Oğuz ÇETİNOĞLU

Oğuz ÇETİNOĞLU

Ekonomist, Araştırmacı-Yazar -

ocetinoglu1@gmail.com

Okumak Üzerine

 

*Almanya'da, 7.500 kişiye bir halk kütüphanesi var. Türkiye'de 68.500 kişiye bir halk kütüphanesi...

*Almanya'da, halk kütüphanelerinde 104.000.000 kitap var. Bizde 13.000.000

*Almanya nüfusunun % 10'u halk kütüphanesine üyedir. Türkiye'mizde % 1'i...

*ABD'de bir yılda 85.121 farklı türde kitap basılırken, Türkiye'de yalnızca 6.151 farklı türde kitap basılıyor.

*Türkiye nüfusunun % 40'ı hayatı boyunca kütüphaneye hiç gitmemiştir.  % 31'i bir kere gitmiştir. Kütüphaneye gidenlerin yalnızca % 8'i kitap okumak için gitmiştir.

*Japonya nüfusunun % 62'si günlük olarak gazete tâkip ediyorken, bu oran bizde yalnızca % 5'tir. *Japonya'da bir yılda toplam 5.000.000.000'a yakın kitap basılırken, Türkiye'de yalnızca 25.000.000. kitap basılıyor.

*Japonya'da kişi başına 25, İngiltere'de 12, ABD'de 8 kitap basılırken; Türkiye'de 12.089 kişiye bir kitap düşüyor.

*Kişi başına kitaba harcanan para bakımından karşılaştırma:

Norveç'e 137 dolar, Almanya'da 122 dolar, Avusturya'da 100 dolar, Türkiye'de 0,45 dolar...

*Gazete okuma alışkanlığımız:

Bin Norveçliden 558' i, bin Japondan 557' si, bin Finliden 445' i, bin İsveçliden 430'u, bin Türkten 61' i gazete okuyor.

*Birleşmiş Milletler Teşkilatı tarafından düzenlenen rapora göre Türkiye okuma alışkanlığında 173 ülke arasında 86. sırada yer alıyor.

*İnsanlarımız günde ortalama 5 saat televizyon seyrediyor. Kitap okumaya yılda sadece 6 saat ayırabiliyor. Sebebi sorulduğunda;  baş ağrısından veya uykusu gelmekten söz ediliyor. Kitap okuma alışkanlığı olmayanların başının ağrıması, uykusunun gelmesi son derece normaldir. Bunlar sebep değil, sonuçtur. Sebep: kitap okuma alışkanlığımızın olmayışıdır.

PLEVNE

Fikir adamı ve edip Mehmet Niyazi Özdemir, Ötüken Neşriyat etiketiyle yayınlanan 'Plevne' isimli tarihî romanında Gazi Osman Paşa'nın, şanlı müdafaasını, bu güne kadar ele alınmamış yönleriyle anlatıyor. 'Plevne Destanı' diyebileceğimiz müdafaa savaşının sonunda Gazi Osman Paşa; yaralı esir konumunda olmasına rağmen, galibinin karşısına, yelesi kabarık aslan heybetiyle çıkabilmiş bir destan kahramanıdır. Niyazi Özdemir, romanı yazmadan önce mahallinde yaptığı incelemelerle özümsediği şanlı destanı, usta kalemiyle okuyucuya, yüzyıllar sonrasında yeniden yaşatıyor.

Plevne Müdafaası; Sultan İkinci Abdülhamid Hân döneminde, Rûmî takvime göre 1293 yılına denk geldiğinden '93 Harbi' olarak da anılan 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nın bir parçasıdır. Bu savaş; doğuda Kafkaslarda Gâzi Ahmet Muhtar Paşa'nın, batıda Tuna'da Gâzi Osman Paşa'nın yönettiği, kahramanlıkların ve acıların beraber yaşandığı bir dünya savaşıdır. Rusya İmparatorluk Ordusu'nun kuşattığı Kars'ın, Erzurum'un, Plevne'nin, Osmanlı Ordusu tarafından savunulması meselesidir.

