Özcan PEHLİVANOĞLU

Özcan PEHLİVANOĞLU

Hukukçu -

ozcanpehlivanoglu@yahoo.com

Eczacıların Samimiyet Testi

Eczane sahibi eczacıların başı dertte. Yakın zaman da alışveriş merkezlerinde, marketlerde, bakkal da, manav da benzer yerlerde ilaç satımı için hazırlıklar yapıldığını hükümetin başı  açıkladı.

Ülkemiz de 25.000'in üzerinde eczacı var. Bu insanlar iyi bir fakültede 5 yıl eğitim yapmışlar. Yetmemiş üstüne  bir de sermaye koyarak mesleklerini  icra ettikleri, adına "eczane" denilen işletmelerini açmışlar. Yani bu eczacılar, kendilerine ve ülkelerine maliyetleri epeyce fazla olan, aynı zamanda  meslek sahibi, bir insan kitlesi...

Şimdi de başlarında ekmek paralarına musallat olan bir bela var. Ancak duyarlı olanları tenzih ederim ama bu duruma müstahak olduklarını düşünüyorum.

Bu düşüncemin nedeni şu: eczacılar memleketimizin okumuş aydın bir sınıfını teşkil ediyor  ya da ben öyle düşünüyorum. Ülkemiz de neredeyse her mahalle de bir eczane var. Perşembenin gelişi çarşambadan belli olduğuna göre gelinen bu tablo için daha düne kadar kılını kıpırdatmayan eczacılar, başlarına gelen sıkıntıdan birinci derecede sorumludurlar.

Eczane dışında ilaç satmaya hazırlanan iktidarın; içte cemaat ve tarikatların, dışta küresel güçlerin desteği ile iktidara geldiği ve yine bu güçlerin desteği ile iktidarda kalmaya devam ettiği sağır sultanın bile anladığı bir gerçek.

Peki bu iktidarın varlığını sürdürmesi için neye ihtiyaç var? Cevap: kendisini destekleyen güçleri doyurmaya...

Eczacıların hepsi, bu iktidar başa geldiğinde Türkiye'nin  sosyal güvenlik kurumlarının ilaca kaç para ödediğini çok iyi biliyor. Şimdi de kaç para ödendiğini biliyor. Peki bu güne kadar millet ve devlet aleyhine olan bu gidişata, niye seslerini çıkarmadılar? Milletin parası, ilaç ithalatı adı altında küresel güçlerin bir parçası olan ilaç tröstlerine akarken neden sustular?

İlaç sanayimiz küresel güçlerin eline geçerken, ilaç ihtiyacımızın neredeyse tamamı  ithalat ile karşılanırken, ilaç için harcanan para ithalatımızda enerjiden sonra ikinci sıraya otururken bu eczacılarımız neredeydi?

Ülkemizde konuşlanmış bulunan ve küresel sermayenin elinde olan büyük marketler zinciri elbette yeni kazanç kapıları bulmak için başkalarının ekmeğine göz dikecek. Ya siz ne yapacaklar sanıyordunuz? Obama'nın desteğini almak kolay mı zannettiniz? "One minute" aslanı olmanın bir bedeli var bunu bilmiyormuydunuz?  Elbette eczacılarda paylarına düşeni ödeyecek...

Sağlıkla ilgili bakanlık tarikat ve cemaatlere teslim edilirken eczacılar niye sustular?

Bu gerçekleri mahallelerde hizmet verdikleri halka  niye anlatmadılar?

Ben Temmuz 2007 seçimlerinde milletvekili ve Mart 2009 yerel seçimlerinde de belediye başkanı adayı idim. Varlığı ve yokluğu tartışmalı bir  Türk aristokrasisine veya burjuvazisine dahil olmadığım yani bir halk çocuğu olduğumdan dolayı, dağ bayır demeden dolaştım. Özellikle her önüme çıkan eczaneye atlamadan girdim. O zaman böyle bir sorunları da ortalığa dökülmemişti.

Onlara sosyal sorumluluk açısından bir eczanenin ve eczacının önemini aklım yettiği ve dilim döndüğü kadar anlatmaya çalıştım. Kızmasınlar ama genelleme yaparsak çok duyarsız olduklarını müşahede ettim. Ya da uyarılarımızı duymak istemiyor " bizim işimiz tıkırında hadi başka kapıya" der gibi davranıyorlardı.

