GÜNÜN SÖZÜ

"bu dünyadan göçerek türk milletine veda edeceklerinin çocuklarına kendinden sonra yaşayacaklara, son sözü bu olmalıdır: "benim türk milletine, türk cemiyetine, türklüğün istikbaline ait ödevlerim bitmemişti, siz onları tamamlayacaksınız. Siz de sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz. Bu sözler bir ferdin değil, bir türk milleti duygusunun ifadesidir. " bunu, her türk bir parola gibi kendinden sonrakilere mütemadiyen tekrar etmekle son nefesini verecektir. Her türk ferdinin son nefesi, türk milleti'nin nefesinin sönmeyeceğini onun ebedi olduğunu göstermelidir. Yüksek türk, senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.//Celal Bayar

20 Kasım 2018 21:47 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Kültür - Sanat » Oğuz ÇETİNOĞLU » Ben Rüzgârım Sen Ateş Mevlânâ Celâleddin Rûmî

Ben Rüzgârım Sen Ateş Mevlânâ Celâleddin Rûmî
Tarih: 16 Kasım 2017 Yazar: Oğuz ÇETİNOĞLU-Ekonomist, Araştırmacı-Yazar Kategori: Kültür - Sanat

Ben Rüzgârım Sen Ateş Mevlânâ Celâleddin Rûmî

Senail Özkan, Türkiye'mizin önde gelen Mevlana araştırmacılarındandır. Gençlik yıllarında Mevlânâ'yı tanıyan Alman asıllı Prof. Dr. Annemarie Schimmel ise hayatını, Mevlanacı merkeze alarak İslam tasavvufuna adamış ilim insanıdır. Mevlâna'yı en iyi bilenlerden biridir.

Mevlânâ, eserlerini Farsça yazmış olmakla birlikte, Türk asıllı mutasavvıf şâirdir. Nesir yazılarında da şiir akıcılığı vardır. Mevlânâ'ya hayranlığı sebebiyle Farsçayı bütün incelikleriyle öğrenen Bayan Schimmel, üstadın eserlerini Farsça aslından incelemiş, oradaki dil inceliklerini Almancaya naklederek eserini yazmıştır. Eser, Almancayı çok iyi bilen Senail Özkan'ın tercümesiyle Türk okuyuculara sunulmuştur.

Eserin birinci bölümünde Mevlânâ Celâleddin Rûmî'nin biyografisi veriliyor. (s: 9-55)

İkinci bölüm, Mevlânâ'nın şâirliğine tahsis edilmiş. Schimmel Mevlânâ'nın, Farsça yazan sûfî şâirler arasında bu dile en iyi hâkim olduğunu ve onu oynarcasına kullandığını söylüyor. Yazar doruktaki mükemmeliyetin bir başka sebebini de şöyle açıklıyor: 'Mevlânâ eserlerini yazarken ilhamını Kur'an'dan alır.' (s: 56) Türk dostu, İranlı şâir, mutasavvıf ve İslâm âlimi Molla Abdurrahman Câmi (Horasan, 1414-Herat, 1492) ise, Mesnevî'yi, 'Farsça Kur'an' olarak vasıflandırır. Mevlânâ'nın eserlerinde hadis iktibasları da vardır. Kaynaklar böylesine derin ve engin olunca, söz ustasının elinden çıkan eser de tabiîdir ki şiir tadında ve muhteşem olacaktır.

82'den 119. sayfaya kadar olan üçüncü bölümde Mevlânâ Celâleddin Rûmî'nin Allah (cc) ve dünya görüşü anlatılıyor. Mevlânâ'nın rehberi yine Kur'an-ı Kerim'dir. 'Aziz ve Celil olan Allah, herkese işinde bir neş'e ve zevk bahşeder.' (Kur'an, 23/55) Bu satırlarla anlatmaya çalışılan eseri yazan ve tercüme eden, kendilerine bağışlanan neş'e ve zevki, çoğaltarak okuyucuya intikal ettirebiliyorlar.

