Oğuz ÇETİNOĞLU

Oğuz ÇETİNOĞLU

Ekonomist, Araştırmacı-Yazar -

ocetinoglu1@gmail.com

Şiirlerinin Aynasında Schiller ve Goethe

Aynı zaman diliminde yaşayan şairlerin ekseriyetinin birbirlerini sevmedikleri -gizlenmeye çalışılmış olsa bile- bilinen bir hakikattir. Farklı durumların yaşandığı da vakidir.

Senail Özkan’ın Katharina Mommsen’den Türkçeye çevirdiği Schiller ve Goethe isimli eserde, ekseriyete inat, aynı dönemde yaşamış iki şairin efsanevi dostluğu anlatılıyor. Bu dostluğu ebedîleştirmek için Ernst Ritschel tarafından yapılan heykel, Almanya’da Weimar Tiyatrosu’nun önündedir.

Peyami Safa-Nâzım Hikmet, Peyami Safa-Mehmet Fuat, Ergun Göze-Aziz Nesin, Nurullah Ataç- Yaşar Nabi Nayır,  Fethi Naci-Vedat Günyol, Tahsin Yücel-Kemal Tâhir, Vedat Türkali-Enis Batur kavgaları hakkında yazılmış kitapları okumaya alışık olan Türk okuyucusu, başlangıçta yadırgasa bile, Schiller-Goethe dostluğunu anlatan bu kitabı zevkle ve hayranlıkla okuyacaktır.

Şiirin başka bir dile çevrilemeyeceğini düşünenler de, Senail Özkan’ın Schiller ve Goethe tarafından Almanca yazılmış şiirlerin çok başarılı tercümelerini okuyunca düşüncelerini güncellemek ihtiyacını hissedeceklerdir.

Sert kapak lüks ciltli 17 X 24 santim ölçülerindeki 360 sayfalık eserde; Katharina Mommsen'ın 1980'den beri Goethe ve Schiller arasındaki dostluğa dair kaleme almış olduğu bütün makale, yazı ve konferanslar bulunmaktadır. 31 sayfalık uzun girişten sonraki 1. Bölüm ‘Lirik Diyalog’ başlığını taşıyor. Goethe Schiller’le ilk karşılaşmasının ilk duygusunu; ‘Benim için bir bahardı’ cümlesiyle açıklıyor. Ve yazdığı şiir:

Ben seninleyim, sen uzaklarda olsan da

Benim yanımdasın 

Güneş batar, yıldızlar doğar yakında 

 Ah keşke burada olsaydın.’

Birbirine zıt iki ruh – ‘Yarat, ey sanatkâr! Konuşma’ Başlıklı 2. Bölüm,   Goethe ve Schiller arasındaki şiir anlayışlarına dairdir. 3. Bölümde Schiller’in ‘Estetik Üzerine Mektuplarına cevap olarak Goethe’nin ‘Masal’ı yer alır. Dördüncü Bölüm, Goethe’nin Masalına, Schiller’in lirik cevaplarına tahsis edilmiştir. 5. Bölümde dünyaca bilinen ‘Wilhelm Tell’ var. 6. Bölümde, Schiller’in ölümü üzerine Goethe’nin duyguları veriliyor. 7. Bölüm, Goethe’nin tuttuğu yas ve bu yas ile yazdığı şiirlerle tamamlanıyor.

Sonsöz’ başlıklı bölümde açıklamalar bulunuyor.

Ek’ bölümünde gerek Schiller’in, gerekse Goethe’nin yazdığı şiirlerin orijinali ile Türkçe tercümeleri veriliyor.

Schiller’in şiirlerinden örnekler:

Daha yaşamadan bütün bir hayat verildi ona

Zorluklara direnmeden hayırseverlik elde etti

Yaratana büyük adam derim ve kendine şekil verene;

Erdem gücüyle kader ilâhesini mağlup edene;

Fakat o, talihini zorlamaz, iyilik tanrısı Charis'in hasetle

Ona vermediğini, elde edemez asla gayretle, yiğitlikle

Lâyık olmayan karşısında korur onu sağlam irade, 

Hür olarak iner tanrılar katından yüce olan her şey.

Nasıl severse seni Sevgili, işte öyle gelir İlâhî armağanlar, 

Jüpiter’in ve Amor’un hükümranlık alanında lütuf ve ihsan vardır.

Temayülleri vardır Tanrıların, gelişen gençliği severler

Bukleli saçlarla bir baş; sevinç, mutlu olanları kendine çeker.

