Oğuz ÇETİNOĞLU

Oğuz ÇETİNOĞLU

Ekonomist, Araştırmacı-Yazar -

ocetinoglu1@gmail.com

Dr. Ahmet İNAN İle, Türk Toplumunu Asırlardır Ayakta Tutan Vakıf Müesseselerini Konuştuk

'Osmanlı Devleti'nde halkın ihtiyacı
Oğuz ÇETİNOĞLU: Vakıf kelimesinin lügat ve ıstılah anlamını açıklamakla röportaja başlayabilir miyiz?
Dr. Ahmet İNAN: Başkalarına yardım ve iyilik etme duygusu fıtrî bir duygudur. İnsanoğlunda doğuştan az veya çok bu duygular vardır. Bu yüzden insanoğlu yaşadığı yerlerde bu duygunun eseri olarak bir çok hayır kurumları kurmuşlardır. Fakat bu duygunun kuvveden fiile çıkması, dev hayır kurumları, eğitim yuvaları, hastaneler, su yolları, camiler, mescitler, şadırvanlar, kervansaraylar, medreseler gibi insanlığın hizmetine sunulmuş kurumlar hâline gelmesi İslam inancının ürünüdür.
Vakıf kelimesi sözlükte, ayakta durmak, durdurmak, beklemek gibi anlamlara gelir. İlim dilinde ise menfaati, İbadullaha yani Allah'ın kullarına ait olmak üzere bir aynı (malı) Allah'ın mülkü hükmünde olarak temlik ve temellükten yâni alım satımdan ebediyyen alıkoymaktır.
Oğuz ÇETİNOĞLU: İlk vakıf uygulamaları ne zaman başladı?
Dr. Ahmet İNAN: En eski vakıf olarak Kabe-i Muazzama'yı da içine alan Hz. İbrahim'in kurmuş olduğu vakıftır. Eski milletlerde de vakıfların mevcut olduğu görülmektedir. Bunlar; İskenderiye Kütüphanesi, Kudüs Havuzları, Zemzem Kuyusu, Yollar, Köprüler, çeşitli mâbetler, halkın istifâdesine sunulan vakıf eserlerdi.
İslamiyet'te ilk vakıf Hz. Peygamber Efendimiz zamanında Medine'de başlamıştır. Peygamberimiz, hicretin 32. ayında Medine'de kendisine ait 7 hurma bahçesini vakfedip, hâsılatını yâni gelirlerini İslam'ın müdafaasını icap ettirecek hadiselere ve karşılanması mecburî ihtiyaçlara tahsis etmiştir.
Fedek Hurmalığını da İbn-i Sebil'e yâni yolcuların her türlü ihtiyaçlarına, Hayber Hurmalığını da üçe taksim edip, iki kısmını Müslümanlara, bir kısmını Ehl-ü İyaline yâni çoluk çocuğuna ve bu kısımdan artan olursa fakir muhacirlere tahsis eylemiştir. Hicretin 7. senesinde Hz. Ömer, Medine'de Semg adındaki hurmalığını Hz. Peygamberin tavsiyesi üzerine vakfetmiştir.
Len tenalülbirra ... 'Sevdiğiniz malınızdan Allah yolunda infak etmedikçe iyiliğe veya ahiret sevabına eremezsiniz.' Âyetinin nâzil olmasından sonra başta Ebu Talha olmak üzere ashabın zenginleri birbirleriyle yarışırcasına vakıf kurmuşlardır.
Oğuz ÇETİNOĞLU: Mûsevîlerde ve Hıristiyanlarda vakıf kuruluşları ne zaman hangi vesilelerle görülmeye başlandı?
Dr. Ahmet İNAN: Günümüzde Yahudi ve Hıristiyan dünyasında vakfa benzer hayır kurumlarını görmekteyiz. Bu kurumlar gayri Müslimlerce İslam âleminde kurulmuş olan vakıf kurumlarından örnek alındığı kabul edilen bir görüştür.
Oğuz ÇETİNOĞLU: İlk Müslüman Türk Devleti Karahanlılarda vakıf müesseselerine rastlanıyor mu?
Dr. Ahmet İNAN: Karahanlılar başta olmak üzere İslam topluluklarında, Hz. Peygamberin ve ashabının kurmuş olduğu vakıflar örnek alınarak birçok hayır kurumu kurulmuştu.
Oğuz ÇETİNOĞLU: Selçukluların vakıflarla ilgili uygulamaları nasıldı?
Dr. Ahmet İNAN: Selçuklularda da kamu hizmetlerinin (eğitim, sağlık, bayındırlık ve din hizmetleri) çok büyük kısmı vakıflar yoluyla karşılanmaktaydı.
Oğuz ÇETİNOĞLU: Kayıtlara intikal eden bilgilere göre vakıflar aracılığı ile inanca, insana ve bütün canlılara hizmet uygulamaları, Osmanlı Devleti'nde doruk noktaya ulaştı. Osmanlı'da ne tür vakıflar kuruldu, hangi hizmetler gerçekleştirildi?