Dördüncü bölümde Mevlânâ'nın şiirlerinde mısralarında 'insan' anlatılıyor. 'O insan ki, bezm-i ezelde Allah'ın halifesi olarak yaratıldı. Göklerin ve yerin taşıyamadığı hür irâde kendisine emânet edildi.' (Kur'an, 33/78) İnsanoğlu, Kur'an 17/70'te belirtildiği gibi 'şeref ve üstünlükle donatılmıştır.' (s: 120-146)

'Mîrac-Yaratıkların Yükselişi' başlıklı beşinci bölümde; Mevlâna, orucun, hac farizasının ve diğer farz ibâdetlerin insanı yükselteceğini, sembollerle ve şiir diliyle anlatıyor. Bu bölümden bir hikâye:

'Rivâyet ederler ki: Pâdişahın biri, oğlunu hüner sâhibi bir topluluğu teslim etmiş. O tupluluk da pâdişah evlâdına yıldız bilgilerini, falcılığı ve daha başka bilgileri öğretmişti. Çocuk son derece aptal olduğu halde, bu bilgileri tamâmen öğrenip üstad oldu.

Bir gün pâdişah avucuna bir yüzük sakladı ve oğlunu imtihan etti: 'Gel söyle bakayım avucumda ne var?' Çocuk: 'Elindeki yuvarlak, sarı ve içi boş bir şeydir.' Dedi. Pâdişah; 'Alâmetlerini doğru verdin, o halde ne olduğunu bul' deyince çocuk: 'Kalbur olması lâzım' dedi. Pâdişah: 'Aklı hayretler içerisinde bırakan bu kadar alâmeti, bilgi ve tahsil sâyesinde söyledin. Fakat kalburun avuca sığmayacağına nasıl akıl erdiremedin?' dedi.

Özdeyişler de şöyle: 'Korkusuz bir ümit veya ümitsiz bir korku olmaz', 'Ümit kanattır. Kanatlar ne kadar kuvvetli ve sağlam olursa, o kadar yükseklere uçulabilir. Eğer ümit olmazsa insan tembelleşir, kendisinden bir hayır beklenmez.' (s:161-163)

Ve... Mevlânâ'nın ölüm ile alakalı, bilinenden faklı yorumu: 'Hangi tohum yere ekildi de çıkmadı?

Altıncı bölüm, 178-199. sayfaları değerlendiriyor. Başlığı: 'Dua-İbâdet.'  Şu beyit ile başlıyor: 'O kadar çok niyaz ettim ki büsbütün dua oldum: / Beni gören benden bir dua ister.'

Hazret'in dua târifi:

'Köpeğin aklı ve idrâki olmadığı halde, acıkıp ekmeği olmayınca, senin önüne gelip kuyruğunu sallıyor. Yâni; 'bana ekmek ver, benim ekmeğim yok senin var.' Diyor. Sen köpekten de mi aşağısın? O, yerde yatıp 'Eğer isterse bana kendisi ekmek verir' diye düşünmüyor, yalvarıyor. Sen de böyle yap ve Tanrı'dan iste ve dilen ki böyle bir gücün önünde dilencilik etmek çok yerinde olur. Hasis olmayan ve devlet sâhibi bulunan varlıktan iste.'

Ve hüküm: 'Bir şey kesindir: İnsan Allah'a af ve mağfiret için rica ederse bu kabul edilir. Bu fikir, İslâmî dindarlıkta eskiden beri müdafaa edilegelmiştir.'

Bu bölümün mısra-ı bercestesi: 'Dert, Tanrı'yı gizlice çağırmana sebep olduğundan, bütün dünya malından iyidir.'

