GÜNÜN SÖZÜ

Yalnız ölünün yüzünde mana yoktur.//Sait Faik Abasıyanık

20 Eylül 2018 20:30 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

GÜNCEL YAZARLAR

Özcan PEHLİVANOĞLU

Doğaya Yani Üretime Dönün!...

Muhsin BOZKURT

Bireysel Haklar (1)...

Fikret Karatepe

Gel...

Mustafa KÜPÇÜ

Fix’in Tuzağı!...

Prof.Dr. Hacı DURAN

Ahlak Hayatın Sanatıdır...

Mualla Yasdıman

Günçiçek/zaman (5)...

Akademisyen Karaçay Ahıskalı

Yağmacı Demokrasi...

Eğitimci, Şair ve Yazar Osman Oktay

Din Görevlilerinin Genel Kültür, Din ve Siyas...

Prf. Dr. Ahmet M. Gökçen

Faiz Tartışmaları...

Nesim YALVARICI

Vatan Elden Gidince!...

Mehmet Oğuzhan ALTUN

Putin ve Yeni Rus Oligarşisi...

Doç. Dr. Taner TATAR

Gibi...

Yrd. Doç. Dr. Banu GÜRER

Din ve Dünya (2)...

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » Ruhittin SÖNMEZ » Rusya ile ABD Arasında

Rusya ile ABD Arasında
Tarih: 13 Nisan 2018 Yazar: Ruhittin SÖNMEZ-Kimya Yüksek Müh. - Avukat Kategori: Güncel

Rusya ile ABD Arasında

 

Uzunca bir süredir Suriye'de, ayı izinin kurt izine karıştığı, karmaşık bir durum var. Türkiye de bundan etkilendi, etkilenmeye de devam ediyor.

Türkiye, Cumhuriyet hükümetlerinin geleneksel dış politikasından farklı bir siyaset izleyince, alışılmış stratejik dostluklar sürdürülemez oldu.

Üstüne ABD'nin PKK/PYD yanında durması eklenince, ABD'den uzaklaşarak, Rusya ve İran'la yakınlaştı.

Erdoğan, Ruhani ve Putin'in birlikte yürüttüğü politikalar Astana Süreci ile olgunlaştı. Amaçları farklı olan ve birbirlerine güveni oldukça zayıf olan bu üç aktör Amerika karşısında bir blok gibi görünüyordu. Ama aslında bu üçlü Amerika'nın alacağa tavra göre kendisini garantiye almak ve yalnızlaşmaktan kurtulmak için, sahada pratik işbirlikleri yapmaya çalışıyordu.

Afrin'e askeri müdahale ile girişimiz Rusya'nın verdiği izin kapsamında ve bize açtığı hava sahası sayesinde olabildi. Afrin'e yaptığımız harekâta, Rusya kendi askerlerini çekerek ve Suriye'yi ikna ederek, destek verdi. Rusya bunları muhtemelen Türkiye'yi Batı blokundan koparmak için yapıyordu.

Amerika ile aramızda esen soğuk rüzgârlar bundan ibaret de değildi. ABD, Reza Zarrab dosyası'nı "Demokles'in kılıcı" gibi Erdoğan ve Türkiye'nin üstünde sallandırılmaya devam ediyordu.

Türkiye (tabii burada Türkiye yerine tek yetkili olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da diyebiliriz) Astana Süreci ile ABD'nin karşı blokunda yer almakla kalmadı, Nükleer Santral işini Rusya'ya verdi. Rusya'dan S-400 füze savunma sisteminin tedariki ile ilgili anlaşma yaptı.

Bütün bunlar devam ederken ABD, İsrail ve İngiltere tarafından, Suriye yönetiminin (Esad rejiminin) kendi vatandaşlarına karşı kimyasal silah kullandığı iddiası gündeme hâkim oldu.

Bu ülkelerin Saddam döneminde Irak'a müdahale için attıkları yalana benzer bir durum olabilirdi. Nitekim Rusya, İran ve Suriye bu iddianın bir yalan olduğunu savunuyor.

Suriye temsilcisi Caferi BM Güvenlik Konseyi'nde, Suriye'nin elinde hiç kimyasal silâh olmadığını ancak Suriye'de çeşitli terör örgütlerinde kimyasal silah olduğunu söyledi. Terör örgütlerinin bu silahları edinmesi hususunda ABD, Katar, Türkiye ve Fransa'yı suçladı.

