GÜNÜN SÖZÜ

  • Sanat, toplumsal bir çabadır; toplumdan gelir, topluma döner. Fakat gelenle giden aynı şey değildir.//Atilla İlhan

 

 

22 Ekim 2018 14:16 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Kültür - Sanat » Oğuz ÇETİNOĞLU » Terör ve Bölücülük Üzerine

Terör ve Bölücülük Üzerine
Tarih: 16 Kasım 2016 Yazar: Oğuz ÇETİNOĞLU-Ekonomist, Araştırmacı-Yazar Kategori: Kültür - Sanat

Terör ve Bölücülük Üzerine

Manisa Milletvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ'ın, değişik yayın organlarında yayınlanan makalelerinden oluşan 13,8 X 21 santim ölçülerinde 238 sayfalık eseri, Nisan 2016'da okuyucuya sunuldu.

25. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Ankara Milletvekili Cemil Çiçek, kitaba yazdığı takdim yazısında; Doç. Dr. Selçuk Özdağ'ın, 'gençlik yıllarından itibaren ülkenin derdiyle dertlenmiş bir siyasetçi' olduğunu belirtiyor.

Prof. Dr. Namık Açıkgöz ise Takriz yazısında, gençlik yıllarından arkadaşı olan Selçuk Özdağ için: '12 Eylül çapulcularının hışmına uğrayıp Yusufiye medreselerinde 7 yıl tahsil eylediğini, orada Firavunların zulmüne mâruz kaldığını, üniversitede, hakkında en çok soruşturma açılan akademisyen olduğunu ve üniversiteden uzaklaştırıldığını' yazıyor.

Anadolu'muzda güzel bir deyim vardır: 'Dert ağlatır, aşk söyletir.'

Kitabında yer alan her biri yekdiğerinden berceste makaleler okununca anlaşılıyor ki, Selçuk Özdağ, aşk ölçüsünde sevdiği candan aziz vatanının ve necip milletinin dertleriyle dertlenmiş, ağlamışsa bile gözyaşlarını gönlüne akıtmış, havada kalacağı için sözün uçacağını düşünerek söylemeye fazlaca itibar etmemiş, yazıya dökmüş. Yazdıkları, şikâyetnâme değil. Çünkü şikâyet, âcizlerin işidir. Yine Anadolu'muzun seçkin deyimiyle: 'Şikâyetler mihneti, şükürler nimeti artırır.' Diye düşünmüş olmalı ki, dertlere çareler aramış, akılcı çözümler üretmiş, seçilmiş ve tâyin edilmiş yöneticilerin istifadesine sunmuş. Şüphesiz yetkilerinin elverdiği ölçüde bulduğu çözümleri de uygulamaya koymuştur. Tevazuu sebebiyle meselenin o yönü hakkında tek kelime bile yazmıyor.

Kitapta yer alan makaleler, volkanlaşan vatan sevgisinden dağ eteklerine akan lavlar gibi... Yıllar sonrasında bile sıcaklığını koruyor.

Özdağ'ın yazdıkları; fikrî açıdan yüksek bir târih şuurunu, edebî açıdan ise bediî hazları buket buket, demet demet okuyucuya sunuyor. Dünden bu günlere, bu günden yarınlara mesajlar, müjdeler, tavsiyeler, ikazlar var.

Eserden, vecize değerinde cümleler:

*Mezhebin, aşiretin, etnik kökenin üstünde değerlere sahip olmayanlar birlikteliği gerçekleştiremez. Toplum, ortak değerler etrafında buluşulan bir aygıttır. Farklılıkların yarıştığı, çatıştığı, boğuştuğu yerde birlik olmaz. Siyasete düşen ödevlerden biri de ortak buluşma noktaları ihdas etmek, sosyal kategoriler arasındaki mesâfeyi azaltmaktır. (s: 20)

