GÜNÜN SÖZÜ

Düşmanlar istiklalimizi imhaya karar vermişlerdir.
Bunu top ve barutla yapamazlarsa banka ve altunla yapmak isteyeceklerdir.//Yusuf Akçura

19 Aralık 2018 19:56 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Röportaj » Oğuz ÇETİNOĞLU » İstanbul Müftülüğü Baş Vaizi Mustafa Akgül; Zekât İbadetini Anlattı.

İstanbul Müftülüğü Baş Vaizi Mustafa Akgül; Zekât İbadetini Anlattı.
Tarih: 17 Haziran 2018 Yazar: Oğuz ÇETİNOĞLU-Ekonomist, Araştırmacı-Yazar Kategori: Röportaj

İstanbul Müftülüğü Baş Vaizi Mustafa Akgül; Zekât İbadetini Anlattı.

(İkinci Bölüm ve Son Bölüm)

Oğuz Çetinoğlu: Zekât kimlere verilir?

Mustafa Akgül: Zekât alacak kişi fakir olacak. Yâni; Evi, ev eşyası ve biniti hâriç toplamda 80,18 gram altın karşılığı malı olmayan veya 1 yıllık borcu mal varlığından düşülünce geriye bu kadar malı kalmayan insan demektir.

Zekât verilecek fakirin Müslüman olması şart. Müslüman olmayana zekât verilmez. Çünkü Zekât Müslümanların zenginlerinden alınıp Müslümanların fakirlerine verilmesi gereken bir vergidir. Müslüman olmayana niçin verilsin.

Çetinoğlu: 'Fakir'de herhangi bir özellik aranıyor mu?

Akgül: Fakirin Müslüman olması kâfidir. Yâni abdestinde namazında olması, içki-sigara içmiyor olması şart değildir. Ancak bir Müslüman 'ben zekâtımı, abdestinde namazında olan bir fakire vermek istiyorum' derse onun bu tercihine de saygı göstermek gerekir. Fakat şu unutulmamalıdır: içki, kumar vs. gibi haramlardan doğan borçlar zekât parasıyla ödenemez. Verilen zekâtın içkiye verilme ihtimali başka, içkiden doğan borcun zekâtla ödenmesi başka bir şeydir.

Fakirin, bizim zekât verdiğimiz anda fakir olması yeterlidir. Belki bir gün sonra kendisine gelecek bir miras, bir bağış vs. gibi bir malla zengin olması bizim zekâtımıza zarar vermez.

Zekât vereceğiz diye fakirden mal beyannamesi istememiz gerekmez ama hiç olmazsa ana hatlarıyla zekât vereceğimiz kişinin fakir olup olmadığını da araştırmamız gerekir. Çünkü araştırmadan vereceğimiz kişinin fakir olması hâlinde zekâtımız yine geçerli olur, ancak dinen fakir değilse zekâtımız geçersiz olup, tekrar vermemiz gerekecektir.

Burada fakire önemli bir görev düşmektedir. O da kendisine, bir veya birden fazla zengin zekât verirken nisab miktarına ulaşınca fazlasını kabul etmeyip 'onu da başka fakire veriniz' demektir.

Fakire, aldığı zekâta karşı herhangi bir iş yaptırılamaz, hizmet beklenemez aksi halde zekâtın faydası, kısmen de olsa veren kişiye dönmüş olur.

Bulûğa ermiş çocuklar kendi mallarıyla fakir veya zengin sayılırlar, babalarının zengin olması onları etkilemez. Bu cümleden olmak üzere üniversite öğrencilerinin kendilerine ait nisab miktarı malları yoksa onlara verilen burslar zekâta sayılır.

Hiçbir kimsenin sosyal hayattaki, dul, yetim, öğrenci, hoca, asker, memur, işçi gibi sıfatlarına bakılarak zekât verilip verilmeyeceği tesbit edilemez. Öyle dul, yetim, memur, işçi, öğrenci, hoca var ki, zengindir, onların zekât vermeleri gerekir. Öyle bu sıfatlara sâhib insanlar vardır ki fakirdir bizim onlara zekât vermemiz gerekir. Zekâtta tek ölçü fakir olup olmamaktır. Zengine zekât yoktur.