Gözü gören bahtiyar olmaz görüntüsünden onların, 

Yalnız kör görür parlaklığını onların ihtişamlarının;

Umulmadık bir anda çıkar da boşa çıkarırlar mağrur beklentileri,

 Hiçbir şiddet büyüsü zorlamaz aşağı inmeye özgürleri.

İnsanları ve tanrıların atası meyyal olduğuna gönderir,

Yukardan kartalını ve taşır onu semâvî yüksekliklere.

Schiller’in ölümünden sonra Goethe’nin durumu…

Hiçbir ölüm vakası insan ve şair olarak Goethe'yi on yıldan uzun süren bir dostluğun ardından Schiller'in ölümü kadar derin bir üzüntüye sürüklememiştir. Tuhaf bir şekilde şâirin birçok çağdaşı ve son zamanlardaki hemşerileri onun Schiller için duyduğu derin dostluk hislerinden her zaman şüphelenmişlerdir. Anlaşılan o ki onlar böylesine bir sevgi ve dostluk tasavvur edemiyor ve sâdece kendi tabii özellikleri ve şahsî görüş ve tecrübelerinden dolayı böyle bir hüküm veriyordu.

Bunlardan birisi Heinrich Laube idi. Bu zat, yaşadığı bir olayı nakleder ki, bu Goethe'nin Schiller'e duyduğu derin muhabbetin ve onun ölümünden duyulan derin kederin hâlen devam ettiğinin gayet etkileyici ve inandırıcı bir belgesidir. Bundan dolayı Laube kendi görüşünü revize etmek durumunda kalmıştır.

ÖTÜKEN NEŞRİYAT A. Ş.

 İstiklal Caddesi, Ankara Han Nu: 63/3 Beyoğlu 34433 İstanbul Telefon: 0.212- 251 03 50

Belgegeçer: 0.212-251 00 12 e-Posta: otuken@otuken.com.tr  www.otuken.com.tr 

 

KATHARINA MOMMSEN:                                                                                                                            18 Eylül 1925 tarihinde Berlin’de dünyaya geldi. En önemli Goethe uzmanı olarak kabul ediliyor. 60 yılı aşkın bir süre Goethe üzerinde araştırmalarda bulunan Mommsen 1974 yılından sonra araştırmalarını California’daki Stanford Üniversitesi’nde devam etti.

 

JOHANN FRİEDRİCH SCHİLLER:                                                                                                                     10 Kasım 1759 tarihinde Württemberg'deki Marbach'ta, bir askerî cerrahın oğlu olarak doğdu, 9 Mayıs 1805 tarihinde öldü. Dünyanın önde gelen yazarlarındandır. Çağdaşı Johann Wolfgang von Goethe ile birlikte çağdaş Alman edebiyatının kurucularından sayılır.

     Eserlerinden bazıları: Haydutlar'ı (Die Rauber) 1781'de imzasız olarak yayımladı. 1785'te Dresden'de yazmış olduğu ‘Neşeye Övgü’ başlıklı şiirini sonradan büyük Alman bestecisi Beethoven, Dokuzuncu Senfonisinin sonundaki koro bölümünde kullandı. İnsanın Estetik Terbiyesi üzerine Mektuplar 1795’te yayımlandı. 1789'dan 1793'e kadar Jena Üniversitesi’nde tarih profesörü olarak çalıştı ve ‘Otuz Yıl Savaşı’ adlı iki ciltlik kitabını yazdı.

 

WOLFGANG VON GOETHE:

     Dünya edebiyatının en büyük yazarlarından biri olan Goethe, 1749-1832 yılları arasında yaşadı.  Yalnızca edebiyatla değil eğitim, tabiat ilimleri ve felsefe de içinde olmak üzere pek çok konuyla yakından ilgilenmiştir. Hukuk tahsili gördü.

     1774’te yazdığı Genç Werther'in Acıları ilk romanıdır. 1794’te yazar Schiller'le hayatları boyunca devam edecek bir dostluk kurdu. Goethe ve Schiller’in dört cilt tutan mektupları Alman edebiyatının bu en verimli dönemine ışık tutar. Faust adlı oyunu, yazarın şaheseri sayılır.

 

    SENAİL ÖZKAN:

1955 yılında Gümüşhane’de doğdu. 1974 yılında başladığı Hacettepe Üniversitesi Elektronik Mühendisliği bölümünden 1978’de ayrılarak Almanya’ya gitti. 1979-1985 yıllarında Bonn Üniversitesinde Felsefe, Alman Edebiyatı ve Sosyoloji okudu. Almanya’da ticaret ve tercümanlık yaptı. 1998 yılında Türkiye’ye döndü. Hâlen İstanbul’da ikamet etmekte, mütercim ve yazar olarak çalışmalarına devam etmektedir.

