Atilla Cilingir

Atilla Cilingir

E. Sb. Kıbrıs Gazisi-Yazar -

www.atillacilingir.com

Kıbrıs’ın Efsane Komutanı ‘’ Kod Adı Bozkurt’’

   ‘’ Onlar tarih yazdılar ve tarih onları yazdı. Bu toprakların kahramanları bitmeyeceğine göre, daha yazılacak çok tarih, tarihin yazacağı çok kahraman vardı…’’

      Aslında efsaneler hala yaşayan gerçeklerdir, asla unutulmazlar… Bu efsaneleri anlatmak için o dönemi paylaşmak, o efsanenin bir parçası olmak gerekir.

     Ben o dönemi yaşamadım ama 45 yıl önce Kıbrıs’ta; vatan ve vazife uğruna, o efsanevi dönemi yaşayanlarla, yaratanlarla birlikte omuz, omuza savaştım.

      Bu savaş, Rumlar tarafından tutsak edilemeyen, diz çöktürülemeyen, Kıbrıs Türk Halkının 50’li yıllardan beri süren adada ki var oluş mücadelesinden, 1974’e kadar yaşanan o efsane direnişidir.

      20 Temmuz 1974 Kıbrıs ‘Barış’ Harekâtı diye adlandırılan bu savaşta yaşadıklarımı, okuyucu ile pek çok kez paylaştım, kitaplarımda anlattım…

      Bu sunumumda ise 1974 öncesini, ‘Kıbrıs Türk Tarihine’ altın harflerle yazılan o efsaneler döneminin bir komutanını, ‘Efsane Teşkilat TMT’ye’ uzun bir dönem Bayraktarlık’’ yapan bir Türk subayını, büyük bir vatanseveri anlatmaya çalışacağım…

   Bu ‘Değerli Komutan; Kod Adı Bozkurt olan TMT’nin ikinci Bayraktarı Kenan Çoygun Paşa’dır.

    O; adada görev yaptığı o çok önemli dönemi hiç anlatmadı, o süreçte yaşanan efsaneler içerisinde hep vardı ama yokmuşçasına davrandı. Kıbrıs’ta verilen o şanlı direnişin yazılması, tarihin bu çarpıcı gerçeğini bizzat anlatması için yalvaranlara, o tok ve gür sesiyle hep şu yanıtı verdi:

  ‘’Mukavemetçi sırları ile ölür. Beni böyle anınız…’’ Ve öyle de oldu… ‘Efsanenin Başkahramanıydı’ ama ölünceye kadar hep mütevazı kaldı. O hep sustu. Onu, onun yarattığı efsaneleri sadece tarih sayfaları yazdı, silah arkadaşları anlattı! O Çılgın Bir Türk’tü tarih sayfalarında da öyle yer aldı…

   İşte tarih sayfalarının anlattıkları ile ‘’Kod Adı Bozkurt’’ olan O Efsane Komutanla birlikte anılan efsanelerden yalnızca birkaçı:

 ‘’Kenan Çoygun’un ailesi, Kafkasya’nın Dağıstanlı bölgesinden, 1917 Bolşevik Devrimi sonrasında ülkemize göç etmiştir. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan 1 yıl sonra, 1924 Yılında Bursa’da doğmuştur. Babasını 6 yaşında kaybetmiştir. 1930’lu yıllarda, bazı günler Bursa Ulu Cami’den gelen çağrıyla namaza koşanlar, dikkat kesilip ezanı dinleyenler, bu güzel sesli müezzinin kim olduğunu merak ederlerdi. Ezanı okuyan bir çocuktu, ama usulüne uygunluğu ve sesi, insanları huşu içerisinde dinlemeye teşvik ederdi. Bursa Ulu Cami’de ezan okuyan bu çocuk Kenan Çoygun’dan başkası değildi.

