YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » Ruhittin SÖNMEZ » Annem

Annem
Tarih: 28 Kasım 2016 Yazar: Ruhittin SÖNMEZ-Kimya Yüksek Müh. - Avukat Kategori: Güncel

Annem

Sadece 40 yıl süren hayatına talihsiz başlamıştı. Küçücük bir çocukken annesini kaybetmişti. Bir kaza sonucu öldüğü söylenen annesinin nasıl vefat ettiğini babası O'na hiç anlatmamıştı.

Hem fiziken ve hem de ruhen biraz erken gelişmişti. Daha çocuk denilecek bir çağda 13 yaşında bir akraba evliliği yapmıştı. Evlenince soyadı değişmedi. Eşi Mehmet Ziya da daha 18 yaşındaydı.

Kayınpederi medrese mezunu kültürlü, olgun, muhteşem bir insandı. O'nu öz babası gibi bellemişti. Mustafa Hoca, oğlu için ideal eş olacağını sezdiği, küçük Ayşe'yi gelin almak istemiş, gelini olduktan sonra da O'na hayatın anlamını ve Türk-İslam irfanını öğreten bir rehber olmuştu.

Daha çocuk yaştaki bu iki genç birlikte muhteşem bir yuva kurmayı başardılar. Beş yıl sonra ilk çocukları olduktan sonra ilk üçü erkek, sonraki üçü kız olan 6 evlat sahibi oldular.

Ben bu ailenin 3 numaralı evladı oldum. Hayata çok şanslı başladım. Birbirini seven, sayan ve değer veren bu anne baba evlatlarına, kütüphaneler dolusu kitaplarla anlatılamayacak kadar çok ve güzel değeri yaşayarak, göstererek, örnek olarak öğrettiler.

Haramdan uzak bir hayat yaşadılar. Helal lokma yedirmeye, israf etmemeye ve hayatı dostlarıyla ve çevresiyle paylaşmaya özen gösterdiler. Verdiği sözün senetten değerli olduğu insanlardan oldular.

Küçük bir Anadolu kasabasında en seçkin ailelerden biri oldular. Gelirleri şehirli zenginler gibi değildi ama ilçedeki çok kişiye göre fazlaydı. Allah çalışmalarının karşılığında onlara imkânlar lütfetti. Varlıkları ise çevrelerine rahmet vesilesi oldu.

Bilhassa rahmetli annem "başarılı erkeğin arkasındaki kadındı."

Dedem 8 sene askerlik yapmış, savaşlar yaşamış, İngilizlere esir düşmüş, yokluğun ne olduğunu görmüş biriydi. Gelinine nimetin değerini öğretmişti. Annem tabağındaki yemeği mutlaka bitirir, ekmek kırıntılarını toplar ve yerdi.

Mahallemizde çok fakir, yalnız yaşayan ve muhtaç yaşlı kimseler vardı. Bunlar veya herhangi bir tanıdık, kapısı hiç kapanmayan evimize çatkapı girer, evde ne varsa ikram edilir, karnını doyurur çıkardı. Eve gelemeyen fakir ve dul kadınlara annem bizzat kendi eliyle yiyecek ve giyecekler götürürdü.

Zekât ve kurbanda dağıtılacakların bir kısmı eve gelip talep edenlere, bir kısmı da bizzat annem veya biz çocukları tarafından götürülerek verilirdi.

İlçede Pazar Perşembe günleri kurulurdu. Evimize alınan sebze ve meyvelerden bir kısmı annem tarafından evimizin önünden geçen sokakta çocuklara dağıtılırdı. Yıllar sonra mahallemizdeki bir berber "Ayşe Yengemin dağıttığı meyvelerden çok yedim. "Fakirdik, O dağıtırken sokağın üst tarafından gelirken bir meyve alır, biraz sonra alt taraftan gelir yine isterdim. Mutlaka fark ederdi ama 'sen hakkını aldın' demez yine verirdi" diye anlattığında gözleri dolmuştu.

Annem kimsesiz büyümüş ve hayata tutunmuş çocukların hikâyelerini anlatan Kemalettin Tuğcu'nun kitaplarını bana okutturmayı severdi. Bu hikâyeleri hep gözyaşları ile dinlerdi.

