GÜNÜN SÖZÜ

Paranla şeref kazanma, şerefinle para kazan ki; paran bittiğinde, şerefin de bitmesin. - Nicanor Parra

18 Temmuz 2018 23:27 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Kültür - Sanat » Yrd.Doç.Dr. Süleyman COŞKUNER » Tömbüldekde Arabacığa Binenler El Kaldırsın

Tömbüldekde Arabacığa Binenler El Kaldırsın
Tarih: 03 Mayıs 2016 Yazar: Yrd.Doç.Dr. Süleyman COŞKUNER-Akademisyen Kategori: Kültür - Sanat

Tömbüldekde Arabacığa Binenler El Kaldırsın

Çocukluğumuz olan 60-70'li yıllarda maceralarımız anlatmakla bitmez. İlçemiz Bucak'ın Yörükler  mahallesi ile Çavuşlar mahallesini birbirinden ayıran, Hökez dağının koca boğazının başındaki dağ kuyudan aşağıya doğru inen, Oğuzhan ilk okulunun doğusundaki kart pınarında son bulan müthiş yokuşa, mahalli dilde "tömbüldek" veya "tümbüldek" denirdi.

Bu gün daha modern yol malzemeleriyle bezenmiş olan tümbüldeğin o günlerdeki yapısı doğal taşlı ve topraklı haldeydi. Özellikle aşırı yağmurlarda harap olur Halıcı Memiş (Dembel) dayının evinin önünde kuzey-doğudan, güney batıya doğru kama yarası gibi bir derinlik oluşurdu.

Çocukluğumuzun en önemli aktivitelerinden birisi de tümbüldekde arabacığa binmekti. Şimdiki gibi o zamanlarda da ilçemizde bol miktarda hizar atölyeleri olurdu. Dört veya altı tekerlekli ön iki tekeri sağa sola dönebilen bir dingilden oluşur, arka tekerlekler ise oturma mekanizmasına sabitlenerek kullanıma hazır hale getirilirdi.

Arabacığın yapımı öyle zannedildiği kadar kolay değildi. Özellikle tekerlerinin yapılması, onlara matkapla delik açılması, dingilinin yapılması, arka dingil ile ön dingili birbirine bağlayacak okun, oturma bölgesiyle uyumlaştırılması epeyce emek ve ustalık isteyen bir işti. Tabi hizarı olanlar veya tanıdığı hizar atölyesi olanlar bu konuda daha şanslılardı.

Arabacık yapıldıktan sonra hiç binilmeden ilk yapılması gereken iş, tekerlerinin sadeyağ ile yağlanması olurdu. Tabi ki iyi ve hızlı gitsin diye...

İki dingillilere genellikle tek kişi veya arkasına da bir kişi bindirilirdi. Üç dingilli "tır" sınıfına girenlere ise büyüklüğüne göre üç kişiden 12 kişiye kadar binilirdi. Özellikle üç dingillilere kaptanlık yapanların işi çok zor olurdu. Zira bu arabacıkların gerçek anlamda iş görebilecek fren sistemleri yoktu.

Okun ortasına bir kazık çakılır ve arabacık hızlanınca bu kazığın üst ucundan yukarı çekilerek, alt ucunu yere sürttürerek güya fren yapılırdı. Tahmin edebileceğiniz gibi hızlanan bir arabacığa bu sistemin hiç fayda etmeyeceği kesindi.

İkinci fren sistemi ise, ayakların yere sürtülmesi idi. Tabi hızlanan bir arabacıkta ayakların yere sürtülmesi halinde, aracın durması yerine, ayakkabıların ve de ayakların savaştan çıkmış hale döneceğini tahmin etmek hiç de zor değildir.

Alim Allah hızlanan bir arabacığın önüne gelen her hangi bir cisim veya mahlukun yara almadan kurtulma ihtimali hiç yoktu. Hiçbir arabacık ve yolcularının imam hatip lisesinin arkasına kadar sağ salim gidebildiğini hatırlamıyorum. Tömbüldeğin yarı belinde aşırı hızlanan arabacık ye takla atar, ya dingil kırar, ya sağ veya sol bahçelerden birine dalardı.

Yokuşun ilk başlarında zevkli gibi görünen arabacığa binme işi, herkesin çok hoşuna giderdi. Kimse hızlanınca ne olacağını düşünmez, arabacığın istiap haddini zorlayarak, kulağına kuyruğuna herkes binerdi. Bir kısmı da yavaş giderken kaptanın haberi olmadan arabacığa sonradan atlayarak dengeyi bozardı.

Peki, hızlanınca, duvara çarpılan üzüm salkımı gibi,  yolcuların her birisi ayrı bir macera ile yolda şapır şapır dökülürlerdi. Yola dökülenler arkadan gelen arabacığın altında kalır, arkadaki şöför, önde düşene çarpmamak için doğa üstü yeteneklerle manevralar yaparak; ya çarpmayı ya da başarı! ile devrilmeyi seçerdi.

Kazaya belaya uğramadan giden arabacıklar bir süre sonra, olanca bir hıza kavuşur ve yönetilmesi imkânsız bir hal alırdı. Bu süreçte arkada oturanların çoğu korkarak daha da hızlanmadan yaralanmayı göze alarak arabacıktan atlarlardı. Çoğu zaman da yağmurdan kaçarken doluya yakalanırlar; bu defa da arkadan gelen arabacığın altında kalırlar veya onu yoldan çıkararak büyük bir kazaya sebebiyet verirlerdi.

Yarış esnasında dingili kırılarak saf dışı olanlar, aşırı hızlanınca korkup bahçelere dalanlar, yükü ağır olup da yolda dökülenler; başarı ile tümbüldeğin aşağısına inen kaptanların karşısında, savaş kaybetmiş komutan hüznüne bürünürlerdi.

O yıllarda genellikle oyun oynayan çocuklar büyükler tarafından çeşitli yöntemlerle taciz edilirdi. Ama arabacığa binenlerin taciz edildiğine dair hiçbir sözlü ve yazılı belgeye rastlanmadı bu güne kadar...

Elbette sebebi var, arabalar Karavaların üstündeki dağ kuyunun oradan hep birlikte iniş aşağı sefere koyuldukları zaman, bırakın müdahale etmeyi, önüne çıkan bir canlının sağ kurtulma ihtimali, Mohaç meydan muharebesine katılan neferlerin şansı kadardı.

Arabacık serüveni yüzünden yapılamayan okul ödevleri, iştirak edilemeyen ahır, çiftçilik ve ev işlerinin geri kalmasının sonuçlarını burada anlatmaya dilim varmıyor. Bu eylemlerin en önemli sonuçlarından birisi de, öfkelenen baba tarafından eve getirilen arabacığın nacakla yarılarak soba odunu haline getirilmesiydi.

Bu serüvenin olumsuz sonuçları bu kadarla da kalmıyordu. Ayağı dingile sıkışanlar, düşerek kafayı kolu kıranlar, arabacık kazası sonucunda öfkesini kontrol edemeyen sürücü ve muavinlerin meydan muharebeleri sonucu, ortaya çıkan ciddi sağlık problemleri..

Ama her türlü olumsuzluklarına rağmen güzeldi be bizim çocukluğumuz.

Selam sevgi ve dualarımla. Allah'a (cc) emanet olunuz.

 

 

03 Mayıs 2016

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi suleymancoskuner@hotmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.

Akça Koca Kültür Platformu