Oğuz ÇETİNOĞLU

Oğuz ÇETİNOĞLU

Ekonomist, Araştırmacı-Yazar -

ocetinoglu1@gmail.com

Çin Halk Cumhuriyeti’nin bilinmeyen tarafları ‘Ejderhanın Korkusu Türkiye

Türkiye Çin İlişkileri' isimli kitabın yazarı, Çin zulmünden Türkiye'ye sığınan Doğu Türkistan Türklerinden MEHMET EMİN HAZRET, ÇİN HALK CUMHURİYETİ'nin  bilinmeyen taraflarını anlatıyor.
GİRİŞ:
Günümüzde esir hayatı yaşayan tek Türk topluluğu olan Doğu Türkistanlı soydaşlarımızın yaşadığı Doğu Türkistan toprakları, Milattan Önce 800 yılından itibâren Türk yurdudur. Türk oldukları bilinen İskitler, bu topraklarda yaşadılar. Milattan Önce 200 yılında kurulan Hun İmparatorluğu'nun çekirdeğini teşkil eden bölge, günümüzdeki Doğu Türkistan sınırları içerisinde idi. Sonraki yıllarda Doğu Türkistan topraklarında; her biri şanlı Türk devletleri olan Göktürk Devleti, Uygur Devleti, Karahanlı Devleti bu topraklarda kurulmuş ve cihan devleti olarak hüküm sürmüştür.
Yer altı zenginlikleri, verimli tarım arazileri, siyasî ve askerî önemi sebebiyle Asya'nın en stratejik bölgesidir. Asya ile Avrupa arasında ekonomiye canlılık kazandıran İpek Yolu, Doğu Türkistan'dan geçer. Bu topraklardaki Türkler, asırlar boyunca hür ve bağımsız yaşamışlardır.
2800 yıllık Türk yurdu Doğu Türkistan, 1760 yılında, günümüzde 'Çin Halk Cumhuriyeti' olarak anılan Mançu Çin İmparatorluğu tarafından istila edildi. 1863 yılında Yakup Han Badevlet tarafından bağımsız Doğu Türkistan İslam Devleti kuruldu. 1876 yılında yeniden işgal edildi.
1933-1937 ve 1944-1949 yılları arasında iki dönem hâlinde bağımsız devletler kuruldu ise de Doğu Türkistan, 2011 yılı itibariyle 62 yıldan beri Çin işgali altındadır.
Son işgalden önce Doğu Türkistan'da 30.000.000 Müslüman Türk yaşıyordu. Toplu katliam, sürgün, can ve mal emniyetinin kalmaması sebebiyle oluşan mecburî göçlerden sonra bölgedeki Türk nüfusunun 10.000.000'e düştüğü tahmin edilmektedir. 1950'li yıllarda nüfusun % 95'i Türk iken, bölgeye Çin'in diğer bölgelerindeki köylerden getirilip yerleştirilen yabancılar sebebiyle bu oran günümüzde % 20'lere gerilemiştir.
Doğu Türkistan'da yaşayan Türklerin hürriyeti yoktur. Yönetimde söz sâhibi değildirler. Bütün güç Doğu Türkistan'daki Çin Komünist Partisi Sekreteri'ndedir. Çin yönetimi burada; 'Gerekirse mevki verilir fakat asla yetki verilmez' politikası uygulamaktadır.
Çin, Doğu Türkistan'da uyguladığı insanlık dışı vahşeti dünya kamuoyundan gizlemek için karayolu ile seyahati yasaklamıştır.
Türk kadınlarının ikinci defa doğum yapmaları da yasaktır. İkinci çocuğuna hâmile olan kadınlar yakalanıp gayri sıhhî şartlar altında kürtaj edilmekte, bu operasyonu zorla tâbi tutulanların % 60'ı sakat kalmakta, % 10'u ise kürtaj masalarında hayatını kaybetmektedir.