*Her politikanın eleştirilecek yanları vardır. Ama eleştirmek için bile ilgili konuda bilgi sahibi olmak gerek. Düşünmeyen, yazmayan bu kahredici problem üzerinde ciltler dolusu kitap üretmeyen bir ülkenin aydını, hangi bilgiyle eleştiri yapacak? (s: 34)

*Bir din, yine bir din adına nasıl bu kadar hoyratça, hatta hayvanca tahrip edebilir? İslam dünyası milyonluk ordular tarafından çiğnenseydi din-i Mübin-i İslam bu kadar zarar görmezdi. İnsanlığın kurtuluş reçetesi güya O'na inanan insanlar tarafından bir işkence doktrini hâline getiriliyor. Buna tahammül edebilmek, katlanabilmek mümkün değil. (s: 42)

*Çanakkale, bu milletin iş başa düşünce ölüme vuslat heyecanıyla nasıl koştuğunu göstermiş, vatan toprağı üzerinde hesabı olanların bütün heveslerini kursağında bırakmıştır. Ölüme koşan Mehmetçiğin korkusuz tavrı ve irâdesi karşısında itilaf devletleri bâzı hesaplarından vazgeçmek mecburiyetinde bırakılmıştı. Bir zafer, sâdece savaş meydanında kalmıyor, asırlara etki eden izler bırakabiliyor. Cumhuriyet kurulurken İngilizler ve müttefiklerinin Çanakkale tecrübesi yüzünden çok şeyi yuttuklarını, emellerini ancak maşa olarak kullanarak gerçekleştirmeye çalıştıklarını görüyoruz.

Çükreşli Mehmet oğlu Sabri, Elazizli Muharrem oğlu Bekir, Saray Bosnalı Veli oğlu İsmail, Erzurumlu Osman oğlu Bedrettin, Musullu Abdullah oğlu Hulûsi... bize emânet ettiğiniz vatan, her taşıyla korunacaktır. Sizin çiğnetmediğiniz vatan toprağı kıyamete kadar hiçbir güce çiğnetilmeyecektir. Çanakkale'de mayaladığınız millî ruh kılavuzumuzdur. Ruhlarınız şad olsun. (s: 51-53)

Nevruz'un Kürt bayramı olduğunu zannedenler... 'Nevruz'un Söyledikleri' başlıklı makaleyi okuyunuz. (s: 55,56)

Kürt meselesinin ne olduğunu hâlâ anlayamayan eblehler... 57-59. sayfalar sizin için yazılmış...

*Tarihçinin âdil olmak mecburiyetinde olduğuna inanan yazar; yeri geliyor, iğneyi değil, çuvaldızı kendine batırıyor: 'Problemlerimizin büyümesinin, dağlaşmasının sebebi, kendi gafletimizin eseridir.' (s: 70)

*Yazarın hedef tahtasında HDP var. Zeytin dalı ile ikaz ediyor: 'Son günlerde bâzı çevrelerin Türkiyelileşeceğini umarak destek verdiği HDP'de en küçük bir değişiklik yok. Doğuda başka, batıda başka türlü bir siyâset yürütülüyor. Oysa HDP, ülkenin birliği, bütünlüğü için bir misyon üstlenebilirdi. Yapılan her şeyi küçümseyen, demokratik her düzenlemeyi yetersiz bulan, bugünü 15 yıl öncesinin Türkiye'si ile mukayese etmeye bile yanaşmayan bir partinin hangi Türkiyelileşme çabasından söz edilebilir? HDP, olduğu yere saplanmış bir parti. Sâdece birileri kendi temennilerini, vehimlerini gerçek sanıyor. Ortada Türkiyelileşen bir parti yok, Türkiye'nin bir parçasını Türkiyesizleştirmeye çabalayan bir parti var. (s: 78)

