Oğuz ÇETİNOĞLU

Oğuz ÇETİNOĞLU

Ekonomist, Araştırmacı-Yazar -

ocetinoglu1@gmail.com

‘Biber gazına mâruz kalan kişinin orucu bozulmaz’

-Hocam, 'Hizmet ehlinin emeklisi olmaz.' Denilir. Hayırlara vesile olması niyazı ile idrak etmekte olduğumuz Ramazan ayını vesile ederek sizinle; Ramazan ve oruç sohbeti yapalım istedik. Hayatımızın bütün günlerini değilse bile çok büyük bir bölümünü ramazan huzuru ve mutlulukları içerisinde yaşamamız mümkün. Bunun şifrelerini birlikte çözmeye çalışalım.

 

Ramazan'dan başlayalım. Kur'ân-ı Kerim'de adı geçen ve değerine vurgu yapılan yegâne ayın, Ramazan ayı olduğu biliniyor. Ramazan ayını değerli kılan sebepler nelerdir?

Necati Dönmez: Ramazan ayını değerli kılan husus her şeyden önce Kuran-ı Kerim'in ramazan ayında indirilmeye başlanmasıdır. Cenab-ı Allah'ın affına mazhar olabilmesi için kullarına bu aya mahsus imkânlar tanıması, Ramazan ayının değerini artırır. Ramazan ayı, Allah Taala'nın bize sunduğu fırsatlardan yararlanabileceğimiz bir zaman dilimidir. Aynı zamanda saatlerce aç ve susuz kalmamız açların ve susuzların halini bizlere hatırladır. Böylece kendimize gelmemizi ve şükrümüzü artırır. Mâlum: Şükürler nimeti artırır.

-İslamiyet'ten önceki dinlerde ve hatta inanç kültürlerinde de oruç vardı. Fakat oruç, asıl değerine İslamiyet ile kavuştu. Orucun farz olan diğer ibâdetlerden farklı yönleri, özellikleri var. O özellikleri özetler misiniz?

 

Dönmez: Oruç İslam'dan önceki milletlere de farz kılındı. Son din olan İslam'da kemal derecesine ulaşarak inanan insan için senede bir ay farz kılınmış, insanlığa armağan edilmiştir. Hazret-i Peygamberin ifadesine göre oruç sırf Allah için tutulur. Diğer ibadetlerde az çok gösteriş vardır ama oruç riyasız bir ibadettir. Onun için Yüce Allah bir hadis-i kudside; 'Oruç benim içindir onun mükâfatını ben vereceğim.' Demiştir.

 

-Oruç hakkında efrâdını câmi, ağyarını mâni bilgi lütfeder misiniz?

 

Dönmez: Oruç; insanı günahlardan temizleyen bir ibâdettir. İmsak vaktinden iftar vaktine kadar yemek, içmek ve cinsî münâsebetten uzak durmak demektir. İmsak vakti, başka bir deyişle oruç yasaklarının başlama vakti, tan yerinin ağarmasıdır. Bununla yatsı namazının vakti çıkmış, sabah namazının vakti girmiş olur. Bu vakit aynı zamanda sahurun sona erip, orucun başladığı vakittir. İftar vakti ise, oruç yasaklarının sona erdiği, güneşin batma vaktidir. Bu vakitle birlikte akşam namazının vakti girmiş olur.

 

Akıllı, buluğ çağına erişmiş Müslüman'ın Ramazan orucunu tutması farzdır. Ancak oruç tutamayacak kadar hasta olanlar ile yolculukta bulunanlar oruç tutmayabilirler. Hastalar iyileştiklerinden, yolcular da memleketlerine döndükten sonra tutmadıkları oruçları kaza ederler. Hasta olan kişinin iyileşme ihtimali yoksa tutmadığı her gün için bir fidye verir; yani bir fakiri bir gün doyurur. Hayız ve nifas halindeki kadınlar, bu günlerinde oruç tutmayıp daha sonra gününe gün kaza ederler.

 

Ramazan orucunu kasten ve isteyerek bozan kişi, bozduğu orucu kaza eder ve keffaret öder. Orucun keffareti, iki ay üst üste oruç tutmak, buna gücü yetmezse 60 fakiri doyurmaktır.

 

Adak oruçların tutulması ile bozulan nafile oruçların kaza edilmesi vaciptir. Bunların dışında kalan ve mekruh olmayan oruçlar ise nafile oruçlardır.

 

Ramazan Bayramının birinci günü ile Kurban Bayramının dört gününde oruç tutmak mekruhtur. Muharrem ayının sâdece onuncu gününde, yalnız Cuma veya cumartesi günlerinde oruç tutmak, yılın tamamını oruçlu geçirmek ve akşam iftar etmeksizin oruç tutmak da mekruhtur.