Mahallemizde ilk buzdolabı, ilk termosifonlu banyo, ilk tüpgazlı ocak vb bizim evde kullanılmaya başlanmıştı. Birçok komşumuz yaz aylarında bizden buz almaya gelir, bozulacak bazı gıdaları kısa süreliğine buzdolabımıza konurdu.

Dahası bahsettiğim fakir, yaşlı ve yalnız kadınları annem çağırır, onların banyoda (gerekirse kendi elleriyle) yıkanmasını sağlardı.

En öfkeli olduğu zamanlarda bile beddua etmezdi. Mesela bize kızdığında bile "büyük adamlar ol inşallah" gibi sözleri bağırarak söylerdi. "Kötü söylemesem de bağırınca nasıl olsa öfkem geçiyor, niye kalp kırayım ki?" derdi.

Ağzından of kelimesi çıktığında hemen düzeltirdi: "Of demem Allah'ım, derim Yarabbi şükür" diye eklerdi. Bunları O'na dedemin öğrettiğini sanıyorum.

Her Kadir Gecesi evimizde Hocalar ve komşular davet edilir, hatim indirilir, yemekler ikram edilirdi.

Ben lise son sınıfta iken evde annemle birlikte idik. Kurban etlerini parçalarken bir anda şiddetli baş ağrısıyla kendini yatağa attı. Bir anda gelen komşular, 15 dakika içinde gelen doktor çare olamadı. Doktor beyin kanaması olduğunu söyledi. Yarım saat olmadan O'nu kaybettik.

Daha 40 yaşındaydı.

Hani Arif Nihat Asya diyor ya, "Bütün dualarımızda uzun yaşamak isteği var. Eni olmazsa bir ömrün, boyu uzun olmuş ne çıkar" diye.

Annemin ömrünün boyu çok kısa olmuştu. Ama öyle enli bir hayat yaşadı ki... Bıraktığı boşluğu hep hissettik.

"Anne" demek bizim için sadece O demekti. Anne sözünü O'ndan başkasına layık göremedik. Zannettik ki O'ndan başkasına "anne" dersek O'nun sevgisine ihanet etmiş olacaktık.

Sırf bu sebeple bu sözü sonuna kadar hak eden hayatımdaki iki kadına/anneye çok haksızlık ettim. Vefatından sonra babamın evlendiği ikinci kadına, Melahat annemize ve kayınvalidem Fikret Hanımefendiye "anne" diyemedim. Oysa her ikisi de "anne" denilmeyi o kadar çok hak ediyordu ki.. Ama her ikisi de benim ruh halimi o kadar iyi anladılar ki hiç bu hatamı yüzüme vurmadılar.

Üstelik annemin yerini alan Melahat Hanım, rahmetli annemin yukarıda bahsettiğim ve çok nadir insanda görülen özelliklerini yaşatan bir örnek oldu. Çevremizdeki fakir ve yaşlılara aynı annemin yaptığı iyilikleri yapmaya devam ediyor, çevresine rahmet oluyor. Ailemize katılan 7. kardeşimizi bizden ayrı tutmadı. Babamızın vefatından sonra da ailemizi bir arada tutan çimento görevini yürütüyor. Biz yedi kardeşiz ve O'nu çok seviyoruz.

Rahmetli annemi ebediyete uğurlayalı 44 sene olmuş. Hiçbir evladının evlendiğini göremedi. Şimdi gelinleri, damatları, torunları ve torun çocukları var. Hiçbirini dünya gözüyle göremedi. Hasretini sadece 28 Kasımlarda değil, her dem içimizde bir ince sızı olarak hissediyoruz. Annelerinin yaşlı halini görenlere hep imrenerek bakıyorum.

Tesellim Allah'ın bu kadar iyi insanları muhakkak mükâfatlandıracağına olan imanım. İnanıyorum ki O ve babam, diğer sevdikleriyle beraber, Cennettedir.

Gidenlerin "her biri memnun ki yerinden, Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.."

 

 

28 Kasım 2016

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi rsonmez@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.