Eserleri genel olarak Türk ve Alman felsefesini sentezlemektedir.

   Senail Özkan’ın Tamamı Ötüken Neşriyat A.Ş. tarafından yayınlanan eserlerinden bazıları:

Aşk ve Akıl / Doğu ve Batı (Felsefe) 2006, Schopenhauer Paradokslar Üzerinde Raks: 2006, Mevlana ve Goethe: (Felsefe) (2006),  Nietzsche Kaplan Sırtında Felsefe (Felsefe) 2004, Söz Bir Yelpazedir: (Felsefe-Edebiyat) 2010.

Tercümeleri: 1-Annemarie Schimmel’den tercüme: Ben Rüzgârım Sen Ateş: Mevlana Celaleddin Rumi / Büyük Mutasavvıfın Hayatı ve Eseri, 2-Annemarie Schimmel’den Tercüme: Muhammed İkbal / Peygamberane bir şair ve filozof. 3-Annemarie Schimmel’den Tercüme: Yunus Emre İle Yollarda 1999. 4-Annemarie Schimmel’den Tercüme:  Şark Kedisi 2009, 5-Johann Wolfgang von Goethe’den Tercüme: Doğu - Batı Divanı 2009, 6-Joseph von Hammer’den Tercüme: İstanbul ve Boğaziçi 1. Cilt. Türk Tarih Kurumu. Ankara 2011. 7-Katharina Mommsen’den Tercüme: Goethe ve İslam, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2012.

 

KUŞBAKIŞI

TÜRK KADINI

Avukat ve Yazar Hicran Göze’nin çeşitli mecmualarda yayınlanmış fıkra ve makalelerinden meydana gelen eseri, 13 X 19,5 santim ölçülerinde, 198 sayfadır. İlâveli ikinci baskıdır. ‘Kadınlık’, ‘Gençliğimiz ve Meselelerimiz’, ‘İnsanımız, Dinimiz, Sanatımız ve Yanlışlarımız’, ‘Bir Yeşilaycı Gözüyle’, ‘Bizden ve Bizim Özümüzden Bazı Portreler’ genel başlıklarıyla 5 bölümde toplanan 80 adet makalenin her biri, bugün de gündemimizde bulunan meselelerimizi ele alıyor ve pratik çözüm teklifleri sunuyor.

Bir hareketin, bir düşüncenin veya tatbikatın neden yanlış olduğunun akılcı tahlili yapıldığında, çözüm teklifi de verilmiş olur. Okuyucu tenkitlere aynen katılıyor ve teklifleri de benimsiyor. Bu sebeple çok rahat okunan bir eserdir.

Yazar, dikkatli bir gözlemcidir. Türk kültürünü, edebini, millî ve manevi değerlerini özümsemiş, hayat tarzı hâline getirmiş ‘bizden biri’dir. Bu sebeple tespitleri, çoğunluğun tespitleridir. Bir farkla ki… Herkesin görmediği teferruatı veriyor, çok kimsenin tahmin edemeyeceği muhtemel neticeleri isabetle ortaya koyuyor. Eser bu yönüyle bir açık eğitim fakültesidir. Belli bir veya birkaç sahada değil, insan hayatının her safhasında kullanılabilecek, kullanılması gereken bilgiler sunuluyor.

Makale başlıklarının bazıları kitabın muhtevası hakkında fikir veriyor: ‘Kadın Günüymüş’, ‘Genç Kızlar Yetişirken’; ‘Sosyalizmde Kadın Kimliği’, ‘Medyada Kadın’,  Basın ve Ahlâk’, ‘Bazı Kadınlarımızın Kılık Kıyafeti ve Tesettür Ayetleri’, ‘Gençliğimiz ve Meselelerimiz’, ‘Ah Gençlik Vah Gençlik’, ‘Yama ve Yırtık Modası’, ‘Solculuk Acaba Nedir’, ‘Özgürlük Üzerine’, ‘Hangisi Türkçe’, ‘Türkçeye Saygı mı?’, ‘Düşünen İnsan’, ‘Batılılaşma Maceramız’, ‘Türk İnsanına Ne Oldu’, ‘Mazi Düşmanlığına Düşenler’, ‘İrtica Neden Hortlar’, ‘Dostluk Üzerine’, ‘Alkışlarla Kalkan Cenazeler’, ‘Türk Dünyasının Değişmeyen Kaderi’, ‘Esir Türkler ve Esir Milletler’, ‘Alkollü İçki Tüketimi Niçin Artıyor’, ‘Trafik Canavarının Arkasındaki Asıl Canavar’, ‘Hayırlara Adanmış Bir Ömrün Sahibi: Âdile Sultan’, ‘Tarhan Valide Sultan’, ‘Gerçek Müslümanlığı Yaşayanlardan: Kerkük Mutasarrıfı Avnullah Bey’, ‘Büyüklükteki Hakiki Ölçü