Çetinoğlu: Zekât vererek bir fakir hacca gönderilebilir mi?

Akgül: Gönderilemez. Hayır fonundan gönderilebilir.

Çetinoğlu: Akrabalık açısından kimlere zekât verilir, kimlere verilmez?

Akgül: Meşhur kuralı vererek başlayalım; usul ve furua yani ana-baba ve onların ana - babasına, evlada ve onların da evladına (torunlara), başka bir ifâdeyle; biz kimlerden doğmuşsak onlara, kimler bizden doğmuşsa onlara ne kadar fakir olurlarsa olsunlar zekâtımızı veremeyiz.

Bunun dışında, fakir olmak şartıyla kardeş, bacı, amca, dayı, yeğen, teyze, hala, damat, kayınpeder, kayınvalideye zekât vermek câizdir.

Evin geçimi kocanın vazifesi olmasından dolayı, dinen fakir olan kocaya, yine dinen zengin sayılan hanımının zekât vermesine izin veren müctehidler var ise de bu hoş bir zekât verme şekli değildir.

Son çıkan kanuna göre karı-koca evlilik sonrası edinilen mallarda ortak kabul edildiği de göz önüne alınınca daha da titizlik göstermek gerekir, zekât ortağa verilmiş ve zekât evin içinde dolaşmış olur. Zengin kocanın fakir hanımına zekât vermesi ise hiç câiz değildir. (Tecrid-i Sarîh Tercümesi, 5/339)

Damada verilen zekât ev masraflarına harcanınca, ondan kızımız veya torunlarımızın da yararlanıyor olması zekâtımıza zarar vermez çünkü evin geçimini temin damadın görevidir, tasarruf da ona aittir.

Çetinoğlu: Fakirin aldığı zekâtın bir bölümünü zengine veya zekât kabul edemeyecek bir kişiye ikram etmesiyle ortaya çıkan durum hakkında bilgi verir misiniz?

Akgül: Fakir zekâtı aldıktan sonra dilediği gibi tasarruf edebilir bu cümleden olmak üzere zengine, zekât alamayacak kişiye de ikramda bulunabilir.

Yine bu cümleden olmak üzere verdiğimiz zekâtla fakir bizi dâvet edip yemek hazırlasa veya bize bir hediye alsa câizdir çünkü aldığı zekâtı dilediği gibi tasarrufa yetkilidir.

Çetinoğlu: 'Damada zekât verilebilir' demiştiniz. Gelinimize zekât verilebilir mi?

Akgül: Oğlumuzla evli iken gelinimize zekât vermemiz doğru değildir. Çünkü o evin nafakası oğlumuza aittir, zekâtımızdan oğlumuz yararlanmış olur. Ancak oğlumuz evin nafakasını teminde güçlük çekiyorsa veya gelinimiz oğlumuzdan boşanmışsa, oğlumuzun vefatıyla dul kalmışsa veya başkasıyla evlenmişse gelinimize zekât vermemiz câizdir.

Çetinoğlu: Dernek, vakıf, Diyanet, gibi kurum ve kuruluşlar oracığıyla zekât verilebilir mi?

Akgül: Verilebilir. Ancak bu kurumlar topladıkları maddî imkânları zekât, fıtra, bağış diye ayrı kalemler altında toplamalı zekât ve fıtra fonundan topladıklarını doğrudan fakirin mülkiyetine aktarmalı, zekâtla demirbaş almaya, sırf fakirler istifade edecek olsa bile hastane, okul gibi, bina yapımında kullanmaya kalkmamalıdır.

Bizim de verirken bu kuruluşların zekât-fıtra konusuna titizlik gösterip göstermediklerini araştırmamız, hatta verirken 'fakire verilmek şartıyla' diye tembih etmemiz gerekir.

Yola, köprüye, çeşmeye, camiye, Türk Hava Kurumu'na zekât ve fıtra vermek kesinlikle câiz değildir.