Bu ülkeyi korumak o kadar kolay değildir. Eğer sadece ayağınıza basıldığı zaman feryad ederseniz sizi kimse ciddiye almaz. Buna karşılık kendi gücünüzü objektif  bir şekilde toplum yararına kullanırsanız size karşı yapılacak haksızlık karşısında millet yek vücud olarak ayağa kalkar.

Lenin'in Ekim 1917 Devrimini 10.000 kişi ile yaparak Sovyetler Birliğini kurduğu anlatılır. Bu örnek açısından bakıldığında; iş başında olan iktidar 1994 yılında büyük başarı ile yerel yönetimlerde başa gelirken cami imamlarının ve müezzinlerinin desteğini almıştı. Onlar cami cemaatlerine; gerçi şimdi yanıldıklarını itiraf etmeselerde müslümanların iş başına gelmeleri  gerektiğini samimiyetle ve yılmadan anlatmışlardı. Bu sebeple şimdiki  iktidarın başa gelmesinde eğer bir meslek gurubu olarak kabul edilecekse ki; bence kabul edilmelidir, din adamlarının büyük rolü vardır.

Onun için ülkemizde ki 25.000 eczacının varlığı; ülke sathına dengeli bir şekilde yayılmış olmalarına ve sosyo-ekonomik koşullarına bakıldığında bir iktidarı getirmek ve ya götürmek için yeterde artar bile...

Aynı benzetmeyi Tekel işçileri için de yapabiliriz. İşler iyi giderken onlarında sesi çıkmıyordu. Ne zaman hükümetin başı muslukları keseceğim diye ferman buyurdu işçi protestoya başladı. Tayyip döneminin  özelleştirme adı altında milli değerlerin peşkeş çekilme dönemi olduğunu bu Tekel işçisi daha yeni mi anladı?

Bu millet kendisine ağır yaralar açan politikalar uygulayan iktidarı, yerel yönetimlerde 4.dönem ve merkezi yönetimde 2. Dönem başta tutuyor. Eczacılar, Tekel işçileri, memurlar, işçiler, emekliler, köylüler, esnaf ve diğerleri samimi olsalardı; kendilerine bu kadar eziyet eden bir iktidar başta kalabilirmiydi?

Küresel sermayenin Türkiye şubesi TÜSİAD'çılar  yada küresel güçlerin kontrolündeki medya  gibiyseniz hiç tantana yapmayın. Başınıza ne gelirse sesinizi çıkarmadan dizinizi büküp oturun. Eğer zaten böyleyseniz, siz ne kendi hakkınızı ne de bu milletin hakkını koruyabilirsiniz.

Bu hadise; malum hikayedir güneydoğu da isot tarlalarına giren Fransız askerlerini kovalamaya benzedi. Yani bana dokanma da ne yaparsan yap. Ne yazık k i sana da gün gelir işte böyle dokunurlar...

Hepinizin bildiği bir olay başımıza geliyor ve hala seyrediyoruz. Hatırlarsanız Afrika'ya giden emperyalizmin öncü kolu olan misyonerler ellerindeki incili Afrikalılara verdiler ama karşılığında Afrika'nın zenginliklerini aldılar. Bunların izinden gidenlerde Allah, Peygamber, Kuran diyerek ülkemizi  bu hale getirdiler ve sonuçta kendileri zenginleştiler.

Hala bireysel menfaatlerimizin peşinde koşuyormuşuz gibi geliyor. Bu sebeple Allah sonumuzu hayr eylesin...

Gelelim yine eczacılarımıza; eğer samimi iseler sadece kendi sorunlarının çözümü ve dolayısıyla millet menfaatlerinin korunması bakımından üzerlerine düşeni yapmalı ve bulundukları her noktada halkı aydınlatarak, ülkenin bu badireden kurtulmasını sağlamalıdırlar.

Aynı sözüm Tekel işçileri, emekliler, memurlar, esnaf, işçi ve köylülerimiz içinde geçerlidir. Bir parmak bal aklımızı kör etmeye yetiyorsa varsın manav  bile ilaç satsın. Bu da yetmez diyenlere simitçiler ve mısırcılar da hatta ayakkabı boyacılarına bile ilaç sattıralım diyorum. Onlarda hayat üniversitesinden mezun. Ne demişler anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az....

1/2/2010 -

HABER LİSTEMİZE KATILIN

To Top