'Aşkın Tasfiye edici alevi' başlıklı yedinci bölümde aşkın anlatılmasına; 'Aşkı anlatmaya kalkışır da çok söylersem, yüz kıyâmet kopar, gene de söz tamamlanmaz.' Buna rağmen muhteşem târifler var. Onlardan iki misal: ' denizi bir çömlek gibi kaynatır.' / 'Şeytan bile âşık olsa, cebrâil olur, şeytanlığı ölür' (s: 200-238)

Yedinci ve son bölümde; 239 ile 248. sayfalar arasında; 'Müzik ve Semâ - Semâ-ı Semâvî' başlığı altında: Allah'ın, sevgilinin ve aşkın sırrı etrâfında dâimî bir dönüşün simgesi olan Semâ anlatılıyor.

Eser, 'Kısaltmalar' ve 'Bibliyografya' sayfaları ile sona eriyor.

Annemarie Schimmel bu eserinde; Mevlânâ'nın bilinen veya bilindiği zannedilen fikirlerini, yeni mânâ boyutlarıyla idraklere ve gönüllere açıyor. Bu özelliğiyle 'Ben Rüzgârım Sen Ateş' Mevlânâyı anlamak isteyenler için mükemmel bir rehberdir.

ÖTÜKEN NEŞRİYAT A. Ş. İstiklal Caddesi, Ankara Han Nu: 63/3 Beyoğlu 34433 İstanbul Telefon: 0.212- 251 03 50                                                  Belgegeçer: 0.212-251 00 12 e-Posta: otuken@otuken.com.tr www.otuken.com.tr

 

Prof. Dr. ANNEMARİE SCHİMMEL:

7 Nisan 1922 târihinde o dönemde 'Veimer Cumhuriyeti' olarak anılan, günümüzdeki Almanya'da Erfurt şehrinde doğdu. 1941 yılında Berlin Üniversitesi'nde İslâmî Araştırmalar sâhasında doktora yaptı. 1946-1954 yılları arasında Marburg Üniversite'nde, 1954-1959 yılları arasında da Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde Dinler Târihi dersleri verdi. Bonn ve Harvard Üniversitelerinde çalıştı. Çok sayıda milletlerarası armağana lâyık görüldü ve çeşitli ilmî kuruluşlarda başkanlık ve üyelik yaptı. Almanca, İngilizce ve Türkçe olmak üzere 80'den fazla yayına imza attı. Arapça, Farsça, Urduca, Türkçe ve Sindçeden Almancaya ve İngilizceye tercümeler yaptı. Daha çok tasavvuf ve dinler târihi üzerinde çalıştı. 26 Ocak 2003 târihinde Almanya'nn Bonn şehrinde vefat etti.

Türkçeye çevrilmiş kitaplarından bazıları:

*Ruhum Bir Kadındır: İz Yayıncılık, 1999. *Yunus Emre ile Yollarda: Ötüken Neşriyat, 1999. *Dinler Tarihine Giriş: Külliyat Yayınları, 1999. *Tasavvufun Boyutları / İslam Mezhepleri, Tasavvuf ve Tarikatlar: Kırkambar Kitaplığı, 2000. *Sayıların Gizemi: Kabalcı Yayınevi, 2000. *Çağın Mevlana'sı / Muhammed İkbal: Ötüken Neşriyat, 2007. *İslam'ın Mistik Boyutları: Kabalcı Yayınevi, 2001. *Tanrı'nın Yeryüzündeki İşaretleri:  Kabalcı Yayınevi, 2004. *Halifenin Rüyaları / İslâm'da Rüya Tâbirleri: Kabalcı Yayınevi, 2005

 

SENAİL ÖZKAN:

1955 yılında Gümüşhane'de doğdu. 1974 yılında başladığı Hacettepe Üniversitesi Elektronik Mühendisliği bölümünden 1978'de ayrılarak Almanya'ya gitti. 1979-1985 yıllarında Bonn Üniversitesinde Felsefe, Alman Edebiyatı ve Sosyoloji okudu. Almanya'da ticâret ve tercümanlık yaptı. 1998 yılında Türkiye'ye döndü. Hâlen İstanbul'da ikamet etmekte, mütercim ve yazar olarak çalışmalarına devam etmektedir.