         Harp okulundan 1942 yılında, dönem 5’ncisi olarak mezun oldu ve T.S.K’de göreve başladı. 1948 yılında Erzurum’da görevli iken Sn. Behice Çoygun ile evlendi, iki oğlu ve bir kız evladı oldu…

       Kenan Çoygun henüz Yarbay iken, 1962 yılında, TMT lideri olarak Kıbrıs’ta görev alıp almayacağı sorulduğunda, yaşamını tehlikeye atacak bu vatan görevini, tereddütsüz kabul etti…

        Kenan Çoygun, Kıbrıs’a ilk gelişinde durumu bütün çıplaklığıyla gözlemleyebilmek için, ailesini getirmedi. Rum kesiminde bir ev tutarak yaklaşık 6 ay boyunca burada yaşadı. Bu süre içerisinde sonraki yıllarda çok işine yarayacak irtibatlar oluşturdu, Rumlar hakkında bilgi sahibi oldu. Hatta günlerce EOKA’nın başı Grivas’ı adım, adım bizzat kendisi izledi. Daha sonra eşi ve küçük oğlu Gültekin’i Kıbrıs’a getirdi. Kıbrıs’a gelişinden 5 yıl süreyle hiç Türkiye’ye gitmedi, büyük oğlu İskender’i ve kızı Lale’yi 5 yıl boyunca hiç görmedi.’’

        Rumlarla ilk tanışması, sanki bundan sonra yaşanacak sürecin de habercisi olur:

        ‘’O günler Türk ve Rumların karışık olarak yaşadığı dönemlerdi. Kenan Çoygun eşiyle lokantaya gitmişti. Yemeklerini yedikleri sırada, Rumlar tarafından ailesine saygısızlık yapıldı. Rumlar karşılarındakinin Türk ordusunun şerefli subaylarından Kenan Çoygun, TMT’nin Bayraktarı  ‘’Bozkurt’’ olduğundan habersizdirler. Ama bu habersizlik onlara pahalıya mal olmuştu. Hemen oracıkta Rumlar için can yakıcı bir tanışma faslı gerçekleşti, hırpalanan Rumlar kaçarak lokantayı terk ettiler. Kenan Çoygun, Rumların arkadaşlarını da alarak geriye dönebileceklerini düşünerek, önce eşini eve bırakır, sonra tekrar lokantaya geri döner. Amacı buradayım mesajını vermektir. Kim olduğunu bilmedikleri bir Türk’ün, Rumlara haddini bildirdiğini duyan Kıbrıs Türk’leri lokantaya geri dönen bu adamı yalnız bırakmak istemezler. Hızla etrafa yayılan bu haber üzerine, birbirlerinden habersiz Türkler lokantaya müşteri gibi doluşmuşlar, farklı masalara müşteri gibi oturarak, bu yiğit adama gelebilecek saldırıya karşı destek vermek istemişlerdi…’’

          Rumlar o gün gelmediler. Ama 21 Aralık 1963 günü, bütün ağır silahlarıyla, Türklerden onlarca kat fazla savaşçılarıyla geldiklerinde de, tam tamına 24 saat içerisinde Ada’nın tamamını ele geçireceklerini umuyorlardı!

      21 Aralıkta Rum çetelerinin başlatmış olduğu Kanlı Noel saldırıları tüm acımasızlığıyla devam etmekte; kadın-erkek, genç-ihtiyar demeden Türkler vahşice katledilmektedir. Rum silahlı güçleri 24 Aralık günü Lefkoşa ve diğer Türk bölgelerine saldırıya devam etti. O gün Kumsal bölgesine saldıran Rumlar, Kıbrıs’taki Türk Alayı’nda görev yapmakta olan Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi ile üç çocuğunu da vahşice katlettiler.

       Saldırılar sonucunda 18.667 Kıbrıs Türk’ü yaşadığı 103 köyü terk etmek zorunda kalmıştı. İşte Kanlı Noel saldırılarının başladığı ve Türklere yönelik katliam girişimlerinin bütün Kıbrıs’a yöneldiği ve Türkler her yandan sarıldığında, Bayraktar Kenan Çoygun:

       ‘’ Ölmek var, teslim olmak yok. Rumlar benim cesedimi çiğnemeden Türk kesimine giremezler. Eğer her taraftan yarılırsak, herkesin toplanacağı yer Lefkoşa’daki Atatürk Heykelinin altıdır. Son kurşunlarımızı burada atacağız. Rumlar gelince, cesetlerimizi Atatürk Heykelinin dibinde bulacaklar’’ emrini verir.

      Saldırılar, 5 gün 5 gece sürer, Türkler inanılmaz bir direniş gösterirler. Rumlar büyük bir şaşkınlık içerisindedirler. Saldırılarını şiddetle sürdürdükleri 25 Aralık günü artık bütün cephelerde Türklerin mühimmatları bitmek üzeredir. Rumlar Türk mahallelerine hoparlörle ‘’ Türk kuvvetleri her taraftan sarıldılar, teslim olun çağrısını durmadan tekrar ediyorlardı. İnsanüstü direnişe, bütün yokluklara rağmen devam eden kahramanca mücadeleye rağmen Lefkoşa artık düşmek üzeredir.