Makalelerden tadımlık bir bölüm:

Aydın olmanın ilk şartı nasıl solcu olmak ise, ikinci şartı da ‘arıtılmış bir dil’ (?) kullanmaktır. ‘Şart’ dediniz mi aydın kişiliğinize gölge düşer de ‘koşul’ diye dolu dolu konuştunuz mu o özgürlüğün en seçkin meyvesi olan kişiliğiniz pırıl pırıl oluverir.

Milletinin yarısından fazlasını ukalâ bir bakışla didik didik edip ona tarih ve kendi tabiri ile ‘toplumculuk’ öğreten aydının bir merakı da işte bu arıtılmış dildir. Yanıt, koşul, birey, dize, neden, sorun morun diye usanmadan âdeta kendini bile zorlayarak konuşur ve yazar. ‘Halka rağmen’ yaşadığı gibi ‘halka rağmen’ de konuşur. Böyle konuşup yazmaktan maksadı eski edebiyatın ağdalı örneklerini anlamayan gence, onları basitleştirerek, sadeleştirerek öğretmek ve zevkine vardırmak mıdır?

Türk’ün geçmişini, ‘Osmanlı’ diye dudak bükerek küçümseyenlerin hiç böyle bir endişesi olabilir mi? Maksatları arapsaçına çevirdikleri geçmiş ile şimdiki zaman arasında münasebet kurarak, gence normal ölçüde bir mâzi şuuru vermek değil, onu yaşadığı zamana bağlayan birçok şeyden de koparmaktır. İşte dil bu hain maksadı gerçekleştirecek şeylerin en başında gelir. Yoksa hâlâ yaşayan, genci ile yaşlısı ile bir milletin malûmu ve dostu olan kelimelere uydurma ve yakıştırma karşılıklar bulmanın başka ne sebebi olabilir?

Bâki’yi, Nedim’i, Fuzuli’yi değil de Ziya Gökalp’i arıtmaya kalkışmanın mâniası nedir? Hem de Türkçülüğün sembolü olan bir şahsiyetin anlaşılması hiç de güç olmayan şu kelimelerini arıtarak...

Kızına yazdığı mektupta ‘insaniyet’ demiş de ‘insanlık’ dememiş. ‘Özgür’ü bilmeyecek kadar cahil olduğu için ‘hür’ demek hatasında bulunmuş. ‘Mutlu’ demek varken ‘Mesut’ deyivermiş, ‘millet’ deyip ‘ulus’u unutuvermiş. Niçin ‘fert’ demiş de ‘birey’ demeyi akıl edememiş. Hele rahmetlinin en büyük suçu ‘tabiat’ deyip de ‘doğa’ diyememesi... Ya ‘sema’ deyip de ‘gök’ diyememesine ne denir? ‘Yaşam’ı unutup da ‘hayat’ demesi de ayrı bir hata... ‘Kanı’ diye yazmak varken neden ‘kanaat’ yazmış? Arıtıcı, Allah razı olsun Gökalp’in daha pek çok kelimesini arıtmış. Meselâ ‘mücrim’i ‘câni’, ‘hile’yi de ‘çıkar’ diye bir güzel düzeltivermiş! ‘sefâlet’i ‘yoksulluk’a çevirerek iyi bir çevirmen(!) olduğunu da böylece saptayıvermiş! Ayrıca,  daha neler neler yapmış. Bunlar az hizmetler değil. Ziya Gökalp gibi dili zamanımızda anlaşılması çok zor (!) olan bir kişiyi arıtmak küçümsenemez. Mühimsenmeli hem de çok mühimsenmeli. Çünkü bu çılgınlık yarışında hepimiz yaşayan ve konuşulan Türkçeyi biliyoruz da onu bu çılgınların hışmından nasıl kurtaracağız onu bilmiyoruz

Her yerde câhiller ve deliler akıllılardan ve âlimlerden daha cesur oluyorlar. Hele de hainler... (s: 78, 79)

BOĞAZİÇİ YAYINLARI:

Alemdar Mahallesi Çatalçeşme Sokağı Nu: 44 Kat: 3 Cağaloğlu, İstanbul Telefon: 0.212-520 70 76 Belgegeçer: 0.212-526 09 77 www.bogaziciyayinlari.com.tr  e-posta: yayin.bogazici@gmail.com

bogazici@bogaziciyayinlari.com 

 

KIŞ BEBEĞİ

Üçüncü Baskısı 2016 yılında yapılan Murat Başaran’ın telif etiği roman, 13,5 X 21 santim ölçülerinde 146 sayfadır.