Dr. Ahmet İNAN: Osmanlı Devletinde; emniyet, asayiş ve fütuhatın dışındaki bütün hizmetler vakıf yoluyla karşılanmaktaydı. Hatta orduyu desteklemek için Guzat Vakıfları kurulmuştu. Vakıflar, toplumun her kesimini kuşatmıştı. Din hizmetleri, şifahaneler, imaretler, mahalle mektepleri, medreseler, kervansaraylar, su yolları, kalenderhane adı verilen huzurevleri gibi daha nice hizmetler hep vakıf konularına girerdi. Öksüz kızların evlendirilmesi, hizmetçilerin hasar verdiği eşyaların ödenmesi, kuşların barındırılması, hamallar için dinlenme taşlarının konulması, sadaka taşları, fakirler için ücretsiz kayık taşımacılığı (mesela Van Gölünde ve Beşiktaş-Üsküdar arasında), çiftçilere tohum parası, tüccarın tefecinin eline düşmemesi için para vakıfları... hep insan haysiyetini korumak için kurulmuş hayır kurumlarıydı. Fatih Vakfiyesinde 'Asıl hünerin insan kalbini fethetmek olduğu' beyan edilmiştir. Kendisi vakfını kurarken beraber çalıştığı ulemaya ve ümeraya Allah yolunda hayır yapmalarını yani vakıf kurmalarını tavsiye etmiştir.
Oğuz ÇETİNOĞLU: Vakıf senedine, vakfedilen değerlerin başka maksatlarla kullanılması hâlinde uygulanacak hükümlerden söz eden maddeler konuluyor. Bu hükümlere aykırı hareketin kanunî müeyyidesi var mı?
Dr. Ahmet İNAN: Osmanlı döneminde kurulan vakıfların çok ağır şartları vardı. Bir kere vakıf Allah rızası için kurulmalıydı. Kurucunun vakıf kurmaya rızası şarttı. Malının kaynağı belli ve meşru olmalıydı. Geçici veya kısa süreli vakıf kurulamazdı. Vakfedilen mallar, yâni bina ve ağaçlar yıkılmaya mahkûm veya kısa ömürlü olamazdı. Ömürleri asırlar süren zeytin bahçeleri ile palamut ormanlarının vakfedilmesine izin verilirdi. Vakfiyelerde vakıf mallar ayrıntılı olarak belirtilir. Gelirlerin hangi hizmetlere tahsis edildiği açıklanır. Vakfın mütevelli, kâtip, tahsildar, din görevlisi, medrese hocası, imâret hademesi gibi çalışanların görevleri, alacakları ücret, hizmet ölçülerine ve sorumluluk derecelerine göre bir bir sayılırdı. En sonunda da vakfın şartlarına uymayanlara, vakfa zarar verenlere, gelirinin veya hizmetlerinin azalmasına sebep olanlara ağır bir vebal yüklenir ve bu kişiler hakkında Allah'ın, Peygamberlerin, Cinlerin ve insanların laneti talep edilirdi.
Oğuz ÇETİNOĞLU: Osmanlı Devleti, İngiltere'den borç para almak istediğinde, İngilizler, vakıflarla ilgili şart ileri sürmüşlerdi. Konuyu açar mısınız?
Dr. Ahmet İNAN: Yıl 1854, dış ve iç baskılarla Osmanlı mâliyesi yavaş yavaş daralmaya başlıyor. Arşiv belgelerindeki ifâdelere göre; İngiltere Devlet-i Fehimesi (İngiltere kibar devleti), Osmanlı Devlet-i Aliyyesine (Yüksek Osmanlı Devletine) o dönemde, milletlerarası para birimi olan 400.000.000 Frank istikraz (borç verme) teklifinde bulunduk da; Osmanlı Devletine üç şart koşuyor. a) Ecnebilere Bilad-ı Osmaniye'de (Osmanlı ülkesinde) mülk satın alma hakkının verilmesi,
b) Ecnebi tüccara İstanbul dışında mal alma izninin verilmesi,
c) Bütün vakıfların kapatılması...
Bu üçüncü şart sebebiyle anlaşma imzalanmamış, borç para alınmamış, Osmanlı Devleti de batmamıştır.
Oğuz ÇETİNOĞLU: O gün eğitim, sağlık, din hizmeti, bayındırlık hizmetleri gibi sosyal hizmetlerin tamamı vakıf eliyle yürütüldüğü halde Vakıflara ait bir arâzi veya bina, herhangi bir vakfa hangi şartlarla veriliyor, hangi şartlarla geri alınabiliyor?
