GÜNÜN SÖZÜ

Bugün dalkavukluk bir ruh ve tıynet meselesidir; iş, meslek olmaktan çıkmıştır. Tanzimat'tan evvelki devirde ise dalkavuklar, kahyaları, nizamnameleri ve narhları olan bir esnaf zümresiydi.//Reşat Ekrem Koçu

16 Aralık 2018 12:40 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » Ruhittin SÖNMEZ » Ekonomik Kriz ve Güven Faktörü

Ekonomik Kriz ve Güven Faktörü
Tarih: 18 Eylül 2018 Yazar: Ruhittin SÖNMEZ-Kimya Yüksek Müh. - Avukat Kategori: Güncel

Ekonomik Kriz ve Güven Faktörü

AKP yönetimindeki 16 sene içinde yapılan en yüksek faiz artışını yaşadık. T.C. Merkez Bankası yüzde 6,25 lik bir faiz artırımı yaptı.

Başkan Erdoğan TL'nin değer kaybını yani kur artışını durdurmak için yapılabilecek şeyleri yapmamakta direnince, Merkez Bankası kendi alanında yapabileceği teknik müdahaleye mecbur kaldı.

Erdoğan'ın yapmamakta direndiği şey, iç ve dış yatırımcıya güven verici bir ekonomi kadrosunu görevlendirme ve kapsamlı bir ekonomik restorasyon programını uygulamaya sokmak idi.

Ekonomi kadrosunun başına Damat Berat Albayrak'ı getirmesi, gelir getirici olmayan Şehir Hastaneleri, Kanal İstanbul gibi projeleri iptal etmemesi, ekonomi ilminin kabullerine aykırı teoriler üretip, "tersini iddia edenler bu işi bilmiyorlar" gibi sözleri güvensizlik yaratıyor.

*************************************

Kaybolan Yıllar

Ak Parti'nin iktidara geldiği 2002 yılından başlayarak dünyada para bollaşmış ve ucuzlaşmıştı. Özellikle 2008-2016 arasında son 5 bin yıllık insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar bol ve ucuz para dolaşımdaydı.

Ak Parti iktidarları bu kadar şanslı bir dönemi değerlendiremedi. Alınan borçları çarçur etti.

Türkiye'nin üretim yapısını değiştirilip, katma değeri yüksek, tasarım ve rekabetçi üretim yapabilen bir sanayiye dönüşebilirdi. En az bir konuda dünyanın en iyilerinden biri olduğumuz bir sektörü geliştirebilirdik.

Yapmadılar. Sadece inşaata ve israfa harcadılar. Var olan üretim kaynaklarını ya sattılar veya kapattılar. Tarım ve hayvancılığı felç ettiler.

Şimdi borç bulmak zor olduğu gibi Türkiye'nin risk primi yükseldiğinden bulunacak borç paranın maliyeti de çok pahalı olacak.

Dahası her seçimde daha güçlenince adalet, liyakat gibi ilkelerden uzaklaştılar. "Güç insanı bozar, mutlak güç mutlak bozardı."

Pervasızlık o hale geldi ki, Cumhurbaşkanı Varlık Fonunun yönetim kurulu başkanlığına kendisini, yardımcılığına da damadını getirdi.

Şimdi devlet yönetiminde görülen bu bozulmanın verdiği güvensizlik ve güvensizliğin sonucu olan ekonomik istikrarsızlık yaşanmakta.

*************************************

Erdoğan'a Rağmen Ha!

Erdoğan ikna edilmemiş olsaydı, Merkez Bankası asla bu şok faiz artışını yapamazdı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a "duvara toslamaya az kaldığı" anlatılarak, "dolar kurundaki yükselişin durmayacağına" ikna edilmiş olmalı.

Merkez Bankası gerçekten bağımsız olsaydı, çok önceleri daha düşük faiz artırımlarıyla yangını bu seviyeden de aşağıda kontrol edebilirdi. Erdoğan izin vermedi, işler buraya geldi.

