GÜNÜN SÖZÜ

Eğitimlerini bazı sömürgelerdeki gibi İngilizce yaptıklarından sıkılmayıp kendilerini ayrıcalıklı gören bazı "aydın"lanmız ise, tarihlerini Türk'ün baş düşmanı İngilizin kitaplarından okur, bu Haçlı havasına kapılır, kendi kimliklerinden kaçarlar.//Oktay Sinanoğlu

26 Eylül 2018 12:49 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » Muhsin BOZKURT » Mevlânâ - Şems İkilisi (3)

Mevlânâ - Şems İkilisi (3)
Tarih: 13 Temmuz 2018 Yazar: Muhsin BOZKURT-Tarihçi Kategori: Güncel

Mevlânâ - Şems İkilisi (3)

Mevlânâ'yı manen tutuşturan Şems; dönüp, manen tutuşturduğu Mevlânâ'nın manevi sıcaklığından, kendisi de istifade etmiştir, diyebiliriz.

Tıpkı biraz önce söylediğimiz gibi, bazen bir şeyhin hâlis ve samimi müridi, bir bakıma irfan sahasındaki öğrencisi; şeyhinden daha ileri gidebilmesi gibi. Sonra da dönüp şeyhini irşad etmesi, âdeta şeyhinin şeyhi olması gibi.

Aslında Şems-i Tebrizî (Tebrizli Şems), Hz. Mevlânâ'nın kaalden yani söz'den hâl'e yâni yaşayışa, oluşa geçmesinin kendisine neler kazandıracağını gösterdi. Mevlânâ'nın hamlıktan, pişmiş hâle geçişini sağladı.

Nitekim bir gün, Mevlânâ havuz başında oturuyordu. Yanında kitapları vardı. Şemseddin bunların ne kitabı olduğunu sorunca:

"Bu kaaldir. Sen anlamazsın!" dedi.

Şemseddin (Şems-i Tebrizî) kitapları suya attı! Mevlânâ buna çok üzüldü!

Şemseddin elini uzatıp hepsini sudan çıkardı. Hepsi kupkuruydu.

Mevlânâ: "Bu ne iştir?" diye şaşkınlığını ifade edince, bu sefer Şemseddin:

"Bu hâldir. Sen anlamazsın!" der.

Ve Mevlânâ'nın bir bakıma mânevî basîret ve gönül gözünün açılmasına vesile ve sebep olur.

Hemen belirtelim ki:

"Üstad ve mürşid (yâni mânevî rehberler) masdar ve menba (kaynak) telâkkî edilmemek (sayılmamak) gerektir. Belki mazhar ve ma'kes (sadece yansıtıcı) olduklarını bilmek lâzımdır.

"Meselâ: Hararet (ısı) ve ziya (ışık), sana bir âyine (ayna) vasıtasiyle gelir. Senden Güneş'e karşı minnettar olmıya bedel, âyineyi (aynayı) masdar (kaynak) telâkkî edip (sayıp), Güneş'i unutup,ona minnettar olmak, divaneliktir. Evet âyine (ayna) muhafaza edilip (korunmalı). Çünkü mazhardır (yansıtıcıdır).

"İşte mürşidin (mânevî rehberin) ruhu ve kalbi bir âyine (bir aynadır). Cenabı Hak'tan gelen feyze ma'kes (yansıtıcı) olur. Mürîdine (öğrencisine) aksedilmesine de vesîle (ve sebep) olur. Vesilelikten fazla feyiz noktasında makam verilmemek lâzımdır."

İşte Mevlânâ ile Şems birbirlerine ayna olmuşlar. Âdeta İlâhî feyzi birbirlerine aksettirmiş ve aktarmışlardır. Sanki birbirinin gözünü açmışlar. Yâni mâna, kalb ve gönül, kısaca basîret gözünün bir başka çeşit açılmasına vesîle olmuşlardır.

Çünkü:

"Kur'an, âyîne (ayna) ister. Vekil (aracı) istemez."

Zira Allah kulu ile kendi arasına kimsenin girmesini istemez.

Zaten, İslâm'da ruhbaniyetin olmazlığı da canlarım bunu göstermiyor mu?

 

 

13 Temmuz 2018

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi muhsin.bozkurt@hotmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Şiirleri

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.

Akça Koca Kültür Platformu