Romanın kahramanı Yavuz, sırılsıklam âşıktır. Aşkını anlatacağı kadın ise müstağni… Adam fırsatını bulup anlatabilse, kadını ikna edeceğine inanmaktadır. Bir çay bahçesinde macera böyle başlar. Zaten hayatında hep çay bahçeleri vardır…

Yavuz fırsatını bulur ve anlatmaya çocukluğundan başlar. Kadın ise anlamaya çalışır. Sessiz geçilen teferruatı anlamak için sorular bile sorar. Hatta psikoterapist hüviyetine bürünmüş, rahatlaması için konuşmaya teşvik etmektedir. Böylece roman, okuyucuyu rahatlatan bir akıcılığa kavuşur.

Büyük şirket, büyük şirketlerde dönen-döndürülen gizli-sırlı dolaplar, hayatın cilveleri okuyucuyu ‘acaba ne sonra olacak?’ düşüncesiyle daima bir sonraki sayfaya koşturur.

İkinci, üçüncü… ve yedinci bölümler de aynı rahatlıkla okunur.

Klasik çizgide ve fakat farklı bir roman… Lüzumsuz devrik cümlelerden rahatsız olmayanlar göre…

MİHRÂBAD YAYINLARI:

Prof. Dr. Kâzım İsmail Gürkan Caddesi Nu: 8 Cağaloğlu, İstanbul. Telefon: 0.212-514 28 28

Belgegeçer: 0.212-528 24 01 bilgi@mihrabadyayinlari.com  www.mihrabadyayinları.com

 

KRONOLOJİK MUHTEŞEM OSMANLI TÂRİHİ:

Cumhuriyetimizin 100. yılı 2023 yaklaşırken Türkiye, 21. yüzyıla ‘Yeni Osmanlı rüzgârıyla girdi. ‘Muhteşem Osmanlı’ yeniden keşfediliyor. 622 yıllık Osmanlı'nın şanı, ihtişamı ve gücü, Cumhuriyet kuşaklarının torunlarını yeniden sarıyor. Sâdece biz Türklerin değil, Osmanlı coğrafyasının ister yakınında olsun, ister uzağında… bütün dünya devletlerinin alâkası üst seviyelerde. Çünkü Osmanlı Cihan Devleti’nin terk ettiği topraklarda kurulan 44 ayrı devletin toprakları kan gölü hâlindedir. Barış ve huzuru tesis edecek âdil bir güce ihtiyaç vardır. Bu güç mutlaka değilse bile büyük bir ihtimalle, Osmanlı’ya benzer bir yönetim olmalı. Bu sebeple Osmanlı yönetim sistemini anlamak için Osmanlı’nın ilmî metotlarla incelenmesini gerektiriyor.

Kerem Çalışkan, 26 X 26 santim ölçülerinde, mat kuşe kâğıda renkli olarak basılı 320 sayfalık eserinde, bu araştırmalara kaynaklık eden bir eser hazırlamış.

CARETTA REKLAM VE HALKLA İLİŞKİLER TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ:

 Samanyolu Sokağı, Nu: 106, Onur Apartmanı Daire: 1 Şişli, İstanbul. Telefon: 0.212-230 23 14, Belgegeçer: 0.212-231 30 13 www.carettakitap.com  //  bilgi@carettakitap.com 

 

KISA KISA… / KISA KISA…

1-SANATIN IŞIĞINDA 78 YIL: Cevat Memduh Altlar / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

2-OSMAN GAZİ – OSMANLI’NIN KÖKLERİ: Alperen Bayrak / Yediveren Yayınlar1. 

2-AĞLAMA GÖZLERİM: Zülfü Canpolat / Bilgeoğuz Yayınları.

 4-SOVYET DEVRİNDEKİ KAZAKİSTAN’DA TARİH YAZICILIĞI / MİTLER VE GERÇEKLERİ: Güljanat Kurmangaliyeva Ercilasun / Gazi kitabevi.

5-KANATLI AĞAÇ: Angeliki Darlasi – Fulya Kocak / Yapı Kredi Bankası Kültür Yayınları.

3/5/2020 -

HABER LİSTEMİZE KATILIN

To Top