E yıllardan beri faize karşı olduğunu, "faizin enflasyonun sebebi olduğu" tezini savunan Reis'in AKP seçmeni nezdindeki itibarı ne olurdu?

Çaresini buldu. Güya Merkez Bankası Erdoğan'a rağmen bağımsız karar almıştı.

Merkez Bankası'nın oldukça yüksek faiz artırımına kızmış gibi göründü.

"Bağımsızlığın neticesini göreceğiz," "ŞAHSEN SABIR SAFHAMDIR" dedi.

Oysa biliyoruz ki, Türkiye'de hiçbir kurum O'nun iradesinin bir milim dahi dışına çıkamazdı.

*************************************

TCMB Başkanlığına Tayyip Erdoğan Atansın

"Güce tapma güdüsüyle" hareket eden kitleler Merkez Bankasının Erdoğan'a rağmen bağımsız karar alabildiğine inanırsa, Reis'in itibarını ne Saraylar ve ne de uçak filoları kurtarabilirdi.

Bu kitlelerin Merkez Bankasının Reis'e rağmen karar vereceğine inanması durumunda tek yapılacak şey kalıyor: Bu kalenin de fethedilmesi.

Yani Merkez Bankası Başkanlığına da Recep Tayyip Erdoğan'ın atanması.

Ben bu durumu daha Merkez Bankası faiz artırım oranını açıklamadan gördüm.

Facebook'ta hemen "Merkez Bankası Başkanlığına da Recep Tayyip Erdoğan atansın!" diye bir nevi kampanya başlattım.

İronik bir ifade olsa da, baktım ki daha sonraki saatlerde aynı tür beyan ve paylaşımlar çığ gibi çoğaldı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bile, "Erdoğan'a önerimdir, nasıl Varlık Fonu'nun başkanı olduysan yeni bir kararnameyle Merkez Bankası'nın da başkanı ol" dedi.

Eğer bu teklifim bir gün gerçekleşirse, böylesine bir olayda "delinin aklına taş getiren adam" rolüyle tarihe geçeceğimi düşünerek heyecanlanıyorum.

Bu durumda, rolünü çaldığım için, Devlet Bahçeli bile beni kıskanacaktır.

********************************

Faiz Artışı Kalıcı Çözüm Değil

Faizlerin yüzde 24'e yükseltilmesi ile kur artışlarının yani TL'nin değer kaybının önüne geçilebilecek mi?

Uzmanlar "Faiz artışının kur üstündeki etkisi bir süre devam eder. Ancak uzun sürmez; Bu şartlarda faiz artışı, eğer dış politikada bir şok yaşamazsak 2 veya 3 ay etkili olabilir" görüşünde.

Zaten uzman olmasak da biz de yukarıda açıkladığımız kök sebepler durduğu için bu tedbirlerin kalıcı çözüm olamayacağını görebiliyoruz.

Prof. Dr. Esfender Korkmaz'ın da vurguladığı gibi, "kur sorununun temelinde, piyasaların ve iktisadi ajanların Hükümete ve Merkez Bankası'na güven sorunu ile ekonomik istikrar sorunu yatıyor. Faiz artışı bu temel sorunları çözemez. Benzetme yaparsak faiz sivrisinekleri öldürür ve fakat bataklığı kurutmaz."

Erdoğan'ın en çok "Avrupa Birliği Hukuk ve Demokrasi standartlarını oluşturmak, oluşturulacağına dair güven vermek" hususunda zorlanacağı kanaatindeyim.

Ayrıca ne Maliye ile Hazineyi damadı Berat Albayrak'a vermekten, ne "Varlık Fonu Başkanlığından" ve ne de diğer unvan ve yetkilerinden vazgeçmeyecektir. Anlaşılan bazı mecburiyetleri var.

Bu sebeplerle pek ümitli olamıyorum. Daha kötü sonuçlara kendimizi hazırlamaya çalışmamız gerektiğini düşünüyorum.

 

 

18 Eylül 2018

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi rsonmez@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.