Osmanlı Devleti'nin mağlûbiyetiyle son bulan 93 Harbi, hem büyük toprak kaybına sebep olmuş‚ Osmanlı'yı tam bir ekonomik çöküntüye sürüklemiş, hem de Rus Ordusu'nun batıda İstanbul´un eşiğine Yeşilköy'e, doğuda Erzurum'a kadar gelerek devletimizin varlığını tehdit etmesiyle sonuçlanmıştı.

Savaşın başlamasıyla Osmanlı topraklarında ilerlemeye başlayan Rusya İmparatorluk Ordusu'nun, 16 Temmuz 1877'de Niğbolu'yu ele geçirmesi üzerine, Tuna nehrini geçerek Niğbolu'ya doğru yola çıkan Osman Paşa kumandasındaki Osmanlı birlikleri, Niğbolu'dan vaz geçerek, Plevne'ye yerleşmiş ve savunmayı burada yapmaya karar vermiş idi.

Dünyânın en büyük ve önemli savunma savaşlarından biri olarak kabul edilen Plevne Savaşı'nda, 19 Temmuz - 10 Aralık 1877 tarihleri arasında ve hepsi de Rus Ordusu'nun hezîmeti ile sonuçlanan dört büyük muharebe ve bir huruç harekâtı yaşandı: 19 Temmuz'da Birinci Plevne Muharebesi, 31 Temmuz'da İkinci Plevne Muharebesi, 31 Ağustos'ta Üçüncü Plevne Muharebesi 24 Ekim'de Dördüncü Plevne Muharebesi ve Plevne'nin düşmesi ile acı destan tamamlandı.  Harbin sonunda dünyanın seyri değişti. Başında Gâzi Osman Paşa'nın bulunduğu Türk Milleti ve Ordusu'nun kahramanlık tarihine bir yenisini daha eklemiş oldu.

Plevne'nin savunmasında iki nokta çok önemliydi; birisi Bulgarların 'Grivica' dedikleri 'Yanık Bayır' diğeri ise 'Krişin' bölgesiydi. Osman Paşa, Yanık Bayır'ı çok güvendiği Âdil Paşa, Krişin'i de genç, dinamik, savaş alanlarının borası olan Yunus Bey ile tutuyordu. Osman Paşa, Rus kurmaylarının Krişin'e daha çok önem vereceklerini, buraya hücum eden birliklerin başında da ünlü General Skobelev'in bulunacağını tahmin ediyordu. Tahmininde de yanılmadı.

Bu savaşın kahramanları elbette çoktur. Ama Gazi Osman Paşa'dan sonra Plevne'nin iki büyük kahramanı vardı, biri Miralay Yunus Bey, diğeri General Skobelev. Skobelev'in Plevne dâhil pek çok yerde heykeli bulunuyor, hakkında ciltlerle kitap yazıldı, filmler çevrildi. Onu beş defa perişan eden Yunus Bey'in hatırasını yaşatmak için Mehmet Niyazi'nin yazdığı romandan başka hiçbir şey yapılmadı. Bu aziz vatan evlâdı milletimizin bile meçhulüdür. Yunus Bey 1844 yılında İstanbul'un Üsküdar semtindeki Nuhkuyusu Mahallesi'nde dünyaya gelmiş idi.

Plevne Savaşı yüzümüzü ağarttı. Sonunda yenilsek bile 'işte biz böyle yeniliriz' dedirten yiğitlik örnekleri sergilendi. Bütün ordularımızda aynı silah vardı; askerlerimizin mayası da birdi; fakat baştaki kumandan farklıydı. Teslim olması için Avrupa Rus Orduları Başkomutanı Grandük Nikola'nın mektubuna verdiği şu cevap ne kadar muhteşemdir: 'Kumandam altında bulunan ordu; cesâret, sebat ve enerjilerini ispat etmekten hiçbir veçhile geri kalmamışlardır. Bugüne kadar yapılan muharebelerde muzaffer olmuşlardır. Bu sebeple majeste Çar, kendi muhafız kuvvetleriyle humbaracılarını imdat kuvvetleri olarak getirmek lüzumunu duymuştur... Garna Dubnik ve Teliş mağlubiyetleri, buralarda bulunan kıtaların teslim oluşu, muharebe ve muvasala yollarının kesilişi, büyük yolların işgal olunması, ordunun düşmana teslim etmem için kâfi sebepler değildir. Bu suretle askerlerimin şevkinden hiçbir şey eksilmemiştir ve bunlar Osmanlı askerî şerefini muhafaza etmek için yapılması lazım gelen her şeyi de yapmış değillerdir.'