Doğu Türkistan Türklerine, din hürriyeti de tanınmamaktadır. 60 yaşından genç olanların toplu ibâdet etmeleri, çocuklara din dersi verilmesi yasaktır. Doğu Türkistanlı genç kızlar, iş verileceği vaadi ile, ana-baba ocağından çok uzak bölgelerdeki fabrika lojmanlarına yerleştirilmekte, orada kültürel asimilasyona tâbi tutulmakta ve hatta ahlaksızlıklara yönlendirilmekte, tecâvüzlere mâruz bırakılmaktadır.
Doğu Türkistan'ın iç yüzünü çok iyi bilen, vahşeti bizzat yaşayan ve orada olup bitenleri yazdığı kitap ile dünya kamuoyuna duyurarak şerefli bir görev ifa eden Mehmet Emin Hazret ile Doğu Türkistan'ı konuştuk.
Oğuz Çetinoğlu: Türkiye - Çin ilişkileri üzerine genel bir değerlendirme yapar mısınız?
Mehmet Emin Hazret: Türkiye ve Çin aynı sektörlerde, aynı piyasaya hitap eden ülkelerdir. Dünya piyasasında rekabet içindedir, stratejik ortak değil, stratejik rakiplerdir.
Çin'in Avrupa'ya yönelik tekstil ve hazır giyim ihracatı arttıkça, Türkiye'nin Avrupa'daki pazar payı azaldı. Çin tekstil hazır giyimi Rusya ve Orta Asya'yı istila ettikçe Laleli piyasası bunalıma girdi. Çin'in Avrupa'daki kazancı, Türkiye bilançosuna kayıp olarak yazıldı. Bu kayıplar on binlerce Türk işverenin, yüz binlerce işçinin işsiz kalması olarak hayata yansıdı.
28 Ocak 2010 tarihindeki bir basın toplantısında, 'Türkiye'de 2009 yılında hazır giyim ve hazır giyim ihracatının % 15, tekstil ihracatının ise % 19 daraldığını' hatırlatan Umut Oran şöyle diyordu: 'Bu oldukça korkutucu. Dünya piyasalarındaki yerimizi Çin alıyor.' Sonuç: Türkiye'nin Avrupa'ya hazır giyim ve tekstil ihracatı bilhassa 2000-2009 yılları arası devamlı daraldı, önemli ölçüde kan kaybetti.
Çetinoğlu: Çin bu başarıya nasıl ulaşabiliyor?
Hazret: Para birimi Yuan'ı sürekli düşük değerde tutuyor, sigortasız işçi çalıştırıyor. 3000'den fazla çeşit ürün ihracatındaki vergi iadesi oranın aşırı derecede yüksek uyguluyor. Taklit marka ürünler Çin gümrük kapısından engelsiz çıkabiliyor. Çin menşeli ürünleri üçüncü bir ülkede kurulan Çin şirketleri tarafından yasadışı bir şekilde menşe değiştiriyor. Milletlerarası ticaret hukukunu ihlal edici bu faaliyetlerin arkasında Çin hükümeti var.
Çin, Avrupa'ya yapılacak tekstil ve hazır giyim ihracatında Türkiye ile daha etkin rekabet edebilmek için 2006 senesinde büyük yatırımla Yunanistan'ın Girit adasında bir tekstil üssü kurdu 2010'da Yunanistan'ın içine düştüğü ekonomik krizden yararlanan Çin, Yunanistan'da birkaç liman satın alarak konumunu daha da pekiştirdi. Karadeniz ve Tuna nehri kıyalarında toptan satış merkezi yapmam amacı ile 2009 yılının Temmuz ayında Moldovya'ya 1.000.000.000 dolar kredi verdi. Bulgaristan-Çin arasında da benzer bir anlaşmanın görüşmeleri devam ediyor. Çin'in Suriye'de yatırımını hızlandırdığı tekstil ve hazır giyim üretim tesisleri de bulunuyor.
Çetinoğlu: Bu durumda Çin, Türkiye'nin çevresindeki piyasaları ele geçirmiş durumda...