         İşte bu şartlar altında, Kenan Çoygun Anavatan’a son bir mesaj gönderilmesine karar verir. Mesaj en yüksek ivedilik derecesi ile gönderilir ve aynen şöyledir:

          ‘’Her taraftan sarıldık. Eğer yardım gelmezse, bunun farklı bir nedeni olduğunu düşüneceğiz, VATAN SAĞOLSUN.’’ Saat 14.00 civarında Türkiye’den mesaja cevap gelir. ‘’Milletçe sizlerle beraberiz. Dayanın. Jetlerimiz yoldadır’’ Biraz sonra Girne kapısı tarafından iki Türk savaş uçağı, evlerin çatısını yalarcasına, bir mızrak gibi Lefkoşa semalarında görünür. Bu Türk uçakları, tek mermi atmadan Kanlı Noel saldırılarını durdurmaya yetmiştir.

          Kenan Çoygun inanç, karar ve cesaret ile en şiddetli saldırılara yardım gelene kadar karşı koyabilmesinin yanında, en zorlu anlarda bile kararlılığını yitirmemesi kadar, Türkiye’ye çektiği mesajdaki onurlu duruşu da dikkate değerdir.

         TMT Efsanesinin ve Efsane Lideri Kenan Çoygun’un bu şanlı direnişte, Lefkoşa’da, Küçük Kaymaklı’da, Arpalık’ta, Yenişehir Bölgesinde, Erenköy’de, Baf’ta, Beşparmak dağlarında yazdıkları destanlar, Mücahitlerin kahramanlıkları, Kenan Çoygun’un savaş dehası, bizzat katıldığı çatışmalarda gösterdiği kahramanlıklar bu yazı ile anlatılamayacak kadar muhteşemdir. Bilinmesi gereken en önemli şey, o günlerde o direniş gösterilmemiş olsaydı, bu gün Kıbrıs’tan, en fazla Girit kadar söz edebileceğimiz gerçeğidir.

       Yıllar, yılları kovalamıştır. 1967 yılının başında Türk Hükümeti tarafından Kenan Çoygun’un adadan geri çekilmesi kararı alınmıştır.

       Şimdide o günleri, çok değerli vatansever, KKTC eski bakanlardan rahmetli Sn. İsmet Kotak’tan dinleyelim:

      ‘’TMT’nin bu efsane komutanının başarıları emperyalizmin temsilcilerini rahatsız etmişti, o yıllarda başlayacak BM görüşmeleri zemininde alınmış olan bu kararı Kıbrıs Türk’ü bir türlü kabul edemiyordu. Haber adada bomba etkisi yapmıştı. Ve o günlerde yayınlanan ‘’Zafer Gazetesinde’’ ilk kez komutanın resminin basılması kararı alınmıştı. Oysa TMT yeraltı örgütü olarak yer üstüne çıkmış da olsa ‘’Komutan’’ her zaman gizli kalırdı. Zafer gazetesi sorumluları olarak herkes boynunu alta koymuştu. Resim basılacak ve TMT’nin Efsane Komutanına karşı son görev yerine getirilecekti.

      Zafer yayınlanıp dağıtıldı. Ve çakmak, çakmak gözleri, tarihin içinden çıkıp gelen Komutanların bir eşi olan Kenan Paşa, bir anda fark edilen bıyıkları, çatık kaşları ile Kıbrıs Türk Halkının karşısına çıktı.  Zafer gazetesi kapışıldı. Kenan Paşasına veda eden halk büyük üzüntü duydu…’’

      O yıllarda adada görev yapanlar ise; Kenan Çoygun’un adadan ayrılışını şöyle anlatıyor:

     ‘’ Adadan ayrılırken BM Barış Gücü, Kıbrıs Rum kesiminde bulunan Lefkoşa Hava Alanına kadar silahsız seyahat etmesini istediğinde, Kenan Çoygun:

    ‘’ Bir Türk subayı silahını asla vermez. Rum polisi veya askerleri herhangi bir barikatta beni durdurup yoklamaya kalkışırsa, hiç tereddüt etmez çeker vururum’’ diyerek bu talebi reddetmiştir.   

