Halil ALTIPARMAK

Halil ALTIPARMAK

Ekonomist -

halilaltiparmak@hotmail.com

Osmanlı’nın İflası

Ülkemizde, toplumumuzda bitmeyen bazı tartışmalar var. Yazılarımda, konuşmalarımda, günlük hayatımda ezber bozma adına bu tartışmalara sık sık değiniyorum. Bu konuda çok da olumlu tepkiler aldığımı görüyorum.

Ezber bozma ne demek?

Buna cevap vermek için önce, ezber nedir ona bakmak gerektir. Kastettiğim ezber, bilerek, isteyerek bir konuyu öğrenmek adına ezberlemek demek değil elbette.

Kastettiğim ezber, bizim isteğimiz dışında, çeşitli yollar, yöntemler kullanılarak beynimizin doldurulmasıdır.

Ülkece, toplumca yaşadığımız bir çok bunalımın altında bu ezberlerimizden kaynaklanan farklılaşmaların olduğunu düşünüyorum. Diğer bir ifade ile, her kişi, ezberindeki olanları farklı şekil ve durumlarda dışa vurdukça bu farklılıklar, çatışmayı, itişmeyi ve sonunda ağır bunalımı getirmektedir.

Neyse, konumuza gelelim…

Neden, ezber bozma ile konuya girdik?

Şunun için: Osmanlı Devleti’nin ne zaman yıkıldığını, yüz yıldan fazla zamandan beri halledemedik. Bu konuda, her birimiz kendi ezberimizdekilerle değerlendirme yapıyor ve algılamalarımızı, zihnimizi, sorgulamamızı kullanmıyoruz.

Oysa, tarih dediğimiz bilge, felsefe yaparak, yani sorarak, sorgulayarak, merak ederek hareket ettiğimizde, her şeyi bize apaçık anlatıyor, gösteriyor.

Osmanlı Devletimiz, 1800’lerin başında soyunduğu Avrupai yenilik hareketlerini uygulamaya gayret ederken, esas yapması gereken, olağanüstü şatafatı, olağanüstü israfı kısıp da masrafları denetim altına almadığı için  bu yeniliklerin de İSTENEN SONUCU vermeyeceği hiç düşünülmemişti.

Devlet, bu şatafat ve  israfı durdurmayıp  bağzı zorunluluklar da bununla birleşince ilk defa 1854 yılında Dış İstikraz adı verilen, Dış Borçlanmaya gitmeye başladı. Yani, asırlardan beri alınan İç Borçlar, artık, ülkenin ekonomik hayatını sürdüremez hale gelmişti.

Diyelim, Dış Borç alındı. Peki, bu alınan Dış Borçlar, nerede ve nasıl kullanıldı? Sadece bir  kaç örnek vereyim. Dünyanın en masraflı saraylarından biri olan Dolmabahçe Sarayımız 1856 yılında yapılmıştır. Bu da yetmemiş, Topkapı Sarayımız dışındaki bütün saraylarımız 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yapılmıştır. Bir örnek daha verelim. Bugün, Dolmabahçe Sarayı’nın arkasında Deniz Müzemiz var. Lütfen yolu düşenler bu Müzeyi gezsinler. Kaç tane altın kaplama, kaç kişinin çektiği büyük saltanat-gezinti kayıkları var görsünler. Bu kayıkların hangi dönemde yapıldığını görsünler.

Peki, ülke, dışarıya muhtaç olup borç dilenecek durumda iken bunlar neden yapılır? Bu sorunun cevabını Kamuoyuna bırakıyorum.

1854’ten, 1875’e kadar, ülkemiz 15 defa daha dışarıdan borç alıyor. 1875 yılı gelince, ülke, Moratoryum ilan ediyor ve borçların yarısını ödeyemeyeceğini, kalanını da beş yılda ödeyeceğini söylüyor. Paniğe kapılan alacaklı Avrupa Devletleri, Rüsum-u Sitte adı ile kurulan bir komisyon aracılığı ile 6 temel ürünümüzün( Damga Vergisi, tütün, balık, tuz, ipek, alkol) gelirinin Devletimizin denetimi altında yönetilmesini sağlıyor. Araya giren meşhur 93 Harbi (1877-1878) de zaten çökmüş olan ekonomimiz üzerine binince ve olağanüstü şatafat, olağanüstü israf da durmayınca, 1881 yılının Muharren ayında alacaklı Avrupa Devletleri, Devletimize Ekonomik anlamda el koyuyor. Düyun-u Umumiye diye bir komisyon kuruluyor. Komisyon yedi kişilik ve altısı alacaklı devlet temsilcisi, sadece biri bizim temsilcimiz (Türk temsilci demiyorum).

YANİ, OSMANLI DEVLETİ 1881 YILINDA PADİŞAHIN İMZASI İLE YARI  SÖMÜRGE HALE GELİYOR. ESAS YANİ, OSMANLI DEVLETİ İFLAS EDİYOR.

Bu konuyu farklı şekillerde zaman zaman dile getirdim, ama, bugün, yeniden dile getirelim de, şu ezberlerimizde bulunan bilgileri sorgulayalım, soralım, araştıralım istedim.

Osmanlı Devletimiz, 1922’de yıkılmış değil. Tam tersi, Osmanlı Devletimiz, bu tarihte, Yarı Sömürgelikten kurtarılarak, Siyasî ve Ekonomik Bağımsızlığına kavuşturulup, çökmüş, iflas etmiş rejim değiştiriliyor, Türk Milleti’nin yeniden dirilişini sağlayan yeni bir rejime, CUMHURİYET’E kavuşturuluyor.

Yeni rejimde, insanın insana KUL olması yok. Yeni rejimde, NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE diyen kurucu irade var.

Bu anlattıklarımın nesini yüz yıldır tartışıyoruz?

Not: Bir ara, Devletin ekonomisine el koyan Düyun-u Umumiye’nin kuruluşu ve sonrası ile ilgili ayrıntılı bilgiler vereceğim.

1/13/2020 -

HABER LİSTEMİZE KATILIN

To Top