Bir fakire zekâtı verip, 'sen de okulumuza, kursumuza bağışla' demek zekât vermek değil bir aldatmaca olur.

Üvey anne-baba veya üvey evlatla, sütana-babaya veya süt evlada zekât verilebilir.

Önce yakın akraba ve komşudan başlamak efdaldir; ancak bu efdallik ihtiyaçların eşit olması hâlindedir. Akrabamızın renkli televizyona, komşumuzun da tedâviye ihtiyacı varsa komşudan başlarız. Yakınımızdakinin koltuğa, uzaktaki (Afrika'dakinin) ekmek ve suya ihtiyacı varsa uzaktan başlamak gerekir. İhtiyacı bize iletilen fakirin kendisi nerede olursa olsun bize yakın sayılır. İhtiyacını bilemediğimiz de uzak sayılır. Bu konuda en ideal davranış da fakirlere ihtiyaç oranında hisseler ayırmak ve her kesime bir miktar vermek olmalıdır. Yurt içini de yurt dışını da ihmal etmek doğru değildir.

Çetinoğlu: Vergi ve zekât münâsebeti hakkında neler söylemek istersiniz?

Akgül: Vergi devlete, zekât da fakire verilecektir. Birini veriyorum diye diğerinden kaçmak doğru değildir. Ancak zekât verecek kişi, şahıslara olan borcunu malından düşeceği gibi devlete olan vergi borcunu da zekât matrahından düşecektir.

Örnek: 100.000 lirası olan zengin 2.500 lira zekât vermesi gerekirken, eğer devlete 10.000 lira vergi borcu varsa onu, 100.000'den düşüp, 90.000'in zekâtı olan 2.250 lira verecektir.

Çetinoğlu: Bir fakire ne kadar zekât verilebilir?

Akgül: Bir fakire en çok 80,18 gram altın, yani nisab miktarı zekât verilebilir. 'Çok verelim de o da zengin  olsun, işini kursun, bir daha zekât alma durumunda kalmasın, vs.' gibi sözleri sorumsuz insanların sözü olarak görüyorum.

Çetinoğlu: Birkaç kişiden zekât alan kişi, nisab miktarına eriştiği içi için zekât vermek mecbûriyetinde olur mu?

Akgül: Hayır olmaz. Dinen zengin sayılıyorsa da henüz üzerinden bir yıl geçmediği için zekât vermesi gerekmiyor.

Biz bir fakire sınırsız zekât vermenin yolunu açarsak herkes akrabasını zengin etmeye kalkar diğer fakirler ilaç, ameliyat, yiyecek, giyecek parası bulamamaya devam edecek demektir. Fakir de kendisine verilen zekât nisaba ulaşınca fazlasını kabul etmemelidir.

Biz fakire nisab miktarı veririz, o gider ihtiyaçlarını alarak harcama yaparsa biz hemen ve yeniden nisab miktarına kadar verebiliriz, o harcadıkça biz yeniden verebiliriz, hatta ev alıp borçlansa ev borcunu zekâtımızla ödeyebiliriz ama eline fazla miktar zekâtı verip de 'git ev al' diyemeyiz. Mesalâ; Katılım Bankası 'al parayı' demiyor, 'malı al ben ödeyeyim' diyor.

Fakirin borcu meşru yoldan meydana gelmiş olmak, içki-kumar borcu olmamak şartıyla, fakire borcu + nisab miktarı zekât verebiliriz. Yukardaki misalle aldığı ev den dolayı 50 bin TL borcu olan fakire 50 bin+80.18 gram altın değeri TL'na kadar zekât verebiliriz, çünkü 50 bin TL onu sıfıra ulaştırır, artı nisab kadar daha, o alabilir biz de verebiliriz.