Hazret: Bu kadarla yetinmiyor, darbe üstüne darbe indiriyor. Ve de bu darbeler son bulacak gibi gözükmüyor.
Çetinoğlu: Çin'in vurduğu darbelerin malî portesi biliniyor mu?
Hazret: Ankara Ticaret Odası (ATO)'nun 2003 yılında yaptığı araştırma, Türkiye'de 30 sektörün Çin mallarının istilasına uğradığını ortaya koydu. Kaçak olarak giren Çin malları da hesaba katıldığında Çin istilasının Türkiye'ye yıllık maliyeti 5-7.000.000.000 dolar arasında bulunuyor. ATO Başkanı Sinan Aygün; 'Çin mallarına karşı Çin Şeddi kurmazsak çökeceğiz.' dedi. ATO'nun 'Çin Malları Araştırması'na göre; piyasadaki her 100 oyuncağın 95'i, 100 armatürün 76'sı, 100 gözlüğün 45'i, 100 halının 25'i, 100 klimanın 50'si Çin malı.
Bu durum Türkiye sanayicisinin savunmasız bırakılmasına, Türk insanının işsiz kalmasına ve fakirliğe sürüklemesine sebep olmaktadır. ATO'nun 'Aylık Görünüm / 2009 Ocak' başlıklı raporunda, '2008 yılında; Türkiye'deki gerçek işsizliğin oranının %17, 9 ve işsiz sayısının 4.778.000 olduğu' belirtildi.
Türkiye'de işini kaybeden veya iş bulamayan bir vatandaşın aç kalmasına, Çin'de karnı doymakta olan bir işçi sebep olmaktadır.
Özetle; Türk halkının hayat alanına Çin etkisi derin ve kalıcı izler bırakmaktadır.
Çetinoğlu: Çin, Türkiye'nin en iyi müşterisi olan Avrupa'ya girdi mi?
Hazret: Girdi. Size İtalya örneğinden bilgi vereyim. İtalya'nın Prato şehri bugün bir Çin şehrine dönüşmüş durumda. 1989 yılında mağdur Çinli 3 göçmene kucak açan Prato şehri sakinleri, bugün sayısı 40.000'i aşan Çinli göçmenle nasıl baş edeceğini kara kara düşünüyor. Çinliler ranzalı bir odada 20-30 kişi yatıyor ve vardiyalı olarak dinleniyor. Çin'deki işçiler 40-50 kişi bir odada, 3 katlı ranzalarda yatıyorlar. Bu bakımdan, İtalya'da daha rahatlar. Onlar İtalyanlardan 10-15 misli düşük maaşa -yine de Çin'de aldığı maaştan 4-5 misli fazla- ücretle, gönüllü olarak çalışıyorlar. Tanınmış İtalyan firmalarına fason imalat yapan Çinliler, aynı zamanda İtalyan markalarının taklit ürünlerini 'Made in İtalya' etiketi ile piyasaya sürüyorlar.
Prato şehrinde gün geçtikçe artan işsizlik sebebiyle yerli işçiler iş bulmak için başka şehir, başka ülkelerin yolunu tutuyorlar. Çin göçmenleri gece gündüz Çin'den ithal edilen kumaş ve malzemelerden hazır giyim, ayakkabı, aksesuar imalatı yapıyor.
Çinlilerin hukuk ihlaline karşı İtalyanların hoşgörülü davranması Çinlileri daha da cesaretlendiriyor. 'Made in İtalya' etiketli Çin ürünleri Rusya, Doğu Avrupa tüccarlarını İtalya'nın Prato şehrine çekiyor. Bu durum da Laleli piyasasının batmasına sebep oluyor.
Çetinoğlu: Çin'in Türk Cumhuriyetleriyle ilişkileri nasıl?
Hazret: Doğu Türkistan bağımsız bir devlet iken; Kazak, Kırgız, Özbekler Rus işgali altındaydı. Bugün onların bağımsız devletler olarak Çin ile diplomatik, ticarî, dostluk ilişkileri vardır. Şanghay İşbirliği Teşkilatı'nı kurdular.