Esir düşünce, 'Yüz elli bin Rus askeriyle kuşatıldığınızı bilmiyor muydunuz?' diye soran Çar'a verdiği cevapla ne kadar övünsek azdır: 'Evet biliyordum; fakat maksadım harp hattınızı yarıp çıkmaktı. Vakıa bizim kuvvetimiz size nispetle az idi; ancak bundan evvel galip geldiğimiz muharebelerde dahî kuvvetimiz o nispette idi. Galebe aza çoğa bakmaz.'  Demiştir.

Gazi Osman Paşa, mücâdelesini gerçekleştirirken, tek bir hedefi vardı: 'Korkuyu Türk milletine miras bırakmamak...' Bırakmadı. O, cesâret, kahramanlık ve fazilet âbidesi olarak tarihe geçti. O'nun romanını yazmak Mehmet Niyazi Özdemir'e yakışırdı. Vazifesini başarı ile ifa etti ve O da âbideleşti. Şimdi görev okuyucunun...


Dr. MEHMET NİYAZİ ÖZDEMİR

İlk ve orta okulu Akyazı'da okudu. Liseyi İstanbul Haydarpaşa Lisesi'nde bitirdi. Sonra Hukuk Fakültesi'ne girdi; 1967'de oradan mezun oldu. O dönemde Hukuk Fakültesi'nde takıntısız olarak üçüncü sınıfa geçenler, dekanlığa müracaat edip, izin alarak Edebiyat Fakültesi'nin herhangi bir bölümüne devam edebiliyorlardı. Bu imkândan faydalanarak Edebiyat Fakültesi'nin Felsefe Bölümü'nden sertifika aldı. Mezuniyetini takiben devlet felsefesi sahasında doktora yapmak için Almanya'ya gitti.

Brilon'daki Goethe Enstitüsü'nde Almanca öğrendi. Marburg Üniversitesi'ne intisap ederek burada Prof. Dr. Ditrich Pirson'un yanında 'Türk Devletlerinde Temel Hürriyetler' konulu tez ile 'Doktor' unvânı aldı.

Uzun yıllar Almanya'da oturdu. 1988 yılından beri Türkiye'de ikamet etmektedir. Tercüman ve Zaman gazetelerinde yazdı. 1987'den beri başlangıçta haftada üç gün, sonraları haftada bir gün Zaman Gazetesi'nde yazmaktadır. Ayrıca; Genç Akademi, Nizâm-ı Âlem, Türk Yurdu, Ufuk Çizgisi gibi dergilerde makaleleri yayınlanıyor.

Mehmet Niyazi Özdemir, tezli romanlarıyla tanınan bir yazar ve düşünürdür. Eserlerinde millî konuları işlemeyi şiar edinmiştir. Fikrî eserlerinde ise Türkiye'nin sosyal yapısı üzerine görüşlerini açıklar.

YAYINLANMIŞ ESERLERİNDEN BÂZILARI:

Ölüm Daha Güzeldi (1993), İki Dünya Arasında (1995), Medeniyetimizin Analizi ve Geleceği (2000), Bayram Hediyesi-Hikâyeler: (2001), Dâhiler ve Deliler (2001), Millet ve Türk Milliyetçiliği (2000), Daha Dün Yaşadılar (2006), Türk Tarih Felsefesi (2008), Doğunun Ölümsüz Çocuğu (2009).   