 

-Orucu bozan hareketler hemen herkes tarafından biliniyor. Orucu bozmayan hareketler hakkında tereddütler var. Örnekleriyle birlikte bilgi verir misiniz?

 

Dönmez: Kişi, orucu bozan hareketleri; oruçlu olduğu unutularak yaparsa orucu bozulmaz. Bir de hatâ ve ihmal ile orucun bozulması söz konusudur. Meselâ: Abdest alırken istemeden boğazından su gitmesi, sahur vaktinin sona erdiğini veya iftar vaktinin girdiğini zannederek yemek yemesi gibi... Bu durumda, oruca devam edilir. Fakat ramazandan sonra bir güç oruç tutması gerekir. Göz ve kulak damlası orucu bozmaz. Burun damlası bozar. Astımlıların ağızlarına sıktığı sprey orucu bozmaz.

 

-Biber gazına mâruz kalan kişinin orucu bozulur mu?

 

Dönmez: Bozulmaz. Fakat İslam'da ulûl emre itaat söz konusudur. İyi bir Müslüman'ın, biber gazına mâruz kalacak hareketlerden uzak durması gerekir. Biber gazı uygulaması yapan yöneticilerin de, halkı biber gazına mâruz kalmaya mecbur edecek davranışlarda bulunmaması arzu edilir. Belli olaylarla ilgili olarak değil, çok genel olarak söylüyorum: Halkın haklı isteklerini dikkate almak, yöneticilerin görevidir. İslam şiddet dini değil, barış ve huzur dinidir. Taraflar, barış ve huzuru bozacak hareketlerden kaçınmak mecburiyetindedir.

-Ramazan oruçlarımızı tuttuk ve Ramazan Bayramı'na eriştik. Ramazan Bayramı'nın sebeplerinden söz eder misiniz? Neden bayram yapılıyor?

 

Dönmez: Oruçlarımızı en iyi şekilde tutarak bayrama ulaşınca sevinçlerimiz artar. Dolayısıyla hem kendimiz, tuttuğumuz oruçların mükâfatı olarak bayram yaparız hem de yakınlarımızı ziyaret ederek tebrikleşip onların gönüllerinizi alırız.

- İyi bir Müslüman, Ramazan Bayramı süresince neler yapmalı?

 

Dönmez: İyi bir Müslüman ramazan bayramı süresince anasını babasını ve de yakınlarını ziyaret ederek onların gönüllerini alması gerekir. Bayramlarda seyahate çıkılmamalıdır. Dostlarını ziyaret etmek suretiyle hem kendini hem de yakın dostlarını sevindirmelidir.

-Ramazan ve Kurban bayramlarını, tâtil ve seyahat fırsatı olarak görenlere söylenecek sözleriniz ve tavsiyeleriniz de olmalı...

 

Dönmez: Kurban ve Ramazan Bayramlarını Bayram gibi kutlamalı, tatilini ve seyahatini başka zamanlara bırakmalıdır. Bayramların özüne uygun yaşanmalıdır ve herkes sevindirilmelidir.

-Ramazan, bolluk ve bereket ayıdır. Çünkü insanlar, diğer zamanlara nazaran daha cömert olabiliyorlar. Cömertlik ve cimrilik kavramları üzerine bilgi lütfeder misiniz?

Dönmez: Ramazan bolluk ve bereket ayı. Çünkü bu günlerde insanlar diğer günlere göre kalpleri daha merhametli ve cömert olur. Çünkü Rabbimiz; 'Cennetin cömertler ve yumuşak başlı insanlar tarafından doldurulacağını' haber vermiştir cömertlik yani paylaşım övülmüş, cimrilik ise yerilmiş ve kınanmıştır.   Bu ayda kalpler daha ince, duygular daha zariftir.

-Bayram, dargınların barıştığı günler olarak biliniyor. Dargınlıkların bir kısmı; haset, dedikodu, gıybet... gibi kötü alışkanlıklar ve benzeri sebeplerden kaynaklanıyor.

Hasetlik duygusu, fıtrattan kaynaklanan değil, sonradan edinilen duygudur. Pek çok insan, hasetliği kendine yakıştırmaz, reddeder. Fakat ne kadar reddederse etsin, bilinmekte ve görülmektedir ki... bu kötü alışkanlıklar o insanda mevcuttur. Bunun sebebini; bu kavramları bilmemesine bağlayabiliriz. O halde konuya, bu duygunun târifinden girmek gerek.

Hasetlik nedir?