Fakirin borcu kendisinden izin alınmak şartıyla ödenirse zekâta sayılabilir, çünkü izin alınırsa onun adına ödenmiş olur, izin alınmadan ödenirse, zengin kendi adına ödemiş olacağı için hayır yapılmış olur, zekâta sayılmaz. Bu borç şu ana kadar gerçekleşmiş borç olabileceği gibi bundan sonra gerçekleşecek borç da olabilir. Mesela 'falanca markete olan borcunuzu izin verirseniz ben karşılamak istiyorum' diyebileceğimiz gibi, 'siz falan marketten her ay 500 TL'lik alışveriş yapın, müsaade ederseniz onu ben karşılıyayım' diye ileride olacak borcuna dair de izni alınabilir ve her iki harcamayı da zekâtımıza sayabiliriz. Şekli ne olursa olsun, izin alırken 'zekâttan karşılıyacağının' söylenmesi gerekmez.

Çetinoğlu: Zekâtın şartları nelerdir?

Akgül: Zekâtın iki şartı vardır: 1-Niyet. Şöyle ki: ya zekât olarak verilecek malı diğer mallardan ayırırken veya umum malın içinden çıkarıp fakire verirken bu malın zekât olarak verildiğine kalben niyet etmek şarttır. Dil ile zekât olduğunu söylemeye gerek yoktur. Bir mal bir fakire zekâta niyet edilmeksizin verilip de daha sonra zekâta sayılmak istenirse bakılır, eğer verilen şey fakirin elinde duruyorsa zekâta sayılabilir, fakirin elinden çıkmışsa sayılamaz.

Bu cümleden olmak üzere bir kişi dinen zengin olan bir başkasına geri ödenmek üzere ödünç para verse veya vadeli ödenmek üzere mal satsa, borçlu kişi daha sonra fakir düşse, zekâtına saymak üzere o alacağından vazgeçmesi doğru bir davranış olmaz. Çünkü ilk verirken zekâtın şartı olan zekât niyeti ve fakirlik yoktu, şu anda da mal fakirin elinde mevcut değil. Bunun sağlıklı yolu ya borçlunun ödünç bularak borcunu ödeyip, alacaklının da zekât niyetiyle ona tekrar vermesi veya alacaklının yeni bir parayı zekât niyetiyle verip, borçlunun da o parayla borcunu ödemesidir. Bu alıp vermeyi gereksiz görenler varsa da ben o görüşe iştirak etmiyor sağlıklı yolun, târif ettiğimiz yol olduğuna inanıyorum.

Noterde tanzim edilmiş vekâletlerde 'almaya-satmaya, vergi yatırmaya vs.' dese de 'ahz-u kabza* yetkilidir' demese vekil, müvekkil adına tahsilât yapamaz. Biz 'zekâtı zekât niyetiyle vermiş olma şartı'nı nasıl yok sayarız!

2-Temlik. Şöyle ki: zekât olarak verilen malın fakirin mülkiyetine, tasarrufuna geçirilmesi demektir. Evi kirasız vermek veya yemek yedirmek gibi, bir malın fakirin istifâdesine sunulmasıyla zekât verilmiş olmaz.

Zekât olarak verilen malın bulûğa ermemiş çocukların, delilerin veli veya vasisine temlik edilmesi kâfidir. (Tecrid-i Sarîh Tercümesi, 5/338)

Taksitle, çekle, senetle, kartla zekât vermek câizdir. Taksitler ödendikçe, çek-senetler paraya dönüşünce zekât verilmiş olur. Çek, senet ve taksitle ödemede zamanın uzamasından dolayı parada değer kaybı olacaksa aradaki fark yine fakire ödenir.

Geçmiş senelere ait zekât borçları varsa ödenmesi gerektiği gibi, fakirin acil veya çok ihtiyacından dolayı gelecek senelerin zekâtının da şimdiden ödenip ileriki senelerde zekâta sayılması câizdir.

Çetinoğlu: Teşekkür ederim Hocam.