KUŞBAKIŞI

HİÇ FERAHLIĞI

Prof. Dr. Hasan Akay'ın kitabındaki yazılar, sevgi ve sanata, şiir ve şehre, doğuya ve batıya, medeniyet ve tabiata, düşünce ve hayata içten seslenen denemelerdir.

Yazarın çok yönlü hassasiyetini gösteren denemeleri;, şehirden şiire ve eleştiriye kadar zengin bir dünyaya yapraklarını açıyor.

Kitap; görünenin ardındakini görmeye yönlendirilmiş nazarlar olarak da değerlendirilebilir. Aslında Hasan Akay, bitti denilen cümleleri yeniden kurmanın gerekliliğini bir kere daha hatırlatıyor. Noktadan ziyâde üç noktanın hikmete ve hakikate daha çok dâvet eden bir iz olduğunu vurguluyor.

HAT YAYINLARI: Selamiali Efendi Caddesi Nu: 3 Huzur Çarşısı Nu:15 Üsküdar,  İstanbul

Telefon: 0.216-334 48 30 e-posta: info@hatyayinevi.com  /  hatkitap@gmail.com  www.hatyayinevi.com

TAŞA KAZINAN İHANET  Ermeni İhânetinin Paris'teki Belgesi

Bu eserde, yazarı Cemal Aydın'ın Fransa'da Ermeni propagandasıyla beyinleri yıkanmış Fransızlarla yaptığı heyecanlı tartışmayı okuyacaksınız. Ayrıca Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya'nın da yattığı Paris'in Peder Lasez (Père Lachaise) mezarlığındaki Ermeni Anıtı'nda tasa kazınmış ihanet belgesiyle karşılaşacak ve gözlerinize inanamayacaksınız. İnsanlık tarihinde ilk defa bütün din ve ırklara hor bakmadan kucak açan ve 600 sene cihana hükümran olan Osmanlı'yı bu eseri okuyunca bir kat daha sevecek ve takdir edeceksiniz. Cihan Devletimizin krallara taç giydirip, kralları tahtından indirdiği güçlü dönemlerinde niçin soykırım yapmadığını tarihimizle yüzleşmemizi isteyenlere soracaksınız.

TÜRK EDEBİYATI VAKFI: 0.212-527 30 52

tedev@turkedebiyati.com.tr

 

OSMANLILAR'DA SOSYO-EKONOMİK YAPI

310 sayfalık kitaba 2 sayfalık takdim yazısı yazan Yaşar Duru, Yazar Necdet Sevinç'in 'Osmanlı-Selçuklu dönemlerinin sosyal, kültürel ve ekonomik müesseselerini milliyetçi-toplumcu bir görüşle ele aldığını.' Belirtiyor. Necdet Sevinç, kitabında 'Kanuni'nin yeni zuhur eden Luther'le ilgilenmesi Avrupa birliğini bozmaktan başka hiçbir şeyle izah edilemez, Böylece Türk başşehri Fransa'yı ve Lüther'i himâye ederek kuvvetli bir rakibi zararsız hale getiriyordu.' 'Türk-Devşirme Mücâdelesi' başlıklı bölümde 'çeşitli milletlere mensup bir köleler sürüsünün devletin ve devleti kuran ırkın kaderine hâkim olması imparatorluk bünyesinde milliyetçilik hareketlerinin şuurlanmasına yol açmış ve bu şuur zaman zaman silahlı çatışmalara, isyanlara, başkaldırmalara dönüşmüştür ki,  Anadolu isyanlarının çoğunun temelinde bu ırkî sebep vardır.' Gibi görüşlerle tarihi olayları ve yapımızı yorumlamıştır.

Kitabın Ek-1,  Vezir-i Azamlar bölümünde 292 vezir-i azamın, Ek-2 Kaptan-ı Deryalar  bölümümde 200 kaptan-ı deryanın, Ek-3 Defterdarlar bölümünde 246 defterdarın, Ek-4 bölümünde 151 Hariciye Nâzırının  ırkını, görev süresinin tarihini incelemiştir. Eserdeki Genel Kaynaklar çok zengindir.