 

Dönmez: Bayramlar barışı simgeler. Barışta huzuru sükûnu ve toplumun güven içinde yarınlara bakmasını sağlar. Bir ailede huzur varsa o aile kazançlıdır. Dolayısıyla toplum kazançlıdır. Peygamberimiz, Müslümanların birbirleriyle ancak üç gün dargın durabileceklerini söylemiştir. Üç günden sonrası kabul edilmez.

 

Haset kelimesinin karşılığı; 'Çekememezliktir. Bende yok, onda niye var?' Düşüncesi, hasetliktir. Müslüman; 'Onda var, bende yok. Çalışırsam bende de olur' Diye düşünmeli.

 

Peygamber Efendimiz; 'Hased ateştir. Ateş nasıl odunu yakarsa haset de insanı yiyip bitirir. Duygularını köreltir.' der. Kıskançlık, dedikodu, gıybet gibi kötü duygular insanlar arasındaki ilişkileri güzellikten çirkinliğe dönüştürür. Ferîdüddîn Attar der ki 'Dört şeyi dört şeyden temizle; 1-Dilini gıybetten, 2- Kalbini kıskançlıktan, 3- Mideni haram lokmadan, 5- Davranışlarını riyadan.' Bu güzel sözleri kendine rehber edinen insanın hem kendisi huzurlu olur hem de etrafı. Her insanda hased ve kıskançlık duyguları az çok mevcuttur. İşte bu duyguları bastırabilen ve kendisini eğiten insan güzel insandır.

 

Gıybet ise; 'Bir kimseden, onun bulunmadığı bir yerde, duyduğunda hoşuna gitmeyecek, üzülecek sözlerle bahsetmek' Demektir. İslam âlimleri gıybeti büyük günahlar arasında saymışlardır.  Söylenenler doğru olsa bile, duyduğunda ilgili kişiyi üzecek ise, o sözler gıybettir. Zâten söylenenler doğru değilse, o 'iftira' olur ki o daha büyük günahtır. En hafifinden, İsim vererek; 'O kişi sözünde durmaz, ona güvenilmez veya anlayışı biraz kıttır...' şeklinde sözler söylemek gıybettir. Bir insanın hatâları, o insanın bulunmadığı yerde değil, mutlaka ikili görüşme sırasında kendisine söylenmelidir. Gıybet yapmak gibi, gıybetle ilgili konuşmaları, söze karışmadan dinlemek de günahtır. Gıybet edilmesi önlenmelidir. Önlenemiyorsa, hoşnutsuzluğun belli edilmesi için o ortamdan uzaklaşmak gerekir. Kötü huyları bulunduğu bilinen bir insan hakkında bilgi edinmek isteyenlere; o kişi hakkında: 'Yeterli ölçüde tanımıyorum. Dikkatli olmanızda fayda var.' Denilmesi uygun olur. Size soran kişi ne demek istediğinizi anlayacaktır. Anlamıyorsa, kendi kabahatidir. Kendisine soru sorulan kişi, görevini en mükemmel şekliyle yapmış demektir.

-Bu kötü duygulardan kurtulmak için tavsiyeleriniz var mı?

 

Dönmez: Bu kötü duygulardan kurtulmak için insan adeta kendisiyle savaş vermelidir. Bu savaşı kazananların hem kendisi, hem de çevresindeki insanlar kârlıdır.

-Kıskançlık duygusunun yol açtığı felâketlerden de söz edelim. Mesela kin ve intikam... Bu duyguları da târif ve tahlil eder misiniz?

 

Dönmez: Kıskançlık duygusu az çok her insanda bulunabilir. Bu duygunun aşırılığı insana bazen felaket getirir. Onun için Peygamberimiz her şeyin ortası daha hayırlıdır demiştir. İnsan kıskançlık duygularını orta seviyede tutarsa barış kolay sağlanır.

 

Kıskançlık duygusu iki şekilde tezâhür eder. Birincisi: Kendisine ait bir varlığa, başkalarının gösterdiği ilgiden rahatsız olmak. İkincisi: Bir kişinin sâhibi olduğu değerleri hak etmediğini düşünmek. Birincisi, zararsız kıskançlıktır ve çâresi vardır. İkincisi zararlıdır, 'haset' olarak da adlandırılır.

-Anadolu'muzda bir halk deyimi vardır:  'Yatsıya kadar Müslüman...' Bunu genişletirsek, "Ramazan Müslümanı" diye bir kavram oluşur. Bu hususta da söyleyecekleriniz vardır mutlaka...