Eserleri genel olarak Türk ve Alman felsefesini sentezlemektedir.

Senail Özkan'ın Tamamı Ötüken Neşriyat A.Ş. tarafından yayınlanan eserlerinden bâzıları:

Aşk ve Akıl / Doğu ve Batı: (Felsefe) 2006, Schopenhauer Paradokslar Üzerinde Raks: 2006, Mevlana ve Goethe: (Felsefe) (2006),  Nietzsche Kaplan Sırtında Felsefe: (Felsefe) 2004, Söz Bir Yelpazedir: (Felsefe-Edebiyat) 2010.

Tercümeleri: 1-Annemarie Schimmel'den tercüme: Ben Rüzgârım Sen Ateş: Mevlana Celaleddin Rumi / Büyük Mutasavvıfın Hayatı ve Eseri, 2-Annemarie Schimmel'den Tercüme: Muhammed İkbal / Peygamberane bir şair ve filozof. 3-Annemarie Schimmel'den Tercüme: Yunus Emre İle Yollarda 1999. 4-Annemarie Schimmel'denTercüme: Şark Kedisi: 2009, 5-Johann Wolfgang von Goethe'den Tercüme: Doğu - Batı Divanı: 2009, 6-Joseph von Hammer'den Tercüme: İstanbul ve Boğaziçi 1. Cilt. Türk Tarih Kurumu. Ankara - 2011. 7-Katharina Mommsen'den Tercüme: Goethe ve İslam, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2012.

 

KUŞBAKIŞI:

MUHBİR MEHMET:

Fanatik Ermenilerin yalanlarını destekleyen sözde araştırma kitapları, romanlar ve filmler, hakikatlere dayalı Türk tezlerini anlatan kitaplardan çok daha fazladır. Hemen belirtilmeli ki son yıllarda açığın kapatılması için ciddî gayretler var. Kayseri'de mukim Abdullah Ayata, bu gayretlere dikkat çekici bir romanla katılıyor. 13,5 X 19,5 santim ölçülerinde 291 sayfalık romanı, Mart 2015'te yayımlandı. Aradan geçen 2 yıldan fazla zaman içerisinde, üçüncü, beşinci baskısı yapması gereken eser, taşra imkânsızlığının talihsizliğine mâruz kalmış.

Millî dâvâmızı sâhiplenme hususundaki ilgisizlik, doğrusu affedilebilir bir davranış değildir.

Özet olarak kitap, Moskova'dan gönderilen çete reisleri ve onlar tarafından kandırılmış Ermeni militanlarının yaptıkları soygunları ve kanunsuz işleri, işledikleri cinâyetleri ve büyük suçları anlatıyor. Onlar, sâdece Türklere değil, kendilerini desteklemeyen, Osmanlı'ya baş kaldırmayan Ermenileri de vahşice öldürüyorlar. Bu tarafı ile belgesel özelliği taşıyan roman, konuya ustaca yerleştirilmiş saf ve temiz bir aşk hikâyesi ve tasvirler, tahlillerle çok rahat okunur hâle geliyor. Roman ve filmler için sıkça kullanılan teknik bir tâbirle; 'gerilim' ve 'lirizm', ideal bir karışım hâlinde okuyucuya sunuluyor.

1915 ve sonraki yıllarda Ermenilerin Güneydoğu Anadolu'da yaptıkları mezâlimi ters yüz eden romanlara, 'Ararat' isimli çirkef filme, Osmanlı tokadı gibi cevap teşkil edebilecek bu romanın, mutlaka senaryosunun yazılıp, devlet desteğiyle sinema veya dizi film hâline getirilmesi gerekir.

Gizlenen hakikatlerin içyüzünü aydınlığa kavuşturacak başka bir eserin bulunmasının çok zor olduğu ortamdayız.