BİLGEOĞUZ YAYINLARI: Alemdar Mahallesi Molla Fenarî Sokağı Nu: 35/B Cağaloğlu, İstanbul.

Telefon: 0.212-527 33 65

Belgegeçer: 0.212-527 33 64

e-posta: bilgi@bilgeoguz.com.tr  www.bilgeoguz.com.tr

ARIBURNU / ÇIKARMA

Çanakkale Savaşları'nda, İngiltere, sömürgesi Avustralya'dan ve Yeni Zelanda'dan İngiliz ordusunda, Osmanlı Devleti'ne karşı savaşmak üzere asker getirmişti. Bu askerlere 'Anzaklar' denilmektedir. Anzak; 'Australian and New Zealand Army Corps / Avustralya ve Yeni Zelanda Ordu Birliği' ifadesindeki kelimelerin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır. İşte bu Anzak askerleri,   25 ve 26 Nisan 1915 tarihinde Arıburun'a çıktılar. O gün ve ertesi gün Arıbırun'da âdetâ cehennem ateşi kaynadı. Anzakların tamamına yakını Türk ordusu karşısında eriyip tükendi. Savaşın Türk ordusunun zaferi ile neticelenmesinden sonra Türkiye, Anzak askerleri için düzgün bir mezarlık yaptı ve düşman olmadıkları bir ülke ile, sâdece sömürge ülkesinin insanları oldukları için savaşmak mecburiyetinde kalmaları sebebiyle milletimiz onların cansız bedenlerini bağrına basar gibi toprağına kabul etti. Stephen Chambers, işte o iki günün hikâyesini anlatıyor. Türkçeye çeviren: İsmail Hakkı Yılmaz.

TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI: 0.212-258 77 43

e-posta: info@iskultur.com.tr

UYGARLIK, BATI  VE ÖTEKİLER

Bu kitabın ele aldığı ana soru, bir modern çağ tarihçisinin ortaya atabileceği en ilgi çekici soru olarak değerlendirilebilir. Avrasya kara kütlesinin batı ucundaki birkaç küçük siyasî yapı, 1500'lü yıllardan itibaren Doğu Avrasya'nın daha kalabalık ve birçok bakımdan daha gelişkin toplumlarını da kapsamak üzere dünyanın geri kalan kesimine hâkim olma yoluna tam olarak niçin girdi?

Buna bağlı ikinci soru şu: Batının geçmişteki üstünlüğüne ilişkin iyi bir açıklama bulabilirsek, geleceği konusunda bir öngörü ortaya koyabilir miyiz?

Bu gerçekten batı dünyasının sonu ve yeni bir doğu çağına geçiş mi demektir? Başka bir ifâdeyle, insanlığın daha büyük kısmının Batı Avrupa'da Rönesans'ın ve Reform hareketinin ardından ortaya çıkan medeniyetin sönüşüne mi şâhit olmaktayız? Neil Fergusan yazmış, Nurettin Elhüseyni tercüme etmiş.

YAPI KREDİ YAYINLARI: 0.202-252 47 00 ykypaz@ykykulturcom.tr

KISA KISA / KISA KISA...

1- TANIDIĞIM ATSIZ: Altan Deliorman. Orkun Yayınları. 0.212-531 87 48

2- SAFİYE EROL: Mehmet Nuri Yardım. Anonim Yayınları. 0.212-520 07 40

3- YUNUS EMRE HAYATI VE ŞİİRLERİ: Heyet Hazırlamıştır. Karaman İl Kültür Md Yayınları.

0.338-213 01 92

4- YÜKSELEN MİLLİYETÇİLİK: Prof. Dr. Reha Oğuz Türkkan. Pozitif Yayıncılık. 0.212- 512 48 84

5- KUT VE TÖRE: Sait Başer. İrfan Yayımcılık. 0.212-518 38 66

 

 

11/4/2012 -

HABER LİSTEMİZE KATILIN

To Top