Çin Türk Cumhuriyetlerinde büyük yatırımlar yapıyor. Satın aldığı büyük petrol ve doğal gaz yatakları var. Kazakistan petrol ve doğal gazının % 30'u Çin'in elinde bulunuyor. Kazak petrolü, Türkmen gazı boru hatları ile Çin'e akıtılıyor. Türk Cumhuriyetlerinde 1.000.000.000 Çinli işçi çalışıyor.
Zaman zaman Türk Cumhuriyetleri basınında; 'Bizim yarınımız, Doğu Türkistanlıların bu gününe benzemesin' başlıklı yazılar yayınlanıyor. Halk çok tedirgin.
Çetinoğlu: Çin, Türk Cumhuriyetleri için tehdit unsuru mu?
Hazret: Çin tarihçileri, Hazar Denizi'ne kadar olan toprakların tarihte Çin toprağı olduğunu iddia ediyorlar. Hâlâ bu konuyu kaşıyıp duranlar var. Çin internet sitelerinde 'Kriz yaşayan Kırgızistan'ı Çi'in 32 eyâleti olarak kabul edelim.' başlıklı yazılar sık sık yer alıyor.
Bunu destekleyen bir açıklama Wikileaks'ten geldi. Açıklamada; 'Bişkek'teki Amerikan Büyükelçisi bu ülkedeki Çin Büyükelçisi Zhangyennian'a, 13 Şubat 2010 günü yapılan görüşmede, Amerika'nın Manas askerî üssünü kapatma karşılığında Çin'in Kırgızistan'a 3.000.000.000 dolar yardım edeceği planının gerçek olup olmadığını sordu.' Deniliyor.
Çin ile sınırı olan üç Türk Cumhuriyeti sınır güvenliğini Çin'e karşı Ruslara emanet etmiş olmalarına rağmen, Çin'in tatlı paralarına olan bağımlılığı gün gittikçe artıyor. Bu ülkelerdeki yatırımları belli bir seviyeye geldiğinde, Çin'in bu bölgedeki çıkarlarını korumak adına orduyu harekete geçirmeyeceğini kim garanti edebilir?
Çin eğer 2020 yılına kadar demokrasiye geçmeden Komünist Parti'nin elinde kalırsa, Çin ordusu 2020 yılından sonra bir bahane uydurarak bir gecede Türk Cumhuriyetlerinin topraklarına girer, Hazar Denizi sahiline gelip durur.
Çetinoğlu: Çin-Rusya ilişkileri nasıl?
Hazret: Rusya, Sibirya bölgesini Çin göçmenlerinden korumakta zorluk çekiyor. Asker sayısının yetersizliğinden dolayı sınırlarını korumada zorluk çeken Rusya'ya Çin baskısı büyüyor. Bugün Çin okullarındaki tarih kitaplarında Çin'in 1.000.000.000 kilometrekare toprağının Rus işgali altında olduğu yazılı.
Çin, kuzey Kazakistan'ı Ruslara verme şartı ile Türk Cumhuriyetlerine askerî harekât düzenlemeyi Ruslara kabul ettirebilir. Çünkü Ruslar, Çinlilerin Sibirya'ya değil, Türk Cumhuriyetlerine girmesinin çıkarlarına uygun olduğunu anlayacak kadar akıllıdırlar. Kazakistan'daki muhalifler ve aydınlar tehlikenin farkındalar.
Çin'in asıl hedefi Doğu Türkistan'dır. Çin uzun tarihi boyunca doğuda kaybettiklerini batıdan geri alarak telafi etmiştir. Çinliler Türk toprakları üzerinde genişleyerek bugünkü büyüklüğe ulaştı. Yine Türk topraklarında ilerleme ihtirasından vazgeçmeyeceklerdir.