Piyasayı işgal eden derinliksiz filmlerin yapımcıları, kendilerine yöneltilen tenkitleri; 'halkımız böyle istiyor, biz onların isteklerine karşılık veriyoruz' diyerek savuşturmaya çalışıyorlar. Onlara buradan sesleniyorum: Sizler asil ve necip milletimize yaraşır, Türk'ün hasletlerini ortaya koyan filmler yaptınız da insanlarımız kabul etmediler mi?

İşte şimdi altın tepsi içerisinde size, 'Muhbir Mehmet' adıyla  muhteşem bir malzeme sunuluyor. Haydi buyurun...

İlgilenecekler için kitabın isteme adresi:

ABDULLAH AYATA: Gevher Nesibe Mahallesi, Seçim Sokağı Nu: 6/10, Kat: 2 Hukuk Plaza. Kocasinan Kayseri. Telefon: 0.505-504 49 13 e-posta: Abdullah ayata@hotmail.com

 

KÜRT SORUNU MU? DEVLETLEŞME SORUNU MU?

Türkiye'nin Kürt problemi, Osmanlı döneminde de vardı. Cumhuriyet döneminde dış desteklerle büyütüldü ve karşı karşıya bulunduğumuz en mühim mesele hâline getirildi.  Meselenin ehemmiyeti, doğrudan doğruya millî varlığımızı tehdit etmesinden kaynaklanıyor. Kırk yıldır devam eden teröre rağmen,  bugüne kadar ülkenin bütün siyâsî kadroları tarafından mutâbık kalınan bir millî politika maalesef üretilemedi. Bunun sebebi, taraflar arasında bir teşhis birliğinin olmaması ve konunun politik çekişme ve suçlama aracı yapılmasıdır.

Teşhis karmaşası sâdece bir zihin bulanıklığı olarak kalmadığı için, dönem dönem birbirini nakzeden politikalar oluşmasına sebebiyet vermiştir.  Bir uçtan diğer uca savrulan politikaların arkasında,  meselenin bir türlü ne olduğuna karar verememe zaafı vardır. Bu da ülkeye büyük insan ve kaynak israfı olarak dönmektedir.

Kitabın yazarı İrfan Sönmez hakikatleri gördüğü için öncelikle kendi teşhisini açık ve net olarak ortaya koymuş, bunun bir devletleşme problemi olduğunu söylemiştir. Çalışmayı önemli hâle getiren de budur.

Problem, Kâzım Karabekir'in Cumhuriyetin ilk yıllarında yazdığı 'Kürt Meselesi' isimli kitabında kökeni ve çözüm yolları ile birlikte ele alınmasına rağmen yazılanlar sayfalarda kalmıştır.

Bugün, Kürt meselesi ile ilgili geniş bir külliyatımız vardır. Bunların çoğu kaynak veya arşiv taraması ile sınırlı kalmış, alandaki gerçekliği yansıtamamıştır. Yazar,  bölgede yaşamakta ve Kürtçe bilmektedir. Birebir şâhit olduğu olaylardan yaptığı nakillerle hem kitaba zenginlik katmış hem de sâhanın nabzını yansıttığı için, yazdıklarının değerini artırmıştır. Yazar neyi savunmuşsa misallerini vermiş ve mukayeseler yoluyla somutlaştırarak gerekçelendirmiş, böylece kendinden önceki çalışmaları tekrarlama hatâsına düşmemiştir. Kürt meselesinin; Quebec, Bask ve Katalonya ile karşılaştırılması ufuk açıcıdır. Okuyucu kitabı okurken sâdece Kürt meselesinin gerçek mâhiyetini anlamakla kalmayacak, dünyadaki diğer etnik çatışmalar hakkında da bilgi edinecektir.

13,5 X 21 santim ölçülerinde, 256 sayfalık kitap, Ekim 2017'de okuyucuya sunuldu. (Tanıtım bülteninden faydalanılmıştır.)

