GÜNÜN SÖZÜ

Bir kişiye iyilik yapmak istiyorsan ona balık verme, balık tutmayı öğret. Konfüçyüs

25 Ağustos 2019 05:27 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » A. Yağmur Tunalı » Ergun Balcı'nın Ardından

Ergun Balcı'nın Ardından
Tarih: 31 Temmuz 2019 Yazar: A. Yağmur Tunalı-Senarist, Şair ve Yazar Kategori: Güncel

Ergun Balcı'nın Ardından

Meczup, bu toplumda veliliğe yakın yerde vurgun yemiş bir hakikat yolcusudur. Hem onlardan çekinilir hem de sevilir. Delileri ve deliliği de överiz. Şu var ki onlar için yalnızlık kaçınılmaz sonuçtur. Çünkü o zirvelerde kanat çırpanlar hem bizim gibidir hem de bizden farklıdır. Sanat erbâbı da bu kategorinin hemen yanıbaşındadır.

Hem meczup gibi görünen hem de sanatkâr insan tipi de bizde çıkar. Pirleri Neyzen Tevfik'tir. Ayrıca severiz. Entelektüel hayatımızın üstünde bir yer verdiğimiz onlardır. Sıra dışı, sayılmış, sıralanmış ölçülerin dışında özel karakterlerdir. Ergun Balcı, onlara yakın duran bir insandı. Kabına sığmaz, elektrikli bir ruhtu. Ele avuca gelmezdi. Genel geçer ölçülerle değerlendirilemezdi. Neden böyledir sorusu bizim gibiler içindir ve cevabı aranmalıdır. Gelin görün ki olağanüstü bir duygu dünyası keskin zekâyla birleşince tutulmaz oluyor. Artık, insan hakkında bütün bildiklerimizi unutturan durumlarla karşılaşılacaktır. Türk sanatlarının büyük üstadı, Mimar Aydın Yüksel, "Ergun Balcı'ya ne diyeceğiz? Deli mi, veli mi?" dedi. Sonra ekledi, "Belki ikisi de". Galiba öyle.

Bir husus daha var ve çok önemlidir: Ergun Balcı, Mehmet Dede (Örtenoğlu) gibi bir sırlı terbiyeciye rastlamasa büsbütün başka bir adamdı. Anarşist karakterli bir ruhu dizginleyen ve çerçeveleyen odur. O da hocası Samiha Ayverdi'ye teslim ederek, bu aşkın taşkın mizacın faydalı bir yola girmesinde yapılabilecek son hamleyi tamamlar. Ergun Balcı artık, zor zaptedilir karakterinin gerektirdiği şekilde fakat özel bir misyonla devam edecektir. Türk Müziği, edebiyat ve genel manada kültürle iç içe bir hayatı yaşayacaktır. Uzun yıllar çalıştığı TRT ona en uygun yerdi. Bu noktada, Ergun Balcı'nın girdiği radyolu yılları konuşmak lazım.

Radyo Yılları

Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu'nun tarihi üzerinden bir Türkiye manzarası yazılsa çok ilginç olurdu. Böyle bir çalışmanın doğrulara eklenen sıra sıra yanlışlarımızı, aşılmaz tereddütlerimizi, yalpalamalarımızı ve tabii bazı doğrularımızı vereceğini her zaman düşündüm. Televizyon tam bir taklid ve aktarmadır. 1968 Türkiyesinde başka türlü düşünülemezdi. Bizim için kültür ve yaşama tercihleri açısından en keskin dönemdir. O yılların Türkiyesi sol-marksist anlayışın hâkim olduğu kültürün en yüksek tesir gücüne ulaştığını gördü. Bilinenin aksine görüntüler sunan bir düşünce ve uygulamalarla tam bir tezadı duyuran bir dönemdir. Bu muğlak kalan cümlede demek istediğimi de biraz açmalıyım.

Solcularımız, ağırlıkla Sovyetler Birliği'nin komünistliğine bağlı olmakla beraber sempati düşman bellenen kapitalist batıyadır. Böyle bir paradoks vardır. Batılı yaşama alışkanlıklarına, müziğe, davranışa, görgüye tam teslimiyet derecesinde bir taklid havası yaygındır. Dikkat edin 1960-70 arasında tercüme yayınlar ağırlıktadır. Yerli filmler bile batı dünyasından kopya konulara adaptasyonlardır. Sinema bu adaptasyonu yaparken televizyon yapamamıştır. Taklidde kalmıştır. Zamanla bir ölçüde yerli adaptasyon imkânını kazandırdığımız bir yeni dünya buluşudur. Muazzam bir ihtilâldir.

Radyo başka bir dünyadır. Radyoda sinemadan da yerli bir hava hissedilir. 1927 yılından itibaren radyonun gelişimi Türkiye'nin gelişim tarihidir. En çok da kültür tercihlerinin tarihinin yansımaları bakımından enteresandır. Cumhuriyetimizin batı kültürüne yakın durduğu malumdur. Bu da bir imparatorluktan devr alınmış mirastır. İşin bu tarafı uzun bahistir, bizim sarayımızın batı tercihi de çok yönlüdür ve tam Cumhuriyet döneminin başlangıç yıllarındaki gibidir. Bunu ayrı bir müzakere konusu yapabiliriz.