12 Eylül askerî darbesi sebebiyle söylenen acı ve ibretâmiz sözler: 'Bizim kuşak asırlık tecrübeyi birkaç 10 yıla sığdıran bir nesil. Darbeler, işkenceler, zulümler hayatımızın bir parçasıhâline geldi. Biz baharı hapishânede bırakan bir nesiliz. Gençlik diye bir dönemimiz olmadı. Çıktığımızda mevsim çoktan sonbahara ermişti.' (s: 81)

Özdağ'ın eserinde sadece tenkit değil, çözümler de var:

'Türk kelimesi neredeyse ırkçılıkla özdeşleştirildi. Dincilik ve din kisvesi altında sinsi bir milliyetsizleştirme, kimliksizleştirme kampanyası yürütülüyor. İşin ilgi çekici yanı; Türklük, ırkçılıkla özdeşleştirilip bastırılırken, Kürtlüğün neredeyse bir insan hakkı olarak öne çıkarılmakta, kesif bir Kürtleştirme kampanyası yürütülmektedir. Yani Türk milliyetsizleştirilmeğe çalışılırken, Kürtlük sıkı bir kampanya ile uluslaştırılıyor.

....

Ortak hayata inanan, üniter yapıyı kabul eden, tek vatan, tek devlet tek bayrak, tek millete inanan herkesle her şeyi konuşuruz. Ama yerel topluluk -azınlıkçılık- payma peşinde koşanlarla bir adım dahi yürümeyiz.'

103. sayfada yer alan, çözüm süreci ile alakalı tesbitler, çok kişiye verilen ağır bir derstir.

AKP'nin Güneydoğu Anadolu bölgesine münhasır olarak 2014 seçimlerine nazaran bir yıl sonra yapılan seçimde % 55 oranında oy kaybının sebeplerinin tesbitinde de aynı isâbetli değerlendirmeyi görmek mümkün. (s: 107-109) 'Askerî operasyonların yan tedbirlerle desteklenmeli derken de... (s:115-118)

.....

Ve hüküm: 'PKK 3 yıl boyunca ülkeyi oyaladı. Hiçbir zaman barışı düşünmedi'. (s: 119-121)

İsâbetli tesbitlerden Devlet Bahçeli de payını alıyor. (s: 127-129)

HDP ne istiyor? Bilmeyen kaldı mı? Elbette bölünme itiyor. (s: 147-149)

'Türk milleti mi Türkiye milleti mi?' Cevabı: (s. 173-175'te)

'Suriye'de ne işimiz var?' Sorusu da (s: 185-187)'de cevaplandırılıyor.

Selçuk Özdağ, eserine ad olarak koyduğu Terör belasını, uzman dirâyeti ile inceliyor. Candan aziz vatanımızda özlenen barışın da mimarı olma yolunda kararlılıkla ilerliyor. Yolu açık, Allah (cc) yar ve yardımcısı olsun.

Selçuk Özdağ; tesbit, teşhis ve teklifleriyle bir gurup insanımızın idrakine vurulan zincirleri kırmak yolunda önemli bir adım atıyor. Aynı vatanın evlatlarını birbirinden ayıran duvarı; kelimeleri çekiç, kalemini balyoz gibi kullanarak yıkmak için hamle üstüne hamle yapıyor. Her hamlesi ile menhus duvarda bir gedik açıyor. O gediklerden gelen barış müjdesi aydınlıkları gören ve artırmaya çalışanlara, çalışacaklara selam olsun!

BİLGEOĞUZ YAYINLARI:

Alemdar Mahallesi Molla Fenarî Sokağı Nu: 35/B Cağaloğlu, İstanbul. Telefon: 0.212-527 33 65

Belgegeçer: 0.212-527 33 64  e-posta: bilgi@bilgeoguz.com.tr www.bilgeoguz.com.tr

 

Doç. Dr. SELÇUK ÖZDAĞ

7 Ağustos 1958 târihinde, Keskin İlçesi'nin Konur Mahallesi'nde dünyaya geldi. İlk ve orta öğretimini Ankara İncirli İlköğretim Okulu ve Ankara Gazi Lisesi'nde tamamladı. Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Sosyal Bilgiler Bölümü ve Manisa Gençlik ve Spor Akademisi mezunu olan Selçuk Özdağ, Gazi Üniversitesinde yüksek lisans ve doktora eğitimini tamamladı. 2012 Yılında Doçent oldu.