Çetinoğlu: Şanghay İşbirliği Teşkilatı'nın geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Hazret: Şanghay İşbirliği Teşkilatı, Çin'in kendi art niyeti doğrultusunda, üye ülkelere kurduğu bir tuzaktır. Doğuştan ölü doğmuş yapay teşkilatın diğer üyelerinin Stalin'e özenmiş büyük-küçük diktatörleri, kendilerini korumak amacı ile örgüte katılmıştır. Şanghay İşbirliği Teşkilatı, doğrudan demokrasi ve hürriyetlere karşı çekilmiş Berlin duvarının yumuşak yüzüdür. Kendi içinde ise bir problemler yumağıdır. Teşkilat; birbirine düşmanlık besleyen, korkakların güçlü görünmek arzusunun ürünüdür. Teşkilatın bel kemiğini oluşturan Rusya, teşkilattan gün geçtikçe uzaklaşıyor. Rus medyası Çin tehlikesi üzerinde ciddî şekilde durmaya başladı.
Özet olarak Şanghay İşbirliği Teşkilatı, kâğıttan kaplandır. Korkak ve vefasızların birbirini sığınak olarak gördüğü bir yapay çatıdır.
Çetinoğlu: Çin'in ekonomik gücü hakkında bilgi lütfeder misiniz?
Hazret: Çin, tarihî fırsatları tam zamanında yakalayan ender şanslı ülkelerin başında geliyor.
Forbes Dergisi, 28 Aralık 2010 tarihli sayısında Çinli milyarderlerin listesini yayınladı. Listede, maddî varlığı 1.000.000.000 dolardan fazla olan Çin vatandaşı sayısının 128 olduğu belirtiliyor. Çin, milyarder sayısında Amerika'dan sonra ikinci sırada yer alıyor.
2010 yılında 1. ve 11. aylar arasında yabancılar tarafından Çin'de kurulan fabrika sayısı 24302'dir. Son 11 ay içinde Çin'e gelen doğrudan yabancı yatırım miktarı 91.707.000.000 dolardır. 2008 yılında Çin'deki yabancı şirket sayısı 600.000, yabancı yatırım miktarı 3 trilyon doları bulmuştu.
Birleşmiş Milletler Asya-Pasifik Ekonomi Komitesi (ESCAP) 2011 yılında imalat sanayiinde Çin'in Amerika'yı geçerek birinci sıraya oturabileceğini açıkladı.
İmalat sanayiinde 1890 yılında İngiltere'den şampiyonluk bayrağını devralan Amerika Birleşik Devletleri 121 yıl sürdüren saltanatını, yakın bir gelecekte Çin'e devretmek zorunda kalacak. 2010 yılının ilk 10 ay içinde Amerika-Çin arasındaki dış ticaret hacmi 371.300.000.000 dolardır. Denge, büyük oranda Çin lehinedir.
1978 yılında dış ticarette, dünya sıralamasında 27. sırada olan Çin, 2007 yılında 4. sıraya, 2009 yılında Almanya'yı, geride bırakarak 3. sıraya, 2010'da ise Japonya'yı geçerek 2. sıraya yerleşti.
Bugün Çin dünyanın fabrikası haline geldi. 2009'da Çin'de üretilen demir-çelik 567.840.000 ton ve dünya demir-çelik üretiminin % 47'sini teşkil ediyor. 26 Mart 2010 tarihinde Çin demir-çelik kurumunun başkanı Dengçilin; '2010'da demir-çelik üretimi 610-620.000.000 ton olacak.' Diye açıkladı. 1990'larda, hatta 2000'lere kadar Rusya, Kazakistan ve Türkiye'den demir-çelik alan Çin şimdi dünyaya demir-çelik satıyor.
1.35 milyar nüfuslu tüketici piyasası, kitlesel ucuz emek gücü, yabancılara hibe veya ucuz kiralanan fabrika arazileri, Batı kapitalizminin Çin'e bağımlı hale gelmesini, Çin'in dünyanın fabrikasına dönüşmesini, alternatifsiz cazip ülke konumuna gelmesini sağladı.
Çetinoğlu: Çin kalkınmasını sağlayan sihirli formül nedir?
