan’a saygısızlık olur. Dörtlükte çizilen kompozisyon, seçilen kelimeler, “elif”in, bu manada anlaşılmaması gerektiğini gösteriyor. Ayrıca, “elif” tesadüfen seçilmiş bir sözcük de değil. Elif, Arap alfabesinin ilk harfidir, rakam olarak da 1’dir. Allah sözcünün Arap harfleriyle yazılışında farklı bir orijinallik vardır. Sondan itibaren atılan her harften sonra çıkan her sözcük yine Allah anlamına gelmektedir, kalan son harf olan elif, yine “Allah” demektir. Sevgili için seçilebilecek pek çok sözcük varken şairin, şiirinde“elif” sözcüğünü seçmesi tevriye sanatından başka bir şey değildir. Tevriye, bir sözcüğü iki gerçek anlamını düşündürecek şekilde kullanmaktır.

Somutlaşan her ilişkimizde ve ihtiyacımızda “elif”in ötesinde bir “Elif” görmek için 17. yüzyılda yaşamak, bir Karacaoğlan olmak gerekmez. “Elif” diye tozuyan karlara, “Elif” diye gezen abdallaşmış deli gönüllere ne mutlu!

7/18/2008 -

HABER LİSTEMİZE KATILIN

To Top