Türkiye bu olaydan sonra yine taraf değiştirdi. ABD, İsrail, İngiltere blokunun, "Esad kimyasal silah kullandı" iddiasını doğru kabul ederek, Suriye'ye müdahale bahanesine zemin hazırlayanların yanında saf tuttu.

Peki, bu arada ABD'nin PKK/PYD ile ittifak tavrında bir değişiklik oldu mu?

Bildiğimiz kadarıyla hayır.

ABD, Suriye'nin kuzeyinde Irak petrolünü Akdeniz'e taşıyacak bir "Kürt Koridoru" oluşturma projesini iptal etti mi?

Ve yine ABD, İsrail'in güvenliği için, Suriye'de bir Kürt devleti kurdurma emelinden vaz geçti mi?

Yine bildiğimiz kadarıyla hayır.

Öyleyse yalan olma ihtimali çok yüksek bir iddia yüzünden neden bir uçtan diğer uca savruluyoruz?

Böyle ABD ile Rusya arasında gidip gelen ittifak çabaları sürdürülebilir bir başarıyı getirebilir mi?

Bu tür politikalar her iki ülke ile de ilişkilerimizin bozulması sonucunu doğurabilir.

Tecrübeli devlet adamı İsmet İnönü "Büyük devletlerle ilişki kurmak, ayı ile yatağa girmeye benzer!" dermiş.

Türkiye şimdi bir değil en az iki ayı ile yatağa girmiş durumda.

Yara bere almadan bu yataktan nasıl kalkacağız? İşte şimdi bütün mesele bu.

**************************************

Dört Liraya Dolar mı, (D)olmaz mı?

Bizim halkımız ekonominin gidişinin iyi olup olmadığını dolar ve avro kuru üzerinden anlar.

Döviz kuru artmıyorsa alım gücünün arttığını, her türlü ithal veya yerli malı daha ucuza alabildiğini tecrübe ile bilir.

Son günlerde hızlı bir devalüasyon yaşıyoruz. Türk Lirası hem Amerikan Doları (USD) ve hem de EURO karşısında değer kaybediyor.

Her gün kırılan rekorlardan biri de, bu yazının yazıldığı saatlerde kırıldı. 12 Nisan 2018 tarihi itibarıyla dolar/TL kuru 4,15 TL; Euro kuru 5,15 TL oldu.

Oysaki 2018 yılı için öngörülen dolar kuru 3,73 TL, 2020 için öngörülen ise 4,02 TL idi. Şimdiden 2020 yılında ulaşılacağı öngörülen kuru geçtik. Anlaşılan 2023 hedeflerine bu yıl içinde ulaşacağız.(!)

2023'ün büyüme, yatırım vb konularda hedeflerine şimdiden erişebilsek iyi de, kur konusunda tam tersine çok kötü bir durumdur.

Türk Lirası son 7 ayda yaklaşık %22 değer kaybetti. (Eylül 2017'de dolar kuru 3,40 TL idi.)

Bu şu demek diyerek, kişi başı milli gelir yaklaşık 2.000 USD eridi. Türkiye ekonomisi ise şu kadar küçüldü diye anlatsak halkımızın çoğu pek umursamaz.

Fakat hepimizin kesesini ilgilendiren tarafını söyleyelim: Aldığımız ithal mallarının tamamı bu oranda bizim için pahalandı.

Yerli malların içinde ithalat oranı yüzde 70 civarında olduğundan, yerli malların da bu orana yakın miktarda pahalandığını hissedeceğiz.

Tabii geliriniz Dolar veya Euro ile ise bu durum sizi etkilemez.

O zaman Başbakan kadar rahat olabilirsiniz. "Dolar dolsa ne olur, dolmasa ne olur?" diye anlamsız cümlelerle espri yapabilirsiniz?

"Doların artması bizim ekonomimizi etkileyecek bir şey değil" diyen Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi ile zeybek oynayabilirsiniz.

Geliriniz TL ise önünüzde iki seçenek var:

Ya Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "6 sıfırı attık, 1 milyona gittiğimiz tuvalet 1 liraya düştü" sözü ile rahatlayabilirsiniz. (Bu arada halkımızın bilmesinde fayda var, birçok ülkede mesela ABD'de umumi tuvaletler bedavadır.)

Ya da ayağınızı daha kısalan yorganınıza göre uzatır, harcamalarınızı kısarsınız.

Karar sizin.

 

 

13 Nisan 2018

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi rsonmez@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.

Akça Koca Kültür Platformu