Çalışma hayatına 1987 yılında başlayan Selçuk Özdağ milletvekili seçildiği 2011 yılına kadar çeşitli kurumlarda çalıştı. Gençlik yıllarından itibaren sürekli siyâsetin ve sosyal çalışmaların içerisinde bulunan Doç. Dr. Selçuk Özdağ'ın 1975 yılında genç bir üniversite öğrencisi olarak Manisa Ülkü Ocaklarında başlayan siyâsî faaliyetleri, kuruluşunda etkin rol aldığı Büyük Birlik Partisi (BBP)'nin çeşitli kademelerinde 17 yıl boyunca devam etmiştir. Muhsin Yazıcıoğlu'nun vefatından sonra BBP'den istifa etmiştir.

24-25 ve 26. Dönemde Manisa Milletvekili ve 12 Eylül 2015 târihinde yapılan AK Parti 5. Olağan Kongresinde MKYK Üyesi seçilmiştir. Kongre sonrası yapılan ilk MKYK toplantısında ise AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sivil Toplum ve Halkla İlişkiler Başkanı olarak görevlendirilmiştir. Hâlen bu görevine devam eden Selçuk Özdağ'ın yayınlanmış 5 adet kitabı ve çok sayıda makalesi mevcuttur. Diyânet İşleri Başkanlığı Kur'an Kursu Öğreticiliğinden emekli olan Huriye Özdağ ile evli olan Doç. Dr. Selçuk Özdağ'ın, iki kız evladı vardır.

 

KUŞBAKIŞI:

GÜL BABA:

Türkistan'dan Anadolu'ya gelip Merzifon'a yerleşen Yesevî Dervişi Pîr Baba'nın neslinden olup Isparta'nın Uluborlu İlçesi'ne bağlı İlegüp Köyü'nden Macaristan'a gitmiştir. Gazi'dir, Alp'tir, Alperen'dir.

Alp'in en büyük yardımcısı yâridir. Yârin sevgisiyle düşmanları eritip dağıtır. Bu yâr, Kur'an ve Allah'tır. Gül Baba, Allah ve Kur'an için mücâdele eden adalet ve dürüstlük timsalidir.

12,5 X 19 santim ölçülerinde, 289 sayfalık eserin yazarı: Erdoğan Aslıyüce.

YESEVÎ YAYINCILIK:

Küçük Ayasofya Mahallesi, Küçük Ayasofya Caddesi, Hüseyin Ağa Medresesi Nu: 13. Sultanahmet, Fatih, İstanbul. Telefon: 0.212-63850 12, Belgegeçer: 0.212-63835 47 e-posta: e_asliyuce@yahoo.com

Hz. MUHAMMED'İN İZİNDE:

İslam târih ve medeniyetini İslam târihçilerinin eserlerinden ve onların hikâye ettikleri şekilde kaleme alınmış bir eser. Hz. Muhammed'den Hz. Ebû Bekir'e, Hz. Osman'dan Hz. Ali'ye. Yezid bin Muâviye'den Ömer bin Abdülaziz'e... İslam târihini meydana getiren pek çok şahsiyet, gerçek kimlikleriyle tanıtılıyor. Eric Schroeder'den çeviren Semih Yazıcıoğlu.

13,5 X 21 santim ölçülerinde, 730 sayfalık kitap Eylül 2016'da yayınlandı.