Hazret: Çin'in kalkınma stratejisi ihracata dayalı kalkınmadır. İhracatın % 60-65'ini Çin'deki yabancı ve yabancı ortaklı Çin şirketleri tarafından gerçekleştirilmektedir. İhracatta başarılı olmasını, ucuz işgücü kullanabilme imkânına borçludur.
Çin'deki 700.000 yabancı şirket Çin işçilerini çok düşük ücretle çalıştırmaktadır. Toyota, Honda ve Mitsubishi gibi otomobil üreticisi Japon firmalarının Çin'de ürettiği arabaların sayısı, Japonya'da ürettiğinden az değildir. Japon elektrik, elektronik firmalarının çoğu Çin'de üretim yapıyor. Fiyat ve kalitede hem Çin ile hem dünya ile rekabette problemsiz olarak ilerlemesine ortam hazırlıyor
Çetinoğlu: Çin'de yönetime hâkim olan belli bir tabaka var mı?
Hazret: Çin Anayasasının ilk maddesi; 'Çin Halk Cumhuriyeti'ni işçi sınıfı yönetir.' Demektedir. Gerçekte ise Çin'de en ağır şekilde ezilen, hakları gasp edilen topluluk, işçi sınıfıdır.
Çin Komünist Partisi'nin adını Türkçeye; 'Kamu Mülk Partisi' olarak tercüme edebiliriz.
Çin'i Komünist Partisi ülkeyi tek başına yönetmiyor. Çin'e toplam üç trilyon dolar yatırım yapan yabancı iş adamları, Çin Komünist Partisi'nin yönetim ortağıdır. Bunlar; güler yüzlü, taş gibi soğuk ve duygusuz, katı kalpli kapitalistlerdir.
İkinci Dünya Savaşında Çin sahil şeridini savaşla ele geçirmekte zorlanan Japonya, bugün sermaye, bilgi ve teknoloji ile Çin'in sahillerini ele geçirmiş durumda.
Bir tek Dungguan organize sanayi bölgesinde 180.000 yabancı firma üretim yapıyor. Burada 5.000.000 köylü işçi ilkel şartlarda çalışıyor.
Çetinoğlu: Yabancı yatırımcıları Çin'e çeken nedir?
Hazret: Ucuz iş gücü, ucuz malzeme, ucuz elektrik, bedava arsa, düşük vergi.
İnsanî değerler hiçbir mânâ ifade etmez. Çin modeli, deccal ile şeytanın evlenmesinden doğan bir hilkat garibesidir.
Çetinoğlu: Bir buçuk milyara yakın insanın yaşadığı bir ülkenin problemleri de vardır elbette...
Hazret: Çin'in şu andaki en büyük problemi yolsuzluktur. Yolsuzluktan dolayı büyük şehir belediye, eyalet başkanları, bakan, yüksek yargı başkanına kadar birçok üst düzey komünist yetkili, rüşvet suçundan idam cezasına çarptırılmasına rağmen, rüşvetin, yolsuzluğun önüne bir türlü geçilemiyor.
Çin'de Komünist Parti'sine üye olan kişi, zenginlik kapısını anahtarını almış demektir. 80.000.000 Komünist Parti üyesi içinde rüşvete, yolsuzluğa bulaşmayan çok nadir kimse vardır.
Mayıs 2010 itibarı ile Çin'deki milyoner sayısı 875.000, milyarderlerin sayısı 155.000'dir. Onların sicili incelendiğinde ezici çoğunluğunun yolsuzluktan beslenerek zengin olan parti yönetimindeki aileler olduğunu görülür. Çin'de şahısların elinde bulunan varlıkların % 91'i üst düzey komünist yöneticilerin ailesi elindedir.
Bir başka problem; zengin ile fakir arasındaki derin uçurumdur. Gelir dağılımından en az pay alanların, hak aramaya cesaretleri yoktur. Çin'de insan hayatının hiçbir değerinin olmayışı, insanları kuzulaştırmıştır.
Denetimsiz yetki, yolsuzlukları önlenemez derecede artırır.