 

MUSTAFA AKGÜL

1950 yılında Kayseri'nin Erkilet ilçesinde doğdu. İlk, orta ve yüksek tahsilini Kayseri'de yaptı. Mesleğe İmam-hatip olarak başladı. Kayseri Müftü yardımcılığı ve Keşan Müftülüğü yaptı. 35 yıldır da İstanbul'da vaiz olarak görev yapmaktadır. Yurt içi ve yurt dışında yaklaşık 600 konferans verdi. Mustafa Akgül, dünyada bir ilk olan Din Görevlileri Sendikası'nın kurucuları arasında bulundu. Hâlen kurucusu olduğu DİYANET-SEN'in şeref genel başkanıdır. Türkiye'de bir ilke daha imza atarak camilerde slayt gösterili vaazları başlattı. Yaklaşık 500 televizyon programına yapımcı veya misafir olarak katıldı. Halen TRT 1 'deki 'İyi Fikir'  programının Perşembe konuğudur.

Mustafa Akgül, 5 çocuk babası ve 10 torun dedesidir.

 

*Açıklamalar:

efdal: Daha iyi.

usûl: Ana-baba, onların ana baba ve dedeleri, ebeleri.

fürû: Bir kimsenin soyundan inenler; evlâtlar, torunlar,ve torunlarının torunları.

fıtra / fitre: Ramazan ayı içinde, bayram namazından önce, fakirlere verilmesi icab eden belli miktardaki sadaka, fıtır sadakası.

Ahz-u kabz: Alma yetkisi, tahsil etme yetkisi.

Müellefe-i kulûb / Müellefe-i guluub: Henüz Müslüman olmamış fakat kalbi Müslümanlığa meyilli ve Müslüman olmasında Müslümanlar için hayırlara vesile olacağı ümit edilen kişi.

 

RAMAZANLIK SORU VE CEVAPLAR

Hemodiyaliz ve diyaliz uygulamalarında oruç bozulur mu?

Böbrek yetmezliği hastalarına uygulanan diyaliz, periton diyalizi, hemodiyaliz olmak üzere iki çeşittir.

Hastaya herhangi bir sıvı maddesi verilmeden gerçekleştirilen hemodiyalizde oruç bozulmaz. Diğer diyaliz çeşitlerinde ise, vücuda gıda içerikli sıvı verildiği için oruç bozulur (Merğinâni, el-Hidâye, 1,125; Kâsâni, Bedâiü's-sanâi, II, 244).

Yıkanmak orucu bozar mı?

Ağız ve burnundan su girip sindirim cihazına ulaşmadıkça oruçlu kimsenin yıkanması orucuna zarar vermez. Nitekim Hz. Aişe ve Ümmü Seleme validemiz Hz. Peygamber (sav) Efendimizin Ramazanda imsaktan sonra yıkandıklarını haber vermişlerdir (Buhârî, Savm, 25). Bu itibarla, ağız ve burnundan su kaçırmamak şartıyla oruçlu kişi yıkanabilir (Fetâvây-ı Hindiyye, II, 199).

Saç bakımı ve saç boyama orucu bozar mı?

Oruç, bir şey yemek, içmek ve cinsî ilişkide bulunmaktan dolayı bozulur. Saç boyamak ve saç bakımı bunların kapsamında olmadığından orucu bozmaz.

Birden fazla orcu keffaret gerektirecek şekilde bozan kimse bu oruçların her biri için ayrı ayrı keffaret öder mi?

Ramazan orucunun kasten bozulması ve keffaretinin ödenmesinden sonra aynı şekilde başka bir oruç bozulduğunda onun için de yeni bir keffaret gerekir. Ancak, farklı Ramazan aylarında da olsa henüz ödemediği birden fazla keffaret borcu bulunan kimsenin hepsi için bir keffaret ödemesi (peş peşe iki kameri ay veya altmış gün oruç tutması) yeterli olur. Ayrıca bozduğu her orucu kaza etmesi icap eder.

Denize girmekle oruç bozulur mu?

Ağız ve burundan su kaçırmamak kaydıyla denize girmekle oruç bozulmaz. Fakat denize giren kimse, yüzme esnasında gelen dalgalar karşısında veya başka bir şekilde su yutabilir ki bu ihtimal çok yüksektir. Bu itibarla oruçlu iken denize girmekten kaçınmalıdır.

 

 

(BİTTİ)

 

 

 

17 Haziran 2018

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi ocetinoglu1@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.