KAPI YAYINLARI:

Ticarethâne Sokağı Nu: 53 Cağaloğlu, İstanbul. Tel: 0 212-511 53 03

e-posta: bilgi@kapiyayınlari.com / www.kapiyayinlari.com

SUR'A ÜFLENENE KADAR:

Türk târihinin ve Türk kültürünün önde gelen sîmaları yüzyıllar geçse bile milletimizin gönül dünyasında yaşamaya devam ediyor. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk'tur. Ölümünün üzerinden yüzyıllar geçmesine rağmen Sarı Saltuk hâlâ Anadolu, Rumeli ve Balkan Türklerinin gönlünde ve hafızasındadır. O, Anadolu ve Rumeli'nin fethi esnasında gazalara katılmış, kahramanlığı ve velayeti ile daha yaşarken efsanevî bir şahsiyet haline gelmiş büyük bir Anadolu Alperen'idir.

Ahmed Yesevî, Hacı Bektâş Veli'den sonra Sarı Saltuk'u Horasan erenlerinden yedi yüz kişi ile O'na imdâda gönderdi. Meşhûr tahta kılıcını Sarı Saltuk'un beline kuşatarak şu nasîhati verdi: 'Saltuk Muhammed'im, Bektaş'ım seni Rûm'a göndersin. Var git. Leh diyârında Makedonya ve Dobruca'da yedi krallık yerde nâm ve sân sâhibi ol.'

Sarı Saltuk ve yanındaki yedi yüz mücâhid, gâzi ve derviş, Anadolu'ya geldiler. Hacı Bektâş Velî, Ahmed Yesevî'nin emrine uyarak Sarı Saltuk'u Dobruca'ya gönderdi. Sarı Saltuk ve arkadaşları Bizans ucunda derviş gâzilerin öncülüğünü yaptılar. Gittikleri yerlerdeki yerli ahâlinin pek çoğu Sarı Saltuk ve arkadaşlarının güzel ahlâkını ve örnek yaşayışını görerek Müslüman oldular.

Bugün Türbesi Baba Dağı'nda olan Sarı Saltuk'un edebiyâtımızda ve inanç dünyamızda da mühim bir yeri vardır.

Çınar Ata'nın yazdığı 12,1 X 19,4 ölçülerinde, 342 sayfalık roman, Haziran 2016'da yayımlandı.

ÖTÜKEN NEŞRİYAT:

İstiklal Caddesi Ankara Han Nu: 65/3 Beyoğlu 34433 İstanbul.  Telefon: 0.212-251 03 50  Belgegeçer: 0.212-251 00 12 www.otuken.com.tr e-posta: otuken@otuken.com.tr

 

KISA KISA... KISA KISA...

1-TEMEL MÜZİK REHBERİ: Joe Fulman'dan çeviren: Ali Berktay. İş Bankası Kültür Yayınları.

2-BİNAZNS - YAPILAR, MEYDANLAR: Editör: AnniePralong'den çeviren: Buket Kitapçı Bayrı. Kitap Yayınları.

3-VE SONRA YOL BİTTİ: Hüseyin Cengiz. Destek Yayınları.

4-İSTANBUL'UN 100 DİVÂNESİ: Nurullah Koltaş. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A. Ş. Yayınları.

5-KONUŞAN TÂRİH: Dâvut Bayraklı. Semerkand Kitap / Mostar Yayınları.

 

 

DERKENAR:

VATAN SEVGİSİ

Vatan, millî değerlerimizin en önemlilerinden biridir. Bin yıldan beri iki devlet ve çok sayıda beylik kurduğumuz Anadolu toprakları, bizim öz vatanımızdır. Vatan sâdece toprak parçası değildir.  Ecdat yâdigârıdır. Sonraki nesillere intikal ettirilmek üzere bırakılan bir emânettir.

Bilinmektedir ki 'Vatan sevgisi imandandır.' Sözünün sahih hadis olup olmadığı, hatta 'sözün mânâsının da sahih olup olmadığı' hususu da tartışmalıdır. Aliyyu'l-Kari (*) 'iman ile vatan sevgisi arasında bir bağlantı bulunmadığını' belirterek rivâyette yer alan 'vatan sevgisinin, sâdece müminlere mahsus bir durum olması hâlinde imandan kabul edilebileceğini' söylemiştir. Elbette imansız bir kişi, vatanını seviyor diye 'iman sâhibi' olarak kabul edilemez.