Radyo yıllarının ilk döneminde hâkim insan tipi Marksist değildir,Tanzimat aydınlığının devamıdır. İki dilli, iki kültürlüdür. Bazıları Arapça ve Farsça da bilir yani dört dillidir. İçlerinde çok iyi yetişmişleri vardır. Devrin önde gelen şairleri, yazarları, müzisyenleri radyodadır. Şayet radyo kayıtları bugüne tam ulaşsaydı, büyük bir hazineye kavuşur ve geçmişle bağımızı oradan canlı bir şekilde kurabilirdik. O kadar önemlidir. Her anlayıştan insan radyodadır. Fikir ayrılığı birliğe engel değildir. Mesela Baki Süha Ediboğlu Komünist Vedat Nedim Tör bugünün en milliyetçisinden daha kuvvetle yerli kültüre yakınlık duyarlar. Fakat iş bununla bitmiyor. Uygulanış aşırılığından dolayı olumsuz fikirler de kuvvetle bastırıyor. Tanburi Cemil Bey'in oğlu büyük müzisyen Mesut Cemil, Türk Müziği'nden daha çok batı müzikçisidir. Türk Müziği'nin geçici olarak yasaklandığı 1932 yılındaki açıklaması bazılarımız için çok şaşırtıcı gelebilir. Bir gazeteye verdiği beyanatta Türk Müziği'nin zaten geri bir müzik olduğundan bahsederek yasağa destek verir. Daha sonra yasak kalkar ve yaptığı Klasik Türk Müziği programına, "Tarihi Türk Müziği" adını verir. "Tarihi" demekle, "tarihte kalmış, müzelik" gibi bir anlamı düşündürerek kendini sağlama alır. Müziğimizde emsalsiz yeri tartışılmaz "Küçük Koro"su ondan sonradır. Bir çeşit takıyye diyebileceğimiz durum o zaman da vardır.

Tasavvuf Müziği

İnkılap katılığı bizde dehşet bir yobazlıktır. O yılların TRT'sinde dini müzik hemen hemen yoktur. Yer yer sazlarla denemeler yapılır. Bunlar küçük alıştırmalardır. Ergun Balcı'nın radyoculuğa başladığı yıllarda küçük değişiklilerle durum buydu.

Ergun Balcı, klasik bir dindar ve tekke adamı değildi. Eskişehir'de doğmuştu. İlkokulda Yılmaz Büyükerşen, İnan Kıraç ve Cüneyt Arkın'la sınıf arkadaşıydı. Yazı hayatı erken başlamıştı. 16 yaşında yazdığı hikâye derece almıştı. Sağ sol o zaman edebiyatta birdi. Sonra derece derece kopuş hızlandı. Ergun Balcı, başka tür bir profildi. Her iki tarafla da beraberdi. Şiire ve bütünüyle edebiyata düşkündü ve çok iyi anlardı. Solu çok iyi okumuştu, dilleri de dâhil çok beğenir ve savunurdu. Hatta daha çok solcular arasındaydı. Yaşayan sol şair ve yazarların hemen hepsini tanırdı. Mizacına uyan onlardı. Fakat bir başka yönü vardı ki onlardan ayrılıyordu. Türk Müziği ve özellikle Tekke Müziği'ne düşkündü. Alevi-Bektaşi çizgisine de yakındı. Saz severdi. Radyoda yer bulmasında büyük yeteneği yanında bu donanımdaki kişiliğinin de kolaylaştırıcı bir tarafı vardır.

Tasavvuf Mûsikîsi

Buna rağmen, Tekke Müziği ve sufi düşüncesini yansıtan programları kolaylıkla yapamamıştır. Adını Yunus'tan aldığı "Beri gel barışalım" programını yurtdışındaki Türkler için yapması da bu sebeptendir. 1970'lerin başında yaptığı bu program çok tutuldu. Ona büyük bir tanınırlık sağladı ve alan açtı. "Gönül telimizi Titretenler" ondan sonra geldi. Türkiye'nin kavga günleriydi. Bu gönül ısıtan ses ve müzik programı dalga dalga yayılan tesirleriyle bir dönüm noktasıdır. Orada Ergun Balcı, her cümlesi kanatlı bir metinle dinleyicisine sesleniyordu. Bu bir müzik programıydı. Enstrümental Tekke Müziği örnekleri verilerek başlanmıştı. Sonra büyük bestekâr, sazende, müzikolog program arkadaşı Ahmet Hatipoğlu ile bu müziğin adını koymak istediler. Tekke Mûsikîsi diyemezlerdi. Tekkeler kapanmış ve yasaklıydı. Yer yer Mevlevî Mûsikîsi dedikleri eserler veriyorlardı. Ancak, hepsi de o adla anılacak eserler değildi. Cami Mûsikîsi de diyemezlerdi, verdikleri örnekler arasında onlar yok gibiydi. Dînî Mûsikî diyebilirlerdi. Fakat o da tam yaptıklarını ifade etmiyordu, ayrıca riskliydi.

Ergun Balcı o sırada bugün yaygınlaşan ve literatüre giren adı buldu. "Tasavvuf Mûsikîsi, Türk tasavvuf Mûsikî diyelim" dedi. Öyle dediler. O program ve verilen eserler o kadar sevildi ki Türk Müziği içinde en çok sevilen tür Tasavvuf Müziği oldu. Hâlâ da öyledir. Ergun Balcı'nın isabetli isimlendirmesi, gerçeğe de uyduğu için benimsendi ve yerleşti.

Ergun Balcı Portresi

Müzisyendi, radyo ve televizyon programcısıydı, yazardı, gönül adamıydı. Aşkın taşkın bir mizaçtı. Her zaman heyecanlı, her zaman uyanık bir ruhtu. Her zaman duyarak ve anlayarak yaşardı. Sevginin ve heyecanın somutlaştığını onda görürdük. Şiiri ve edebiyatı iyi bilirdi. Kalemi tam kendi mizacındadır. En yüksek duygu tonundan konuşur. Dört biyografi kitabı bu tarza örnektir.

Aziz ruhu şâd olsun!

 

 

31 Temmuz 2019

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.