Dr. Ahmet İNAN: Vakıf araziler ve diğer taşınmazlar herhangi bir ayrıcalığı olmadan genel hükümlere göre devlet memurları tarafından yönetilmektedir. Vakıfçılık her yönüyle bir uzmanlık konusu olduğu halde vakıf konularında hiçbir eğitim kurumunda bilgi verilmemektedir. Bu yarayı fazla deşmeyelim.
Oğuz ÇETİNOĞLU:  Hukukî bir gerekçe gösterilmeden sözleşme feshedilebiliyor mu? Bu tür uygulamalar aleyhine dâvâ açılabiliyor mu?
Dr. Ahmet İNAN: Hukuki bir gerekçe gösterilmeden hiçbir sözleşme feshedilemez. Yukarıda da söylediğimiz gibi Vakıflar, genel hükümlere göre idâre olunurlar.
Oğuz ÇETİNOĞLU: Devlete ait vakıf mallarından elde edilen gelirler nerelerde kullanılabilir, nerelerde kullanılamaz?
Dr. Ahmet İNAN: Devlet memurları eliyle idâre edilen mazbut vakıfların gelirleri âdeta havuz sistemine göre idâre edilir. Eski eserlerin onarımı, fakirlere yardım gibi kalemlerde harcanır. Acı bir gerçek, Talebe-i Uluma yâni ilim talebelerine yardım için hemen bütün vakıfların bu konuda faaliyet gösterme mecburiyeti vardır. Uygulamada; öğrenci yurtları hayır işi olmaktan çıkmıştır.
Oğuz ÇETİNOĞLU: Türkiye'de kurulmuş ve faaliyetine devam eden azınlık vakıflarıyla ilgili olarak söyleyeceğiniz çok şey vardır mutlaka. Ayrı bir röportaj konusu olacak kadar geniş olan bu konuda, özet bilgi lütfeder misiniz?
Dr. Ahmet İNAN: Ülkemizde azınlıklara ait 161 tane vakıf bulunmaktadır. Örnek olacak şekilde gayet düzenli çalışmaktadırlar. Bu konu, sorunuzda da belirtildiği gibi oldukça geniş ve ayrıca ele alınması gereken önemli bir konudur.
Oğuz ÇETİNOĞLU: Devletlerarası hukukta vakıf müesseseleri koruma altına alınmış mıdır?
Dr. Ahmet İNAN: Devletler arası hukukta vakıf malları koruma altındadır. Fakat Osmanlı Türk Vakıfları için şimdiye kadar bir koruma söz konusu olmamıştır. Avrupa'nın ortasında binlerce mimârî ve sanat değeri çok yüksek eser yakılıp yıkıldığı halde hiçbir ses çıkmamıştır. Batı Trakya Türk Vakıflarının yüreklere acısı durumu ortadadır.
Oğuz ÇETİNOĞLU: Herhangi bir sebeple devletler arasında el değiştiren topraklardaki vakıf mallarına uygulanan hükümler nelerdir? Osmanlı'nın Balkanlarda, Ortadoğu'da kurduğu vakıflar Cumhuriyet döneminde ne oldu?
Dr. Ahmet İNAN: Adalar Denizi'ndeki 12 Ada ve diğerlerinde, Balkanlarda, Orta Doğuda, Kıbrıs'ta ve diğer yerlerdeki Osmanlı Döneminde kurulmuş vakıflarla ilgili günümüzde herhangi bir müdâhalemiz veya söz hakkımız olamamaktadır.
Oğuz ÇETİNOĞLU:  Vakıflar mevzuatında yapılan yeni düzenlemeler hakkında neler söylemek istersiniz?
Dr. Ahmet İNAN: 2008 yılının Şubat ayında çıkarılan kanun; üzülerek ifade edelim ki birçok eksikliklerle doludur. Bunun sıkıntısı hemen çekilmeye başlamıştır. Mesela, kanunun 18. maddesine; 'Mîrî arazilerden mukatalı hayrata tahsis edilmeyenler ile aşar ve rüsumu vakfedilen taşınmazlar tâvize tabi değildir.' Şeklinde, hiçbir anlamı ve hukukî değeri olmayan ve birçok yanlışa kaynak olabilecek bir cümle eklenmiştir. Bazı târifler yanlış yapılmıştır. Bazı terimler yazılmamıştır. Birkaç sene sonra hatâlar kendisini gösterecektir.
Oğuz ÇETİNOĞLU: Verdiğiniz bilgiler için şahsım ve bu bilgilerden yararlanacaklar adına
teşekkür ederim.
Dr. Ahmet İNAN: Bana bu imkânı verdiğiniz için şükranlarımı, okuyucularınıza selam ve saygılarımı sunarım.

5/22/2011 -

HABER LİSTEMİZE KATILIN

To Top