Çetinoğlu: Ahlak kavramı hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Hazret: Ahlak kavramının zerresinin izini, gölgesini Çin'de bulabilmek mümkün değildir. Rüşvetin, yolsuzluğun, adaletsizliğin, adam kayırmanın, yetkileri kötüye kullanmanın doruklara çıktığı bir ülkede ahlakî çöküntü nasıl anlatılabilir?
'Ahlak' deyince, çok kişinin aklına, yanlış bir algılama ile kadın-erkek ilişkileri gelir.
Çin'de genelev yoktur. Halbuki Çin halkının en büyük geliri, seks sektöründendir. Bu sektör; masaj salonu, otel, berber, bar işletmeleri olarak kayıtlıdır. Buralarda fuhuş hizmeti verilir. Çin'in en büyük şehri Şanghay'dan en ücra köşesindeki kasabalara kadar her yer, adı değiştirilmiş genelevlerle doludur. Çin'deki seks sektörü, istihdam ve ülke bütçesine katkısı bakımından küçümsenemeyecek kadar önemli paya sahiptir. Bu alan, Çin'deki ferdî hürriyetlerin delili olarak sunuluyor. Çin'deki hürriyet alanı demokratik haklar değil, seks ve eğilence olarak tanımlanıyor.
Çin'de milyonlarca siyasî mahkûm cezaevindeyken, kanun dışı genelev çalıştırmakla yargılanmış bir tek insan bulunmuyor. Buna rağmen AIDS hastalarına yardım etmek için dernek kurmaya teşebbüs eden gönüllüler, potansiyel suçlu muamelesi görüyorlar.
Çetinoğlu: Böylesine çürümüş bir sistem neden çökmüyor?
Hazret: Soru önemli, cevabı basit: Her kademedeki komünist yönetici mevcut yetki ve servetini korumak için Partiyi korumaya mecburdur. Çin'de, Partinin çıkarı her zaman devlet çıkarından önce gelir. Partinin çıkarını koruyor görüntüsü verenler el üstünde tutulur, parti çıkarı adına hareket edenlerin mağdur ettiği halk, hak arayışına yönelirse vatan haini olarak ilan edilir ve en ağır şekilde cezalandırılır. Sistem, böylece ayakta tutulur.
MEHMET EMİN HAZRET:
1950 yılında, Çin işgali altındaki Doğu Türkistan'ın Hoten'e bağlı Karakaş kasabasında doğdu. Doğu Türkistan Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden 1976'da mezun oldu. 1982-1983 yıllarında Beyjing Sinema Üniversitesi senaryo bölümünde mastır yaptı.

1982 yılı 'Rena'nın Düğünu / Rena'nın Toyi', 1984, 'Nurnisa' ,1988. 'Bekârlar Ailesi / Boytaklar Ailesi' başlıklı senaryoları filme çekildi. 1986 yılı Temmuz ayında Çin'i temsilen Çekoslovakya'nın Karlovi-Varı film festivaline katıldı.
1976 - 1989 yılları arasında Çin'de yayınlanan çok sayıda hikâye, şiir, roman, araştırma kitapları bulunmaktadır.
1989 yılında siyasî sebeplerle Çin'den ayrıldı ve Türkiye'ye yerleşti. Ağustos 1989-1994 tarihleri arasında Zaman Gazetesi'nde köşe yazarlığı yaptı. 1992 yılında İstanbul'da düzenlenen Dünya Doğu Türkistan Büyük Kurultayı'nın Genel Sekreterliği'ne seçildi. 1993-1996 yılları arasında Doğu Türkistan Vakfı Genel Sekreterliği görevini yaptı. Şu an Uygurca ve Çince yayınlanmakta olan HYPERLINK "http://www.vetinim.org" www.vetinim.org sitesinde gönüllü yönetici olarak görev yapmaktadır.
Mehmet Emin Hazret, Bağ-Kur'dan emeklidir. Evli ve iki çocuk babasıdır.

11/6/2011 -

HABER LİSTEMİZE KATILIN

To Top