BİLGEOĞUZ YAYINLARI:

Alemdar Mahallesi Molla Fenarî Sokağı Nu: 35/B Cağaloğlu, İstanbul. Telefon: 0.212-527 33 65

Belgegeçer: 0.212-527 33 64  e-posta: bilgi@bilgeoguz.com.tr www.bilgeoguz.com.tr

OSMANLI AYDINLARI VE SOSYAL DARWİNİZM

 

1809-1882 yılları arasında yaşayan İngiliz Biyolog Charles Robert Darwin'in 'Türlerin Menşei' ve 'İnsanın Türeyişi' adlı kitaplarında anlattıkları Müslüman ve Yahudi din adamları ve bâzı ilim adamları tarafından tepkiyle karşılandı ve reddedildi. Komünizm ise tabîi ayıklanma gibi ferdiyetçi ve üstün ırkı temsil eden bir yaklaşımı kabul etmese de Tanrı'yı reddetmiş bir evrimle hemen kucaklaştı. Atila Doğan bu çalışmasında Avrupa'nın Darwinizmle tanışmasından bahsederken, Sosyal Darwinizm'e karşı duranları da değerlendiriyor.

 

KÜRE YAYINLARI:

Vefa Caddesi Nu: 56 Kat: 3 Vefa, Fatih, İstanbul, Telefon: 0.212-529 66 42

Belgegeçer: 0.212-589 15 48 e-posta: bilgi@kureyayinleri.comwww.kureyayinlari.com

 

 

DERKENAR:

 

YAYINEVİ Mİ, 'TÜRKÇE KATİLLERİ' YETİŞTİRME KAMPI MI?

Bir yayınevinin, kendi internet sitesinde yayımladığı tanıtım yazısından:

'Hayatın yorumuna bir şeyler katabileceksek,

Geleceğin yolculuğuna bir şeyler aktarabileceksek,

Nesiller ötesine yararlı bir kültür köprüsü olabileceksek

Medeniyet adımında küçükte olsa bir iz vurabileceksek,

Ne Mutlu bize...'

'Küçük bile (veya dahi) olsa' mânâsındaki 'küçükte' kelimesindeki 'te' takısı, 'de' olarak ayrı yazılır.

Aynı satırda 'adımında' kelimesinin yerine 'meydanına' (veya alanına, sâhasına) kelimelerinin kullanılması daha isâbetli bir tercih olurdu.

'İz' vurulmaz. Bırakılır. Vurulan şey; yumruktur, mühürdür, damgadır... vs.

Yayınevinin sorumluları... Hanımefendiler, Beyefendiler!

Kitap mı yayımlıyorsunuz, Türkçe katliamı mı yapıyorsunuz?

Yayımladığınız kitapların içerisinde de bunun gibi yanlışlar varsa, (ki büyük bir ihtimalle vardır...) sizi örnek alan okuyucular da yaptığınız yanlışları yazılarında tekrarlayacaklardır. Böylece güzel Türkçemizin katilleri çoğalacaktır.

'Hayatın yorumuna bir şeyler katmaya' yeltenmeden önce Türkçemizi öğrenseniz, daha akıllıca hareket etmiş olursunuz.

Ya hiçbir şey yazmayın ve yayımlamayın veya Türkçe öğrenin!

Lütfen!

KISA KISA / KISA KISA...

 

1- OSMANLI ORDUSUNDA BİR NEFER: İbrahim Arıkan, Selman Soydemir, Abdullah Satun. Timaş Yayınları.

2- ARAYAN ADAM 1 ve 2: Reha Oğuz Türkan. Pozitif Yayınları.

3- GUİNNESS REKORLAR KİTABI: Heyet Tarafından Hazırlanmıştır. İnfomag Yayıncılık.

4- İSTANBUL'UN 100 SEYYAHI: Nazmiye Çetinkaya - Nida Nebahat Nalçacı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Kültür A.Ş. Yayını.

5- ÇİN YOLCULUĞU DEFTERLERİ: Roland Barthes. Tercüme: Sema Rifat. Yapı Kredi Yayınları.

 

 

16 Kasım 2017

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi ocetinoglu1@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.

Akça Koca Kültür Platformu