        Onun bu kararlı tutumu karşısında BM Barış Gücü; Kenan Çoygun’u Rumlarla muhatap etmeden havaalanına kadar götürmüştür.’’

      Aynı zamanda Kenan Çoygun Rumlara da el altından haber gönderdi. Havaalanında çıkacak en ufak bir terbiyesizlikte ortalığı dağıtacaktı. Sözünü tuttuğunu karşı taraf iyi biliyordu. O gece, Onun başına ödül bile koymuş olan Rum Milli Muhafız Ordusu’nun, O’nu korumakla görevlendirilmiş olması, ibret alınacak bir olaydır…

      TMT’nin efsane lideri Türkiye’ye döndükten sonra 1969 yılında, Tuğgeneralliğe terfi etti, 1973 yılında da Tuğgeneral rütbesi ile emekli oldu.

     Aslında bu rütbe, O Büyük Komutana, o şanlı direniş yıllarında, bizzat Kıbrıs Türkleri tarafından çoktan verilmişti…

       ‘’Kenan Çoygun TMT’ye liderlik yaptığı dönemde, sadece askeri görevleri yerine getirmediği, açıkta kalanlara yatacak yer, aç kalanlara aş temini için didindiği, yokluklar içinde, bir nizam tesis ettiği bilinen hususlardır. Öte yandan, komutanlık yaptığı her yerde, askerlerini kendisine emanet olarak görmüş, onlara her zaman evlat, oğul diye sevgiyle hitap etmiş ve buna uygun davranmıştır. Kıbrıs’ın en zor günlerinde tiyatro açılmasına öncülük yapacak kadar sanatçı dostudur. Saz çalan, resim yapan, Türk sanat müziği eserlerini usulüyle icra eden, zeybek oynayan sanatçı ruhlu bir kişidir. Çocuklarına iyi bir baba, karısına iyi bir eş olmuştur.

      Ömrü boyunca, kendisini kahraman olarak sunma gereği hissetmemiş, medyatik olma gayretine girmemiştir. Gazete, televizyonlarda görünmemiş, anılarını yazmamış, hatta anlatmamıştır. Yaptıklarından rant elde etme peşine düşmemiş, asla maddiyata değer vermemiş, ihtiyaç sahipleri için harcama yapmaktan çekinmemiştir. Kıbrıs yıllarında kendisine emanet edilmiş örtülü yardımları adaletle sarf etmiş, ömrü boyunca çalışarak biriktirdiği 30.000 liranın üzerine, Ordu Yardımlaşma Kurumundan 50.000 lira kredi çekerek, 80.000 liraya, giriş katta bir apartman dairesine sahip olabilmiştir.’’

        Kıbrıs Türklerinin şanlı direnişine damgasını vuran ‘’O Kahraman Bozkurt’’ Anlatılan ve anlatılmayan neleri yaptıysa, inandığı bir dava, yüz binlerce Kıbrıs Türk’ünün onurlu bir gelecek sahibi olması uğruna, şerefli bir Türk Subayına yakışanları yapmıştır.

        O kendisine emanet edilen bayrağı yere düşürmemiş, ‘’Mustafa Kemal’in Trablusgarp’ta taşıdığı meşaleyi söndürmeyerek, Çılgın Türklerin asla bitmeyeceğini göstermiştir…’’

       12 Ekim 2005 tarihinde hayata veda eden bu efsanevi komutanı en derin sevgi ve saygı duyguları ile anar, aziz hatırası önünde saygı ile eğilirken;

       Hala kamp ateşlerinin yanmaya devam ettiği, Türklük ateşinin daima var olacağı vatan topraklarımız Kıbrıs’ta; eminim ki, sadece her 12 Ekim geldiğinde değil, Kıbrıs Türk Halkı her dara düştüğü dönemde; O Büyük insanın, O Efsane Komutanımızın ruhu daima Kıbrıs adasında bizlerle birlikte olacak, önderliğini yaptığı tüm silah arkadaşları ile birlikte yarattıkları kahramanlık destanları, o efsaneler nesillerden, nesillere anlatılarak; bizlere daima güç verecektir.

      ( Yazımın içeriğinde tırnak içerisine aldığım paragraflar; Değerli Cüneyt Öztürk’ün çalışmasından alınmıştır. Bu çalışma için kendisine teşekkür ediyor, sevgiyle selamlıyorum…)

1/15/2020 -

HABER LİSTEMİZE KATILIN

To Top