Tartışmanın neticesi ne olursa olsun, vatan sevgisinin gereksiz ve yanlış olduğu neticesine varılamaz. Kişinin vatanını sevmesi yanlış değildir. Herkes vatanını sevmelidir. Hatta kişinin, vatanını sevmek mecburiyeti vardır. Hem iman sahibi hem de vatanını seven kişi, elbette makbuldür. Peygamberimiz Efendimiz de vatan olarak Mekke'yi seviyordu. Bu sevgisini; Mekke'yi terk etmek mecburiyetinde bırakıldığında ifâde etmişti. Medine'de kaldığı 12 yıl boyunca hep vatanına döneceği günün hasretiyle yaşamış ve sonunda Mekke'yi fethederek vatan sevgisinin varlığını ortaya koymuştur. Bir Müslüman'a yakışan, her konuda olduğu gibi vatan sevgisi mevzuunda da O'nun gibi düşünüp hareket etmektir.

Bu düşünceler; 'müminin asıl vatanı cennettir.' Sözünün doğruluğuna da halel getirmez. Müminlerin vatanını kurtarmak ve korumak için yapacağı mücâdeleler, cenneti kazanmak için yapacağı mücâdelelere engel teşkil etmez. İkisi bir arada pekâla mümkündür ve öyle de olmalıdır.

Yüce Kitabımız, Bakara sûresi 191. âyet'te bunu emretmektedir: "Size karşı savaşanları nerede yakalarsanız öldürün ve sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın.'(**) '...sizi çıkardıkları yer' kelimeleriyle kasdedilen 'vatan'dır. Allah, vatan için savaşmayı, kendilerini yurtlarından çıkarmaya çalışanlara karşı mücâdele etmeyi ve direnmeyi emrediyor.

Türklerde vatan fikri mukaddestir. Öyle olduğu içindir ki târih boyunca hiç vatansız kalmamışlardır. İslamiyet'le şereflendikten sonra şehidlik mertebesine erişmek için, vatan için savaşma isteği ile savaşanların sayısı da artmıştır. Çanakkale Savaşı, Kurtuluş Savaşı bu düşüncelerle kazanılmıştır.

Yine Bakara sûresi 243. âyet'te buyruluyor: 'Görmedin mi o kimseleri ki kendileri binlerce kişi iken ölüm korkusuyla yurtlarından çıktılar! Allah kendilerine 'ölün!' dedi, sonra da onlara yeniden hayat verdi.'(***)

Târih boyunca milletleri, yaşamakta olan vatanlarından çıkarmak isteyen başka milletler olmuştur. Peygamberimiz Hz. Muhammed'de vatanından çıkmak mecburiyetinde bırakıldı. Mücâdele etti, vatanına döndü. Vatanından çıkarılanlara örnek oldu. Türk milleti de Sevgili Peygamberini örnek aldı, vatanından çıkarmak isteyenlerle savaştı; vatanına sâhip çıktı, korudu. Böylece, diğer milletlere örnek oldu.

(*)Aliyyu'l-Kari: Asıl adı Nureddin Ali'dir. Günümüzde Afganistan sınırları içerisinde bulunan Herat şehrinde doğdu. 1605 yılında Mekke'de vefat etti. 100'den fazla eser yazdı. Hadis konusunda yaptığı incelemeler ve yazdığı kitaplarla tanınmıştır.

(**)Hamdi Döndüren: Kur'an-ı Kerîm Türkçe Meâli ve Muhtasar Tefsiri, Çelik Yayınevi, İstanbul 2012, s: 31

(***)Döndüren: age: s: 40

 

 

16 Kasım 2016

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi ocetinoglu1@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.

Akça Koca Kültür Platformu