IMG-LOGO
Güncel

Bedrettin, İnsanlığın Ayıbı

Kadir DURGUN; - 1/23/2010 kadir@kadirdurgun.com;
IMG

Gazetelerde okuduk, haberlerde dinledik: İstanbul, Haliç Köprüsü'nü temizleyen işçiler, refüjlerde, işkence görmüş beş yaşındaki çocuğun baygın bedeni ile karşılaşmışlar bir gecenin yeni başlayan sabahında. Onu önce bir paket zannetmişler, yaklaştıklarında inilti sesleri duymuş işçiler. Yüzü bir hayli patlak, bir parmağı kırık, boğazından boğulmak üzere sıkılmış haldeymiş zavallı çocuk. Muhtemelen köprüden atılmayı denenmiş; ancak atanlar ya insafa gelip atmamışlar ya da bunu başaramamışlar. Hastanede tedavi edildikten sonra öğrenilmiş ki, Bedrettin, dilenmesi için Adana'dan getirilmiş. Ona bu işkenceyi yapan, diğer dilenci arkadaşlarıymış; dilenme mekanlarını paylaşamamışlarmış. Bedrettin'in diğer kardeşleri de dilenciymiş, babaları onları zorla dilendiriyormuş; çocuklarının dilenmeleri ile servet edinmiş. Devlet, Bedrettin'i ve diğer kardeşlerini ailesinden alacakmış.

Yine gazetelerden okudum. Yetkililere göre kırk bir bin Bedrettin varmış, yani dilenen sokak çocuğu... Yaşadığımız kent, İzmit'te de rastlıyorum böyle çocuklara. Camı silmek için bazen arabanın önüne atıyorlar kendilerini, bazen de doğrudan para istiyorlar. Mendil satanların sayısı, eskiye oranla bir hayli azaldı.

Ülkemizde sektör haline gelmiş dilencilik. Bu sektörden geçinenler, servet edinenler var. Şüphesiz, ihtiyaç sahibi insanlar da vardır aralarında. Bunları seçmek çok zor. Suiistimale pek açık bir konu. Düşünüyorum bazen; insanlar niçin dilenir, dilenenlerin bulunduğu bir ülkede diğer insanlara düşen görev nedir?

Dilenmek, alan el olmaktır. Veren el olmak varken, alan el olmak; edilgenliği, başkalarına yük olmayı, beceriksizliği, insanlık adına herhangi bir şey üretmemeyi, parazitliği baştan kabul etmektir. İyi niyetle yaklaştığımızda, belki bir çaresizliğin sonucudur dilenmek. Ancak, kırk bir bin, çocuğun sokakları bir çaresizlik sonucu işgal ettiğini düşünmek, fazlaca saflıktır. Dilenmeye alışmış insan, sürekli ezik olacaktır, toplumdan uzaklaşacak, hatta dışlanacaktır. Gözü başkasının elinde ya da cebinde olan bir insan tipi... Ne kadar acı! Bu insanlar içimizden biri. Biz istemesek de onlar var.

Bir toplumda dilenenler niçin mevcuttur? Bu gerçeğe bir de madalyonun diğer yüzünden bakmak gerekir. Dilenciliği toplum üretir. Bulunduğumuz ailede dünyaya gelmek hiçbirimizin elinde değil. Kişi, doğduğu ailenin kültürüyle dünyayı algılamaya çalışır. Her aile, hem bir çatı hem bir penceredir doğan her birey için. Ailenin kazandırdığı format, elbisesi olur çocukların. Öncelikle format kazandıran aileleri gözden geçirmek gerekir. Bu da öncelikle devletin, bu amaçla kurulmuş vakıf ve derneklerin, varlık sahibi insanların görevi olmalıdır. Toplumsal sorumluluk sahibi birey ve kurumlar, insan yetiştirme merkezi kabul edilen aileyi güçlendirmek için çalışmalıdırlar. Ülkemizde, dilencilik açısından ateş bacayı sarmıştır. Bu toplumsal yara gittikçe büyüyecek, bir gün herkesi bir şekilde etkileyecektir. Dilenciye üç beş kuruş verdim ya da çocuktan bir mendil aldım, görevimi yaptım diyerek vicdanları tatmin etmekle dilencilik ortadan kalkmaz, bilakis teşvik edilir. Öncelikle kişi veya kurum olarak bu tür insanlara pirim vermemeliyiz. Dilenciliği ortaya çıkaran, teşvik eden nedenleri ortadan kaldıracak projeler geliştirmeliyiz. Bunun için yasal, ekonomik, polisiye, ahlaki tedbirler alınmalıdır.

İnancımızda sorumluluk bireysel, sorunları çözmek ise kurumsaldır. Bireysel sorumluluklarımızı ancak kurumlarla yerine getirebiliriz. Bu da örgütlenmeyi gerektirir. Nedense, birey olarak, hep eşyaya hizmet ediyoruz. Dünyalık hiçbir eksiğimiz kalmasın istiyoruz. Bizi kurtaracak olan yaşam tarzı bu değildir. İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olandır, algılamasıyla kurulacak bir yaşantı, iki dünyamızın saadet nedeni olacaktır. Muhtaç veya yanlışlık içindeki bir insana yardım etmek, görevimizdir, varlık nedenimizdir. Eşyaya hizmet edenler, öldüler ve unutuldular, insana hizmet edenler bedenen ölseler de insanlık vicdanında yaşıyorlar.

Niçin yaşadığımızı bir daha sorgulayalım. Yaşamak için mi, yaşatmak için mi? Yaşatmak için yaşayanların çok olduğu bir toplumda, dilencilik yaşamaz. Bedrettin, hepimizin ayıbıdır.