GÜNÜN SÖZÜ

Bir kişiye iyilik yapmak istiyorsan ona balık verme, balık tutmayı öğret. Konfüçyüs

25 Ağustos 2019 05:25 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » Ruhittin SÖNMEZ » Tarikat, Cemaat ve STK’lar

Tarikat, Cemaat ve STK’lar
Tarih: 09 Haziran 2009 Yazar: Ruhittin SÖNMEZ-Kimya Yüksek Müh. - Avukat Kategori: Güncel

Tarikat, Cemaat ve STK’lar

Yasama, yürütme, yargı ve medyadan sonra beşinci güç olarak kabul edilen STK'lar (Sivil Toplum Kuruluşları) içinde tarikat ve cemaatlerin yeri ne olabilir? Günümüzde özellikle bazı cemaatlerin siyaset ve idare içinde etkinliğinin artmasıyla, tarikat ve cemaatler sivil toplum kuruluşu sayılmalı mı, bunlar STK ise demokrasi için faydalı mı, zararlı mı olmaktadır, sorularına cevap bulma ihtiyacı artmıştır.

Tarikat ve cemaat kavramları bana (bazılarına olduğu gibi) sevimsiz ve soğuk gelen kavramlar değil. Kişilerin gerek kendilerini manevi olarak daha çok geliştirmeleri veya dini hizmetlere katkı yapmak için belli teşkilatlanmalar içinde olmalarının, fertlerin demokratik tercihlerine saygı sınırları içinde değerlendirilmesi gerektiğine inanırım.

Bu dini nitelikli örgütlerin birbirlerine karşı gösterebildiği hoşgörüden daha fazlasını gösteren bir anlayışa sahibim. Din hizmetlerinin yaygınlaşması ile milli ve manevi değerlerimizle teçhiz edilmiş bir nesil yetiştirilmesinde, devlet dışında kuruluşların katkılarını da çok önemsiyorum. Ve hatta bu tür hizmetlerin yürütülmesinde tarz ve tavırları bana uygun gelmeyenleri bile, hitap ettikleri kitlelerin farklılığı açısından değerlendirmeye ve anlamaya çalışırım.

Kanaatimce, mevcut cemaatler, dernek ve vakıfların çoğu da gerekli, faydalı ancak sayıca ve nitelik bakımından yetersizdir. STK'ların sayılarının ve katılımcı üyelerinin artırılması gerekir.

Ancak tarikat ve cemaatlerin hepsinin birer STK olarak tanımlanması ve demokrasiye katkıda bulunan kuruluşlar olarak takdim edilmesini de kabul edemem.

STK'ları sadece Devlet Dışı Organizasyonlar (NGO) olarak tanımlarsak, (Nakşibendî, Kadirî gibi) tarikat ve (Gülen Cemaati, Süleymancılık gibi) cemaatleri ve hatta (IRA, ETA, PKK gibi) terör örgütlerini de STK kapsamına almak gerekir. Hem devlet dışı organizasyon olmaları ve hem de gönüllü olan bu kuruluşların hepsini bu STK sayamayacağımıza göre, bu tanım eksik ve yetersizdir.

Sivil toplum kuruluşları için yapılan şu tarifleri de dikkate almak durumundayız:

"STK'lar sosyolojik olarak kendiliğinden ve iradi olarak örgütlenmiş topluluklardır."

"Birey kimliğini önde tutarak toplum yararı için çalışan gönüllü örgütlerdir."

"STK'lar katılımcı demokrasiye katkıda bulunurlar."

"Sivil toplum kuruluşu yasal olarak kurulmuş dernek, vakıf olarak hesap veren, kendi içinde şeffaf olan yatay bir örgütlenmedir."

Bu tarifler kapsamında değerlendirme yaparsak, bir örgüt

  • Hiyerarşikse,
  • Kapalıysa,
  • Örgüt yapılanması ve denetimi şeffaf değilse,
  • Bireyi önemsizleştiriyorsa sivil toplumun dışındadır.

Tarikat ve cemaat gibi dini özellikli örgütler de, dernek ve vakıflar haline gelerek hesap verebilir duruma geldikleri zaman ve hiyerarşik mantıktan çıkıp, diğer gruplara, oluşumlara, kişilere eşit haklar tanıyıp yaklaştığı, şeffaflaştığı, demokratikleştiği, hesap verebilir hale geldiği oranda sivil toplum alanına dâhil olurlar.

Türkiye'nin gündeminde olan ve halen çok etkin olan cemaat ve tarikatların hiyerarşik bir örgütlenme yapısına sahip olduğu malum. Bu yapıların her kademesinin açıkça bilinmediği, şeffaf olmadığı, mensupların (müritlerin/ şakirtlerin) talimat aldığı, evliliklerine ve çocuklarının isimlerine, seçimlerde oy verilecek partinin belirlenmesine kadar önderin, mensupların dünyevi kararlarına ve iradesine müdahil olduğu, tenkit ve sorgulamanın söz konusu olmadığı kapalı yapılar olduğu bilinmektedir.

Bireyin iradesinin ortadan kaldırıldığı, dini bilgilerine çok önem verilen liderin dünyevi konularda da verdiği her türlü kararın sorgulanmadığı bir yapının demokrasiye katkı sağladığı söylemek mümkün değildir.

Aynı zamanda böyle bir irade devri kanaatimce İslam'a da uygun değildir. Sahabenin Hazreti Peygambere tavrı, vahye tam teslimiyet, dünyevi kararlarında ise istişare ve kendi görüş ve iradesini beyan etmek şeklindeydi. Büyük halifeler dönemi de böyleydi.

Vatandaşlarımızın yurt içinde ve dışında yurtlar, okullar, dershaneler, kurslar, aşevleri, bakımevleri, camiler ve kültür kurumları kurmaları takdirle karşılanması gereken davranışlardır. Herkes kendi görüş ve meşrebine uygun hizmetler ve insan yetiştirme mekanizmaları kurmaya çalışıyor.

Eskiden sadece dini cemaatlerin yaptığı bu işlere şimdi laik cemaatler de el attı. Bence her kim ne maksatla yaparsa yapsın, netice devletin resmi denetim ve gözetimi altında yapılan bu faaliyetler Türkiye için faydalı olmaktadır. Yeter ki kendi içine kapalı olmayan, diğer toplum katmanları ile geçişe imkân verecek kastlaşmamış bir yapı olsun.

Ancak bu işlerin fedakâr mensupları ve öncülerinin birey olarak kendi iradelerine sahip çıkmaları, dünyevi konularda cemaat kararlarını sorgulayabilmeleri ve kurdukları organizasyonların şeffaf ve denetlenebilir olması halinde yapılan hizmetlere katılım artacağı gibi, içinde bulundukları organizasyonun etkinliği ve sürekliliğini de sağlayacaktır. Hem yurtdışındaki okullarla gurur duyabilir ve hem de ABD ile ilişkiler ve "dinler arası diyalog" çalışmaları ve "Ergenekon davasında taraf olma" politikalarını sorgulayabilirsiniz. Bu tavır, demokrasiye katkı sağlamak kavramına da, Müslüman'ca davranmaya da daha uygun olsa gerektir.

Ayrıca cami yaptırma derneklerinden, yüzlerce okul ve yurt işleten organizasyonlara, milyonlarca dolarlık yardım toplayıp, dağıtan kuruluşlara kadar hepsinin hesaplarının tam şeffaf ve denetlenebilir olması öncelikle saf ve iyi niyetli hizmet erlerine olan bir borçtur.

09 Haziran 2009

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi rsonmez@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.