 

Dönmez: 'Yatsıya kadar Müslüman' sözü, kişinin; belli zamanlarda Müslüman'ca davranması, sonrasında hassasiyetleri bir kenara bırakıp nefsinin isteklerine göre hareket etmesidir. İnsan ya inanır veya inanmaz. İnanan insanın inancı süreklilik arzetmelidir. Zoru ve menfaati görünce yön değiştirmemelidir. Ramazandaki İslamî hassasiyetlerimizin, bütün hayatımız boyunca devam etmesinden hem biz, hem de toplumumuz fayda görür. 

-Halk arasında yanlış bir algılama ile;  fitre gibi, sadaka ve zekâtın da yalnızca Ramazan ayında verilebileceği zannediliyor. Konuya açıklık getirecek açıklamalarınızdan önce; fitre, fidye, sadaka ve zekât kavramlarının târiflerini verir misiniz?

 

Dönmez: 'Sadaka-i fıtır' olarak da anılan fitre: Dinen zengin sayılan Müslümanların Ramazan ayı sonuna erişmeleri sebebiyle vermesi vâcip olan sadakadır. En geç bayram namazından önce verilmelidir.

 

Fidye: Oruç ve hac ibâdetlerinin, ihtiyarlık ve şifa ümidi olmayan hastalık sebebiyle zamanında ve daha sonra yapılamaması halinde verilmesi vâcib olan para veya yiyecek demektir.

 

Sadaka: Cenab-ı Allah'ın rızâsını kazanmak niyetiyle, karşılıksız olarak fakir ve muhtaçlara yardım etme, iyilik ve ihsanda bulunulmasıdır. Her zaman verilebilir.

 

Zekât: İslam'ın beş temel şartından biridir. Bir Müslüman'ın borcundan ve aslî ihtiyaçlarından fazla nisap miktarı mala sâhip olması ve bu fazlalığı elde etmesinin üzerinden bir yıl geçmiş olması hâlinde 40'ta 1 ölçüsünde verilir. Ramazan ayı dışında da verilebilir.

 

Bu kavramların her biri, çok geniş konulardır. Burada, özetin özeti bilgiler verilmiştir. Daha geniş bilgiler için ilmihal kitaplarına, konu ile ilgili eserlere bakılmalı, konunun uzmanlarına danışılmalıdır.

 

Halk arasında zekâtın ramazan ayında verilmesi gerektiği kanaati yaygındır. Diğer aylarda da verilir. Ramazanda verilmesinin sebebi, fakirlerin oruçlarını yokluklardan uzak, huzur içerisinde tutabilmelerine veya bayramdan önce ihtiyaçlarını karşılayıp bayramı sevinç ve huzurla kutlamalarına imkân sağlamak içindir.

Bütün bu bilgiler ve yapılması emredilen hareketler; Allahın insanlara toplum barışını sağlanması için lütfettiği bilgilerdir. Bu bilgilerin ışığında toplum kendini bulur. Derler ki birbirleriyle iyi geçinen aynı milletin fertleri huzurlu ve mensubu bulunduğu devlet ve millet güçlü olur.

-Hocam, bu röportajın son sorusu şöyle: Kur'ân nasıl bir kitap?

 

Dönmez: Kur'an, herkesin aklı ölçüsünde istifade ettiği bir kitaptır. O, herşeyden önce insanı hedef alır ve insanı eğitir ve ahlakını düzene sokar. Böylece insanın hem kendisinin hem de vermiş olduğu bilgilerle insanların arasındaki dengeyi sağlar. Kur'an-ı Kerim'den öğrenilen bilgiler insanın davranışlarını güzele yönlendirerek sosyal düzeni sağlar. Kuran-ı Kerim topluma şahsiyet kazandırır. Kendi toplumunu diğer toplumlardan farklı kılar. Yine Kur'an sosyal dayanışmayı ve birlik duygusunu sağlar. Yine Kur'an, insanın sosyal kişiliğinin oluşmasını sağlar. Buna sosyalleşme ve toplum insanı diyebiliriz. Kuran bize dostluğu sevgiyi ve saygının önemini açıklar.


Derler ki 'Dostluğun kaybolduğu yerde toplum, sevgi ve saygının kaybolduğu yerde nesiller yozlaşır. Yozlaşan nesiller, milletlerin yok olmasına sebebiyet verir.'

 

 

NECATİ  DÖNMEZ:

27 Temmuz 1944 tarihinde Bolu'ya bağlı Göynük İlçesinin Kaşıkçışeyhler köyünde dünyaya gelmiştir. İlköğretimini köyde tamamlayıp orta ve lise ve yüksekokul eğitimini İstanbul tamamlamıştır. 'Dolmabahçe Camii' olarak da bilinen Bezm-i Âlem Valide Sultan Camii imamlığından emekli din görevlisidir.

 

 

 

7/28/2013 -

HABER LİSTEMİZE KATILIN

To Top